KİN KALBE KÜF, NEFRET RUHA YÜKTÜR…

Bir cep telefonunuz var. Modeli eskimiş, hafıza kartı dolmuş, çağdaş sitelere, programlara erişemiyorsunuz. Özetle işe yaramaz duruma gelmiş, ne yaparsınız? Yeni ve güncel programları alabilecek bir modele geçme arayışına girer, en uygununu da bulunca yeni telefonunuzu alıp, eski bilgileri yükler, bıraktığınız yerden konuşmaya, kaydetmeye devam edersiniz…

İşte Kâinat ve Tanrının kurduğu düzen de yarattığı insan tamda benzeri bir teknolojiyle tekâmül ediyor olmalı, “bilgilerin devamlılığı ilkesi”… 

Tüm yaratılışın ve bunun bir parçası olan insanın “evrime” dayalı benzer bir düzende ve bu mantığa göre işlemesi akılcı gibi görünüyor. 

Bunun içinde yaşadığımız, yaptığımızın her nefesin kayda geçmesi, bilgilerin kaybolmaması, böylece değişen Dünya düzeninde, ileriye, iyiye, daha yükseğe doğru bir gelişim içinde olması da bu mantığın doğal sonucu… Mevlana’nın: “Taştım, bitki,hayvan, insan oldum.Hiç kötüye dönüşüp,alçaldığım görüldü mü? Bir gün insan olarak ölüp,ışıktan bir varlık,yıldızların üstünde yıldız olup… Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım… sözleri de bu evrim gerçeği tanımlar gibi…

Böyle bir düzende, İlahi Adalet Yasaları ile ana yolu Tanrı belirlemiş… Ancak, bu yapının ardındaki muhteşem aklı, nizam, intizamla yürüyen düzeni görmezden gelemeyiz. Buna “Teknolojik Enerji Evreni” adı verebiliriz… 

Yani enerji hiyerarşisiyle yürüyen ve bunun parçası olan insanoğlu da cep telefonu misali ana santral-Tanrısal Bütünlüğe “şah damarından da yakın” bir bağ ile bağlı, üreten, düşünen bir varlık, “yok olmayan bir enerji”…

Düşüncelerimizin de bizler gibi enerji içerdiğini ilk kez David Hawkins (1927-2012) Bilinç Haritaları ile ve Hertz değerleri ile bilimsel olarak göstermiş. Hawkins’e göre, 250 Hertz üzerinde bir frekans düzeyine ulaşan olumlu duygu, düşüncedeki bilinçlerin, daha düşük frekansta olan hastalıklı, kötülük ve negatif düşüncede ki frekansları dengeleyip, toplumları da etkileyebildiğini ispatladı… Bilinç düzeyi arttıkça, etkisi artıyor, böylece toplumların evrimi ile negatifin dengelenmesinde, diğer yüksek bilinçlerin etkisi olduğu iddia edilmekte… 

Yani insanoğlu düşünceleriyle enerji üreten, organik bir “mini jeneratör”.. Bu olumlu düşünce ve davranışların sadece Dünya’ya değil, Kâinatın Bütününe de etkileri olacağı gerçeği söz konusu. Varlık, tekâmülü oranında mükemmele doğru yol alırken, olumlu düşünceleriyle de Allah’ın Düzenine destek oluyor… 

Tanrı’nın, böyle bir varlığı ölümle yok etmesi düşünüle bilinir mi?

Cep telefonu misali; hafıza kartı, ana sisteme kaydedilirken, ölümü sonrası bu bilgi ve edinimler başka bir bedende, farklı ana-babadan doğarak evrime devam ediyor. Matruşka misali, aynı beden içinde çeşitli dönemlere ait bilgi ve kimlikler… Bu anlayışta 2 yönlü kazanç söz konusu olabilir. Bir yandan insanoğlu olumlu titreşim ve enerjisiyle Sisteme katkıda bulunurken, beri yanda da mükemmele ulaşıp, kâmil insan olma yolunda basamakları çıkıyoruz…

Bu arada dünlere ait tüm yaptıklarımız, karmalarımız olarak sonraki yaşamımızın cennet ve cehennemlerini oluşturuyor… Böylece “bilgi devamlılığı ilkesi” iyiye, güzele ve mükemmele doğru gelişirken, kaderimizi de dünlerimiz oluşturuyor. Yani “bizle başlayıp-bizle devam eden, uzun ve engellerle dolu bir tekâmül yolu ki buna da “Ruhun Ölümsüzlüğü” adı verilmekte..

Ancak yaşamda hep pozitif ve olumlu adımlar atmadığımız, olumsuz söz, düşünce ve davranışlarımızın da var olması söz konusu, bunlar ne olacak? 

Yaratıcı buna da teknolojik bir çare bulmuş gibi… Dünyamız çevresinde oluşturduğu bir manyetik filtre alanı; olumlu frekanslara geçirgen, olumsuzlar ise manyetik duvara çarparak bunu üreten kişi veya çevresine geri yansıyor. Bilgisayarları koruyan virüs programları misali… 

Böylece “iyilik yapanın iyilik, kötülüklerinde kötülük bulması” da tamamen bu panelle ilgili… Ama siz inanmayıp, deneyerek bunu sınayabilir, sonuçlarını da kendiniz veya çevrenizde görebilirsiniz!…

Kâinata bu teknolojik gözlerle bakınca da, olumlu düşüncelerin Dünya düzeni ve Tanrısal Bütünlük nezdinde önemi daha da artıyor… 

Belki de insanoğlunun “yaratılış sırrı” tamda bu gerçeklerle ilgili olabilir… 

Tanrı, binlerce yılda Dünyada önce uygun alt yapıyı oluşturmuş, sonrası da; üreten, düşünen özel bir varlık olan insanı kendi özünden yaratmış. Buna da akıl-mantık-şuuru vererek “kâmil insan” olması yolunda kaderini eline vermiş… Yani, evrime ve olumlu davranışlara dayalı bir düzen… Mevlana’nın sözlerinde ki gibi, artık insan “ışıktan varlık olma yolunda” ilerliyor… Bilinçlendikçe sorunlara çözümler üretiyor. Yaşadığımız pandemi gibi… “Ordo ab Cao” yani kaos ve kargaşa sonrası, arınma ve düzen oluşacak… Dualiteni şaşmaz kuralı…

Dünyamız da, bedenli evrim için yaratılmış teknolojik tekâmül platformu.

Varlık; saf, temiz, erdemli, insani değerlerle arındıkça, Tanrı’ya doğru yükselip, Enel-hak, Vahdet-i Vücut yani kâmil ve mükemmel insan yapısına ulaşıyor. Tüm dinler ve ahlaki eğitimlerde, saf-temiz-ahlaklı-olumlu olma isteği de bundan…

Yani “Kin Kalbe Küf, Nefret ise Ruh’a Yük” denilmesi de bu anlayışla alakalı… Olumsuz duygu ve davranışlarımızla önce kendimizi, sonrasında da tüm doğayı, çiçeği, böceği, hayvanı, insanlarını etkiliyor ve bütünün parçası olarak da Tanrısal Düzene de aykırı davranmış oluyoruz…

Tanrı’nın iyilik ve güzelliklerinin düşünce ve davranışlarınızda rehber olması dileğiyle…

Doç. Dr. Ahmet Kurtaran (Şubat 2021)

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s