AMASYA FERHAT İLE ŞİRİN VE SEVGİLİLER GÜNü
Yeşilırmak kıyısında bir heykel daha var, onunla ilgili yazıyı sevgililer gününe bıraktım.
Heykelde Ferhat’ın dağları delmesi ve Şirin’in onu hasretle beklemesi konu edilmiş. Ferhat ile Şirin, sadece Türkiye’de değil, Azerbaycan’da, İran’da da anlatılıp, yazıya dökülmüş. Hikâyenin özü şu; Ferhat Şirin’e aşık, şirin Ferhat’a aşık. Şirin’in babası kızını Ferhat’a vermek istemez, bunun için Ferhat’tan dağları delip çok uzaklardan kente su getirmesini ister. Ferhat da dağları dele dele, kayaları oya oya su yolu açmaya başlar ve hedefe de çok yaklaşır. Bunu öğrenen Şirin’in babası kızın dadısını Ferhat’ın yanına gönderir. Dadı, Ferhat’ın yanına gider ve boşuna uğraşma Şirin öldü der. Ferhat, çok üzülür, elindeki gürzü havaya fırlatır, gürz Ferhat’ın kafasına düşer ve Ferhat ölür. Bunu duyan Şirin de kendisini hançerle öldürür.
<image.jpeg>Ferhat ile Şirin
Hikâye, aşkın ne kadar yüce ve güçlü bir duygu olduğu anlatır. Buna benzer Kerem ile Aslı ve Leyle ile Mecnun hikayeleri de var. Kerem, Aslı uğruna kendisini yakar. Mecnun ise çöllerde dolaşıp Leylasını arar.
Mecnun’un hikayesi diğer ikisinden farklıdır. Mecnun âşık olduğu Leyla’yı bulmak için çöllerde dolaşırken bir gün Leyla ile karşılaşır ama sevinmez ve mutlu olmaz. Leyla bunun nedenini sorar. Mecnun cevap verir: “Ben Leyla için çöllere düştüm, hayatımı onu bulmaya adadım. Şimdi seni buldum ama sen içimdeki Leyla değilsin.”
Aslında Mecnun kendi hayal dünyasında mevcut bir güzele aşıktır. Âşık olduğu kızı Leyla sanır ama onun ile karşılaşınca hayalindeki kızın o olmadığını anlar. Bu durum hepimiz için geçerli; çoğu zaman gerçeği değil, kafamızda oluşturduğumuz imgeyi severiz ya da ondan nefret ederiz. Onun için diyorum ki, aman dikkat! İnsanları yanlış tanımayın, hayal kırıklığına uğrarsınız.
En güzel Leyle ve Mecnun hikayesini yazan Fuzuli’ye göre esas aşık kendisidir. Mecnun’un aşkını pek beğenmez; şöyle der:
Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var.
Fuzuli için âlem aşktan ibaretmiş:
İlm kesbiyle pâye-i rif’at
Arzû-yı muhâl imiş ancak
Aşk imiş her ne vâr âlemde
İlm bir kıyl ü kaal imiş ancak
Aşka bu kadar değer veren Fuzuli onu bela ve dert olarak görür ama bu dert yüklü beladan kurtulmak istemez.
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.
Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni”
Aynı Fuzuli bir başka şiirinde insanlara aşktan uzak durmalarını öğütler:
Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.
Tolstoy ise aşka pek de inanmaz. Bu konudaki düşüncelerini Kreutzer isimli kitabında roman kahramanı Pozdnişev’in ağzından anlatır. Roman, trenle seyahat eden insanların kendi aralarındaki konuşmalarla başlar. Vagondaki bir kadının gerçek aşktan söz eder, evliliğin ancak erkek ve kadın arasında böyle bir sevgi var olduğu zaman mümkündür der. Pozdnişev ise kadına hitaben şöyle der: “Siz evlenmenin temelinde aşk olduğunu söylüyorsunuz. Bense, arzu ve tutku dışında aşk diye bir şey yoktur” der. Ve devam eder: “Karıkoca, etrafa tek karılı, tek kocalı gibi görünür ama, aslında iki tarafta poligami yaşar” der. Lafın kısası Pozdnişev’e (Tolstoy’a) göre aşk diye bir şey yoktur.
İnsanların poligami hayatı yaşadığına inanan Pozdniçev, Karacaoğlan’ın şu şiirini duysa, ben size demedim mi diyebilirdi:
Yaz gelip de beş ayları dolunca
Açılmış bahçenin gülleri güzel
Yaktı beni Fadime’nin nazarı
Zülüften ayrılmış telleri güzel
Elif’i dersen de nazlıdır nazlı
Esme’yi dersen de sırf ala gözlü
Söyletme Şerfe’yi bülbül avazlı
Söylüyor Zehra’nın dilleri güzel
Emne’yi der isen incedir ince
Bağdat’ın Mısır’ın gülleri konca
Eşşe’nin kaşı da kalemden ince
Sevmeye Hörü’nün belleri güzel
Döne güzelliğin halka bildirir
Kamer pınardan da kabın doldurur
Eşşeyürüy’şünde beni öldürür
Sevmeli Cennet’in boyları güzel
Karadan da Karac’oğlan karadan
Sürün çirkinleri çıksın aradan
Herkesi sevdiğ’ne vere Yaradan
Sevdiğim Meryem’in benleri güzel
Her gördüğü güzele âşık olan Karacaoğlan, bunun vebalini gönlüne yükler:
Deli gönül, gezer gezer gelirsin,
Arı gibi her çiçekten alırsın,
Nerde güzel görsen, orda kalırsın,
Ben senin derdini çekemem gönül.
Santur mu istersin, saz mı istersin?
Ördek mi istersin, kaz mı istersin?
Tomurcuk memeli kız mı istersin?
Ben senin derdini çekemem gönül.
Çıkıp yücelere bakmak istersin,
Coşkun sular gibi akmak istersin,
Her güzelle yatıp kalkmak istersin,
Ben senin derdini çekemem gönül.
Karacaoğlan der ki, okuyam, yazam
Keleş değilim ki kervanlar bozam.
Giyinsem, kuşansam, bir hoşça gezsem,
Ben senin kahrını çekemem gönül.
Aşık Veysel için güzellik ancak aşığın sevgisi ile değer kazanır ve sevilenin yeri aşığın gönlüdür. Şairi şair yapan da sevgilisine olan aşkıdır.
Güzelliğin on par’etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa
Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı VEYSEL adı
O sana âşık olmasa.
Sevgililer gününde dünyaya gönüller yapmaya gelen Yunus Emre’yi hatırlamamak olmaz:
Ben gelmedim dâvâ için
Benim işim sevi için
Dostum evi gönüllerdir.
Gönüller yapmaya geldim
Ne zaman dost sözcüğünü duysa aklıma ban Veysel’in ömrünün son deminde söylediği şu dörtlük gelir:
Derdim türlü türlü yoktur ilacım,
Hiçbir türlü bulamadım dermanı
Bir dost bulup dem sürmekti amacım
Gam kasavet çevreledi her yanı
Son sözü Yunus söylesin:
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz
Dostlarım, bizler çok şanslıyız; Aşık Veysel gibi dost mahrumu değiliz; birbirini seven canlardan oluşan bir dostluk grubumuz var. Bizi birleştiren de aramızdaki sevgi değil mi?
O halde “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz”. Zaten ömür kısa, ancak sevmeye yeter…
DR. EYÜP SELAHATTİN KARAKAŞ