ARKADAŞIM DR. AHMET KURTARAN’DAN GÜZEL BİR ÖNERİ

10. HAZİRAN.2021 SABAH HINCAL’IN SÜTUNU:

MARMARA’YA AŞI LAZIM!..
Sevgili doktorum Ahmet Kurtaran’dan bir yazı geldi. Başlığını görünce şaşırdım. Okurken daha da şaşırdım. Bizim hekim, diş hekimi Ahmet, meğer bir yandan da “doğa” hekimi imiş.. Marmara’nın salyaları akmaya ve sahilleri basmaya başladı ya.. İki gündür okuyor, duyuyor, görüyorsunuz ya.. Temizlik de başladı bir yandan. Doktor “Aşı lazım” diyor iyi mi?.
Nasıl diyor?. Açtım telefonu sordum. Temel bilgileri tıp fakültesinden var. Düşünmeye başlamış. Sonra tanıdığı bilim adamlarıyla konuşmuş. Onların da görüşlerini almış, fikirleri konusunda..
Ve.. Ve işte bu yazı ortaya çıkmış..
“Marmara’ya aşı lazım!..”

*

İnsanın oksijen, temiz hava ve güneşe ne kadar ihtiyacı varsa, denizlerin, bitkilerin, özetle doğanın da bu üçüne o kadar ihtiyacı vardır.
Pandemide de ciğerlerin oksijen gereksinimi ve kanın akışkanlığının hayati önemi var. Hasta soluyabiliyor, kan akışı da normalse, yaşama devam edebilir. Yetersizse, oksijen takviyesi, olmazsa entübe edilerek (boğazına delik açılıp boru takılarak) yaşamı sağlanır.
İç denizimiz Marmara’nın da şimdilerde oksijene ihtiyacı var. O da pandemi gibi yaşam savaşı veriyor… Çevrenin fabrika atığı, çöpü, ayrıştırılıp arındırılmadan denize bağlanmış, denetleyen, hesap soran da olmayınca Marmara hastalandı…
Sigara içen insan misali, ciğerler filtre özelliğinin çoğunu kaybetmiş, nefes alamaz durumda… Bunlara mevsimsel hava koşulları da ilave olunca, köpük köpük deniz salyası üretiyor, yani acil müdahale gerekli… Esasında “Doğa, Tanrı” ne derseniz deyin, işte o, pandemide olduğu gibi bizi uyarıyor, “Ey insanoğlu, artık uyan, kendine gel” diyor!…
Su veya doğa bilimcisi değilim ama tıp okudum, uzun yıllar da müzikle uğraştım, yaşam için oksijenin ve moralin önemine inananlardanım…
Yakın vadede işe yarar mı bilemem ama kolay ve masrafsız bir önerim var…
Hastalara uyguladığımızı Marmara’ya uygulayarak, oksijen verip, entübe edip aşı yaparak yaşatabiliriz…
Proje oldukça basit ve maliyeti de son derece düşük…
Deniz salyası olan kıyı şeridindeki belediyeler; sallar üzerine yerleştirilmiş ve suya “temiz hava basan”, bu arada alttaki durgun suyu da dışarı fıskiyelerle “püskürten”, enerjisini ise güneş panellerinden temin eden “emme basma kompresörler” koyacak…
Prensip çok basit ancak anlamlı:
“Doğanın doğa ile iyileştirilmesi”…
Belki çoğunuzun gülüp de önemsemeyeceği bir şeyi daha unutmamalıyız.
Bitkilere, hayvanlara, insanlara “müziğin iyileştirici” etkileri olduğunun, kristal yapısını düzenlediğinin ve kan akışını artırdığının da bilimsel ispatlandığını söylersem, su püskürten sallara Bach, Beethoven, Vivaldi müzik sistemleri de eklenirse iyi olur derim…
Böylece, “yüzen müzikli fıskiyeler” ile “Marmara’ya aşı yapmış”, ona yeniden can ve moral vermiş olabiliriz.
Bu arada, sahildeki platformlarda, kapalı mekânlarda çalamayan müzisyenler bu kere denize, doğaya, balıklara müzik yapma imkânı bulurlar ve İstanbullular da gösteriyi ücretsiz izleyebilirler..
Bu aşının laboratuvar denemelerini ortaokul öğrencileri bile yapabilir.
Annesinin geniş salata kabına su doldurup, Kurbağalıdere veya Bostancı sahilinden aldığı 3-5 kepçe deniz salyasını üzerine ilave edince, ortam hazır.. İş, bir akvaryumcudan alacağı “devridaim pompasında”…
Fıskiyeyi de kurdu mu, deney hazır demektir. Yanıbaşına “sakin bir müzik” de koydu mu, deneyin 1. fazı gerçekleşmiş olur ve iş bir kalem kâğıda kalır.
3-6-12-24 saatlik katlamalı gözlemlerini yazınca, amatör çalışma, bir anda bilimsel kimliğe ulaşacaktır.
Konunun köpürtülmesini Türk basınına bırakabilirsiniz; “Türk genci, Marmara’yı kurtardı” haberleri ile yatırımcılar ve belediyeler uyanarak, projeye sahip çıkarlar.
Unutmayalım, bu sadece bir aşı…
Kesin tedavi için; fabrika, zirai, kentsel atıkların aynen denize verilmesi önlenmeli..
Çöplerin arıtılıp kontrol altına alınması zorunlu olmalı..
“Nasreddin Hoca’nın “Göle maya çalması gibi” diyor olabilirsiniz.
Ya “Bir de tutarsa!.”
Dr. Ahmet Kurtaran

Genetik Demokrasi

Rahmetli Selahattin Duman’dan muhteşem bir yazı :

Genetik Demokrasi

05.01.2015 Pazartesi

  • SİYASETİN içine bilim girdiği zaman demokrasi tadından yenmez, Bursa şeftalisi gibi bir şey olur.(Bu cümleyi not edin, birbirinize tweet olarak atarsınız.)
  • 2015 yılı hesabına umutlanmamı böyle bilimsel bir adım sağladı. Hamle de Ampul Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu Bey’den geldi.
  • Güzel huylu Süleyman Soylu, genetik biliminin kodlarına güvenerek “Uzun boylu sevgi insanının” kızı hanımefendiyi siyasete davet ediyordu. Gerekçesi de kimsenin karşı çıkamayacağı kadar sağlamdı:”Siyaset gen işidir. Babasından, ailesinden insana iletilebilir. Bu yetenek ve dönemi iyi temsil etmek meselesidir. Hanımefendi milletvekili adayı olsa hoş değil mi?”
  • İMANA GELMEK BUDUR
  • Dünya durdukça başımıza dikilesi, her gün yedi deniz on dört âlemden birine atarlanası “Uzun boylu sevgi insanının” kızı hanımefendi için “Lütfen Meclis’e gelip, bizleri şereflendirin” çağrısı yapan Güzel Huylu Süleyman Soylu’daki köklü değişim gen mühendisliği ile açıklanamaz.
  • İşin bu noktasında Allah’ın büyüklüğüne bir kez daha iman etmeyenler, meseleyi kavrayamaz.
  • Süleyman Bey siyasete Tansu Çiller’in Beygir Partisi’nden girdi. Partinin en genç ilçe başkanı oldu.
  • 2007’de partisi barajı geçemediğinden milletvekili olamadı ama daha sonra Özal’ın kurduğu “Vız Vız Arı Partisi” ile “Beygir Partisi” birleşip “Demokrat Parti” olunca genel başkan seçildi.
  • Menderes’ten Hüsamettin Cindoruk’a kadar birçok başkan gören Demokrat Parti liderin böylesini görmemişti. Bir de ağzı kalabalık çıkmıştı ki peeee! 
  • Güzel huylu Süleyman Soylu’nun demokratlık olsun diye ettiği ağır laflar doğrudan “küfür” kategorisine girdiğinden, burada tekrar etmek istemiyoruz.  
  • Ancak bizim ağzı bozuk demokrasinin bile yüzünü kızartmışlığı vardır.
  • * * *
  • “Uzun boylu sevgi insanı” on iki yıllık saltanatında, cümle muhalefetten işitmediği lafı tek başına Güzel huylu Süleyman Soylu’dan işitmiştir.
  • Ankara’daki kongrelerine gittiğimde uzaktan görmüştüm. Meğer Ampul Partisi’ne geçtikten sonra “kongre işleri” ondan sorulur olmuş. Bir kongre düzenliyor ki, peh peh peh!
  • Hitler sağ olup da siyaset yapsaydı Göbels’e,”Bu adamı bizim partiye getirin, bize daha çok lazım” diye tuttururdu.
  • SİYASİ YETENEK GENİ
  • Güzel huylu Süleyman Soylu’nun “Siyaset gen işidir” lafı mühim. İlk duyduğunuzda buradan monarşik bir sonuç çıkarabilirsiniz, lakin özü demokratiktir.
  • Eskilerin “Bil’irsi vel–istihkak”, yani “Soydan gelen hak” dedikleri şey monarşik düzende kralların sahip olduğu “yönetme hakkını” tarif eder. Şark işi demokrasilerde ise “yeteneğin zayi edilmemesi” manasına gelir.
  • Seçimle gelinen makamlar, evlada devredilebilir.
  • Monarşilerin birer birer devrildiği, taçlı dönemlerin kapandığı yıllarda “gen bilimi” diye bir şey yoktu. 
  • Yönetme yeteneğinin kromozomlarda saklı olduğu, kalın kafalı demokratlara gösterilemediği için zavallı krallar savunmasız kaldı.
  • Prensler, prensesler zebil ziyan oldu.
  • Çok şükür şimdi “gen bilimi” ve “genetik mühendisliği” var. Bir siyasetçi “büyük usta” kıvamına geldiğinde yetenekleri, kromozomlarına işlenip, korunabiliyor.
  • * * *
  • Güzel huylu Süleyman Soylu’nun siyasete getirdiği bilimsellik de budur. Geni sağlam olanın sulbünden gelenler, siyasete girerler. Atalarının kaldığı yerden devam ederler.
  • Komşumuz Suriye’nin eski lideri Hafız Esad’ın mükemmel genleri vardı, oğlu Beşir Esad o genleri devraldığından devletin başına geçti, başlangıçta kimse de yadırgamadı.
  • Kuzey Kore üç kuşaktır “Genetik Demokrasisi” ile yönetiliyor. Doğrusu bu ki bir arıza çıkmıyor.
  • Batı’da gevşek aile yapısı ve kızlı-erkekli karma eğitim yüzünden bu “siyasi yetenek geni” nesilden nesle devredilemiyor. 
  • Bu da Batı demokrasilerinin ek yeridir. O yüzdendir ki bizden sık sık demokrasi dersi alırlar. Bunları bilelim, hanımefendiyi Meclis’te alkışlamaya hazırlanalım.
  • Selahattin Duman

PRESIDENT REAGAN WITH QUEEN

Air Force One arrives at Heathrow and President
Reagan strides from the plane to a warm and dignified reception from the Queen.
They are then driven in a 1934 Bentley to the edge
of central London where they change to a magnificent 17th century carriage hitched to six spirited white horses. They continue on towards Buckingham Palace waving to the thousands of cheering Britons; all is going well.
Suddenly the right rear horse lets fly with the most horrendous earth-shattering fart ever heard in the British Empire. The smell is atrocious! Both passengers in the carriage must use
handkerchiefs over their noses. The fart shakes the coach but the two heads of state do their best to ignore the incident.
The Queen turns to President Reagan : “Mr. President, please accept my regrets. I am sure you understand there are some things which even a queen cannot control.”
Reagan, always trying to be presidential,
replied : “Your Majesty, do not give the matter another thought. Until you mentioned it, I thought it was one of the horses.”

ASSHOLE

A man kills a deer and takes it home to cook for
dinner. 
Both he and his wife decide that they won’t tell the
kids what kind of meat it is, but  will give them a
clue and let them guess. 
The kids were eager to know what the meat was on their
plates, so they begged their dad for the clue. 
Well, he said, ‘It’s what mommy calls me sometimes’. 
The little girl screams to her brother  
‘Don’t eat it, it’s an asshole..