VAYAGRA

Emine Öğretmen, 3’üncü sınıfı okutuyor. Konu “İlaçlar ve doğru kullanmak.”
Emine Öğretmen soruyor; İçinizde ilaçları tanıyan, bilen var mı?
-Recep el kaldırır. Öğretmenim, ben Aspirini biliyorum. Kanı sulandırıyormuş.
Öğretmen, aferin evladım, der.
-Bülent el kaldırır. Ben Panaljini biliyorum. Baş ağrısına iyi geliyormuş.
Öğretmen, aferin çocuğum, der.
-Burak Bilal heyecanla el kaldırır. Öğretmenim ben vayagra’yı biliyorum, der.
Öğretmen şaşırır fakat çaktırmamak için, “Ne işe yarıyor bu vayagra” demiş?
Burak Bilal; İshal kesmek için kullanılıyormuş öğretmenim, demiş!
Öğretmen, sen bunu nasıl biliyorsun çocuğum, deyince,
Burak Bilal; Akşam annem babama kızıyordu öğretmenim. Aynen şöyle diyordu;
“Hadi iç şu vayagra’yı da bu bok sertleşsin…”

BEHIND EVERY SUCCESSFUL MAN

During a company’s annual family trip to a crocodile farm inThailand… the eccentric Boss dared any of his employees to jump into
the crocodiles infested pond… and swim to the shore.    Anyone who survived the swim will be rewarded with 5 million… but if
killed by the crocs…2 million will be given to the next of kin.
 
 For a long period of time no one dared take up the challenge… Then,suddenly a man jumped in…and swam frantically for his life towards shore pursued by the crocs…and luckily he made it unscathed.  When he managed to recover his breath… the man, who became instant millionaire, shouted asking who pushed him into the pond….. It was his wife who did it.!!!
 
And from that day…that was how the phrase… “Behind every  successful man…there’s a woman”…came about !!!

GÜLEN AT

 

 

 

Kralın bir atı varmış. Bu at sürekli ağlarmış. Atının sorununa çare arayan kral, her yere haber verip “atımın sağlığını geri kazandıranı zengin ederim” demiş. Nice hekimler, baytarlar gelmiş gitmiş ama çaerisiz.. Olayı duyan Nam-ı Kemal hemen kralın yanına gitmiş: – “Ben bu işi hallederim” demiş ve anlaşmışlar Nam-ı Kemal atın yanına gidip kulağına bir şeyler söylemiş. Birden at gülmeye başlamış.

 

Nam-ı Kemal parasını almış ve gitmiş. Aradan 12 ay geçmiş. At gülmekten yemek yiyememeye başlamış. Kral Nam-ı Kemal’i tekrar çağırmış: – “Bu ata ne oldu bilmiyorum ama sıkıldım artık, bunu eski haline getirirsen sana daha çok para veririm” demiş. Nam-ı Kemal atın yanına gitmiş ve kısa sürede geri dönmüş. At ise eski haline dönmüş ve başlamış hüngür hüngür ağlamaya. Kral merak edip sormuş: – “Nasıl birden güldürüp, birden ağlattın be adam?” – “İlk seferde, benimki seninkinden büyük, dedim, gülmeye başladı.” – “Ya ikincisinde ne dedin?” – “Çıkarıp gösterdim.”

 

 

FADİME’DEN TEMEL’E

Fadime yeni aldığı akıllı telefonuyla askerdeki Temel’e duygusal bir ileti göndermiş:
“Sevcilum Temel ; senu pek özledum.. ne yapaysun daa ?..Türkü çığrıyorsan pana sesuni conder, ağlıyorsan cözünin yaşuni, cülüyorsan cülen ağzuni, uyuyorsan cördüğün rüyâni, finduk kıraysan kabuğuni, hamsi yiyorsan kuyruğuni conder..uy cânum penum”
Temel çok duygulanıp yanıtlamış:
“Uy Fadimeciğum; helâdayum, sıçayrum. Saa ne cöndereyum da..?

 

(Adapted from English original below. TS) 

 

 

ROMANTIC TEXT MESSAGE

An elderly couple learned to send text messages on their mobile phones. The wife, a retired college English instructor with emphasis on the Classics, was an unapologetic romantic; her husband, a retired salty Navy chief petty officer of thirty years’ service, was a no-nonsense guy.

One afternoon the wife went to the local Starbuck’s to meet a friend for coffee.  While awaiting her friend’s arrival, she exercised her new skill by sending her husband a romantic text message: “If you are sleeping, send me your dreams.  If you are laughing, send me your smile.  If you are eating, send me a bite.  If you are drinking, send me a sip.  If you are crying, send me your tears. I love you!”

The husband responded:  “I’m in the bathroom takin’ a dump.  Please advise.”

NASIL BURUNCU OLDUM

 
Şûh-u gûzeşte var ki nice nevcivân değer
Geçmiş zamân olur ki hayâli cihan değer 
(Hayâlî)
 
NASIL BURUNCU OLDUM:
Hey yavrum hey…buruncu olmak aklımızdan mı geçerdi…Anlatayım da şu alçak Timur’dan neler çektiğim sizlere de malum olsun.
Bir yandan okul bitmek üzere bir yandan sevdalıyız, lan bari kendi işimizi kuralım da, kızı istettiğimizde babası “işsize kız vermem” demesin diyerekten derin düşüncelere dalmışız ki hoca Nusreddin’in hindisi kaç para. Biz düşünmekteyken, hâliyle, oturduğumuz yerde burnumuzu da karıştırmaktayız.
Nasıl oldu bilinmez, Nazmi hoca şıp diye zuhûr edip, bu garibi parmak burunda gördükte, “Pes bre oğlumı, burun karıştırma gördüm de böylesini hiç görmedim. Dirseğine kadar dalmışsn be oğlum ki oh ne güzel..Gel yiğidim seni bi güzel buruncu yapalım” dedikte,
“Aman hocaam, burunculuk kiiim biz kim. Biz damlardan ayı indirip insanlığa hizmet edecez” diyerekten Nazmi hocamızı hüsrana uğratmış idik.
O zamanlar ise mâlûmunuz; Ankara şehrinin en yaman derdinin kış aylarında ayıların damlara çıkıp tepinmesi olduğunun da bilincindeyiz. Damdan ayı indirme üzerine harika bir iş kurduk ki o kadar olur. Kangal köpeğimizi bir güzel eğittik, dağdan kalın bir sopa kesip elimize aldık, merdiven, ayı kafesi,tüfenk ney de bir tamam hazır.
Derken garibin birinin damına koca bir ayı çıkmasıyla gelip kapımızı çaldı. Biz de “adamdır” deyip bu Timur’u yanımıza alıp, eline de tüfengi verip, ayılı dama geldik.
Güzelce anlattım Timur’a. “Bak oğlum” dedim. “Ben merdivenle dama çıkacam. Ayıyı sopayla aşağı düşürecem. Köpek talimlidir, düşen ayıyı başşaklarından kavradığıylan sürükleyip kafese tıkacak”. Timur salağı, “peki ben tüfenkle n’apıcam ?” diye sormaz mı?
“Elinin körünü yapacan… Biz ayıyı değil de ayı bizi damdan düşürürse n’olacak?..sen de o zaman tüfenkle hemen köpeği vuracan ki bizi şeyimizden kavrayıp..töbe töbee !..”.
Uzatmıyalım, bu Timur alçağı köpeği vuramadı.
Ekte sevenlerimize burnumuzun iki suretini göndermekteyim.
Parmağınız hep burnunuzda olsun.

AMDOLSUN

Balkan kökenlilerin çoğu “H” harfini söyleyemez.  “Hamdi” diyemez, “Amdi” der. “Hüseyin” diyemez, “Üseyin” der.  Ya da “hoş geldin” diyemez, “oş geldin” der v.s. 
Üsküp’ lünün birisinin art arda beş kız çocuğu olmuş.  Adamcağız karısının her doğum yapışında şükreder “Amd’olsun ulu tanrım, bana sağlıklı bir kız çocuğu verdin” dermiş.  Altıncı da kız olunca isyan etmiş,  “Ey tanrım, ‘amdolsun’ diye diye evin içi  am doldu. Bir de erkek çocuk verseydin ne olurdu!”

DONALD AND HILLARY

 

HILLARY

Donald and Hillary Go into A Bakery

Donald and Hillary go into a bakery on the campaign trail.

As soon as they enter the bakery, Hillary steals three pastries and puts them in her pocket.

She says to Donald, “See how clever I am?  The owner didn’t see anything and I don’t even need to lie. I will definitely win the election.”

The Donald says to Hillary, “That’s the typical dishonesty you have displayed throughout your entire life, trickery and deceit.  I am going to show you an honest way to get the same result.”

Donald goes to the owner of the bakery and says, “Give me a pastry and I will show you a magic trick.”

Intrigued, the owner accepts and gives him a pastry.

Trump swallows it and asks for another one. The owner gives him another one.

Then Donald asks for a third pastry and eats that, too.

The owner is starting to wonder where the magic trick is and  asks, “What did you do with the pastries?”

Trump replies, “Look in Hillary’s pocket”…

 DONALD