EYÜP’E SEÇİM ÖĞÜTLERİ

Vatan Partisi Kayseri milletvekili adayı, sınıf arkadaşım Prof Dr. Eyüp Selahattin Karakaş için yazdığım gülmeceli öğütler:

Azizim kardeşim Eyüp:
Milletimizin vekilliğine aday olalı başını kaşıyacak bir adam arıyorsundur bilirim. Kaygılanma, Kayserimiz’e gelebilirsek kaşırım zâtının ser-i kebîrini (koca kafanı). Lâkin bu meşguliyet ve ahvâl-i şerâit içinde dahî önemli görevlerin olduğunu sakın unutmayasın.

1.Evvelâ ve de behemahâl Anıtkabir’i ziyaret etmen gerekiyor. Lâcilerini giy. Sevmezsin bilirim ama ne yazık ki kravat takman da iktizâ edecek.
Güzelce bir çelenk yaptır. Çelengin bir ucundan baş ve şahâdet parmaklarınla tutuyormuş gibi yapıp, oralardan bulduğun bir Mehmetçik’e çelengi Atamız’ın kabrine kadar taşıtacaksın. Sonra da huşû içinde, dîdelerini süzüp ve de ağzını büzerekten, hattâ mümkün ise dîdelerin birkaç damla da yaş akıtaraktan, ayakta bir dakika kadar dikilip, artık içinden Fâtiha mı okursun, “Ha bu diyar” türküsünü mü söylersin bu da senin bileceğin iş.

2. Ardından Anıtkabir defterine yazı karalaman gerekiyor. Bence bu yazıyı akşamdan ezberine al.
Yoksa Tansu Çiller misâli rüsvây olursun.
Yazının içinde mutlaka “izindeyiiiz”, “bıraktığın yerdeen”, “devrimlerinin sadık bekçisiii..” misâli lakırdılar olsun. Bizi ele güne rezil etme.

3. Artık bundan sonra son derece “zeki”, “çevik” ve “dürüst” görünmen gerekiyor. “Zeki” ve “dürüst” kolay; lâkin çevikliği nereden bulacan ? Bir an önce spora hatta yogaya başlaman gerekiyor. Bak demiştim, cıgarayı pipoyu bırakmış olmanın faydasını bir kez daha göreceksin.

4. Oruç işi de çok mühim; mübârek Ramazan ayında ne halt edecen ? Zinhâr ahâlinin, hele hele gazetecilerin önünde, Ramazan ayını idrâk ettiğimiz günlerde çay neyim içme, sakız çiğneme ve dahi hiçbir şey tazakkum etme. Bundan sonra sana rakı da yok.

5. Şimdiden sonra sıklıkla “sen benim kim olduğumu biliyor musun ?” durumları oluşacaktır. Sakın haa..bırak bu lafları bizler söyliyelim.. “….ben E.S.K’ın yakın arkadaşıyım..onu nah şu kadarcıktan tanırım.. elimde büyüdü..” diyerekten ahâliyi korkutup hava atmayı bize bırak.

6. Bundan sonra sana kurban da vâcip oldu.
Adet oldur ki, kurbanlığını seçerken, evine getirirken, hatta kestirirken gazetecileri mutlak çağırmalısın. Kurbanın kanını alnına sürmeyi de sakın ihmâl etmeyesin.

7. Cuma’yı nerede kılacağına bir an önce karar ver, ve basına bildir. İnsanları şaşırtma. Öyle zırt pırt cami değiştirilmez. Ankara dışına çıkarsan başka; gittiğin şehrin en büyük camisinde edâ edeceksin Cuma’yı.

9. Bağlama sazına âşinalığının da ilk kez faydasını göreceksin. En iyisi kendi yonttuğun o yamuk sazı omuzuna asaraktan çık meydanlara. Halkımız pek sever böyle yiğitleri. Lâkin sakın ola milletin huzurunda saz çalıp türkü söylemeye kalkıp da bizleri rezil etmeyesin.

10. Türban konusunda fakirin daha önce yazdıklarımızı da unut. Mümkünse,.. söylemeye dilim varmıyor..zevcen Tülin kardaşımıza da güzel bir türban…yine de sen bilirsin.
Bizde daha ne akıllar var bir bilsen ? Sen iste, sevâbımıza hepsini yazarız. Lâkin şimdilik bunlarla idare et.
Bana olan döner borcunu da bak şimdi hatırladım, Mayıs’da ordayım haberin olsun.
Kadîm dostun,
Fakîr-i pûr taksîr
Timur

 

NASIL BURUNCU OLDUM

 
Şûh-u gûzeşte var ki nice nevcivân değer
Geçmiş zamân olur ki hayâli cihan değer 
(Hayâlî)
 
NASIL BURUNCU OLDUM:
Hey yavrum hey…buruncu olmak aklımızdan mı geçerdi…Anlatayım da şu alçak Timur’dan neler çektiğim sizlere de malum olsun.
Bir yandan okul bitmek üzere bir yandan sevdalıyız, lan bari kendi işimizi kuralım da, kızı istettiğimizde babası “işsize kız vermem” demesin diyerekten derin düşüncelere dalmışız ki hoca Nusreddin’in hindisi kaç para. Biz düşünmekteyken, hâliyle, oturduğumuz yerde burnumuzu da karıştırmaktayız.
Nasıl oldu bilinmez, Nazmi hoca şıp diye zuhûr edip, bu garibi parmak burunda gördükte, “Pes bre oğlumı, burun karıştırma gördüm de böylesini hiç görmedim. Dirseğine kadar dalmışsn be oğlum ki oh ne güzel..Gel yiğidim seni bi güzel buruncu yapalım” dedikte,
“Aman hocaam, burunculuk kiiim biz kim. Biz damlardan ayı indirip insanlığa hizmet edecez” diyerekten Nazmi hocamızı hüsrana uğratmış idik.
O zamanlar ise mâlûmunuz; Ankara şehrinin en yaman derdinin kış aylarında ayıların damlara çıkıp tepinmesi olduğunun da bilincindeyiz. Damdan ayı indirme üzerine harika bir iş kurduk ki o kadar olur. Kangal köpeğimizi bir güzel eğittik, dağdan kalın bir sopa kesip elimize aldık, merdiven, ayı kafesi,tüfenk ney de bir tamam hazır.
Derken garibin birinin damına koca bir ayı çıkmasıyla gelip kapımızı çaldı. Biz de “adamdır” deyip bu Timur’u yanımıza alıp, eline de tüfengi verip, ayılı dama geldik.
Güzelce anlattım Timur’a. “Bak oğlum” dedim. “Ben merdivenle dama çıkacam. Ayıyı sopayla aşağı düşürecem. Köpek talimlidir, düşen ayıyı başşaklarından kavradığıylan sürükleyip kafese tıkacak”. Timur salağı, “peki ben tüfenkle n’apıcam ?” diye sormaz mı?
“Elinin körünü yapacan… Biz ayıyı değil de ayı bizi damdan düşürürse n’olacak?..sen de o zaman tüfenkle hemen köpeği vuracan ki bizi şeyimizden kavrayıp..töbe töbee !..”.
Uzatmıyalım, bu Timur alçağı köpeği vuramadı.
Ekte sevenlerimize burnumuzun iki suretini göndermekteyim.
Parmağınız hep burnunuzda olsun.

UĞUR’LU POLİTİKACI

Sevgili yâran:
Uğur Cilasun kardaşıma’a akıllar verdiğimiz eski bir yazıyı mahzende buldum. Kendimizi beğenmiş gibi olmasın, pek hoşuma geldi.
Bu yazının tarihini bulamadım. Tahmin edeniniz var mı ? TS
 
Azizim Uğur:
SHP genel başkanlığına seçileli başını kaşıyacak bir adam arıyorsundur bilirim. Kaygılanma, bahara Türkiyemiz’e gelebilirsek kaşırım zâtının ser-i kebîrini (koca kafanı). Lâkin bu meşguliyet ve ahvâl-i şerâit içinde dahî önemli görevlerin olduğunu sakın unutmayasın.
1.Evvelâ ve de behemahâl Anıtkabir’i ziyaret etmen gerekiyor. Lâcilerini giy. Sevmezsin bilirim ama ne yazık ki kravat takman da iktizâ edecek. 
Güzelce bir çelenk yaptır. Çelengin bir ucundan baş ve şahâdet parmaklarınla tutuyormuş gibi yapıp, oralardan bulduğun bir Mehmetçik’e çelengi Atamız’ın kabrine kadar taşıtacaksın. Sonra da huşû içinde, dîdelerini süzüp ve de ağzını büzerekten, hattâ mümkün ise dîdelerin birkaç damla da yaş akıtaraktan,  ayakta bir dakika kadar dikilip, artık içinden Fâtiha mı okursun, “Ha bu diyar” türküsünü mü söylersin bu da senin bileceğin iş.
2. Ardından Anıtkabir defterine yazı karalaman gerekiyor. Bence bu yazıyı akşamdan ezberine al.
Yoksa Tansu Çiller misâli rüsvây olursun. 
Yazının içinde mutlaka “izindeyiz”, “bıraktığın yerden”, “devrimlerinin sadık bekçisi” misâli lakırdılar olsun. Bizi ele güne rezil etme. 
3. Artık bundan sonra son derece “zeki”, “çevik” ve “dürüst” görünmen gerekiyor.  “Zeki” ve “dürüst” kolay; lâkin çevikliği nereden bulacan ?  Bir an önce spora hatta yogaya başlaman gerekiyor. Bak demiştim, cıgarayı bırakmış olmanın faydasını bir kez daha göreceksin.
4. Oruç işi de çok mühim; mübârek Ramazan ayında ne halt edecen ?  Zinhâr ahâlinin, hele hele gazetecilerin önünde, Ramazan ayını idrâk ettiğimiz günlerde çay neyim içme, sakız çiğneme ve dahi hiçbir şey tazakkum etme. Bundan sonra sana rakı da yok.
5. Şimdiden sonra sıklıkla “sen benim kim olduğumu biliyor musun ?” durumları oluşacaktır. Sakın haa..bırak bu lafları bizler söyliyelim.. “….ben U.C.’un yakın arkadaşıyım..onu nah şu kadarcıktan tanırım.. elimde büyüdü..” diyerekten ahâliyi korkutup hava atmayı bize bırak.
6. Bundan sonra sana kurban da vâcip oldu.
Adet oldur ki, kurbanlığını seçerken, evine getirirken, hatta kestirirken gazetecileri mutlak çağırmalısın. Kurbanın kanını alnına sürmeyi de sakın ihmâl etmeyesin.
7. Cuma’yı nerede kılacağına bir an önce karar ver, ve basına bildir. İnsanları şaşırtma. Öyle zırt pırt cami değiştirilmez. Ankara dışına çıkarsan başka; gittiğin şehrin en büyük camisinde edâ edeceksin Cuma’yı.
8. Türban konusunda fakirin daha önce yazdıklarımızı da unut. Mümkünse,.. söylemeye dilim varmıyor..Eser kardaşımıza güzel bir türban…yine de sen bilirsin.
Bizde daha ne akıllar var bir bilsen ? Sen iste, sevâbımıza hepsini yazarız. Lâkin şimdilik bunlarla idare et. 
Bana olan Ankara döneri borcunu da bak şimdi hatırladım, Mayıs’da ordayım haberin olsun.
Kadîm dostun,
Fakîr-i pûr taksîr
Timur

BURÇ IŞIKLARI VE ULUĞ BEY

BURÇ IŞIKLARI VE ULUĞ BEY
“Karac’oğlan eydür dost bizim iller
Biter menevşesi dermeli güller
Dinledim hep bizi söyleşir eller
Benim düşmediğim diller mi kaldı” 

Köyün birine bir gün uzun boylu bir adam gelmiş. Köylüler etrafına toplaşmışlar. Uzun adam, “Eyy köylü milletiii !..” demiş “Ben sizin peygamberinizim..!”
“Hâşa” demiş köylüler, inanmıyoruz sana, sen peygamber falan değilsin.”
Adam karşıdaki duvarı göstermiş, “Şu duvarı konuşturursam inanır mısınız peygamber olduğuma ?”
“İnanırız demiş” köylüler. “Hele bir duvar konuşsun, senin peygamber olduğuna inanırız”
“Eyy duvaar !” demiş adam. “Konuus !!.. Konuş ve benim peygamber olduğumu şöyle bu köylü milletine ! ”
Duvar ossaat dile gelmiş, “Eyy köylü milletiii ! Bu adama sakin inanmayın..o peygamber değildiir..sahtekârin biridiir ! ”

“Karac’oğlan der ki vücudum yandı
Asilzade aslı, hûridir kendi
Sandım ki gökten bir melek indi
Kolların boynuma sardığı zaman”

Sonbahar ılımı (Equinox) bu yıl İstanbul’umuzda 22 Eylül’de saat 17:21’de idrak edilecektir, ilgilenmiyenlere duyurulur.
Sabah namazına kalkanlar bilir, gün doğmadan doğu yönüne bakarsan güneşin doğacağı yerden yukarı doğru bir ışık hüzmesinin uzandığını “göreceksin sakın şaşırma”. Bu oluşum en görkemli güz ılımına yakın tarihlerde gün doğumunda gözlenir ve bu olaya “”Burçlar ışığı” ya da “Zodiacal light” adı verilir. Burçlar ışığı, güz ılımı sırasında doğmak üzere olan güneşin şavkının güneş sistemini düzlemini dolduran toz bulutundan yansımasının ürünüdür. Bu görüntünün oluşumunu açıklayan temsili resmi de sevabımıza risâlemize ekledik. Aynı görüntü ilkbahar ılımı sırasında ise gün batımında gözlenir ki akıllara ziyân.

Zodiacal Light
ZODIAC CLOUD

“Karacaoğlan der ki hoşça salınsın
Dursun yol üstünde bacı alınsın
Çözüver düğmeni göğsün görünsün
Nokta nokta benli döşün sevdiğim”

Nusreddin Hoca’nın eşeğini çalmışlar. Hoca dövünüp dönenirken hâliyle komşular yetişmişler. “Aman hoca hiç ahirin kapısı kilitlenmez mi ?” “İnsan kapı önüne bir köpek de mi bağlamaz ?” “Bir alarm sistemi de mi kurduramadın ?” diye hocaya öğüt verirlerken, hocadır ; “Anladık bre komşular” demiş ” kabahat elbet benim. Lâkin bu hırsızın hiç mi suçu yok ?” demesine kalmadan köyün uzun boylu muhtarı olay yerine yetişmiş. ; “Eşeği şu karşı köydeki imam çalmıştır..hemi de billah, diyim size yani..” diyerekten çarşıyı karıştırmış. Hocamızdır; “Bana bak bre muhtar efendi !..” demiş, “sen değil miydin daha düne kadar karşı koyun imamıyla eşek çalmada ortaklık yapan ? Hadi getirebilirsen getir bakalım eşeğimizi şimdicik “

“Karaç’oğlan sırrın kime danışır
Siyah zülfü mah yüzüne kıvrışır
Ayrılanlar elbet bir gün kavuşur
Ağlama sevdiğim gül dedi bana”

Uluğ Bey,(22 Mart, 1394 – 27 Ekim,1449), on beşinci yüzyılda yetişmiş Türk astronomi âlimidir. Semerkant Timur İmparatorluğu’nun sultâni, Yıldırım Bayazıt’i yenen aksak Timur Han’ın öz torunudur. Dünyâ ilim târıhının, zamânina kadar yetiştirdiği en büyük astronomi âlimi olarak şöhret yapmıştır. International Astronomical Union, ayın dünyamızdan görünen yüzündeki altı adet kratere Uluğ beyin adını vermiştir.


800px-Ulugh_Beigh_-_LROC_-_WAC
Ulug Bey’in uzmanligi astronomi, matematik ve trigonometri idi.
Astronomi ve matematik disinda edebiyat, siir ve müzikle de ilgilendigi, san’atçilari korudugu bilinir. Anlasilan odur ki, Ulug Bey heyhaat, pediatrik hematoloji ve onkoloji disinda hemen her konuyla ilgilenmis bir devlet adami ve bilim insanidir.
Ulugh_Beg-e1427048374707
(Ulug Bey’in Semerkant’taki heykeli)
Ulug Bey’i dünyâya tanitan, astronomi alaninda yaptirdigi eserler olmustur. En bilinen eseri Semerkant’ta yaptirdigi büyük rasathânedir.
250px-Ulugh_Beg_observatory (Rasathâne’den kalan)
Günümüzden yaklasik alti asir önce yapilan bu rasathânedeki çalismalar, çagimizin astronomi çalismalarina hâlâ isik tutmaktadir. O gün yapilan hesaplar, günümüzün astronomik hesaplarina tipatip uymaktadir. Rasathânenin yer üstündeki kismi, üç katli idi. Yildizlarin yüksekliklerini bulmak için kullanilan rub’-i dâire, Ayasofya câmiinin kubbesi kadardi.
1987_CPA_5876 Ulug Bey onuruna basilmis pul.
Ulug Bey’in bir derecelik yayin sinüs degerini hesapliyarak trigonometride yeni bir arastirma yolu açmistir.
Ulug Bey kiliç kusanip savaslara gitmeyip, bos islerle ugrastigi için Oglu Abdüllâtif Mirza tarafindan tahttan indirilmis ve 25 Ekim 1449 Cumartesi günü, eski düsmanlarindan Abbâs tarafindan, kiliçla feci bir sekilde katledilmistir. Mezari dedesi Timur Han’in kabrinin yanindadir.
Tüm dünya duyardi eger bir Sekspir’imiz olsaydi da yazsaydi, bir Verdi’miz, Puccini’miz olsaydi da besteleseydi
“Karac’oglan diyor yandim kül oldum
Bir dalga gelip de bosandi bendim
Ay dogup da safak atmakta sandim
Meger yarin dügmeleri çezilmis”
FETÖ PISMANLIGI VE FADIME’NIN VEDÂSI
Fadime, kârhanenin sirin mi sirin, güzel mi güzel sermayesi idi. Memleketi Rize’den gelip genç yasta bu nezîh guruba katilmis, senelerdir bu is yerinde fedakârca çalismis, kendini herkese sevdirmis idi.
Bir sabah Fadime’yi odasinda ölü buldular. Bas ucundaki masada bir intihar mektubunu birakmisti Fadime.
“Canum usaklarum bacularum:
Yillardur ha pu saçumu süpüge edüp fedakarca çalistigum bu götü poklu kârhanede artik mutlu degilum da. Ogrendim ki aramizdaki bazu pacular, ha pu isu para karsiligu yapiirlermis. Ha puna yüregüm gatiyyen dayanmadu..kendumi intihar ediyom daa..
Lâkin elvedaa…
Kardasinuz Fadimaa :(
“Fâni Karac’oglan fâni
Veren alir tatli cani
Sevmedigim kara donu
Kiz karsimda geydin bu gün”
Gözleriniz hep yükseklerde olsun FPT Timur Sümer

SREBRENITSA’DA KATLIAM

“ULUSAL HABER”DEN ALINTIDIR

Srebrenitsa’da Katliam ve Soykırım Türkiye

Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL ile Başbakan Tansu ÇİLLER’in gözünün içine baka baka “Türklerden İntikam” çığlıkları atılarak yapıldı.

SREBRENİTSA SOYKIRIMI 21’İNCİ YILINDA!..
Srebrenitsa soykırımı 21’inci yılında anılıyor. Yakınlarını kaybedenler yıllar geçmesine rağmen acılarının hala taze olduğunu söylüyor.
Avrupa’da, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen ve 8 binden fazla Boşnak Müslüman’ın katledildiği Srebrenitsa’daki soykırımın izleri, aradan geçen 21 yıla rağmen hala belirgin. 21 yıl geçmesine rağmen toplu mezarlardan hala kemikler çıkarılıyor. 2016’da bulunan insan kemikleri yapılan DNA testlerinden sonra 127 kişiye ait olduğu belirlendi. Kimlik tespiti yapılan cenazeler bugün Potoçari Anıt Mezarlığı’nda toprağa verilecek. 127 kişinin ardından kimliği belirlenen soykırım kurbanlarının sayısı 6 bin 504’e yükseldi. Yakınlarının kemiklerinin içinde olduğu tabutlara sarılan aileler acıyı ilk günkü tazeliğiyle yeniden yaşadı.1
PEKİ SREBRENİTSA’DA NELER YAŞANDI?
“Çocukları Küçük Kurşunla Öldürürler Değil mi Anne!..”

Fikret Bila bir  köşe yazısında şu şekilde bahsetmiştir: ”Sırbistan sınırına 10km uzaklıkta Boşnak şehri Srebrenica’da yaşayan, adını bilmediğim bir çocuk sormuş bu soruyu annesine. Ardından da, ne yazık ki, 11 Temmuz 1995 tarihinde yapılan katliamda henüz 4 yaşındayken öldürülmüş.”Bir çocuk tarafından söylenmiş bu söz bu lanet katliamın acısının boyutunu ortaya çıkarıyor değil mi? 14 YAŞ ÜSTÜ 8372 BOSNA’LI ERKEK ORMANDA TOPLU OLARAK KATLEDİLDİ Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge ilan ettiği Srebrenitsa’yı 11 Temmuz 1995’te işgal eden savaş dönemindeki Bosnalı Sırpların askeri lideri Ratko Mladiç komutasındaki birlikler, BM bünyesinde görev yapan Hollandalı birliklere sığınan 14 yaş üstü Boşnak erkekleri, götürdükleri ormanlık alanlarda katlederek Avrupa’nın 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşadığı en büyük soykırımı gerçekleştirmişti. (Son yılların TÜRK DÜŞMANLIĞI kaynaklı ve ÖÇ ALMA; İNTİKAM VE KATLİAM dayanaklı kalkışması esnasında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı: (1993 – 2000) Süleyman DEMİREL., Başbakanı ise: (25 Haziran 1993 – 06 Mart 1996) Tansu ÇİLLER’dir. Bütün çağrılara, bildirim ve yalvarmalara rağmen Süleyman Demirel ve Tansu Çiller ilgisiz, duyarsız ve kayıtsız kaldılar. Oysa BM nezdinde veya doğrudan bir müdahale ile bu soykırım def edilebilirdi…)Toplam 8372 Boşnak erkeğin katledildiği Srebrenitsa’nın acısı aradan 20 yıl geçmesine rağmen dinmedi
SREBRENİTSA’NIN ACISI ARADAN 20 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN DİNMEDİ

2
II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı Srebrenitsa Katliamı, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olarak kayıtlara geçti. 11 Temmuz 1995 günü General Ratko Mladic komutasındaki Sırplar Birleşmiş Milletler’in koruması altındaki kente hiç zorlanmadan girdi. Sırplar, genç yaşlı demeden Boşnak erkekleri yollarda, dağlarda vahşice öldürdü. Sırp askerler cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak toplu mezarlara gömdü. Hayvanların parçaladığı insan vücudundan organlar ormanın her yerine dağılmıştı Bosnalı fotoğrafçı Tarık Samarah Srebrenitsa Katliamı’nda yaşananları fotoğraflarla tekrar insanlığa hatırlatıyor:“1992-1995 savaşını kuşatma altındaki Saraybosna’da geçirdikten sonra Bosna’nın doğusuna gittim. Saraybosna’da her gün masum sivillerin öldürülmesine tanık olsam da, doğu Bosna dağlarında beni bekleyen görüntülere kesinlikle hazırlıklı değildim.” Tarık Samarah, katliamın diğer insanlara anlatılması gerektiğinin farkına varır: “Hayvanların parçaladığı insan vücudundan organlar ormanın her yerine dağılmıştı. O anda sadece gözlemci olmamam gerektiğini zira böyle bir katliama şahit bir kişinin bilgili ve sorumlu tanık olması gerektiğini anladım.”
4
YORUM VE KATKI: 
Ölenler öldü gitti,
Geriye; Sevenlerinin her gün tuttukları yas;
Dünya’ya  yılda bir yarım yamalak hatırlamak;
İnsanlığa da 4 yaşında ölümle kucaklaşan bir yavrunun ölmeden önce annesine sorduğu insan olanların yüreğini parçalaması ve her an hatırlanması gereken şu sözleri kaldı:
“Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi Anne?”
Can alanların, can yakanların; kişisel hırsları uğruna ölümlere sebep olanların; olanlara  üzülmeyenlerin; ders almayanların topunun hak ettikleri sonu bu dünya da yaşamaları dileğiyle.. (Aydoğan Kekevi 12.Temmuz.2016)
***
KATLİAMA GÖZ YUMAN HOLLANDALI ASKERLERE ÖDÜL
(ANKA; 05 Aralık 2006)
Bosna Savaşı’nın en kanlı olayı olan Srebrenica’da 8 bin Boşnak’ın katledilmesine göz yuman Hollandalı askerler(müdahale ederek bu alçaklığı bir şekilde durdurmaları, önlemeleri veya berhava etmeleri mümkün iken; Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER (16 Mayıs 2000 – 28 Ağustos 2007) ve Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN (14 Mart 2003 – 28 Ağustos 2014) bu vahşet, alçaklık ve Vandallık karşısında sessiz, ilgisiz ve kayıtsız kadılar.,) ödüllendirildi. Sivil halkı korumakla görevlendirilen ancak 8 bin sivilin öldürüldüğü olaylara karşı herhangi bir eylemde bulunmayan Hollandalı askerlere “hizmetlerinden” dolayı devlet nişanı verildi. Hollandalı askerlerin ödül töreninde bir konuşma yapan Hollanda Savunma Bakanı Henk Kamp, Hollandalı askerleri suçlamanın doğru olmadığını savundu. Kamp, Hollandalı askerlerin hem yeterince silâh ve ekipmandan yoksun hem de yetkilerinin yetersiz olduğunu öne sürdü.
NE OLMUŞTU
Srebrenica, Yugoslavya’nın dağılışı sırasında başlayan ve üç yıl süren Bosna Savaşı sırasında Birleşmiş Milletler tarafından “Güvenli Bölge” ilan edilmişti. Bunun üzerine binlerce sivil Boşnak BM tarafından korunmak üzere yanlarındaki az sayıdaki silahı da teslim ederek Hollandalı askerlerin kontrolündeki akü fabrikası bölgesine sığınmıştı. Ancak Sırp Komutan Ratko Mladiç’in emrindeki askerler Srebrenica bölgesini kuşatıp Hollandalı askerlerden BM’ye sığınan sivilleri Sırp askerlerine teslim etmelerini istemişti. Hollandalı askerlerin Boşnakları teslim etmesi üzerine erkeklerle kadınları ayıran Sırp birlikleri 8 bin Boşnak sivili katletmişti.
MLADİÇ HOLLANDALI KOMUTANLA DALGA GEÇMİŞTİ

Kuşatma sırasında Mladiç ile Hollandalı komutan arasında yaşanan konuşmanın görüntüleri daha sonra başka Boşnak televizyonları olmak üzere pek çok ülkede yayınlanmıştı. Görüntülerde Mladiç’in, sigara ikram ettiği Hollandalı komutan sigara ikramı karşısında duraksayınca Sırp generalin Hollandalı karşıtıyla, “Korkma bu içtiğin son sigara olmayacak” şeklinde dalga geçtiği görülüyordu. Bir başka sahnede de Mladiç, askerine kendi dilinde bir şeyler söyleyen Hollandalı komutanı azarlayarak, “Burada iki resmi dil var, Sırpça ve İngilizce. Başka bir dilde konuşamazsın” diyordu. Aynı görüntülerde Hollandalı bir askerin, “Ben bağımsız bir Sırp televizyon kanalından geliyorum, burada neler oluyor” diye sorarak kendisine mikrofon uzatan kameramana, “Burada nelerin olduğunu biliyorsun” şeklinde cevap vermesi dikkat çekmişti. Srebrenica soykırımının yaşanmasının 6 yıl ardında, Hollanda Hükümeti, soykırımda kendilerinin de sorumluluğu olduğunu kabul ederek 2001 yılında istifa etmişti. Sırp Komutan Ratko Mladiç ve Bosnalı Sırp yönetici Radovan Karadziç, Srebrenica soykırımda savaş suçu işledikleri gerekçesiyle halen Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından aranıyor.

TÜRKİYE’DEKİ BALKAN GÖÇMENLERİ DE TEPKİLİ
Hollanda’nın Srebenica’da görev yapan askerlerini ödüllendirmesi Türkiye’de de, halk arasında tepki çekti. Türkiye’deki Balkan Göçmenleri, internet ve e-mail listeleri üzerinde başlattıkları kampanyalarla bütün üyelerini Hollanda’yı protesto etmeye çağırdı.5

 

ALMAN “SOYKIRIM” KARARI

Türkler ve Türkiye, dünyada hiçbir millet ve devletle, Almanlar ve Almanya ile olduğu kadar yakın ve derin ilişkide değildir. Almanya’da 3 milyona yakın Türk yaşamaktadır. En az üçte biri Alman pasaportu taşımaktadır. Bunların bir kısmı üçüncü nesildir. Türk asıllı Alman olmuşlardır. Zaten de bunun daha fazla böyle olması gerekirdi. İnsanlar hayatları boyunca bir ülkede “misafir işçi” yani yabancı olarak yaşayamaz. Ama herkesten önce kendisi, kendini “yabancı” olarak konumlandırmamalıdır. Bu, bireysel gelişmeyi engelleyen bir durumdur. Alman Parlamentosu’nun aldığı kısaca “1915 olayları bir soykırımdır” kararı, başka hiçbir devletin aynı yönde aldığı karara benzemez. Bu gerçeği, içimiz kan ağlasa da bütün çıplaklığıyla görmeye ve ona göre davranmaya mecburuz. Kaldı ki; Almanlar bu olayda kendilerinin de suçlu olduğunu aynı karar metninde açıkça kabul ettiler. Bu kararı Hristiyan kültürünün “günah çıkar, rahatla” geleneği çerçevesinde anlamak da mümkündür.

EN YANLIŞ SAVUNMA: SİZ DE YAHUDİLERİ ÖLDÜRDÜNÜZ

Maalesef bizim kendimizi savunma kültürümüzde “tencere dibin kara, senin ki benden kara” paradigması hâkimdir. Alman Parlamentosu’nun kararına karşı “Ama siz de Yahudilere soykırım uyguladınız” demek, aslında suçlamayı kabul etmektir. Şunu mu teklif ediyoruz? “Tamam, kabahatliyiz, ama siz de beterini yaptınız; biz sizin ayıbınızı görmeyelim, siz de bizimkini görmeyin”. Kaldı ki Almanlar Yahudi soykırımı yaptıklarını inkâr etmiyorlar. Onların tek sahtekârlığı “soykırımı Almanlar değil, (sanki gaipten gelen ve harp bitince geldiği gibi gaibe dönen bir kavim olan) Nazi’ler yaptı” demeleridir. Aynı yöntemi bize de öneriyorlar “Bu kötülüğü TC değil Osmanlı’nın Jön Türkleri yaptı” deyin rahatlayın diyorlar. CHP zihniyeti hatta Atatürk yaptı deselerdi AKP bu öğüdün üstüne atlardı. Tepkimizi, biz 1915’i böyle görmüyoruz, ama siz öyle görüyorsanız, sizin de kararınıza değil ama karar alma hakkınıza saygı duyarız, dedikten sonra ortaya koymalıyız.

ERMENİ TEHCİRİ, SOYKIRIM OLMASA DA ÇOK BÜYÜK BİR FACİADIR