AT MAMASI VE KORONA

AT MAMASI
Nusreddin Hoca komşularından ödünç bir kazan almış. Ertesi gün kazanı geri götürmüş ve “Müjdeler olsun komşular” demiş, “kazanınız doğurdu. Nur topu gibi bir tencereniz oldu.” deyip kazanla birlikte bir de küçük tencere vermiş komşusuna. Komşusu sevinip, “ Hoca da iyice bunadı, kih kih kih !” yapıp kazanı ve tencereyi almış. Birkaç gün sonra Hoca kazanı yine ödünç almak isteyince, komşusu sevinçle vermiş kazanı. Aradan bir hafta geçip de kazan geri gelmeyince, hocanın evine gidip kazanını istemiş. Hoca kederle, “Başınız sağ olsun komşum” demiş, “Sizin kazan sizlere ömür”. “Aman hoca” demiş komşusu, “kazan hiç ölür mü ?” . “İlâhi be komşu” demiş hoca, “Uzun boylu adam korona için para lâzım, üstelik kanal da yapacağız, ahacık şu İBAN’lara para yatırın” deyince hemen inanıp koşup para yatırıyorsunuz da, kazanın öldüğüne neden inanmıyorsunuz ki ? ..hayret bir şeysiniz billâ”.


Akşamın nilgünü (laciverdi) göğümüze çökerken, gül cemâlinizi batı yönüne çevirin ve tek taş pırlanta misâli parıldayan Venüs gezegenini (Çulpan) doya doya izleyin. Gece göğümüzün en parlağı ay dede, ikincisi ise Çulpan’dır ; söylemedi demeyin.

Samur sana çul pana Çekinme açul pana Akşam vakti gelince Pakacağuz Çulpan’a

Four planets rise above Lake Michigan off of Whitefish Bay, Wisconsin at 05:51 am local time on Oct. 18, 2015. The 15 second exposure shows, from bottom, Mercury, Mars, Jupiter and Venus. Making a close trio with Mars and Jupiter is Chi Leonis, at magnitude 4.6. The photo was taken with a Nikon D300 set at ISO 1250 with an 18-200mm lens set at 24mm. Photo by : Ernie Mastroianni

Aşağıdaki yazıyı 26 Ağustos 2013 tarihinde yayınlamışız. Korona salgını nedeniylere doktorlara yapılan saldırıya ara verildiğini duyunca yeniden yayınlayalım dedik.
“Doktor efendi dönemi bitti”Dünyada ilk kalp naklini gerçekleştiren Dr.Christian Barnard’ın asistanlığını yapmış olan Topkapı Hastanesi Başhekimi kalp cerrahı Doç. Dr. Edip Kürklü, 5 Haziran 1988’de gazinocu ve Diyarbakırspor Başkanı Mehmet Yaşar Şerbetçi’nin açık kalp ameliyatını yapmış, ancak hasta ameliyattan bir hafta sonra “uyuşturucu kullandığını gizlediği için anestezi komplikasyonu sonucu” hayatını kaybetmişti. Doç. Dr. Edip Kürklü, 21 Temmuz 1988’de Mehmet Yaşar Şerbetçi’nin kayınbiraderi Mustafa Turgut tarafından arabasının içinde kurşunlanarak öldürüldü..

Dr. Cengiz Çetin yirmi üç yaşındaydı.Sualtı Hekimliği’nde asistanlığabaşladığının yirminci günü, vurgun yiyen iki dalgıcın tedavisi için basınç odasına girdi. İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki İkinci Harb-iUmumîden kalma alet patladı… 27 Temmuz 1998 günü hayatını kaybetti.

Dr. Göksel Kalaycı altmış altı yaşındaydı. Önce genel cerrahi, sonragöğüs cerrahisi ihtisası yapmış, profesör olmuştu. Ameliyat ettiğihastası “Ben ölürsem sen de öleceksin” diye tehdit etti. Hastanınyakını tarafından, yıllarını verdiği İstanbul Tıp Fakültesi’nin bahçesinde vuruldu…11 Kasım 2005 günü hayatını kaybetti…

Dr. Ali Menekşe elli bir yaşındaydı. Giresun Göğüs HastalıklarıHastanesi’nde göğüs hastalıkları uzmanıydı. Bir çocuğunu doğumda, onaltı yaşındaki kızını da Ankara yolunda geçirdiği trafik kazasında kaybetmişti.15 Ocak 2008’de, elli birinci doğum gününde, hastası tarafından vuruldu…14 Şubat 2008 günü hayatını kaybetti.

Dr. Ersin Aslan otuz yaşındaydı. (1982 yılının 14 Mart günü, Tıp Bayramı’nda doğmuştu.) Gaziantep Devlet Hastanesi’nde göğüs cerrahisi uzmanı olarak çalışıyordu. Ameliyatını bitirip servise çıktı…Daha önce ameliyat ettiği hastanın ölümünü MERSİN nüfus sistemine bildirdiği için, hastanın yediyüz liralık emekli aylığıni usulsüzce almaya devam etmek isteyen on yedi yaşındaki torunu tarafından döner bıçağıyla bıçaklandı…Can çekişirken katili başında bekleyip odasına kimseyi sokmadı ve kan kaybından ölmesini sağladı…Gaziantep’te çok sevilen bu değerli cerrah 17 Nisan 2012 günü hayatını kaybetti…

Dr. Mustafa Bilgiç yirmi altı yaşındaydı. Samsun’da On Dokuz Mayıs Üniversitesi’nde acil tıp asistanıydı. Karısı da aynı tıp fakültesinde çocuk ihtisası yapıyordu.Tedavi ettiği Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastasının iğnesi eline battı… 21 Eylül 2012 günü hayatını kaybetti…

Kenan Evren askeri cuntanın başıydı…“Mecburi hizmete gelen doktorları ağaca bağlayın, kaçmasınlar.” dedi. Askerden fazla para alıyorlar diyerek sağlık personel yasasını iptalederek tüm sağlık çalışanlarını 657 sayılı yasaya tabi kıldı.. O günkü parayla 90 bin lira maaş alan bir pratisyen hekim 18 bin lira maaş almaya başladı.. (Bir teğmen maaşı 35 bin lira idi..)

İmren Aykut Çalışma Bakanı’ ydı…Doktor maaşlarının 400 dolar civarına inmesi karşısında “Ne verirseniz verin bu doktorların gözü doymaz.” dedi.

Tansu Çiller Dışişleri Bakanı’ydı…Hariciye Vekaleti’yle hariciye koğuşunu karıştırdı, hastanelere “Balyoz Harekâtı” düzenledi. (Balyoz Davası hakimlerinin gözünden kaçtı, ceza almadı.)
Dr.Yıldırım Aktuna Sağlık Bakanı’ydı…Habersiz gittiği bir hastanede hafta sonu makamında bulamadığı başhekimin kapısını kırdırttı.

Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı’ydı…Fuzuli yere yakıyor diyebaşhekimin ellerini kalorifer peteğinde kızarttı…
Sağlık Bakanı Prof.Dr.Recep Akdağ “Doktorların eli hastaların cebinde.” dedi.Yetmedi…Üstüne bi de “Paracı doktorlar gürültü yapıyor.” diye ilave etti… Sağlıkta Dönüşüm adı altında tüm doktorları ve sağlık çalışanlarını “sağlık kölesi” haline dönüştürdü..
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Ben doktora iğne yaptırmam, doktorlar adamı felç ederler alimallah.” dedi. Yetmedi…Üstüne bi de “Doktor efendi dönemi bitti.” diye ilave etti…Noktayı koydu..Türk Tabipler Birliği başkanı, sınıf arkadaşımız rahmetli Dr. Füsun Tekeşin Sayek, Tayyip beye iğne yapmayı teklif etmişti.
Evet ey Türk Milleti, ey vatandaş ! Doktor efendi dönemi bitti!..

Temelimiz’in yüreğine bir çarpıntı musallat olunca, hemen bir yürek doktoruna gidip “Doktorcum, ne zaman bir güzel kadın görsem yüreğimi bir hoplama bir titreme almakta ki o kadar olur” demiş. Doktordur, hâliyle katiyyen muayene bile etmeden hemen emar, kardiogram, tomografi, ultrason, akciğer filmi, eforlu test, anjiogram, kan ve idrar tahlili yaptırıp, Temel’e “Sende kulakçık titremesi (“Atrial fibrilasyon”) nâm bir illet var”  demiş.  Temel’dir, “Allâma şükürler olsun ki Korona değilmiş..lâkin netsek acep bu hızlı kalp atmesıniıdurdursak doktor hanım ?” demesiyle, doktordur, “ Merak etme sen Temelciğim,demiş. Bakarız.. kalbinin böyle hızlı atmaması lazım”.Bunu duymasıyla Temelimiz, başlamış şehrin herbir eczanesinde at maması aramaya. Sonunda güçlükle bir eczanede birkaç kutu at maması bulmuş. At mamasını yiyip bitiren temel yine eczaneye bir dönmüş ki, eczacı “At maması bitti “ demiş.

Meğerse Korona salgını yüzünden, at mamasının ithali yasaklanasıymış. Temelimiz, telâş yapıp hemen yürek doktoruna varmış. “Böyleyken böyle doktorcum” demiş, “at maması bitmiş”Doktordur kederle bakmış Temel’e;  “Hayret be Temelcim” demiş, “bit memesi lâzım” 

Gözleriniz hep yükseklerde olsun,
FTP Dr. Timur Sümer

BAHAR ILIMI

Bu yıl “BAHAR ILIMI” (“SPRING EQUINOX”) İstanbulumuz’da 20 Mart Cuma günü sabah saat 06:45’de idrâk edilecektir; kutlu olsun.
Sâniyen; bu mutlu olayın mübarek Cuma gününe rastlamasında, anlıyana ne ibretler vardır.

İnsanlığın gelmiş geçmiş en büyük şairlerinden Hz. Karacoğlan’ı yavaş yavaş sindire sindire okuyun :

“Değirmenden geldim beygirim yüklü
Şu kızı görenin del’olur aklı
Ön beş yaşında kırk beş belikli
Bir kız bana emmi dedi neyleyim”

Nusreddin hocanın evine bir kez daha hırsız girmiş. Yatağını, yorganını, üç kuruş paracıklarını, kredi kartlarını, seccadesini, kavuğunu, alıp gitmişler. Hocadır, “Ahh..vah !.” diye” döğünürken komşular yetişmiş : “Aman hocam” demiş birisi, “insan kapıya bir köpek bağlamaz mı ?” Diğeri, ” Bir alarm sistemi kurdurmaz mı ?” Bir diğeri, “Hocam, bakan oğlu misali evinde, altı yedi tanecik de olsa, kasa bulundursaydın ya ?” “Hadi olmadı sağlam birkaç ayakkabı kutusu da mı bulamadın ?”
diye akıl verirlerken, “Bâri polise haber verelim..” demiş ötekisi.
“Hadiyin ordan lan bre komşular” demiş hoca. “Anladık.. yine, hâliyle, hırsızın hiçbir kabahati yok…kabahat yine ..lâkin yakalansalar ne fayda ?.. Hırsızı salıvermelerinden geçtim, bizi içeri alırlar diye telâş etmekteyim.”

“Birem birem toplayayım odunu
Bilem dedim bilemedim adını
Albistan yanaklı Türkmen kadını
Bir kız bana emmi dedi neyleyim”

Çok değil bir milyar yıl kadar önce, sevgili dünyamız güneşimizin çevresini tavâfa başladıktan az bir sonra, uzaklardan gelen koca bir kaya kitlesinin dünyamıza küttedenek çarpmasıyla kopan parçadan ay dedemiz oluşmuş, çarpmanın etkisiyle önce şallak mallak olan dünyamız, daha sonra da ay dedemiz sayesinde dikelmiş, dikelme ekseni ise 23 derece kaykılıvermiş idi. Bu kaykılma sonucu ise mevsimler oluşmuş, sevgili dünyamızı da börtü böcek sarıvemiş idi. İzleyen milyonlarca yıl içinde ise, ay dedemiz dünyamızın etrafında fır dolanaraktan onu topaç misali dikelterek takla makla olmasını engellemiş, sonraki zamanda ise gel-gite (med ve cezir) yol açıp dünyamızı şenlendirmiş idi.

Bu eksen kaykılması yüzünden, her 20-21 Mart dolayında ekvator halkamız (ekvatorun oluşturduğu halka) güneşin yörüngesinin halkasıyla hırp diye çakıştığından, bu durum “İLKBAHAR ILIMI” ya da “vernar equinox” tesmiye edilip (isimlendirilip) , ve güya, gece ile gündüz birbirine eşit olduğundan “NEVRUZ” geldi hoş geldi diyerekten bayram etmekteyiz.
Şimdilerde ise, devâsa ateşler yakıp, ele güne hoşgörü ibreti olsun murâdi ile, büyük elçileri ve dahî politikacıları ateş üzre hoplatıp, tabançalarımızla (avuçlarımızla) şıpıdık çalıp alkışlayaraktan, resimlerini gazetelere basmayı iş edinmişizdir.

“Bizim ilde urum olur uç olur
Sızılaşır bozkurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi neyleyim”

İmdii.. ve de lâkin:

  1. Gece ve gündüz asla eşit olabilemez. Zîra güneşimiz, battıktan sonra bile, atmosfer kırması yüzünden, 1.5-6 dakika görünmesini sürdürmektedir.
  2. Üstelik hem güney hem de kuzey kutbunda bu sırada güneş asla batmayıp Mevlevî dervişi misâli, ufka paralel dolanıp durmaktadır.
Fakirin teleskopunda Ay Dede

Yıllar önce aklı sivri bazı bilim adamları, “Acep günebakanlar güneşi ne kadar izlerler” merâki ile günebakan çiçeklerini güney kutbunda dikmişlerdi de, zavallım günebekanlar güneşe bakaraktan döne döne boyunlarını yeni yunmuş çamaşır misâli burup, hepten telef olmuşlar idi.

“Karac’oğlan der ki n’olup n’olayım
Akan sularınan ben de geleyim
Sakal seni makkabınan yolayım
Bir kız bana emmi dedi neyleyim”

Köyün birine bir gün uzun boylu, seyrek bıyıklı, reis tavırlı bir adam gelmiş. Köylüler etrafına toplaşmışlar.
Uzun adam, “Eyy köylü milletiii !..” demiş “Ben sizin peygamberinizim..!”
“Hâşâ” demiş köylüler, inanmıyoruz sana, sen töbe peygamber neyim değilsin.”
Uzun adam karşıdaki duvarı göstermiş, “Şu duvarı konuşturursam inanır mısınız peygamber olduğuma ?”
“İnanırız demiş” köylüler. “Hele bir duvar konuşsun, senin peygamber olduğuna billâh inanırız”
“Eyy duvaar !” demiş uzun adam. “Konuuş !!.. Konuş ve benim peygamber olduğumu söyle bu köylü milletine ! ”
Duvar ossaat dile gelmiş:
“Eyy köylü milletiii ! Bu adama sakın ola inanmayın..o peygamber değildiir..bu adam sahtekârın biridiir ! ”

Dünyamızın aydınlık parçası ile karanlık parçasını ayıran çizgiye “ara çizgi” ya da “Terminatör” denir. Dünyamıza uzaydan baktığınızda gördüğünüz gece ile gündüzün ayrıldığı çizgidir bu. Yirmi Mart’ta bu “ara çizgi” hem kuzey hem güney kutbunun üzerinden aynı anda geçer.
Lâkin atmosferimizin güneş ışığını kırması (“refraction”) nedeniyle hem kuzey hem de güney kutbunda 20 Mart’ta güneşimiz 24 saat süreyle durmadan ufuk çizgisinde 360 derece dönerek pırıldar, ve iki kutupta da 24 saat boyunca gece asla olabilemez.
Akıllara ziyan bilgiler bunlar kıymet bilene.

Fakirin teleskopundan “Mare Crisium”

Bahar ılımında (ve de hatta güz ılımında) sevgili güneşimiz tam DOĞUDAN DOĞAR ve TAM BATIDAN BATAR. Yılın diğer günlerinde SEVGİLİ GÜNEŞİMİZ ASLA tam doğudan doğup tam batıdan batmaz.
Pusulalarınızı akord etmeniz için bulunmaz bir fırsattır bahar ılımı.

Bu bir gerçek olaydır, uyduruyorsam nâmerdim : Adamın biri AKEPE mitinginde avazı çıktığı kadar “İbnee!!” diye bağırıp fikrini belirtmiş. Adamcağızı ossaat derdest edip başçalana hakâretten hâkimin karşısına çıkarmışlar.
“Ne var bunda hakâret olacak hâkim bey ?” demiş. “Ben de eşcinselim ve bana ‘ibne’ denilmesine de hiç kızmam”.

Deveye sormuşlar “boynun niye eğri ?”
“Ne eğrisi lan !” demiş “hepsi montaj”.

Gözleriniz hep yükseklerde olsun
HPT Prof. Dr.Timur Sumer

TEMEL VE HIRSIZ (Ana neden analizi)

TEMEL VE HIRSIZ 


“Ben yârimin illerine, Varsam gerek, ahtım vardır.
El kavşurup huzurunda,
Dursam gerek, ahtım vardır”

Temelimiz gece yarısı bir tıkırtı sesine uyanmasıyla bakar ki eve hırsız girmiş eşyaları karıştırmakta. Korkudan böbreği ağzına gelen Temelimiz ışığı yakmasıyla , amanın, bir de ne görsün, bu hırsız kişi meğerse edâsı hoş, endâmı zarif , sedâsı güzel, gözleri ahû, seyrânı lâtif, cilvesi yaman bir genç hûri değil mi..? 

Korku ve kızgınlıkla, “Kıpraşma gıız..aha şimcik polis çağırayrum da!..” diye nâralanaraktan telli-fona hamle etmiş ise de, hırsız dilber ossaat dile gelip başlamış yalvarmaya;

“Uy Temelum kıyma pana..sakın çağurma şu polisi, ..dile penden ne dilersen..her isteğini yaparum daa..” deyip bir hamlede giysilerini fora edip üryan olmasıyla, Temelimiz’in ossaat aklı başından hoplayıvermiş. 

Telli-fonu bırakıp, başlamış bir gayret ile hırsız dilberi öpmelere, mıncıklamalara, el peşrevleri ile okşamalara, ve daha neler de nelere. Lâkin heyhaat, yaşı sekseni aşmış Temelimiz’in , her bir yanını ter basmış, lâkin nice çabalasa da, heyhaaat, muradına erememiş. Nefesi fena daralmış bir halde konuşaraktan telli-fona yürümüş garibim ; “Olmayi be cüzelim..katiyyen olmayi..kusura kalma..mecbur çağuracağum polisi daa..” diyesi var.

“Kara kaşın eğmelerin,
Gönül sevmez değmelerin.
Ellerimle düğmelerin,
Çözsem gerek, ahtım vardır” 

Artık kaç “sengine” ne kadar “Acem mülkünün feda” olduğu tartışılan büyük İstanbul nâm ülkeden selâmlar.

Gecenin nilgünü (laciverdi) ülkemizi sarıp akşam olunca gül yüzünü güney yönüne çevirip göğe bakanlar, Bercis (Jüpiter) gezegenimizin ışıldiyaraktan dünyamızı nice göktaşı zulmünden koruduğunu görürler ki, hayretten ısırılmadık parmak kalmaz. Hele de bir güçlü bir dürbünle ya da küçük bir teleskopla baksalar, Bercis’in 79 uydusundan en büyükleri olan Io, Europa, Ganymede ve Callisto’yu ip gibi dizilmiş görürsünüz. Bu fakirin yıllar önce görüntülediği  bu muhteşem manzarayı hayır duanızı almak muradıyla hizmetinize sunuyorum.

“Elinden dolusun içip,
Mest olup kendimden geçip,
Aya karşı göğsün açıp,
Emsem gerek, ahtım vardır”

“Root cause analysis” ’in Türkçe’sini bilemedim. “ Ana neden analizi”  (ANA) olabilir mi acep ?  İdarecilik yapmış olanlarınız bu bilimsel yöntemi kesinlikle bilir. 
ANA, sorunların ya da istenmeyen olayların ortaya çıkış nedenlerini  tanımlamak ve bilimsel bir şekilde çözüm üretme yöntemidir. Bu konudaki bir bağlantıyı  hizmetinize sunuyorum ; lütfen tıklayınız.Root Cause Analysis

Root Cause AnalysisThe dictionary defines “root cause” as the fundamental cause, basis, or essence of something, or the source from… Söz gelişi kadınlara karşı yapılan eziyet ve katliamı sonlandırmak için ANA yöntemini kullanmak zorunludur.  Dünya liderimizin,  “Açık ve net söylüyorum, benim gönlüm idamdan yanadır”demesi, ya da kadınların sokaklara dökülüp koro halinde “Ka-dın-la-ra-zu-lü-mü-dur-du-ra-ca-ğıız” benzeri sloganlar atmasının soruna çözüm bulması olanaksızdır. Cinayete karışanların ortak özellikleri araştırılıp, eğitim durumları, zekâ düzeyleri, ekonomik durumları, doğup büyüdükleri yöreler, hayat mücadeleri, yenilgileri, başarıları, daha önce işlediği suçlar gibi düzinelerle değişken, psikolog, sosyolog, epidemiyolog, ve sosyal hekimler  gibi uzmanlarca incelenmeli ve soruna köklü çözüm bulunmalıdır. Bu gibi sorunların incelenmesinde, bizim de geçmişte kullanmış olduğumuz “balık kılçığı” (“fish bone”) yöntemi uygulanabilinir. (Lütfen tıklayınız)What is a Fishbone Diagram? Ishikawa Cause & Effect Diagram | ASQ

“Karac’oğlan der yaz ilin
Öpeyim, sorayım elin.
Kollarımla ince belin,
Sarsam gerek, ahtım vardır”
(Karacaoğlan)

Gözleriniz hep yükseklerde olsun. FPT Dr. Timur Sümer

Soygun

Kalburun saman içinde olduğu evvel bir zamanda, kanun kaçağı
üç adet salyangoz kaplumbağa kardeşimizi karanlık bir köşede
pusuya düşürüp bir güzel de pataklamakla
kalmayıp, kredi kartlarını ve de parasını dahi
araklamışlardı. Bu duruma, hâliyle, neden sonra yetişen
kahraman polisimiz ise,hem biteni hem de olanı sorunca, kaplumbağa;
“Ne olduğunu anlıyamı bildik memur bey, her şey göz açıp
kapayıncaya kadar çabucanak oluverdi birader” demiş idi.

13.yüzyılda

DÖRT KİTABIN MANÂSIN
OKUDUM HÂSIL ETTİM
IŞIĞA GELİNCE GÖRDÜM
BİR UZUN HECE İMİŞ

diyen Hz.Yunus Emre, ışık hızının bir saniyede
dünyamız çevresini sekiz defa dönebilecek kadar hızlı
olduğunu biliyor muydu dersiniz?
Jüpiter’i hiç görmedim diyeniniz varsa gecenin kör
karanlığında, güney-güney doğuda yükselen
pırıldayan bu en parlak gezegene bir
göz atıversin.
Gözleriniz ise hep yükseklerde olsun.
Timur

EYÜP’E SEÇİM ÖĞÜTLERİ

Vatan Partisi Kayseri milletvekili adayı, sınıf arkadaşım Prof Dr. Eyüp Selahattin Karakaş için yazdığım gülmeceli öğütler:

Azizim kardeşim Eyüp:
Milletimizin vekilliğine aday olalı başını kaşıyacak bir adam arıyorsundur bilirim. Kaygılanma, Kayserimiz’e gelebilirsek kaşırım zâtının ser-i kebîrini (koca kafanı). Lâkin bu meşguliyet ve ahvâl-i şerâit içinde dahî önemli görevlerin olduğunu sakın unutmayasın.

1.Evvelâ ve de behemahâl Anıtkabir’i ziyaret etmen gerekiyor. Lâcilerini giy. Sevmezsin bilirim ama ne yazık ki kravat takman da iktizâ edecek.
Güzelce bir çelenk yaptır. Çelengin bir ucundan baş ve şahâdet parmaklarınla tutuyormuş gibi yapıp, oralardan bulduğun bir Mehmetçik’e çelengi Atamız’ın kabrine kadar taşıtacaksın. Sonra da huşû içinde, dîdelerini süzüp ve de ağzını büzerekten, hattâ mümkün ise dîdelerin birkaç damla da yaş akıtaraktan, ayakta bir dakika kadar dikilip, artık içinden Fâtiha mı okursun, “Ha bu diyar” türküsünü mü söylersin bu da senin bileceğin iş.

2. Ardından Anıtkabir defterine yazı karalaman gerekiyor. Bence bu yazıyı akşamdan ezberine al.
Yoksa Tansu Çiller misâli rüsvây olursun.
Yazının içinde mutlaka “izindeyiiiz”, “bıraktığın yerdeen”, “devrimlerinin sadık bekçisiii..” misâli lakırdılar olsun. Bizi ele güne rezil etme.

3. Artık bundan sonra son derece “zeki”, “çevik” ve “dürüst” görünmen gerekiyor. “Zeki” ve “dürüst” kolay; lâkin çevikliği nereden bulacan ? Bir an önce spora hatta yogaya başlaman gerekiyor. Bak demiştim, cıgarayı pipoyu bırakmış olmanın faydasını bir kez daha göreceksin.

4. Oruç işi de çok mühim; mübârek Ramazan ayında ne halt edecen ? Zinhâr ahâlinin, hele hele gazetecilerin önünde, Ramazan ayını idrâk ettiğimiz günlerde çay neyim içme, sakız çiğneme ve dahi hiçbir şey tazakkum etme. Bundan sonra sana rakı da yok.

5. Şimdiden sonra sıklıkla “sen benim kim olduğumu biliyor musun ?” durumları oluşacaktır. Sakın haa..bırak bu lafları bizler söyliyelim.. “….ben E.S.K’ın yakın arkadaşıyım..onu nah şu kadarcıktan tanırım.. elimde büyüdü..” diyerekten ahâliyi korkutup hava atmayı bize bırak.

6. Bundan sonra sana kurban da vâcip oldu.
Adet oldur ki, kurbanlığını seçerken, evine getirirken, hatta kestirirken gazetecileri mutlak çağırmalısın. Kurbanın kanını alnına sürmeyi de sakın ihmâl etmeyesin.

7. Cuma’yı nerede kılacağına bir an önce karar ver, ve basına bildir. İnsanları şaşırtma. Öyle zırt pırt cami değiştirilmez. Ankara dışına çıkarsan başka; gittiğin şehrin en büyük camisinde edâ edeceksin Cuma’yı.

9. Bağlama sazına âşinalığının da ilk kez faydasını göreceksin. En iyisi kendi yonttuğun o yamuk sazı omuzuna asaraktan çık meydanlara. Halkımız pek sever böyle yiğitleri. Lâkin sakın ola milletin huzurunda saz çalıp türkü söylemeye kalkıp da bizleri rezil etmeyesin.

10. Türban konusunda fakirin daha önce yazdıklarımızı da unut. Mümkünse,.. söylemeye dilim varmıyor..zevcen Tülin kardaşımıza da güzel bir türban…yine de sen bilirsin.
Bizde daha ne akıllar var bir bilsen ? Sen iste, sevâbımıza hepsini yazarız. Lâkin şimdilik bunlarla idare et.
Bana olan döner borcunu da bak şimdi hatırladım, Mayıs’da ordayım haberin olsun.
Kadîm dostun,
Fakîr-i pûr taksîr
Timur

 

NASIL BURUNCU OLDUM

 
Şûh-u gûzeşte var ki nice nevcivân değer
Geçmiş zamân olur ki hayâli cihan değer 
(Hayâlî)
 
NASIL BURUNCU OLDUM:
Hey yavrum hey…buruncu olmak aklımızdan mı geçerdi…Anlatayım da şu alçak Timur’dan neler çektiğim sizlere de malum olsun.
Bir yandan okul bitmek üzere bir yandan sevdalıyız, lan bari kendi işimizi kuralım da, kızı istettiğimizde babası “işsize kız vermem” demesin diyerekten derin düşüncelere dalmışız ki hoca Nusreddin’in hindisi kaç para. Biz düşünmekteyken, hâliyle, oturduğumuz yerde burnumuzu da karıştırmaktayız.
Nasıl oldu bilinmez, Nazmi hoca şıp diye zuhûr edip, bu garibi parmak burunda gördükte, “Pes bre oğlumı, burun karıştırma gördüm de böylesini hiç görmedim. Dirseğine kadar dalmışsn be oğlum ki oh ne güzel..Gel yiğidim seni bi güzel buruncu yapalım” dedikte,
“Aman hocaam, burunculuk kiiim biz kim. Biz damlardan ayı indirip insanlığa hizmet edecez” diyerekten Nazmi hocamızı hüsrana uğratmış idik.
O zamanlar ise mâlûmunuz; Ankara şehrinin en yaman derdinin kış aylarında ayıların damlara çıkıp tepinmesi olduğunun da bilincindeyiz. Damdan ayı indirme üzerine harika bir iş kurduk ki o kadar olur. Kangal köpeğimizi bir güzel eğittik, dağdan kalın bir sopa kesip elimize aldık, merdiven, ayı kafesi,tüfenk ney de bir tamam hazır.
Derken garibin birinin damına koca bir ayı çıkmasıyla gelip kapımızı çaldı. Biz de “adamdır” deyip bu Timur’u yanımıza alıp, eline de tüfengi verip, ayılı dama geldik.
Güzelce anlattım Timur’a. “Bak oğlum” dedim. “Ben merdivenle dama çıkacam. Ayıyı sopayla aşağı düşürecem. Köpek talimlidir, düşen ayıyı başşaklarından kavradığıylan sürükleyip kafese tıkacak”. Timur salağı, “peki ben tüfenkle n’apıcam ?” diye sormaz mı?
“Elinin körünü yapacan… Biz ayıyı değil de ayı bizi damdan düşürürse n’olacak?..sen de o zaman tüfenkle hemen köpeği vuracan ki bizi şeyimizden kavrayıp..töbe töbee !..”.
Uzatmıyalım, bu Timur alçağı köpeği vuramadı.
Ekte sevenlerimize burnumuzun iki suretini göndermekteyim.
Parmağınız hep burnunuzda olsun.

İSTEMİHAN’A BAKAN ÖĞÜTLER

 
Sevgili Tarsuszedeler :
İSTEMİHAN  kardaşıma’a akıllar verdiğimiz eski bir yazıyı mahzende buldum. Kendimizi beğenmiş gibi olmasın, pek hoşuma geldi.
Bu yazının tarihini bulamadım. Tahmin edeniniz var mı ? TS
Azizim İstemi :
Kültür’ümüzün bakanlığına seçileli başını kaşıyacak bir adam arıyorsundur bilirim. Kaygılanma, bahara Türkiyemiz’e gelebilirsek kaşırım zâtının ser-i kebîrini (koca kafanı). Lâkin bu meşguliyet ve ahvâl-i şerâit içinde dahî önemli görevlerin olduğunu sakın unutmayasın. 
 
1. Evvelâ ve de behemahâl Anıtkabir’i ziyaret etmen gerekiyor. Lâcilerini giy. Sevmezsin bilirim ama ne yazık ki kravat takman da iktizâ edecek. 
Güzelce bir çelenk yaptır. Çelengin bir ucundan baş ve şahâdet parmaklarınla tutuyormuş gibi yapıp, oralardan bulduğun bir Mehmetçik’e çelengi Atamız’ın kabrine kadar taşıtacaksın. Sonra da huşû içinde, dîdelerini süzüp ve de ağzını büzerekten, hattâ mümkün ise dîdelerin birkaç damla da yaş akıtaraktan,  ayakta bir dakika kadar dikilip, artık içinden Fâtiha mı okursun, “Ha bu diyar” türküsünü mü söylersin bu da senin bileceğin iş.
 
2. Ardından Anıtkabir defterine yazı karalaman gerekiyor. Bence bu yazıyı akşamdan ezberine al.
Yoksa Tansu Çiller misâli rüsvây olursun. 
Yazının içinde mutlaka “izindeyiiiz”, “bıraktığın yerdeen”, “devrimlerinin sadık bekçisiii” misâli lakırdılar olsun. Bizi ele güne rezil etme. 
 
3. Artık bundan sonra son derece “zeki”, “çevik” ve “dürüst” görünmen gerekiyor.  “Zeki” ve “dürüst” kolay; lâkin çevikliği nereden bulacan ?  Bir an önce spora hatta yogaya başlaman gerekiyor. Bak demiştim, cıgara içmemiş olmanın faydasını bir kez daha göreceksin.
 
4. Oruç işi de çok mühim; mübârek Ramazan ayında ne halt edecen ?  Zinhâr ahâlinin, hele hele gazetecilerin önünde, Ramazan ayını idrâk ettiğimiz günlerde çay neyim içme, sakız çiğneme ve dahi hiçbir şey tazakkum etme. Taharatlanırken de dikkat et, bir yerine su  kaçmasın .
Bundan sonra sana rakı da yok.
 
5. Şimdiden sonra sıklıkla “sen benim kim olduğumu biliyor musun ?” durumları oluşacaktır. Sakın haa..bırak bu lafları bizler söyliyelim.
Temsil: “Bana bak..ben söz meclisten dışarı, İT’in (İstemihan Talay) yakın arkadaşıyım..onu nah şu kadarcıktan tanırım.. elimde büyüdü..” diyerekten ahâliyi korkutup hava atmayı bize bırak.
 
6. Bundan sonra sana kurban da vâcip oldu.
Adet oldur ki, kurbanlığını seçerken, evine getirirken, hatta kestirirken gazetecileri mutlak çağırmalısın. Kurbanın kanını alnına sürmeyi de sakın ihmâl etmeyesin.
 
7. Cuma’yı nerede kılacağına da bir an önce karar ver, ve basın ve TV’ye bildir. İnsanları şaşırtma. Öyle zırt pırt cami değiştirilmez. Ankara dışına çıkarsan bak o başka; gittiğin şehrin en büyük camisinde edâ edeceksin Cuma’yı.
 
8. Türban konusunda fakirin daha önce yazdıklarımızı da unut. Mümkünse,.. söylemeye dilim varmıyor..Nihal  kardaşımıza güzel bir türban…yine de sen bilirsin.
 
Bizde daha ne akıllar var bir bilsen ? Sen iste, sevâbımıza hepsini yazarız. Lâkin şimdilik bunlarla idare et. 
Bana olan Ankara döneri borcunu da bak şimdi hatırladım, Mayıs’da ordayım haberin olsun.
Kadîm dostun,
Fakîr-i pûr taksîr
Prof. Dr. Timur Sümer
 
 

BURÇ IŞIKLARI VE ULUĞ BEY

BURÇ IŞIKLARI VE ULUĞ BEY
“Karac’oğlan eydür dost bizim iller
Biter menevşesi dermeli güller
Dinledim hep bizi söyleşir eller
Benim düşmediğim diller mi kaldı” 

Köyün birine bir gün uzun boylu bir adam gelmiş. Köylüler etrafına toplaşmışlar. Uzun adam, “Eyy köylü milletiii !..” demiş “Ben sizin peygamberinizim..!”
“Hâşa” demiş köylüler, inanmıyoruz sana, sen peygamber falan değilsin.”
Adam karşıdaki duvarı göstermiş, “Şu duvarı konuşturursam inanır mısınız peygamber olduğuma ?”
“İnanırız demiş” köylüler. “Hele bir duvar konuşsun, senin peygamber olduğuna inanırız”
“Eyy duvaar !” demiş adam. “Konuus !!.. Konuş ve benim peygamber olduğumu şöyle bu köylü milletine ! ”
Duvar ossaat dile gelmiş, “Eyy köylü milletiii ! Bu adama sakin inanmayın..o peygamber değildiir..sahtekârin biridiir ! ”

“Karac’oğlan der ki vücudum yandı
Asilzade aslı, hûridir kendi
Sandım ki gökten bir melek indi
Kolların boynuma sardığı zaman”

Sonbahar ılımı (Equinox) bu yıl İstanbul’umuzda 22 Eylül’de saat 17:21’de idrak edilecektir, ilgilenmiyenlere duyurulur.
Sabah namazına kalkanlar bilir, gün doğmadan doğu yönüne bakarsan güneşin doğacağı yerden yukarı doğru bir ışık hüzmesinin uzandığını “göreceksin sakın şaşırma”. Bu oluşum en görkemli güz ılımına yakın tarihlerde gün doğumunda gözlenir ve bu olaya “”Burçlar ışığı” ya da “Zodiacal light” adı verilir. Burçlar ışığı, güz ılımı sırasında doğmak üzere olan güneşin şavkının güneş sistemini düzlemini dolduran toz bulutundan yansımasının ürünüdür. Bu görüntünün oluşumunu açıklayan temsili resmi de sevabımıza risâlemize ekledik. Aynı görüntü ilkbahar ılımı sırasında ise gün batımında gözlenir ki akıllara ziyân.

Zodiacal Light
ZODIAC CLOUD

“Karacaoğlan der ki hoşça salınsın
Dursun yol üstünde bacı alınsın
Çözüver düğmeni göğsün görünsün
Nokta nokta benli döşün sevdiğim”

Nusreddin Hoca’nın eşeğini çalmışlar. Hoca dövünüp dönenirken hâliyle komşular yetişmişler. “Aman hoca hiç ahirin kapısı kilitlenmez mi ?” “İnsan kapı önüne bir köpek de mi bağlamaz ?” “Bir alarm sistemi de mi kurduramadın ?” diye hocaya öğüt verirlerken, hocadır ; “Anladık bre komşular” demiş ” kabahat elbet benim. Lâkin bu hırsızın hiç mi suçu yok ?” demesine kalmadan köyün uzun boylu muhtarı olay yerine yetişmiş. ; “Eşeği şu karşı köydeki imam çalmıştır..hemi de billah, diyim size yani..” diyerekten çarşıyı karıştırmış. Hocamızdır; “Bana bak bre muhtar efendi !..” demiş, “sen değil miydin daha düne kadar karşı koyun imamıyla eşek çalmada ortaklık yapan ? Hadi getirebilirsen getir bakalım eşeğimizi şimdicik “

“Karaç’oğlan sırrın kime danışır
Siyah zülfü mah yüzüne kıvrışır
Ayrılanlar elbet bir gün kavuşur
Ağlama sevdiğim gül dedi bana”

Uluğ Bey,(22 Mart, 1394 – 27 Ekim,1449), on beşinci yüzyılda yetişmiş Türk astronomi âlimidir. Semerkant Timur İmparatorluğu’nun sultâni, Yıldırım Bayazıt’i yenen aksak Timur Han’ın öz torunudur. Dünyâ ilim târıhının, zamânina kadar yetiştirdiği en büyük astronomi âlimi olarak şöhret yapmıştır. International Astronomical Union, ayın dünyamızdan görünen yüzündeki altı adet kratere Uluğ beyin adını vermiştir.


800px-Ulugh_Beigh_-_LROC_-_WAC
Ulug Bey’in uzmanligi astronomi, matematik ve trigonometri idi.
Astronomi ve matematik disinda edebiyat, siir ve müzikle de ilgilendigi, san’atçilari korudugu bilinir. Anlasilan odur ki, Ulug Bey heyhaat, pediatrik hematoloji ve onkoloji disinda hemen her konuyla ilgilenmis bir devlet adami ve bilim insanidir.
Ulugh_Beg-e1427048374707
(Ulug Bey’in Semerkant’taki heykeli)
Ulug Bey’i dünyâya tanitan, astronomi alaninda yaptirdigi eserler olmustur. En bilinen eseri Semerkant’ta yaptirdigi büyük rasathânedir.
250px-Ulugh_Beg_observatory (Rasathâne’den kalan)
Günümüzden yaklasik alti asir önce yapilan bu rasathânedeki çalismalar, çagimizin astronomi çalismalarina hâlâ isik tutmaktadir. O gün yapilan hesaplar, günümüzün astronomik hesaplarina tipatip uymaktadir. Rasathânenin yer üstündeki kismi, üç katli idi. Yildizlarin yüksekliklerini bulmak için kullanilan rub’-i dâire, Ayasofya câmiinin kubbesi kadardi.
1987_CPA_5876 Ulug Bey onuruna basilmis pul.
Ulug Bey’in bir derecelik yayin sinüs degerini hesapliyarak trigonometride yeni bir arastirma yolu açmistir.
Ulug Bey kiliç kusanip savaslara gitmeyip, bos islerle ugrastigi için Oglu Abdüllâtif Mirza tarafindan tahttan indirilmis ve 25 Ekim 1449 Cumartesi günü, eski düsmanlarindan Abbâs tarafindan, kiliçla feci bir sekilde katledilmistir. Mezari dedesi Timur Han’in kabrinin yanindadir.
Tüm dünya duyardi eger bir Sekspir’imiz olsaydi da yazsaydi, bir Verdi’miz, Puccini’miz olsaydi da besteleseydi
“Karac’oglan diyor yandim kül oldum
Bir dalga gelip de bosandi bendim
Ay dogup da safak atmakta sandim
Meger yarin dügmeleri çezilmis”
FETÖ PISMANLIGI VE FADIME’NIN VEDÂSI
Fadime, kârhanenin sirin mi sirin, güzel mi güzel sermayesi idi. Memleketi Rize’den gelip genç yasta bu nezîh guruba katilmis, senelerdir bu is yerinde fedakârca çalismis, kendini herkese sevdirmis idi.
Bir sabah Fadime’yi odasinda ölü buldular. Bas ucundaki masada bir intihar mektubunu birakmisti Fadime.
“Canum usaklarum bacularum:
Yillardur ha pu saçumu süpüge edüp fedakarca çalistigum bu götü poklu kârhanede artik mutlu degilum da. Ogrendim ki aramizdaki bazu pacular, ha pu isu para karsiligu yapiirlermis. Ha puna yüregüm gatiyyen dayanmadu..kendumi intihar ediyom daa..
Lâkin elvedaa…
Kardasinuz Fadimaa :(
“Fâni Karac’oglan fâni
Veren alir tatli cani
Sevmedigim kara donu
Kiz karsimda geydin bu gün”
Gözleriniz hep yükseklerde olsun FPT Timur Sümer

SREBRENITSA’DA KATLIAM

“ULUSAL HABER”DEN ALINTIDIR

Srebrenitsa’da Katliam ve Soykırım Türkiye

Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL ile Başbakan Tansu ÇİLLER’in gözünün içine baka baka “Türklerden İntikam” çığlıkları atılarak yapıldı.

SREBRENİTSA SOYKIRIMI 21’İNCİ YILINDA!..
Srebrenitsa soykırımı 21’inci yılında anılıyor. Yakınlarını kaybedenler yıllar geçmesine rağmen acılarının hala taze olduğunu söylüyor.
Avrupa’da, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen ve 8 binden fazla Boşnak Müslüman’ın katledildiği Srebrenitsa’daki soykırımın izleri, aradan geçen 21 yıla rağmen hala belirgin. 21 yıl geçmesine rağmen toplu mezarlardan hala kemikler çıkarılıyor. 2016’da bulunan insan kemikleri yapılan DNA testlerinden sonra 127 kişiye ait olduğu belirlendi. Kimlik tespiti yapılan cenazeler bugün Potoçari Anıt Mezarlığı’nda toprağa verilecek. 127 kişinin ardından kimliği belirlenen soykırım kurbanlarının sayısı 6 bin 504’e yükseldi. Yakınlarının kemiklerinin içinde olduğu tabutlara sarılan aileler acıyı ilk günkü tazeliğiyle yeniden yaşadı.1
PEKİ SREBRENİTSA’DA NELER YAŞANDI?
“Çocukları Küçük Kurşunla Öldürürler Değil mi Anne!..”

Fikret Bila bir  köşe yazısında şu şekilde bahsetmiştir: ”Sırbistan sınırına 10km uzaklıkta Boşnak şehri Srebrenica’da yaşayan, adını bilmediğim bir çocuk sormuş bu soruyu annesine. Ardından da, ne yazık ki, 11 Temmuz 1995 tarihinde yapılan katliamda henüz 4 yaşındayken öldürülmüş.”Bir çocuk tarafından söylenmiş bu söz bu lanet katliamın acısının boyutunu ortaya çıkarıyor değil mi? 14 YAŞ ÜSTÜ 8372 BOSNA’LI ERKEK ORMANDA TOPLU OLARAK KATLEDİLDİ Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge ilan ettiği Srebrenitsa’yı 11 Temmuz 1995’te işgal eden savaş dönemindeki Bosnalı Sırpların askeri lideri Ratko Mladiç komutasındaki birlikler, BM bünyesinde görev yapan Hollandalı birliklere sığınan 14 yaş üstü Boşnak erkekleri, götürdükleri ormanlık alanlarda katlederek Avrupa’nın 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşadığı en büyük soykırımı gerçekleştirmişti. (Son yılların TÜRK DÜŞMANLIĞI kaynaklı ve ÖÇ ALMA; İNTİKAM VE KATLİAM dayanaklı kalkışması esnasında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı: (1993 – 2000) Süleyman DEMİREL., Başbakanı ise: (25 Haziran 1993 – 06 Mart 1996) Tansu ÇİLLER’dir. Bütün çağrılara, bildirim ve yalvarmalara rağmen Süleyman Demirel ve Tansu Çiller ilgisiz, duyarsız ve kayıtsız kaldılar. Oysa BM nezdinde veya doğrudan bir müdahale ile bu soykırım def edilebilirdi…)Toplam 8372 Boşnak erkeğin katledildiği Srebrenitsa’nın acısı aradan 20 yıl geçmesine rağmen dinmedi
SREBRENİTSA’NIN ACISI ARADAN 20 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN DİNMEDİ

2
II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı Srebrenitsa Katliamı, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olarak kayıtlara geçti. 11 Temmuz 1995 günü General Ratko Mladic komutasındaki Sırplar Birleşmiş Milletler’in koruması altındaki kente hiç zorlanmadan girdi. Sırplar, genç yaşlı demeden Boşnak erkekleri yollarda, dağlarda vahşice öldürdü. Sırp askerler cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak toplu mezarlara gömdü. Hayvanların parçaladığı insan vücudundan organlar ormanın her yerine dağılmıştı Bosnalı fotoğrafçı Tarık Samarah Srebrenitsa Katliamı’nda yaşananları fotoğraflarla tekrar insanlığa hatırlatıyor:“1992-1995 savaşını kuşatma altındaki Saraybosna’da geçirdikten sonra Bosna’nın doğusuna gittim. Saraybosna’da her gün masum sivillerin öldürülmesine tanık olsam da, doğu Bosna dağlarında beni bekleyen görüntülere kesinlikle hazırlıklı değildim.” Tarık Samarah, katliamın diğer insanlara anlatılması gerektiğinin farkına varır: “Hayvanların parçaladığı insan vücudundan organlar ormanın her yerine dağılmıştı. O anda sadece gözlemci olmamam gerektiğini zira böyle bir katliama şahit bir kişinin bilgili ve sorumlu tanık olması gerektiğini anladım.”
4
YORUM VE KATKI: 
Ölenler öldü gitti,
Geriye; Sevenlerinin her gün tuttukları yas;
Dünya’ya  yılda bir yarım yamalak hatırlamak;
İnsanlığa da 4 yaşında ölümle kucaklaşan bir yavrunun ölmeden önce annesine sorduğu insan olanların yüreğini parçalaması ve her an hatırlanması gereken şu sözleri kaldı:
“Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi Anne?”
Can alanların, can yakanların; kişisel hırsları uğruna ölümlere sebep olanların; olanlara  üzülmeyenlerin; ders almayanların topunun hak ettikleri sonu bu dünya da yaşamaları dileğiyle.. (Aydoğan Kekevi 12.Temmuz.2016)
***
KATLİAMA GÖZ YUMAN HOLLANDALI ASKERLERE ÖDÜL
(ANKA; 05 Aralık 2006)
Bosna Savaşı’nın en kanlı olayı olan Srebrenica’da 8 bin Boşnak’ın katledilmesine göz yuman Hollandalı askerler(müdahale ederek bu alçaklığı bir şekilde durdurmaları, önlemeleri veya berhava etmeleri mümkün iken; Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER (16 Mayıs 2000 – 28 Ağustos 2007) ve Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN (14 Mart 2003 – 28 Ağustos 2014) bu vahşet, alçaklık ve Vandallık karşısında sessiz, ilgisiz ve kayıtsız kadılar.,) ödüllendirildi. Sivil halkı korumakla görevlendirilen ancak 8 bin sivilin öldürüldüğü olaylara karşı herhangi bir eylemde bulunmayan Hollandalı askerlere “hizmetlerinden” dolayı devlet nişanı verildi. Hollandalı askerlerin ödül töreninde bir konuşma yapan Hollanda Savunma Bakanı Henk Kamp, Hollandalı askerleri suçlamanın doğru olmadığını savundu. Kamp, Hollandalı askerlerin hem yeterince silâh ve ekipmandan yoksun hem de yetkilerinin yetersiz olduğunu öne sürdü.
NE OLMUŞTU
Srebrenica, Yugoslavya’nın dağılışı sırasında başlayan ve üç yıl süren Bosna Savaşı sırasında Birleşmiş Milletler tarafından “Güvenli Bölge” ilan edilmişti. Bunun üzerine binlerce sivil Boşnak BM tarafından korunmak üzere yanlarındaki az sayıdaki silahı da teslim ederek Hollandalı askerlerin kontrolündeki akü fabrikası bölgesine sığınmıştı. Ancak Sırp Komutan Ratko Mladiç’in emrindeki askerler Srebrenica bölgesini kuşatıp Hollandalı askerlerden BM’ye sığınan sivilleri Sırp askerlerine teslim etmelerini istemişti. Hollandalı askerlerin Boşnakları teslim etmesi üzerine erkeklerle kadınları ayıran Sırp birlikleri 8 bin Boşnak sivili katletmişti.
MLADİÇ HOLLANDALI KOMUTANLA DALGA GEÇMİŞTİ

Kuşatma sırasında Mladiç ile Hollandalı komutan arasında yaşanan konuşmanın görüntüleri daha sonra başka Boşnak televizyonları olmak üzere pek çok ülkede yayınlanmıştı. Görüntülerde Mladiç’in, sigara ikram ettiği Hollandalı komutan sigara ikramı karşısında duraksayınca Sırp generalin Hollandalı karşıtıyla, “Korkma bu içtiğin son sigara olmayacak” şeklinde dalga geçtiği görülüyordu. Bir başka sahnede de Mladiç, askerine kendi dilinde bir şeyler söyleyen Hollandalı komutanı azarlayarak, “Burada iki resmi dil var, Sırpça ve İngilizce. Başka bir dilde konuşamazsın” diyordu. Aynı görüntülerde Hollandalı bir askerin, “Ben bağımsız bir Sırp televizyon kanalından geliyorum, burada neler oluyor” diye sorarak kendisine mikrofon uzatan kameramana, “Burada nelerin olduğunu biliyorsun” şeklinde cevap vermesi dikkat çekmişti. Srebrenica soykırımının yaşanmasının 6 yıl ardında, Hollanda Hükümeti, soykırımda kendilerinin de sorumluluğu olduğunu kabul ederek 2001 yılında istifa etmişti. Sırp Komutan Ratko Mladiç ve Bosnalı Sırp yönetici Radovan Karadziç, Srebrenica soykırımda savaş suçu işledikleri gerekçesiyle halen Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından aranıyor.

TÜRKİYE’DEKİ BALKAN GÖÇMENLERİ DE TEPKİLİ
Hollanda’nın Srebenica’da görev yapan askerlerini ödüllendirmesi Türkiye’de de, halk arasında tepki çekti. Türkiye’deki Balkan Göçmenleri, internet ve e-mail listeleri üzerinde başlattıkları kampanyalarla bütün üyelerini Hollanda’yı protesto etmeye çağırdı.5

 

ALMAN “SOYKIRIM” KARARI

Türkler ve Türkiye, dünyada hiçbir millet ve devletle, Almanlar ve Almanya ile olduğu kadar yakın ve derin ilişkide değildir. Almanya’da 3 milyona yakın Türk yaşamaktadır. En az üçte biri Alman pasaportu taşımaktadır. Bunların bir kısmı üçüncü nesildir. Türk asıllı Alman olmuşlardır. Zaten de bunun daha fazla böyle olması gerekirdi. İnsanlar hayatları boyunca bir ülkede “misafir işçi” yani yabancı olarak yaşayamaz. Ama herkesten önce kendisi, kendini “yabancı” olarak konumlandırmamalıdır. Bu, bireysel gelişmeyi engelleyen bir durumdur. Alman Parlamentosu’nun aldığı kısaca “1915 olayları bir soykırımdır” kararı, başka hiçbir devletin aynı yönde aldığı karara benzemez. Bu gerçeği, içimiz kan ağlasa da bütün çıplaklığıyla görmeye ve ona göre davranmaya mecburuz. Kaldı ki; Almanlar bu olayda kendilerinin de suçlu olduğunu aynı karar metninde açıkça kabul ettiler. Bu kararı Hristiyan kültürünün “günah çıkar, rahatla” geleneği çerçevesinde anlamak da mümkündür.

EN YANLIŞ SAVUNMA: SİZ DE YAHUDİLERİ ÖLDÜRDÜNÜZ

Maalesef bizim kendimizi savunma kültürümüzde “tencere dibin kara, senin ki benden kara” paradigması hâkimdir. Alman Parlamentosu’nun kararına karşı “Ama siz de Yahudilere soykırım uyguladınız” demek, aslında suçlamayı kabul etmektir. Şunu mu teklif ediyoruz? “Tamam, kabahatliyiz, ama siz de beterini yaptınız; biz sizin ayıbınızı görmeyelim, siz de bizimkini görmeyin”. Kaldı ki Almanlar Yahudi soykırımı yaptıklarını inkâr etmiyorlar. Onların tek sahtekârlığı “soykırımı Almanlar değil, (sanki gaipten gelen ve harp bitince geldiği gibi gaibe dönen bir kavim olan) Nazi’ler yaptı” demeleridir. Aynı yöntemi bize de öneriyorlar “Bu kötülüğü TC değil Osmanlı’nın Jön Türkleri yaptı” deyin rahatlayın diyorlar. CHP zihniyeti hatta Atatürk yaptı deselerdi AKP bu öğüdün üstüne atlardı. Tepkimizi, biz 1915’i böyle görmüyoruz, ama siz öyle görüyorsanız, sizin de kararınıza değil ama karar alma hakkınıza saygı duyarız, dedikten sonra ortaya koymalıyız.

ERMENİ TEHCİRİ, SOYKIRIM OLMASA DA ÇOK BÜYÜK BİR FACİADIR