KÖR PİLOTLAR

Yolcular uçağın yanında otobüsten inmiş, bavullarını gösteriyorlar. O sırada uçak şirketinin minibüsü yanlarında durmuş, içinden kaptan pilot ve yardımcı pilot inmişler.
Ancak yolcular inenlerin durumunu görünce fena halde şaşırmışlar. Kaptan pilotun elinde bir beyaz baston, kolunda üç noktalı bant. Yardımcı pilotun elinde bir köpek tasması, tasmanın ucunda bir köpek… Sağa sola çarparak öylece ilerliyorlar uçağa. Günlerden 1 Nisan falan da değil ama “şaka herhalde” demiş yolcular, binip oturmuşlar yerlerine.
Bir süre sonra uçak pistte hızla ilerlemeye başlamış. Yolcuların gözleri camda. Uçak hızlanmış. Yolcular endişelenmeye başlamış. Uçak daha hızlanmış, pistin sonu yaklaşmaya başlamış. Yolcuların gözler faltaşı gibi açılmış, yüreği ağzında. Uçak daha da iyice hızlanmış. Bazı yolcular paniklemeye, dualar etmeye başlamışlar. Uçak artık son hızına da ulaşmış, 100 metre sonra beton pistin bitip çimlerin başladığını gören yolcular dehşet içinde çığlığı basmışlar. Tam o anda da kaptan pilot levyeyi sonuna kadar çekmiş. Pistin bitmesine santimler kala uçak tekerleklerini yerden çekmiş ve havalanmış.
Kaptan pilot Temel, arkasına yaslanıp derin bir nefes almış ve yardımcı pilota dönmüş:
-“Pileyu misun Tursuncuğum, ha pu yolcu milleti bir gün çığlığı geciktirecek, hep birlikte geberip gideceğuz da…”

Ders: Bunca bakar kör yönetici varken, çığlık atmaktan sakın vaz geçmeyin !

HEVES

Madam Hayganuş’un kocası Agop ölmüş.
Hayganuş çok üzgün. Sevgili kocasının mezarının başında oturmuş ağıt yakıyor.
Komşuları, arkadaşları da elleri önlerinde bu dramatik anı saygı içinde sessizce izliyorlar.
Hayganuş’un kocası Agop’a yaktığı ağıt herkesin gözlerini yaşartıyor:
‘‘Ah Agop efendi ah… Sen ne güzel, ne alim adam idin…
Fransızca bilir idin…
İngilizce’yi, Alamanca’yı fevkalade konuşur idin…
Sen edebiyattan, fizikten, kimyadan, riyaziyeden çok iyi anlar idin…
Şiir bilem yazar idin…”
İzleyenler suskunluk içinde bekliyorlar, ama ölçüyü kaçıran Hayganuş’un Agop’a sıraladığı övgüler bir türlü bitmek bilmiyor.
Artık biri dayanamıyor ve patlıyor:
‘‘Yahu Madam Hayganuş, amma da büyüttün ha!.. Agop’u hepimiz tanır idik. Rahmetli hiç de dediğin gibi bir adam değil idi.
Mesela, Fransızca filan bilmez idi. Şiir de yazmaz idi. Az biraz okuması, yazması var idi. Hepisi o kadar…”
Madam Hayganuş, komşusunun bu sözlerini duyunca hemen ağlamasını kesmiş ve başını kaldırarak gururlu bir sesle şöyle yanıt vermiş:
‘‘Olsun… Heves eder idi.”

KİN KALBE KÜF, NEFRET RUHA YÜKTÜR…

Bir cep telefonunuz var. Modeli eskimiş, hafıza kartı dolmuş, çağdaş sitelere, programlara erişemiyorsunuz. Özetle işe yaramaz duruma gelmiş, ne yaparsınız? Yeni ve güncel programları alabilecek bir modele geçme arayışına girer, en uygununu da bulunca yeni telefonunuzu alıp, eski bilgileri yükler, bıraktığınız yerden konuşmaya, kaydetmeye devam edersiniz…

İşte Kâinat ve Tanrının kurduğu düzen de yarattığı insan tamda benzeri bir teknolojiyle tekâmül ediyor olmalı, “bilgilerin devamlılığı ilkesi”… 

Tüm yaratılışın ve bunun bir parçası olan insanın “evrime” dayalı benzer bir düzende ve bu mantığa göre işlemesi akılcı gibi görünüyor. 

Bunun içinde yaşadığımız, yaptığımızın her nefesin kayda geçmesi, bilgilerin kaybolmaması, böylece değişen Dünya düzeninde, ileriye, iyiye, daha yükseğe doğru bir gelişim içinde olması da bu mantığın doğal sonucu… Mevlana’nın: “Taştım, bitki,hayvan, insan oldum.Hiç kötüye dönüşüp,alçaldığım görüldü mü? Bir gün insan olarak ölüp,ışıktan bir varlık,yıldızların üstünde yıldız olup… Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım… sözleri de bu evrim gerçeği tanımlar gibi…

Böyle bir düzende, İlahi Adalet Yasaları ile ana yolu Tanrı belirlemiş… Ancak, bu yapının ardındaki muhteşem aklı, nizam, intizamla yürüyen düzeni görmezden gelemeyiz. Buna “Teknolojik Enerji Evreni” adı verebiliriz… 

Yani enerji hiyerarşisiyle yürüyen ve bunun parçası olan insanoğlu da cep telefonu misali ana santral-Tanrısal Bütünlüğe “şah damarından da yakın” bir bağ ile bağlı, üreten, düşünen bir varlık, “yok olmayan bir enerji”…

Düşüncelerimizin de bizler gibi enerji içerdiğini ilk kez David Hawkins (1927-2012) Bilinç Haritaları ile ve Hertz değerleri ile bilimsel olarak göstermiş. Hawkins’e göre, 250 Hertz üzerinde bir frekans düzeyine ulaşan olumlu duygu, düşüncedeki bilinçlerin, daha düşük frekansta olan hastalıklı, kötülük ve negatif düşüncede ki frekansları dengeleyip, toplumları da etkileyebildiğini ispatladı… Bilinç düzeyi arttıkça, etkisi artıyor, böylece toplumların evrimi ile negatifin dengelenmesinde, diğer yüksek bilinçlerin etkisi olduğu iddia edilmekte… 

Yani insanoğlu düşünceleriyle enerji üreten, organik bir “mini jeneratör”.. Bu olumlu düşünce ve davranışların sadece Dünya’ya değil, Kâinatın Bütününe de etkileri olacağı gerçeği söz konusu. Varlık, tekâmülü oranında mükemmele doğru yol alırken, olumlu düşünceleriyle de Allah’ın Düzenine destek oluyor… 

Tanrı’nın, böyle bir varlığı ölümle yok etmesi düşünüle bilinir mi?

Cep telefonu misali; hafıza kartı, ana sisteme kaydedilirken, ölümü sonrası bu bilgi ve edinimler başka bir bedende, farklı ana-babadan doğarak evrime devam ediyor. Matruşka misali, aynı beden içinde çeşitli dönemlere ait bilgi ve kimlikler… Bu anlayışta 2 yönlü kazanç söz konusu olabilir. Bir yandan insanoğlu olumlu titreşim ve enerjisiyle Sisteme katkıda bulunurken, beri yanda da mükemmele ulaşıp, kâmil insan olma yolunda basamakları çıkıyoruz…

Bu arada dünlere ait tüm yaptıklarımız, karmalarımız olarak sonraki yaşamımızın cennet ve cehennemlerini oluşturuyor… Böylece “bilgi devamlılığı ilkesi” iyiye, güzele ve mükemmele doğru gelişirken, kaderimizi de dünlerimiz oluşturuyor. Yani “bizle başlayıp-bizle devam eden, uzun ve engellerle dolu bir tekâmül yolu ki buna da “Ruhun Ölümsüzlüğü” adı verilmekte..

Ancak yaşamda hep pozitif ve olumlu adımlar atmadığımız, olumsuz söz, düşünce ve davranışlarımızın da var olması söz konusu, bunlar ne olacak? 

Yaratıcı buna da teknolojik bir çare bulmuş gibi… Dünyamız çevresinde oluşturduğu bir manyetik filtre alanı; olumlu frekanslara geçirgen, olumsuzlar ise manyetik duvara çarparak bunu üreten kişi veya çevresine geri yansıyor. Bilgisayarları koruyan virüs programları misali… 

Böylece “iyilik yapanın iyilik, kötülüklerinde kötülük bulması” da tamamen bu panelle ilgili… Ama siz inanmayıp, deneyerek bunu sınayabilir, sonuçlarını da kendiniz veya çevrenizde görebilirsiniz!…

Kâinata bu teknolojik gözlerle bakınca da, olumlu düşüncelerin Dünya düzeni ve Tanrısal Bütünlük nezdinde önemi daha da artıyor… 

Belki de insanoğlunun “yaratılış sırrı” tamda bu gerçeklerle ilgili olabilir… 

Tanrı, binlerce yılda Dünyada önce uygun alt yapıyı oluşturmuş, sonrası da; üreten, düşünen özel bir varlık olan insanı kendi özünden yaratmış. Buna da akıl-mantık-şuuru vererek “kâmil insan” olması yolunda kaderini eline vermiş… Yani, evrime ve olumlu davranışlara dayalı bir düzen… Mevlana’nın sözlerinde ki gibi, artık insan “ışıktan varlık olma yolunda” ilerliyor… Bilinçlendikçe sorunlara çözümler üretiyor. Yaşadığımız pandemi gibi… “Ordo ab Cao” yani kaos ve kargaşa sonrası, arınma ve düzen oluşacak… Dualiteni şaşmaz kuralı…

Dünyamız da, bedenli evrim için yaratılmış teknolojik tekâmül platformu.

Varlık; saf, temiz, erdemli, insani değerlerle arındıkça, Tanrı’ya doğru yükselip, Enel-hak, Vahdet-i Vücut yani kâmil ve mükemmel insan yapısına ulaşıyor. Tüm dinler ve ahlaki eğitimlerde, saf-temiz-ahlaklı-olumlu olma isteği de bundan…

Yani “Kin Kalbe Küf, Nefret ise Ruh’a Yük” denilmesi de bu anlayışla alakalı… Olumsuz duygu ve davranışlarımızla önce kendimizi, sonrasında da tüm doğayı, çiçeği, böceği, hayvanı, insanlarını etkiliyor ve bütünün parçası olarak da Tanrısal Düzene de aykırı davranmış oluyoruz…

Tanrı’nın iyilik ve güzelliklerinin düşünce ve davranışlarınızda rehber olması dileğiyle…

Doç. Dr. Ahmet Kurtaran (Şubat 2021)

JÜPİTER(BERCİS)- SATÜRN (ZÜHAL) KAVUŞMASI (CONJUNCTION)

JÜPİTER(BERCİS)- SATÜRN (ZÜHAL) KAVUŞMASI (CONJUNCTION)

Sevgili yâran:

Yılımızın en uzun gecesi olan 21 Aralık’ta (Gündönümü, “Winter Solstice”) müthiş bir olay daha olacaktır ey yâran, sevabımıza şuracığa yazalım dedik.   “Conjuction” ya da “Konum kavuşması” denilen bu olay neredeyse her 20 yılda bir olur. Nitekim sonuncusu 2000 yılında olmuştu da, güneşe yakınlığı nedeniyle şöyle bir tadını çıkaramamıştık. Bu “kavuşma” olayında iki gezegenimiz, Jüpiter (Bercis) ve Satürn (Zühâl), yörüngelerinde kendi halinde dönerlerken, hop diye dünyamız ile hemen aynı hizaya gelecekler, dış yörüngedeki Zühâl gezegeni Bercis’in arkasına saklanacak, sevgili dünyamızın fânileri ise Bercis ile Zühâl’i sanki tek gezegenmiş gibi gözleyeceklerdir ki vay başımıza.  (Bak Şekil 1)

Şekil 1

Şekil 2 : JUPITER VE SATURN BUGÜN (16 ARALIK) BÖYLELER

Şekil 3 : 20 ARALIKTA BÖYLE OLACAKLAR

Şekil 4 : 21 ARALIKTA BÖYLE OLACAKLAR

Ne yazık ki atalar, “Savuşma savuşmaya, kavuşma kavuşmaya benzemez” diye  bir vecize buyurmamışlar. Keşke buyursalardı.  Jüpiter ve Satürn gezegenlerimiz, kısmet olursa, 21 Aralık’ta (En uzun gecede) 1623 yılından bu yana oluşmuş en görkemli kavuşmayı (“Conjuction”) gerçekleştirecektir. Lâkin hatırlayacaksınız, 1623 yılının kavuşmasını da güneşe yakınlığı yüzünden hiçbirimiz iyi görememiştik. Yine hatırlarsanız, en güzel ve de en yakın kavuşmayı Osmanlı imparatorluğunun kurulmasına 75 yıl kala 1226 tarihinde birlikte görmüştük.  Bu yılın kavuşması daha da bir görkemli olacak ve yeryüzümüzde hayretten ısırılmadık parmak kalmıyacaktır. GÜNEŞ BATTIKTAN SONRA BATI-GÜNEYBATI YÖNÜNE BAKMANIZ YETERLİDİR. Bu kavuşmada Jüpiter ve Satürn birbirine 0.1 derece yaklaşacaktır. Beş kuruşluk parayı baş ve işaret parmağınızda tutup kolunuzu uzatırsanız, paranın eni 0.1 derece kadardır. Ya da kolunuz uzandığında küçük parmağın tırnağının eni 1 dereceye yakındır. (Bunlar astronom akıllarıdır ki sevabıma öğretiyorum.) İnanmayan Şekil 5’e baksın.                  

Şekil 5 : Gökyüzünde uzaklık ölçme kılavuzu

Bence kavuşma sırasında af buyurun, üst üste binen Jüpiter-Satürn çiftini iyi bir dürbün ile hafifçe birbirlerinden ayrık olarak görebilirsiniz ki tadına doyum olmaz. Bu videoyu bir zahmet izleyin. https://vimeo.com/487864777

Bu kavuşmayı hele bir kaçırın… artık ne diyim size bilmem ki , bundan sonraki kavuşma 15 Mart 2080’de olacaktır ki, bence o kadar beklemeye de pek değmez. Çünkü o zamanki kavuşma (“conjunction”) şimdiki gibi 21 Aralık gündönümüne  (“Winter Solstice”) falan denk gelmiyeceğinden, bence o gol hiç sayılmaz.

“ŞEB-İ YELDA (EN UZUN GECE)” başlıklı yazımızi okumak için bir zahmet bağlantıyı tıklayın ki anlayana ne hikmetler vardır. ŞEB-İ YELDÂ (UZUN GECE)

Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir Mübtelâ-yı gâma sor kim geceler kaç saat (Sabit) (Açıklaması : En uzun geceyi gökyüzüyle, yıldızlarla uğraşan ve saattleri ayarlayanlar ne bilsin. Sen gecelerin kaç saat olduğunu dertli aşığa sor.)
Gözleriniz hep yükseklerde olsun. Dr. Timur Sumer