GALILEO VE “EPPUR SI MUAVE”

                                            Hz. Galileo Galilei (15 Şubat 1564-8 Ocak 1642)

“Pir Sultan Abdal’ım uzak yollarda                                                                                         Helâk olduk yücelerde bellerde
Bir zamanda biz de gurbet ellerde
Ne yaman firkatli söyler dilimiz”
(firkatli=dostlardan ayrılmış)

Yaşımız genç iken başımıza gelmiş olan gülmeye müstehak bir fıkrayı nakletsem gerek.
Hz.İsanın doğumu üzre 1959 yıl geçtikte, fakir Tarsus’ta orta ikide mi ne, dolu ve kar karışımı bir rahmet yağsın ki, Tarsus olalı katiyyen böyle bir soğuk
görülmemiş ise de , tüm çocuklar ayak topu alanına doluşup kar-buz topu oynamaya başlamamızla, futbol sahamızı
bilen bilir, kale direkleri gayetle güçlü timur (demir) direklerle donatılmış olup, pırıldayaraktan öyle bir iştah açmakta ki, bu fakir dahi dayanamayıp timur (demir) direği yalamamızla dilimiz ossaniye direğe “cas” diyerekten yapışıvermiş, cümle etfâl (çocuklar) başımıza üşüşmüş olup, her serden (kafadan) başka bir seda (ses) çıkmakta iken, fakir ise feryat ve figân etmeye gücümüz yetmeyip, direğe bir sarılmışız ki, Mecnun’un Leyla’ya sarılması kaç para.
Bir yandan bizi çekiştirip direkten kurtarmaya çalışan çocuklara
tekme yetiştirmeye çalışmaktayız, öte yandan da “çekiştirmeyin lan ibneler ! ” deyû ünnemekteysek de , dilimiz timur direğe yapışık olduğundan lâfımız katiyyen anlaşılmayıp, gıcık Yusuf mu, yoksa rahmetli şebek Mümtaz mı, yoksa rahmetli deli Münir mi bu lâkırdımızı “İşeyin lan ibneler” diye anladıklarından, oracıkta af buyurun, çüklerini çıkarıp dilimizin üzerine işemeleriyle sayelerinde
yapışıklıktan kurtulmuş idik.

Amerikalıların Dörtte Biri Dünya’nın Güneş Etrafında Döndüğünü Bilmiyor.
Türklerin yüzde kaçı biliyor acaba?


Akşamın esmer yüzü ortalığı sardıkta, gül cemâlinizi
güney yönüne çevirip, parmaklarınızı birleştiresiz ve
sağ omuzunuz kulağınıza deyinceye dek kolunuzu, benzetmek gibi olmasın,  güya “heil Hitler” diye avazlanmaya kıyas kaldırdığınızda, Orion (avcı) yıldız kümesi elcağızınızın altında kaybolur ki, anlayana nice ibretler vardır.
Orion nebulası bir yandan öbür yana 1500 ışık yılı genişlikte olup, hidrojen bulutlarının yoğunlaşıp
toparlanmalarıyla nebulamızda yeni güneşler oluşmakta, dahası bu yıldızlar “fusion” yöntemiyle hidrojenden,
helium, azot, oksijen,karbon vb. sıralamalarıyla, bilinen kimyasal element şemasına göre demire kadar
tüm elementleri, oluşturmaktadır ki inanmayan neuzibillah kafirdir.
Fakir bu görüntüyü dün gece gözlemiş olup, “balık bilmezse Hâlik bilir”
kavlince yazımıza ulamış bulunmaktayız.

“Ete kemiğe büründüm
Yunus diye göründüm”
(Y. Emre)

Sultanımız dördüncü Murat han, anası cadı Kösem Sultan’ın kışkırtması ile, baba bir ana ayrı kardaşları Bayezid ve Süleyman’ı kemend attırıp boğdurmuş, halka “günahtır” diye yasakladığı içki
sofrasına güzelce çöküp, anasının kendi elcağızıyla satın aldığı cariyeler ile işret alemine oturmuş,                                                                                                    “Bu kavli sürahi eğilip sâgara söyler, ne der ?”                                                         TIKLAYIN  https://youtu.be/fug3bBqw_T0
(sâgar=içki kadehi) tagannileri arasında mest olduğu bir gece, tarih 8 Eylül 1633’i göstermekteyken, İstanbulumuz’da maazallah bir yangın çıkmıştır ki,
“aman destur ne olmakta ” demelere kalmadan garip şehrimizin dörtte üçü bir gecede kül ve turaba (toprağa) gark olmuş idi.
Bakın şu tesadüfün aksiliğine ki, yine tam aynı yılın aynı günü Hz. Galileo, eski arkadaşı olmasına karşın, Papa olacak
rezilin mahkemesinde “sevgili dünyamız güneş çevresinde pervane misali dönmektedir, üstelik de
güneşimiz üzerinde lekeler vardır” dediği için mahkum olmuş, bacaklarındaki artrit sayrılığı yüzünden yürüyemez bir halde, ve de kendi icadı gök bakıcısıyla
güneşe bakmaktan kör olduğu halde cezasını çekmeye giderken, “Uy pen nideyim uşaklar, ha pu cötü pohlu
dünya güneşimiz çevresinde ha bire döneyi daa..” anlamına, “eppur si muave”
dediği rivâyet olunur.
Hâl bu ki, Murat Han’ımız 8 Şubat 1633 gecesi güney yönünde semâya bakıverse idi, Hz. Galileo’nun çok sevdiği
Jüpiter (Bercis) gezegenini ve dört ayını (Callisto, Europa,Ganymede, İo) Avcı Orion’unun az bir batısında görüverecek idi. Nerede onda o feraset…

“Dört kitabın manâsın
Okudum tahsîl etdüm
Işka gelince gördüm
Bir uzun hece imiş”
(Yunus Emre) (Işk=ışık; aşk).        Gözleriniz hep yükseklerde olsun.   Fakir-i pür taksir. (FPT)                                          Dr. Timur Sümer

Aşağıda fakirin görüntülediği Orion takımadası , Orion’un bilgisayar şeması, ve Orion nebulasının yakın ve uzak görüntüsü, bâd-ı hevâ (“bedava”) hizmetinize sunulmuştur.

Avci 2 Avci 3 Avci 4

Leave a comment