ADİL KARCI’DAN ADANA AYRANCILARI

 

AYRAN1

ADİL KARCI’DAN ADANA AYRANCILARI

Yazıma konu olan Ayrancı, Ankara’daki Aşağı veya Yukarı Ayrancı değil, basbayağı ayran satan kişi; yani Ayrancı…
Çocukluk yıllarımda ayrancılar vardı Adana’da. Kışın pek ortaklıkta görünmezlerdi ama, yaz aylarında, ilkbahar ve sonbaharda mutlaka görürdük onları. O kadar çoğul yaptığıma bakma, zaten hepsi ya iki ya da üç kişiydi topu topu…
Bizim mahalleye en çok gelen ayrancı Ali’ydi. Emaye bir kovası vardı, sattığı ayran kadar beyaz bir kova…Kovanın üst kenar çevresinde herbirisine bir bardak konacak kadar büyüklükte, tenekeden yapılmış çepeçevre halkalar vardı. Tabii ki halkaların içerisinde de birer bardak… Bu bardaklardan bir tanesi tuz doluydu ve içinde bir kahve kaşığı bulunurdu. Kahve kasığının da en ucuz ve en incesinden tabii ki…
Hatırladığım kadarı ile ayran o zamanlar 5 kuruştu. Yani yarım ekmek parası….“Ali Amca bana bir ayran ver” der demez bir elindeki kovayı diğer elinde tuttuğu tabureye benzer, bir karış yuseklikte, tahtadan yapılmış bir tezgaha oturtur, beyaz önlüğününün iplerini sanki çözülmüşmüş gibi, bir daha bağlar, sonra temiz bir bardak alır, kahve kaşığı ile tuzu içine boşaltır, kaşığı yerine itina ile koyar ve kovanın bir tarafında asılı duran kulplu bir maşrapayı alır, ayran kovasına daldırırdı. Üzerinde birkaç papatya vs. gibi çiçek figürü olan maşrapa da emaye kaplamaydı ve tertemiz görünürdü.

Ali Amca’nın bardakları her zaman kristal gibi parlardı ve hep tertemizdi. Sanırım hepsini kullanıldıktan sonra yol üzerinde şu bulduğu bir yerde yıkardı. Bir kişiye verdiği bardağı
başka bir kişiye verdiği hiç görülmemişti çünkü…

Kovaya daldırdığı maşrapayı önce iyice yukarıya kaldırır, bardak tutan elini de iyice aşağıya indirirdi. Yani maşrapa ile bardak arasında bir kulaç mesafe olurdu. Maşrapadan ayranı, hedefi hiç şaşmayan bir ustalıkla, aşağıda tuttuğu bardağa boşaltırdı önce. Daha sonra maşrapalı elini aşağıya indirir, bardaklı elini yukarıya
kaldırırdı ve bu defa bardaktan maşrapaya dökerdi ayranı.
Ayran bir bardaktan maşrapaya, bir maşrapadan bardağa defalarca dökülürdü ve döküldükçe de hem tuzu iyice erir ve karışır, hem de köpürdükçe köpürürdü. Ayranın köpürtmek de bayağı ustalık isterdi yani.. Eh ayrancı olmak o kadar kolay değildi, yoksa herkes ayrancı olurdu, di mi ya?
Yaz aylarında biraz buz da olurdu kovanın içerisinde ve gerçekten “otuziki dişe kemane çaldıran” bir ayran olurdu. Bugünlerde “tuz” kaçınılması gereken bir madde oldu.
Heyhat! Nerede o günler? Tuzsuz badem, erik mi yenirdi ki? Tuzsuz mısır neye benzerdi ki? Ya bahsettiğim ayran? Tuzsuz ayran mı olurmuş ki? Çok şey değişti çoook!
Güneşin beyinleri delip geçtiği Adana sıcağında buz gibi ayran!!! Hem de 5 kuruşa… Cebinde 10 kuruşu olanlar genellikle “Ali Amca bir daha…” derler ve yine bardak ve maşrapa seremonisini beklerlerdi. Belki de zevkle beklediğimiz ayran değil bu seremoniydi,
kimbilir?
Adana’da pek asfalt falan yoktu o günlerde. Yollarda bir karış toz olurdu ve yalın ayak bastığında kuş tüyü üzerinde yürüyor gibi hissederdin kendini. Yağmur yağdığında, ki genelde sadece kıs aylarında, bu tozlar çamura dönüşürdü. Ne var ki, ne bu tozdan ne de çamurdan hasta olmazdık. Şimdiki apartman çocuklarını düşünüyorum da… Camdan kafalarını uzatsalar, haydi yatağa…. 39 derece ateş!

İşte bu tozlu yolların kenarında ayrancı Ali Amcayı beklerdik. Günün belirli saatlerinde gelirdi mahalleye. Aramızda parası olmayan arkadaşlar da ayran içerlerdi; bazen biz aldığımız ayranın yarısını parası olmayan arkadaşımıza verirdik, ya da Ali Amca ayran alamayanlara; “Gel lan al şunu da sen iç, biryerlerin şişmesin dümbük” der, yarımşar bardak ayran dağıtırdı onlara…
Bu günleri düşünüyorum da…. Ayranlar, güya “sıhhi” oldular, ve üzeri makinelerle kapatılmış plastik bardaklara girdiler… Alamayanlara bedava verecek bir Ali Amca da yok. Zaten ayranlarda köpük de yok… Tat, tuz??? O hiç yok!

ADİL KARCI

AYRAN2