FADİME’DEN TEMEL’E

Fadime yeni aldığı akıllı telefonuyla askerdeki Temel’e duygusal bir ileti göndermiş:
“Sevcilum Temel ; senu pek özledum.. ne yapaysun daa ?..Türkü çığrıyorsan pana sesuni conder, ağlıyorsan cözünin yaşuni, cülüyorsan cülen ağzuni, uyuyorsan cördüğün rüyâni, finduk kıraysan kabuğuni, hamsi yiyorsan kuyruğuni conder..uy cânum penum”
Temel çok duygulanıp yanıtlamış:
“Uy Fadimeciğum; helâdayum, sıçayrum. Saa ne cöndereyum da..?

 

(Adapted from English original below. TS) 

 

 

ROMANTIC TEXT MESSAGE

An elderly couple learned to send text messages on their mobile phones. The wife, a retired college English instructor with emphasis on the Classics, was an unapologetic romantic; her husband, a retired salty Navy chief petty officer of thirty years’ service, was a no-nonsense guy.

One afternoon the wife went to the local Starbuck’s to meet a friend for coffee.  While awaiting her friend’s arrival, she exercised her new skill by sending her husband a romantic text message: “If you are sleeping, send me your dreams.  If you are laughing, send me your smile.  If you are eating, send me a bite.  If you are drinking, send me a sip.  If you are crying, send me your tears. I love you!”

The husband responded:  “I’m in the bathroom takin’ a dump.  Please advise.”

NASIL BURUNCU OLDUM

 
Şûh-u gûzeşte var ki nice nevcivân değer
Geçmiş zamân olur ki hayâli cihan değer 
(Hayâlî)
 
NASIL BURUNCU OLDUM:
Hey yavrum hey…buruncu olmak aklımızdan mı geçerdi…Anlatayım da şu alçak Timur’dan neler çektiğim sizlere de malum olsun.
Bir yandan okul bitmek üzere bir yandan sevdalıyız, lan bari kendi işimizi kuralım da, kızı istettiğimizde babası “işsize kız vermem” demesin diyerekten derin düşüncelere dalmışız ki hoca Nusreddin’in hindisi kaç para. Biz düşünmekteyken, hâliyle, oturduğumuz yerde burnumuzu da karıştırmaktayız.
Nasıl oldu bilinmez, Nazmi hoca şıp diye zuhûr edip, bu garibi parmak burunda gördükte, “Pes bre oğlumı, burun karıştırma gördüm de böylesini hiç görmedim. Dirseğine kadar dalmışsn be oğlum ki oh ne güzel..Gel yiğidim seni bi güzel buruncu yapalım” dedikte,
“Aman hocaam, burunculuk kiiim biz kim. Biz damlardan ayı indirip insanlığa hizmet edecez” diyerekten Nazmi hocamızı hüsrana uğratmış idik.
O zamanlar ise mâlûmunuz; Ankara şehrinin en yaman derdinin kış aylarında ayıların damlara çıkıp tepinmesi olduğunun da bilincindeyiz. Damdan ayı indirme üzerine harika bir iş kurduk ki o kadar olur. Kangal köpeğimizi bir güzel eğittik, dağdan kalın bir sopa kesip elimize aldık, merdiven, ayı kafesi,tüfenk ney de bir tamam hazır.
Derken garibin birinin damına koca bir ayı çıkmasıyla gelip kapımızı çaldı. Biz de “adamdır” deyip bu Timur’u yanımıza alıp, eline de tüfengi verip, ayılı dama geldik.
Güzelce anlattım Timur’a. “Bak oğlum” dedim. “Ben merdivenle dama çıkacam. Ayıyı sopayla aşağı düşürecem. Köpek talimlidir, düşen ayıyı başşaklarından kavradığıylan sürükleyip kafese tıkacak”. Timur salağı, “peki ben tüfenkle n’apıcam ?” diye sormaz mı?
“Elinin körünü yapacan… Biz ayıyı değil de ayı bizi damdan düşürürse n’olacak?..sen de o zaman tüfenkle hemen köpeği vuracan ki bizi şeyimizden kavrayıp..töbe töbee !..”.
Uzatmıyalım, bu Timur alçağı köpeği vuramadı.
Ekte sevenlerimize burnumuzun iki suretini göndermekteyim.
Parmağınız hep burnunuzda olsun.

AMDOLSUN

Balkan kökenlilerin çoğu “H” harfini söyleyemez.  “Hamdi” diyemez, “Amdi” der. “Hüseyin” diyemez, “Üseyin” der.  Ya da “hoş geldin” diyemez, “oş geldin” der v.s. 
Üsküp’ lünün birisinin art arda beş kız çocuğu olmuş.  Adamcağız karısının her doğum yapışında şükreder “Amd’olsun ulu tanrım, bana sağlıklı bir kız çocuğu verdin” dermiş.  Altıncı da kız olunca isyan etmiş,  “Ey tanrım, ‘amdolsun’ diye diye evin içi  am doldu. Bir de erkek çocuk verseydin ne olurdu!”

DONALD AND HILLARY

 

HILLARY

Donald and Hillary Go into A Bakery

Donald and Hillary go into a bakery on the campaign trail.

As soon as they enter the bakery, Hillary steals three pastries and puts them in her pocket.

She says to Donald, “See how clever I am?  The owner didn’t see anything and I don’t even need to lie. I will definitely win the election.”

The Donald says to Hillary, “That’s the typical dishonesty you have displayed throughout your entire life, trickery and deceit.  I am going to show you an honest way to get the same result.”

Donald goes to the owner of the bakery and says, “Give me a pastry and I will show you a magic trick.”

Intrigued, the owner accepts and gives him a pastry.

Trump swallows it and asks for another one. The owner gives him another one.

Then Donald asks for a third pastry and eats that, too.

The owner is starting to wonder where the magic trick is and  asks, “What did you do with the pastries?”

Trump replies, “Look in Hillary’s pocket”…

 DONALD

ÜTÜLESEYDUN DA

Fadime kızını evermiş, düğünden sonra bir hafta geçmiş ses yok Ula ha punların sesi soluğu çıkmıy, Pen puğun bi dolanacağum demiş; yeni evlilerin kapısını çalmış… Kızı kapıyı açmış ki ne görsün kadın, kızı çırılçıplak:
-Uyyyy ha pu nedur uşağum? Ayuptur da!
Kızı: Aaaa ne kadar geri kafalışın anne, bu aşk elbisesi…
Kadın tobe tobe diye içeri seğirtecek olmuş bakmış damat geliyor:
-Ooo anne hoş geldin?
Kadın yüzünü gözünü nereye kaçıracağını bilmiyor, çünkü damat da anadan uryan..
-Pu ne rezulluk diyecek olmuş,
Damat hemen: ‘Aaaa ne kadar geri kafalışın anne bu aşk elbisesi’ demiş.
Çaresiz Fadime bir koşuda almış soluğu evde.
Almış Fadime’yi bir düşünce.
Acaba demiş, gerçekten ben geri kafalı mıyım?
Sonra yatmış aklına.
Üstünde basında ne varsa soyunup dokunmuş.
Başlamış evde çıplak dolaşmaya.
Akşamüstü kapı çalınmış, Fadime, bakmış ki camdan Temel, saçını başını düzeltmiş, açmış kapıyı.
Fadime’yi bu halde gören Temel’in gözler yerinden fırlamış:
Ula ne dur bu, gafayı mı yedun da?
-Hih demiş Fadime Temele, ‘ne gadar geri gafalusun, ha bu aşk elbisesidur da’
Temel şaşkın cevaplamış:’Ula karu, Ütüleseydun bari da..’

MAMA’S BIBLE


MAMA’S BIBLE

Four brothers left home for college, and they became successful doctors
and lawyers.

One evening, they chatted after having dinner together. They 
discussed the 95th birthday gifts they were able to give their elderly mother who moved
to Florida .

The first said, “You know I had a big house built for Mama.”

The second said, “And I had a large theater built in the house.”

The third said, “And I had my Mercedes dealer deliver an SL600 to her.”

The fourth said, “You know how Mama loved reading the Bible and you know
she can’t read anymore because she can’t see very well. I met this 
preacher who told me about a parrot who could recite the entire Bible. It took
ten preachers almost 8 years to teach him. I had to pledge to contribute
$50,000 a year for five years to the church, but it was worth it 
Mama only has to name the chapter and verse, and the parrot will recite it.”

The other brothers were impressed. After the celebration Mama sent out
her “Thank You” notes.

She wrote: Milton , the house you built is so huge that I live in only one
room, but I have to clean the whole house. Thanks anyway.”

“Marvin, I am too old to travel. I stay home; I have my groceries
delivered, so I never use the Mercedes. The thought was good. Thanks.”

“Michael, you gave me an expensive theater with Dolby sound and it can
hold 50 people, but all of my friends are dead, I’ve lost my hearing, 
and I’m nearly blind. I’ll never use it. Thank you for the gesture just the 
same.”

“Dearest Melvin, you were the only son to have the good sense to give
a little thought to your gift. The chicken was delicious Thank you so much.”

Love, Mama

İKİMİZ DE ÖLDÜK

İKİMİZ DE ÖLDÜK

Doktorun bekleme odasında, son derece hasta oldukları her hallerinden belli üç adam oturuyormuş. . Hastalardan birisi 24 saatin 24’ünde de içen bir alkolikmiş.. İkincisi, sigaraları birbirine ekleyen bir tiryaki.. Üçüncü sevişmeden duramayan azgın bir eşcinsel.. Üçünü de uzun uzun muayene eden doktor, sonuçları açıklamak için adamları odasına çağırmış.
– ‘Haberler kötü’ demiş… ‘Üçünüz de uçurumun kenarındasınız. . Bu alışkanlığınızı derhal bırakmanız gerek..
Sen bir yudum daha içersen, sen bir nefes daha çekersen, sen bir daha bir erkekle ilişkiye girersen bittiniz. Orada kalırsınız. Bakın tane tane tekrar ediyorum.. Aranızdan herhangi biri bu alışkanlığı bir defa, sadece bir defa dahi tekrarlarsa ölecektir.. Hepsi bu kadar..’
Üç kafadar muayenehaneden birlikte çıkmışlar, Yürürlerken bir barın parlak ışıkları yüksek müzik alkoliği kandırmış..
– ‘Bütün doktorlar palavracıdır. Bayılırlar yasaklamaya’ demiş ve dalmış içeriye… Ötekiler de peşinden..
Alkolik bir duble viskiyi kafasına dikmesiyle oraya yığılmış kalmış.. Diğer ikisi dehşet içinde bardan fırlamışlar. .
Karmakarışık duygularla yürürlerken kaldırımda yeni yakılmış, dumanı tüten kocaman bir puro görmüşler..
Tiryaki aniden durmuş.. Derin derin bakmaya başlamış yerdeki puroya.. Eşcinsel tiryakiyi dürtmüş..
– ‘Eğer onu almak için eğilirsen… Bil ki, ikimiz de öldük!’