İLKBAHAR ILIMI, NEVRUZ VE KARACAOĞLAN

İLKBAHAR İLİMİ, NEVRUZ VE KARACAOĞLAN

Bu yıl “BAHAR ILIMI” (“SPRING EQUINOX”) İstanbulumuz’da 21 MART 1926 CUMARTESİ GÜNÜ sabah saat 11:01:06 (Onbiri bir dakika altı saniye gece) idrâk edilecektir; şimdiden sevabıma uyarayım da baharı aniden görüp telâs yapmayın.

İnsanlığın gelmiş geçmiş en büyük şairlerinden Hz. Karacoğlan’ı yavaş yavaş sindire sindire okuyun :
“Alâ gözlerini sevdiğim dilber Say edip âleme bildirme beni Açıp ak gerdanın durma karşımda Ecelimden evvel öldürme beni” (K= KARACAOĞLAN)

Savaş rezilliğinin bile bir mertliği, dürüstlüğü, yiğitliği olur : Barış için taraflar bir araya gelip görüştükleri sırada kalleşçe kız çocukların okuluna Tomahawk adlı bombalı füzeyi atmak, kırk dakika sonra da yardıma gelenleri öldürmek için ikinci füzeyi aynı yere atmak, nasıl bir alçaklıktır ?

“Alâ gözlerini sevdiğim dilber
Niçin benden böyle şüphelenirsin
Bizlere gelince nâz üstüne nâz
Ellere gelince cilvelenirsin ” (K)

AKP öncesi yıllarda ülkemizde, buz dolabı kıtlığı olduğu gibi imam kıtlığı da olup, imam milleti 5-6 köyün hizmetine girer, her köyde bir yıl kadar kalırmış. İmamın biri günün birinde cemaatin önünde namaz kıldırırken secdeye varıp, af buyurun, mâbadından gürültülü bir gaz çıkarmış, lâkin hiç bozuntuya vermeden namazı başarıyla bitirmiş. Köylü milleti ise sus pus olup bu durumun lâfini bile etmemiş. Lâkin fena halde utanan hoca ertesi gün topar apar köyden ayrılmış. Aradan on yıl geçmiş. Hoca, “nasıl olsa ölen oldu kalan da hatırlamaz” diyerekten aynı köye dönmüş. Köyde rastladığı ilk çocuğa “Oğlum maşşallah, sen kaç yaşındasın ?” diye sorduğunda çocuktur, “Vallâ herkes imamın namazda osurduğu yıldan iki yıl sonra doğduğumu söylemekteler” diyesi varmış.

“Alâ gözlüm ben bu elden gidersem
Zülfü perişanım kal melil melil
Kerem et aklından çıkarma bena
Ağla göz yaşını sil melil melil” (K)

Yeri gelmişken, serimize (başımıza) gelen acıklı bir fıkrayı anlatsam gerek.
Yıllar önce bir genç topluluğun düzenlediği Nevruz şenlıklarine katılmış, haddimizi bilmeden gençlere uyup Nevruz ateşinin üzerinden hoplayıp atlamaya soyunmuş idik. Ateşin üzerinden güzelce hoplamış idik lakin öte yanda yeryüzüne varmamızla dizlerimiz çözülmüş, yüzükoyun düşerken tapancalarımız (avuçlarımız) fene halde sıyrılmış, hâliyle de müthiş mahcub olmuş idik. Neyse iyileşiriz bu olay da unutulur diyerekten efkâr (fikirler) yürütmüş idik.
Aradan 3-4 yıl geçmiş bu sırada büyük bir otelde büyük bir politik toplantıya katılmış idik. Toplantının “Hoşgeldin” salonunda on onbeş genç delikanlı tepsilerle içki ikram edrken, gençlerden biri gülerekten fakire yanaşıp, herkesin duyacağı yüksek bir sedâ ile, “Aaa hocam siz Nevruz’da ateşin üzerinden atlarken düşen doktor abi değil miydiniz!?” diye fakire yanaşmış, köy imamının osurması misali, ateş üzerinden zıplamamızı herkesin içinde suratımıza vurmuş idi.

“Karac’oğlan der ki olup ölünce
Ben bir güzel sevdim kendi halimce
Varıp gurbet ele vasıl olunca
Dostlardan haberim al melil melil” (K)

Çok değil bir milyar yıl kadar önce, sevgili dünyamız güneşimizin çevresini tavâfa başladıktan az bir sonra, uzaklardan gelen koca bir kaya kitlesinin dünyamıza kuttedenek çarpmasıyla kopan parçadan ay dedemiz oluşmuş, çarpmanın etkisiyle önce şallak mallak olan dünyamız, daha sonra da ay dedemiz sayesinde dikelmiş, dikelme ekseni ise 23 derece kaykılıvermiş idi. Bu kaykılma sonucu ise mevsimler oluşmuş, sevgili dünyamızı da börtü böcek sarıvemiş idi. Bu olayı izleyen milyonlarca yıl içinde ise, ay dedemiz dünyamızın etrafında fır dolanaraktan onu topaç misali dikelterek takla makla olmasını engellemiş, sonraki zamanda ise gel-gite (med ve cezir) yol açıp dünyamızı şenlendirmiş idi.

Bu eksen kaykılması yüzünden, her 20-21 Mart dolayında ekvator halkamız (ekvatorun oluşturduğu halka) güneşin yörüngesinin halkasıyla hırp diye çakıştığından, bu durum “İLKBAHAR İLİMİ” ya da “vernar equinox” teşmiye edilip (isimlendirilip) , ve güya, gece ile gündüz birbirine eşit olduğundan “NEVRUZ” geldi hoş geldi diyerekten bayram etmekteyiz.
Şimdilerde ise, devâsa ateşler yakıp, ele güne hoşgörü ibreti olsun mürâdı ile, büyük elçileri ve dahî politikacıları ateş üzre hoplatıp, tabancalarımızla (avuçlarımızla) şıpıdık çalıp alkışlayaraktan, resimlerini gazetelere basmayı iş edinmişizdir.

“Alâ gözlerini sevdiğim dilber Şirin kelâmina yürek doyar mı Ben bir divaneyim bir şey bilmezim Güzel olmayanı gönül sever mi ?” (K)

İmdii.. ve de lâkin:

Gece ve gündüz asla eşit olabilemez. Zîra güneşimiz, battıktan sonra bile, atmosfer kırması yüzünden, 5-6 dakika görünmesini sürdürmektedir.
Üstelik hem güney hem de kuzey kutbunda bu sırada güneş asla batmayıp Mevlevî dervişi misâli, ufka paralel dolanıp durmaktadır.

(Bu fakirin teleskopundan Ay Dede’nin güzel bir pozu.)

Yıllar önce aklı sivri bazı bilim adamları, “Acep günebakanlar güneşi ne kadar izlerler” merâki ile günebakan çiçeklerini güney kutbunda dikmişlerdi de, zavallım günebekanlar güneşe bakaraktan döne döne boyunlarını yeni yunmuş çamaşır mışâli burup, hepten telef olmuşlar idi.
“Alâ gözlerini sevdiğim dilber Uyuyup uykuya kanamaz oldum Deli miyim mecnun muyum ben neyim Sırrımı yâd ele vermez oldum” (K)

Köyün birine bir gün uzun boylu, seyrek bıyıklı, reis tavırlı bir adam gelmiş. Köylüler etrafına toplaşmışlar.
Uzun boylu adam, “Eyy köylü milletiii !..” demiş “Ben sizin peygamberinizim..!”
“Hâşâ” demiş köylüler, inanmıyoruz sana, sen töbe peygamber neyim değilsin.”
Uzun adam karşıdaki duvarı göstermiş, “Şu duvarı konuşturursam inanır mısınız peygamber olduğuma ?”
“İnanırız demiş” köylüler. “Hele bir duvar konuşsun, senin peygamber olduğuna billâh inanırız”
“Eyy duvaar !” demiş uzun adam. “Konuus !!.. Konuş ve benim peygamber olduğumu şöyle bu köylü milletine ! ”
Duvar ossaat dile gelmiş:
“Eyy köylü milletiii ! Bu adama sakin ola inanmayın..o peygamber değildiir.. bu adam sahtekârin biridiir ! “

Dünyamızın aydınlık parçası ile karanlık parçasını ayıran çizgiye “ara çizgi” ya da “Terminatör” denir. Dünyamıza uzaydan baktığınızda gördüğünüz gece ile gündüzün ayrıldığı çizgidir bu. Yirmibir Mart’ta bu “ara çizgi” hem kuzey hem güney kutbunun üzerinden aynı anda geçer.
Lâkin atmosferimizin güneş ışığını kırması (“refraction”) nedeniyle hem kuzey hem de güney kutbunda 21 Mart’ta güneşimiz 24 saat süreyle durmadan ufuk çizgisinde 360 derece dönerek pırıldar, ve iki kutupta da 24 saat boyunca gece asla olabilemez.
Akıllara ziyan bilgiler bunlar kıymet bilene.

(Fakirin teleskopundan “Mare Crisium”un güzel bir pozu)

Bahar ilimında (ve de hatta güz ilimında) sevgili güneşimiz tam DOĞUDAN DOĞAR ve TAM BATIDAN BATAR. Yılın diğer günlerinde SEVGİLİ GÜNEŞİMİZ ASLA tam doğudan doğup tam batıdan batmaz. Pusulalarınızı akord etmeniz için bulunmaz bir fırsattır bahar ilimi.

“Alâ gözlerini sevdiğim dilber Bu sürmeler sana Hak’tan çekilmiş Üsküfun eğdirmiş şahan bakışlı Siyah zülfün ay yüzüne saçılmış”

“Karac’oğlan der ki yandım kul oldun Aradım güzeli yanımda buldum Ay doğup da şafak atmakta sandım Meğer yarin düğmeleri çözülmüş” (KARACAOĞLAN)

Gözleriniz hep yükseklerde olsun
FPT Dr.Timur Sümer

Leave a comment