TEMEL NİKAH MASASINDA

TEMEL NİKAH MASASINDA
Nikâh memuru, Temel ile evlenme masasına oturan Fadime’ye:
“Nişanlınız çok içkili, bu nedenle nikâhınızı kıyamayacağım!’’ der.
Fadime ona yalvararak bakar:
“Acı bana memur bey… N’olur kıy şu nikâhu!’’
Memur “Nişanlınızın ayılmasını bekleyelim’’ deyince Fadime:
“Etme eyleme memur bey’’ der “Temel’i ayıkken getiremeyrum ki!’’

CLIMATE ALARMISM

Climate Alarmists’ goals are to scare the heck out of the public in order to gain power, shape policy, and make a lot of money. The fact that the data refutes their claims makes no difference to them. 

Before humans were on this planet, the climate changed and will continue to do so, whether we are here or not.  TS

The Alarming Thing About Climate Alarmism

Exaggerated, worst-case claims result in bad policy and they ignore a wealth of encouraging data.

By

BJORN LOMBORG

Feb. 1, 2015 6:14 p.m. ET

It is an indisputable fact that carbon emissions are rising—and faster than most scientists predicted. But many climate-change alarmists seem to claim that all climate change is worse than expected. This ignores that much of the data are actually encouraging. The latest study from the United Nations Intergovernmental Panel on Climate Change found that in the previous 15 years temperatures had risen 0.09 degrees Fahrenheit. The average of all models expected 0.8 degrees. So we’re seeing about 90% less temperature rise than expected.

Facts like this are important because a one-sided focus on worst-case stories is a poor foundation for sound policies. Yes, Arctic sea ice is melting faster than the models expected. But models also predicted that Antarctic sea ice would decrease, yet it is increasing. Yes, sea levels are rising, but the rise is not accelerating—if anything, two recent papers, one by Chinese scientists published in the January 2014 issue of Global and Planetary Change, and the other by U.S. scientists published in the May 2013 issue of Coastal Engineering, have shown a small decline in the rate of sea-level increase.

We are often being told that we’re seeing more and more droughts, but a studypublished last March in the journal Nature actually shows a decrease in the world’s surface that has been afflicted by droughts since 1982.

Hurricanes are likewise used as an example of the “ever worse” trope. If we look at the U.S., where we have the best statistics, damage costs from hurricanes are increasing—but only because there are more people, with more-expensive property, living near coastlines. If we adjust for population and wealth, hurricane damage during the period 1900-2013 decreased slightly.

At the U.N. climate conference in Lima, Peru, in December, attendees were told that their countries should cut carbon emissions to avoid future damage from storms like typhoon Hagupit, which hit the Philippines during the conference, killing at least 21 people and forcing more than a million into shelters. Yet the trend for landfalling typhoons around the Philippines has actually declined since 1950, according to a study published in 2012 by the American Meteorological Society’s Journal of Climate. Again, we’re told that things are worse than ever, but the facts don’t support this.

ENLARGE
PHOTO: GETTY IMAGES

This is important because if we want to help the poor people who are most threatened by natural disasters, we have to recognize that it is less about cutting carbon emissions than it is about pulling them out of poverty.

The best way to see this is to look at the world’s deaths from natural disasters over time. In the Oxford University database for death rates from floods, extreme temperatures, droughts and storms, the average in the first part of last century was more than 13 dead every year per 100,000 people. Since then the death rates have dropped 97% to a new low in the 2010s of 0.38 per 100,000 people.

The dramatic decline is mostly due to economic development that helps nations withstand catastrophes. If you’re rich like Florida, a major hurricane might cause plenty of damage to expensive buildings, but it kills few people and causes a temporary dent in economic output. If a similar hurricane hits a poorer country like the Philippines or Guatemala, it kills many more and can devastate the economy.

In short, climate change is not worse than we thought. Some indicators are worse, but some are better. That doesn’t mean global warming is not a reality or not a problem. It definitely is. But the narrative that the world’s climate is changing from bad to worse is unhelpful alarmism, which prevents us from focusing on smart solutions.

A well-meaning environmentalist might argue that, because climate change is a reality, why not ramp up the rhetoric and focus on the bad news to make sure the public understands its importance. But isn’t that what has been done for the past 20 years? The public has been bombarded with dramatic headlines and apocalyptic photos of climate change and its consequences. Yet despite endless successions of climate summits, carbon emissions continue to rise, especially in rapidly developing countries like India, China and many African nations.

Alarmism has encouraged the pursuit of a one-sided climate policy of trying to cut carbon emissions by subsidizing wind farms and solar panels. Yet today, according to the International Energy Agency, only about 0.4% of global energy consumption comes from solar photovoltaics and windmills. And even with exceptionally optimistic assumptions about future deployment of wind and solar, the IEA expects that these energy forms will provide a minuscule 2.2% of the world’s energy by 2040.

In other words, for at least the next two decades, solar and wind energy are simply expensive, feel-good measures that will have an imperceptible climate impact. Instead, we should focus on investing in research and development of green energy, including new battery technology to better store and discharge solar and wind energy and lower its costs. We also need to invest in and promote growth in the world’s poorest nations, which suffer the most from natural disasters.

Climate-change doomsayers notwithstanding, we urgently need balance if we are to make sensible choices and pick the right climate policy that can help humanity slow, and inevitably adapt to, climate change.

Mr. Lomborg, director of the Copenhagen Consensus Center, is the author of “The Skeptical Environmentalist” (Cambridge Press, 2001) and “Cool It” (Knopf, 2007).

DEMOKRASIYE ACEP HANGI OT ŞIFA VERIR?

Selahattin Duman

Demokrasiye acep hangi ot şifa verir?

01.02.2015 Pazar

SON günlerin tantanası içinde gözden kaçmış olabilir, Osmanlı tarzı yeni bir açılımın müjdesini ben vereyim.

“Uzun boylu sevgi insanı” Cumhuriyet tarihinde bir ilke daha imza attı. Hazırladığı bitkisel kürlerle tanınan Profesör Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu’nu Cumhurbaşkanlığı makamının başdanışmanı yaptı.
Kararnamesi çıktı, imzalar çakıldı, her şey tamam.

***

“Uzun boylu sevgi insanı”nın kafasına bir şey takıldığında danışman hoca efendiyi çağıracak.
“Hocam” diyecek, “Partili vatandaşlardan biri mektubunda soruyor. Oğlunun gece yatağı ıslatma sorunu varmış. Ne yapmalı diye soruyor. Şuna bir akıl versen iyi olur.”
O da sevabına formülü anlatacak. Hocanın elinin altında böyle bir bitki mutlaka vardır. Eh, adamın evinde de bir cezve muhakkak bulunur. Şifalı ot o cezvede suyla kaynatılır, suyu çişini tutamayan oğlana içirilir.

FAYDA ETMEZSE

Koskoca başdanışmanının verdiği akıl hâlâ işe yaramamışsa, oğlanda kesin “muhaliflik geni” vardır.
Bu durumda yaşı küçük olanların altı bağlanır. Ergenlik çağındakilerin yaşı mahkemece büyütülüp, askere gönderilir. Yani orduya havale edilir.
Anadolu’da bu bilimin akademik eğitimini almamış kimi üfürükçülerce önerilen başka tedavi çeşitleri de vardır.
Bunların en yaygın olanı “Kör horoz tedavisi” diye bilinir.
Bir gözü görmeyen horozu bulacaksın. Onu duvara dayalı bir merdivenin yedinci basamağında keserken, kanını bir çanağa akıtacaksın. Sonra bir caminin çatısından alacağın örümcek ağını o kana karıştıracaksın. Karışımı, yemeğine azar azar katarak oğlana yedireceksin. Bu yöntemin iyi sonuç verdiğini, özellikle (oğlanın ölmesi halinde) işeme eyleminin kesinlikle durduğunu söylerler.
Ancak Japon bilim adamları itiraz ettiklerinden pek yaygınlaşamamıştır.
Ayrıca kimi hocalar kör horozun yedinci, kimileri de dokuzuncu basamakta kesilmesi gerektiğini iddia ettiklerinden, konu kendi içinde bile tartışmalı kalmıştır.

***

Cumhurbaşkanlığı makamının başdanışmanlığına atanan Profesör Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu’nun bitkilerle tedavi yöntemleri daha etkilidir.
İbrahim Hocam’ın asıl uzmanlığı biyoteknoloji ve mikrobiyoloji üzerinedir. Bu, zahmetli ve fazla getirisi olmayan bir alandır. Bitki üzerinde uzmanlaşıp bunu tedavide kullanmak ise “modern tıbbın getirilerinden” daha kazançlıdır.
Mısır Çarşısı verilerini inceleyenler bunu iyi bilirler.

DOĞA DAHA KÂRLI

Misal devedikeni tohumunu ele alalım. “Sedef paraleli” ile mücadelede kullanan bu nebat, doğada başıboş ürer. Az emekle toplanır ve aktarlarda “dört çorba kaşığı miktarı” yirmi liradan satılır.
Piyasa buysa ben mikrobiyolojiyi ne yapayım? Hocamın yerinde olsam ben de kendimi nebatata verirdim.
Lafın başında bu başdanışmanlık ataması için “Osmanlı tarzı açılım” demiştik, ki ecdat tarihine baktığımızda, haklılığımız kabak gibi ortaya çıkar.
Osmanlı padişahları, bitki şifacılarına, nefesi kuvvetli hocalara ve müneccimlere çok kıymet verirdi. Sultan İbrahim’in Cinci Hocası, son Rus Çarı’nın şifacısı Papaz Rasputin’ine denk gelen, hatta ondan da üstün bir âlimdi.
Yine Sultan İbrahim’e hizmet veren Aygır İmam namındaki zat da bitkisel şifa üzerine bir numaraydı.

***

Ne var ki Aygır İmam iyi bir ot uzmanıydı ama “sağlıklı beslenme” konusunda Osman Müftüoğlu öğretisinden nasipsizdi.
Bir ramazan gecesi sahura kalktığında, üç kangal sucuk doğrattı. Kafam kadar büyük tereyağı topağını kısık ateşte erittikten sonra o sucukları biraz çevirtti ve üzerine kırk yumurta kırdırdı.
Yemeğin sonunda çatlayarak ölmesini, devrin uleması “Şanslı âdemmiş, nefsini körletti de öyle gitti” sözleriyle hayra yormuştur.
Bunları bildiğimden, İbrahim Hoca’nın Saray’daki Osmanlı tarzı başdanışmanlığını çok önemsiyorum. Bu atamayı, kendini alternatifsiz sanan modern tıbba kapak olarak değerlendiriyorum.

14 MART TIP BAYRAMI : KAHRAMAN DOKTORLAR

14 Mart Tıp Bayramı ve Cephelerin Kahraman Doktorları

Yazan Media Watch –
Ülkemizde batı tarzı tıp eğitimi, 14 Mart 1827 de Tıbhaneyi Amire’nin kuruluşu ile başlar ve bu, her yıl 14 Mart tarihinde bir bayramla kutlanır. İlk kutlama işgal altında ki İstanbul’da Haydarpaşa Tıbbiyesi’nin İşgalcilere yiğitçe bir cevabıdır. Bu cevap ikinci defa 14 Mart 1921 de tekrarlanmıştır. 1935’ten sonra gelenekselleşen 14 Mart Tıp Bayramı’nın derinliğinde yurtseverliğin, cesaretin, direnişin ve teşkilatçılığın hikayesi vardır.

Nazan Sevim / Yesevi Dergisi

Birinci Dünya savaşı başlayınca Seferberlik ilan edilir, halkın hafızasına da zaten bu uğursuz savaş “seferberlik” olarak yerleşmiştir. Cephelerde sıhhiye hizmeti gerekecektir, askeri hekimlerin yanı sıra diğer bilumum sivil sağlıkçılarda silâhaltına alınarak cephelere gönderilir. Bunların arasında eczacı, diş hekimi, baytar ve tıbbiye öğrencileri de vardır. Birde Küçük Sıhhıye zabit mektebi kurulur. Tıbbiyenin 1. ve 2. sınıf öğrencileri çavuş rütbesi ile çeşitli cephelere gönderilir, son sınıf öğrencileri Doğu/Kafkas cephesine. 1915 yılında Tıbbiye de öğretime ara verilir. Çünkü hocalar dâhil mevcutlar cephelere dağılmıştır. 1916’da hekim ihtiyacı arttığı için Tıbbiye yeniden açılır, 1917 yılında hoca ve asistanların bir kısmı hala cephelerde olduğu için öğretim kadrosu eksiktir.

Cephelerde ki sağlık personeli bir taraftan yaralıların tedavisi ile uğraşırken diğer taraftan görünmeyen bir düşmanla, salgın hastalıklarla boğuşmaktadır. Başta orduları bitiren Tifüs olmak üzere salgınlar hızla yayılmaktadır. Sahra Sıhhıye Müfettişi Umumiliği’nin kurduğu Gülhane, Kuruçeşme ve Fenerbahçe laboratuvarlarında ordu ve halk için aşı üretimine başlanır. Özellikle doğu cephesinde, Sarıkamış felaketinden köylere sığınarak kurtulan tifüslü askerler salgının yayılmasına sebep olur. Bu salgında Erzurum lisesinin hastabakıcı öğrencileri, tıbbiyeliler ve birçok hekim ölür. Sarıkamışlı Cerrah Profesör Bingür Sönmez’in Rus askeri arşivlerinden getirttiği filmleri izleyenler karlar altından çıkartılan şehitlerin bazılarının üstlerinin çıplak olduğunu acıyla izlemiştir. Askerler tifüsün yüksek ateşinden soyunmuştur. Tifüsten sağ kalan hekimlerden biri de Dr. Süleyman Numan Paşa tarafından doğu Cephesinde görevlendirilen Dr. Tevfik Salim (Pur. Dr. Tevfik Sağlam) beydir, kırk yıl kıran olmuş, eceli gelen ölmüş demişler! Kayıpların sayısını burada yazmıyorum, okuyanları üzmemek için.

Bu ağır şartlarda askeri hekimler basit bir teknikle serum aşısı imal ederler. Bu aşıyı Balkan savaşında Dr. Reşat Rıza bey (Kor) icad etmiştir. Yüksek ateşli Tifüslü hastadan alınan kan defrine edildikten sonra, benmaride 60 dereceye ısıtılarak inaktive edilmiş ve koruyucu olarak sağlamlara uygulanmıştır. Önce gönüllü 5 askeri hekime, immünoloji ( bağışılık bilgisi) henüz emekleme çağındadır. Askeri hekimlerin bu icadı literatüre de geçmemiştir. Irak Cephesinde bu aşıya güvenmeyen Von der Goltz paşa ve özel doktoru Oberndorfer tifüse yakalanarak ölürler ama güvenen Türkler hayatta kalır. Bu askerlerin arasında Kazım Karabekir de vardır. Paşanın daha çok yapılacak işleri vardı. Herhalde hayatta kalması gerekliydi diye düşünüyorum. Irak cephesinde Tifüse yakalanıp sağ kalan bir başka genç hekim de Prof. Abdülkadir Noyan’dır. Cepheler çok, hangi birisini anlatalım ki? Biz en iyisi örnek olarak Tifüs ve diğer salgınlar mücadelesindeki başarılarıyla takdir toplayan Filistin Cephesi Hilali Ahmer hastanesinden biraz söz edelim;

Filistin Cephesinin Kahramanları

1914 Kasımında Dr. Neşet Ömer bey (İrdelp) başkanlığında Hilali Ahmer Süveyş yardım heyeti 2 ay süren yolculuktan sonra Halep istasyonuna varır. Heyette Dr. Arif, Selahaddin, Hasan Ferit, Mansur, Asım. Varnalı Hulusi Fuad beyler vardır. 10 Ocak 1915’te Kudüs’e geçerler ve Moskofiye (Rus) hastanesine yerleşerek 4. ordunun aşılarını hazırlamaya başlarlar. Bir taraftan da sivil halka hizmet etmektedirler. Amerikan kolonisinin doktor ve hemşireleri, diğer Hıristiyan kolonilerinin rahibeleri de onlara yardım eder. (misyonerler bu işlerde daima hazır ve nazırdır). 4. ordu’nun komutanı, Payitahttan ayağı kaydırılan Cemal Paşadır. 4. ordu, “çöl” adında bir dergi çıkarmaya başlar. Başarısız kanal seferi’nin planlayıcısı 8. kolordu kurmay başkanı Alman albayı Von Kres’tir. Von Kress’in ısrarına rağmen Cemal Paşa geri çekilme emri verir ve yaralıların toplanmasına bizzat nezaret eder. Bu kanal hezimetinin sorumlusu neden acaba hep Cemal Paşa gösterilir?

Türk Hilali Ahmer’i (Kızılay) Hafir’de kurulan çadır hastanesinde gelen yaralıları tedavi etmektedir. Yaralılar deve ambulanslarıyla taşınmaktadır, Temizlik ve intizamıyla şöhret olan çadır hastanesinin başhekimi Dr Hasan Ferit (Cansever) beydir. Birkaç yıl önce vefat eden Türk Tarih Kurumu’nun mimarı Turgut Cansever’in babasıdır, oğlu da dışlanan geleneksel Türk mimarisinin korunması için ömür boyu mücadele etmiştir). Kendi hastanelerinden kaçan Alman ve Avusturyalı yaralılar da Hilali Ahmer’in 750 yataklı çadır hastanesine sığınmaktadır. Çadırlar Balkan savaşı sırasında Hint Müslümanlarının hibe ettiği çadırlardır. Hamamı, berberi, elektrojen grubu, su arıtma ve buz imalat makinesi vardır, ekmeğini kendi pişirmektedir. Zaten çadır bize yabancımıdır? Sarayımız bile Otağ-ı Hümayun’un taşlaşmış şeklidir.

Hilali Ahmer hastanesinin hekimleri yaralıların tedavisinden başka tifüs, tifo, kolera, dizanteri, sıtma ve veremle de mücadele ederler, bataklıkları kuruturlar, çelik borularla su kaynaklarından kasabalara su getirirler (zor zamanların milleti). Çadırlı hastanenin ameliyathanesi olağanüstü bir cerrah olan Akif Şakir (Şakar) tarafından yönetilmektedir. Bu hastanede yaralı İngiliz esirlerine o kadar iyi bakılır. Esirlerden ağır yaralı yüzbaşı J. Baldwin, Akif Şakir bey tarafından ameliyat edilerek kurtarılır, bu esirin amcası Stanley Baldwin, 1923 yılında Biritanya Başbakanı olacaktır. Geri çekilirken çölü en son terk eden hastane Hilali Ahmer hastanesidir. Yaralılarıyla birlikte Beyti Hamame’de esir düşen hastanenin önceden bütün evrakları yakılarak yok edilir. Ve yaralı İngiliz esirlere gösterilen ihtimam sayesinde bütün hastane personeli Allenby tarafından serbest bırakılır. Şifaya kavuşan İngiliz yüzbaşı Dr. Akif beye bir teşekkür mektubu göndermiş ve bu mektup doktoru esaretten kurtarmıştır. Allenby 1917 de 1. ve 2. Gazze savunmaları Türklerin zaferiyle sonuçlanınca iş başına getirilmiş, Cemal Paşa ise sanki cezalandırılmış. Komuta başarısız Alman generali Falkenhayn’a devredilmiş. Yeri gelmişken tarihi bir hatırlatma yapalım; Allenby’nin Araplara “El Nebi” olarak tanıtıldığı söylenir. El Nebi, Arapları Türkün zulmünden(!) kurtarmış. Neticede 3. Gazze savaşında bozgun ve geri çekilme. Cemal Paşanın hatıralarını okumak gerek.

 

14 Mart Tıp Bayramı ve Cephelerin Kahraman Doktorları

İşgalde Haydarpaşa Tıbbiyesinde Neler Olur?

1918 de Mondros Mütarekesi imzalanır, 13 Kasımda işgalci donanmanın topları Selimiye kışlasına ve şimdiki Çapa Tıp Fakültesinin atası Haydarpaşa Tıbbiyesine çevrilir. İngilizler Mektebi işgal eder. Dr. Süleyman Numan Paşa Malta’ya gönderilir. Öğrenciler çatı katına sürülür, karyolaları altlarından alınır, yer döşeklerinde yatmaya mecbur edilir. Gece aşağıya tuvaletlere iniş yasaktır. Askeri öğrencilerin üniformaları çıkartılır ve askeri Tıbbiyeye alınacak öğrenci sayısı 20 ile sınırlanır. Belli ki Çanakkale ve Filistin cephelerinde Türk hekimlerini tanıyan İngilizlerin gözü korkmuştur. Tıbbiyelilere bir de bodrum katı bırakılmıştır. Perişan tıbbiyeliler çabuk toparlanır ve “Ayın Pe” teşkilatına mensup 15 tıbbiyeli delikanlı bir gece Fenerbahçe’de ki İngiliz cephaneliğini soyarak kaçırdıkları silah ve bombaları işgal altındaki binanın bodrumuna getirip saklarlar. Delikanlı sözü Türkçeye mahsustur! Silahlar Anadolu’ya aktarılır. Milli Mücadeleye katılmak isteyen öğrencilere oturun, dersinize çalışın, hekim lazım diye haber gönderilir. Bu gençlerin arasında Dr. Hikmet Kıvılcımlı da vardır.

14 Mart 1919 günü Darülfünu’nda. Tıphaneyi Amire’nin kuruluşunun 92. yıl dönümü kutlamaları için bir çay tertip edilerek Kızılhaç temsilcileri ve basın davet edilir. Söz alan Dr. Memduh Necdet bey “İstanbul bizimdir, çünkü şehitler ve tarih, buradadır, Halife ve Hakan yatağı burasıdır” diyerek sözlerini bitirirken salon alkışlarla inler.

Tıbbiye mesajını vermiştir. 94. yıl da 14 Mart 1921 de tekrar Kadıköyü’nde Hale sinemasında kutlanır. Ve 14 Mart kutlamaları gelenek halini alır. Türk Tıp Cemiyeti, Türkçe Tıp eğitiminin Bursa Darüşşifasında 12 Mayıs 1399 da başladığını hatırlatmış (Dr. Osman Şevki Uludağ) ve Tıp bayramları 1929-1934 yılları arasında 12 Mayıs’larda kutlanmıştır. Maarif Vekili Mustafa Necati bey’in ani ölümü üzerine Türk’ten doktor mu olur? Onları zaten Rum hekimler tedavi ediyordu, ecnebi doktorlar geri gelsin diyenlere bir cevaptır bu.

Evet, Sultan 2. Abdülhamit Han’ın doktoru Mavroyani Avusturyada tahsil etmiş bir Rum’dur. ‘Anlat Derdini Marko Paşa’ya!’ nezaketi ile ünlü Marko Paşa da Rum’dur. Fenerli Burjuvazisi 17/18 yy.’dan itibaren çocuklarını Padova Tıp Fakültesine göndermiştir. Ama sırf cüzzamlı hastalar için Kayseri, Edirne ve İstanbul’da hastane kuran da Süheyl Ünver hocaya göre Türklerdir. Bu Türklerde nedense hiç bir şey olamıyor(!). ‘İmparatorlukları kim kurmuş acaba’ bilen varsa söylesin! Söz cüzzamdan açılmışken İstanbul cüzzam hastanesinin Karaca Ahmet Mezarlığına bitişik kalıntıları, 1973 yılında 1. Boğaz Köprüsü’nün Çevre yollarına kurban edilmiştir. Miskinler Tekkesi artık yoktur. Diğerlerini bilmiyorum. Bu, bizim tarih bilincimizin ne olduğudur.

30 Ağostos zaferi ve kurtuluş, 19 Ekimde Refet Paşa’nın Trakya’yı devir almak üzere İstanbul’a geleceğini duyan sivil ve asker tıbbiyeliler bir gece önceden hazırlanır, giyini, kuşanır, askeri üniformalar tekrar giyilir, artık İngiliz kimsenin umurunda değildir. Haydarpaşa garına inen öğrenciler Refet Paşa’yı omuzlarında taşıyarak Tıbbiyeye getirir.

Uzun yıllar sonra Haydarpaşa hastanesinin bahçesine Şehit Tıbbiyeliler anıtı dikilir. İstanbul Üniversitesi’nin Çanakkale’de ki Tıbbiyeli Şehitler anıtı da 2000 yılında. Çanakkale’de çok şiddetli çarpışmaların cereyan ettiği Kanlı sırt’ın ancak 2,5 km uzağına dikilebilir, Kanlı sırt İngiliz toprağı(!) sayıldığı için.

İstanbul Üniversitesi her yıl 18/19 Mart gecesini hocaları ve öğrencileriyle burada geçirmekteymiş!

Kaynaklar:
a) Kurtuluş savaşında Haydarpaşa Tıbbiyesi. Prof. Dr. Ayten Altıntaş’ın tebliği, 6. Üsküdar Sempozyumu
b) 1. Dünya Savaşında Tıbbiyeliler ve 14. Mart’ın tıp Bayramı oluşu, Prof. Dr. Nuran Yıldırım, Toplumsal Tarih Dergisi, Mart 2008.
c) Kahraman Doktorlar Arap Çöllerinde, Tuna Örses, NTV Tarih, sayı 23
d) Türkiye’de Tıp ve Tıbbi Kurumlar. H. Muhammed Said, Erdem Dergisi. cilt 4, sayı:10, Atatürk Kültür Merkezi.

 

AŞAĞILIK GEZEGENLER

AŞAĞILIK GEZEGENLER
12
 
mercury-venus-Hector-Barrios-Hermosillo-MX-1-8-2015-e1420791489421
 
M&V
(PHOTO BY HECTOR)
 
“Alâ gözlerini sevdiğim dilber,
Gezer miydin yâren ilen, eşinen?
Irak yerden kem haberin alırsam,
Döğünürüm kara bağrım taşınan.”   (Karacoğlan)                                                                                                              
                                                                                                                                                                     
 
Yeni edindiğimiz İtalyan berber, traşımızın ortasında İtalyanca olaraktan, “Abi kaşları da kırpayım mı ?”  diye sorunca “Kırp” dedik, “senden gıymatlı deel ya..”
Öğünmek için söylüyorsam nâmerdim; bizim sülâlenin kaş durumunu bilen bilir.. Allah’ın bir lütfû işte…
Traşın sonunda berber; “abi senden saç kesme parası neyim almıyacağım…yalnız kaşlar için versen yeter” dedi, “ayağın alışsın..”                                                                                       
                                                                                                                                                                     
 
“Dost yoluna verdim olan vârımı,
Taşa çaldım namusumu, ârımı.
Kim ağlatmış benim nazlı yârimi?
Top top olmuş kirpikleri yaşınan.”                                                                                                                                 
                                                                                                                                                                     
 
 
Güneşimiz çevresinde dönen gezegenler içinde en iç yörüngede fırdönen Merkür (Utarit) ve Venüs (Çulpan) gezegenlerine, elin ağzı torba deği ki büzesin, “AŞAĞILIK GEZEGENLER” ya da “INFERİOR PLANETS” denir ki, zinhar mecazî bir anlam aranmaya bu “aşağılık” lafında.
 
 
mercury venus2
 
 
Süleyman Soylu nam bir soyu güzel, genetik bilimine sırtını dayamış “Asrın lideri ve sevgi insanının” kızı Sümeyye sultanı siyasete davet edivermiş. “Siyaset gen işidir” demiş Soylu Süleyman, “babasından, ailesinden insana iletilebilir. Bu yetenek ve dönemi iyi temsil etmek meselesidir. Hanımefendi milletvekili adayı olsa hoş değil mi?” İleri demokrasi dendi ya bir defa..       (Selahattin Duman’dan)                                                                                                      
                                                                                                                                                                     
“Dileyin ağalar, hatâ işledim,
Hayrı bıraktım da şerre başladım.
Öpem derken, al yanaktan dişledim,
Kurt yiyip de çürüyesi dişinen.”                                                                                                  
 
Venüs’ün 1914 yılı doğrusu pek parlak değildi. Lâkin 2015 yılında her ikisinin görkemi bir başka oldu. Ocak ayında günbatımından 40 dakika sonra batı ufuk çizgisine doğru bakıverin. Solda daha parlak olanı Çulpan’dır (Venüs), sağdaki ise Utarit (Merkür). Töbeler olsun, 8 Ocak-13 Ocak arası birbirlerine pek yakın göründü bu aşağılık gezegenler de, bilmezler çarpışacaklar sandı.                                                                                                
 
 
 
MERKÜR GEZEGENİNİN HUBBLE TELESKOPUNA VERDIGI İKİ GÜZEL POZU            MERKURMERKUR2
 
                                                                                                                                                                     
 
 
“Başörtüm yüzünden üniversiteye almadılar”
Önümüzde kapıları öyle kapadılar ki geleceğe dair hayal bile kuramadık. Zulüm ve baskı inanın etnik köken, kimlik ve kültür ayırmadı. 28 Şubat yasakları nedeniyle yurt dışında, üniversite başvurumu yapıp kabulümü alırken, geri kalan tek aşama lise diplomasi iken, lise son sınıfta okul kapısında, eğitim ve inancım arasında bir tercih yapmakla yüz yüze bırakıldım.” Sümeyye                                                                      
 
(Sümeyye Erdoğan 2002′de girdiği ÖSS sınavında 134,5 puan aldı. Yani 120 olan dört yıllık üniversite tercih barajı düşünülürse Sümeyye Erdoğan’ın bu puanla Türkiye’de dört yıllık bir üniversiteye girmesi mümkün değildi. Üstelik orta öğretim başarı puanı 42,6 idi. Okul başarısını gösteren bu puan Sümeyye Erdoğan’ın ortalamanın altında bir öğrenci olduğunu gösteriyor.)
                               ERKEK ARKADAŞIYLA
SUMEYYE ERKEK ARKADASI
 
 
 
                                                                                                                                                                     
                                                                                                                                                               “Mâyıl oldum gözlerine doyamam,
Ak gerdanda sıra benler sayamam.
Tatlı olur, ben canıma kıyamam,
Ağu yedir kömür gözlüm aşınan.” (Ağu=zehir)                                                                  
 
 
Venüs ve Merkür, güneş sistemimizde uyduları (ayları) olmayan yegâne aşağılık gezegenlerdir.
 
“Kürtler’i ve Araplar’ın kimliği de, baş örtüsü de, inanç ve değerler de, inkâr ret ve asimilasyon baskısından kurtulmuştur. Bugün yeni bir kapı aralanmış, yeni bir Türkiye’nin inşası başlamıştır. Tek parti dönemi bu ülkeye çok acılar yaşattı.” Sümeyye
 
 
sumeyye-erdogan_131095
 
 
                                                                                                                                                                     “Karac’oğlan der ki: Gidip de gelmez,
Gizli haberini yâd eller bilmez.
Ekmek ile tatlı cana kıyılmaz,
Ağu yedir kömür gözlüm aşınan”                                                                                              
 
 
“Bir an bile tereddüt etmedim. Eğitim için resmi veya gayri resmi tüm yolları zorlayacak, ama üniversite kabulü yapmam gerekse de başımı açmayacaktım. Burada anlatmak istediğim aslında bir duruş ve direniştir.  Bugün, Doğu ve Güneydoğu’da tersten bir tek parti zulmüne baskısına tahammülümüz olamaz.” Sümeyye
 
 
Diğer gezegenlerin kendi eksenlerinde dönüşü 24 saatten azken Venüs ve Merkür’ün bir dönüşü aylar alır.
Yalnızca, bu iki aşağılık gezegen hilâl şeklinde görülebilir.
 
 
 
                                                                                                                                                                    “Alâ gözlerini sevdiğim dilber
Şâd edip elleri görmeseneydin.
Muhabbettir güzelliğin nişânı,
Bakıp uğrun uğrun gülmeseneydin”     (Karacoğlan)                                                                                    
 
 
 
 
 

Temel eşeği yularından çekerek yatak odasına sokmuş. Karısı yatağında doğrulup hayretle bakarken, Temel ; “Ahacuk eyice pir pakasun da.. ‘uy başum ağrii !!’ diye naz yaptığun her gece ha pu inekle yatayrum..”

Temel’in karısı sinirle gülmüş , “Ula sende kafa olsa punun inek degül eşek olduğunu pilurdun ..” deyince Temel’dir karısına dönüp , 

“Sana  söylemeyrum da?..  ha pu eşekle konuşayrum”.

 
assinboots
 
Venüs’ün üzerideki atmosfer basıncı dünyamızdaki denizin 1000 metre derinliğindeki kadardır. Buraya bir dünya denizaltısı gelse, Rüstem pelvanın elinde sıktığı “Coca Cola” kutusu misali ezim ezim eziliverir.
Merkür ise atmosferi olmayan tek gezegendir.
 
 
                                                                                                                                                                     “Dilber senin ile yiyip içtiğim,                                                                                                                       
El atıp da düğmelerin çezdiğim,
Fayda etmez şimden sonra kaçtığın,
Soyunup koynuma girmeseneydin.”                                                                                        
 
 
 
Sümeyye hanımefendi boş vakitlerini nasıl değerlendirdiğini şöyle açıklıyor:
“Arkadaşlarımla uzun yıllardır belli aralıklarla cemaatle sabah namazında bir araya geliriz. En çok da Eyüp Sultan’da namaz kılar, sonra simidimizi alıp Pierre Loti’de gün doğumunu izler veya lokantalardan birinde çorba içer ayrılırız.” Sümeyye
 
 
 
sumeyye-erdogan_131099
 
Venüs en parlak gezegendir. Merkür ise, yüzü E-beş kara yolu misali asfalt karası olduğundan ışığı en az yansıtan gezegendir.
 
                                                                                                                                                                                 
 
                                                                                                                                                                                                                                         “Kırmızı güllerin dalları yerde,      
Sen uğrattın beni onulmaz derde.
Ben kendi halımda gezdiğim yerde,
Getirip bergüzâr vermeseneydin.”        
                                                                                                                                                                     
 
 Venüs’ün yörüngesi neredeyse tam bir dairedir. Bu nedenle güneş çevresinde dönerken 35 km/saniye hızı hemen hiç değişmez. Merkür’ün yörüngesi ise güneş sisteminin en yamuk ovali olduğundan, sarhoş sürücü misali hızlanıp hızlanıp yavaşlar.
Venüs’te gece ve gündüz ısı farkı yoktur ; ısı hep 465 derece dolayındadır ki, kitaptaki “Cehennem” tanımlamasına pek yakındır. Düdüklü tencere misali, basınç yüzünden burada pilav 250 derecede 2 saniyede pişer.
Merkür’de ise gece- gündüz sıcaklık farkı 600 derecedir.
 
 Sümeyye hatun’dan 17 Aralık yorumu:
“Benim için 17-25 Aralık girişimleri büyük resimde, hak/hukuk tanımaz sapkın bir kişinin, karanlık ilişkilerle, kendi sapkın emelleri için, içinde yetiştiği topluma ve mensubu olduğu dine yalan ve iftira ile ihanet etmesidir. Daha kişisel zeminde ise, 17-25 Aralık Türkiye’de büyük bir çoğunluğun tecrübesinde, bir insanın arkadaşını arkadan bıçaklamasına benzer.” Sümeyye
 
 
 
 
sumeyye-erdogan_131097
 
                                                                                                                                                                     
“Karac’oğlan der ki: Cana mı kastın?
Sallanma sevdiğim, bağrıma bastın.
Güzel olanları severler dostum,
Harcın değil, güzel olmasanaydın.”                                                                                          
 
 
Venüs’ün eksen eğimi neredeyse baş aşağı olup, 177 derece iken, Merkür’de eksen eğikliği yok gibidir; 1/30 derece..
 
Gazetecilerin sorularını cevaplayan, kendileri Kubilay’ın katilinin torunu olup, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç,  “Benim tanıdığım Sümeyye Erdoğan çok iyi yetişmiş bir kızımızdır. Allah bağışlasın. Çok bilgilidir. Siyaseti çok yakından takip eder. Edebiyle, ahlakıyla, bilgisiyle, yetişme tarzıyla çok şükür herkesin örnek gösterebileceği değerli bir kızımızdır. Siyaset yapmaya karar vermek, onun bileceği bir iş. İnşallah hayırlı bir karar olursa biz de bundan mutlu oluruz” ifadelerini kullandı.
 
 
“TWITTER’DE” YAPTIĞI SAHTEKÂRLIK
sumeyye-erdogan_603280
Ocak ayında hava kararınca doğu yönüne bir bakıveriniz. Sevgili Jüpiter’imiz (Bercis) ufuktan yükselirken, ensenizde gözünüz olsa batı yönünden batmakta olan Çulpan’ı görürdünüz. 17 Ocak’ta ise Bercis’in doğuşu ile Çulpan’ın batıı neredeyse aynı anda olacaktır.
Bu aylarda Bercis, güneş ve ay dededen sonra gökyüzünün en parlak cismidir. Dünyamıza en yakın konumuna 6 Şubat’ta gelecektir ki, asıl parlaklığı siz o zaman görün.
 
 İtalyan berber traşın sonunda, kaş kırpıntılarımızı biriktirirsek peruk işine girebileceğimizi söyleyip moral verdi ve ortaklık önerdi.
KAS
                                                                                                                                                                     
 
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
HPT Dr. Timur Sumer

DR. BARAN SÜMER TURKİSH FORUM ÖDÜLÜ

BARAN

TURKISH FORUM 2014 YILINDA ALANLARINDA IZ BIRAKMIS EN BASARILI MESLEK INSANLARINI ONURLANDIRIYOR
Ocak 23, 2015
TURKISH FORUM 2014 YILINDA ALANLARINDA IZ BIRAKMIS EN BASARILI MESLEK INSANLARINI ONURLANDIRIYOR
Turkish Forum, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Türklerin, Türk asıllı Amerikalıların ve Amerikalı Türk dostlarının 1993 yılında temelini attığı ve şu anda dünyanın beş kıtasına dağılmış, birçok ülkede yerel çalışma grupları ile örgütlenmiş Türkiye dışında yaşayan Türk’lerin büyük bölümüne ulaşan gönüllü çalışan  bağımsız bir sivil toplum örgütüdür. Turkish Forum, kar amacı gütmeyen, döner sermayesi olmayan, kurulduğundan bu yana Türkiye ve Türk toplumunun hizmetinde olmuş, nice başarılı projelerin ve kampanyaların gerçekleşmesinde basrolü oynamış, moral ve heyecanı yüksek, toplumun maddi ve manevi desteği ile ayakta duran ABD’de kayıtlı Türkiye Cumhuriyeti tarafından da tanınan bir sivil toplum örgütüdür.
Turkish Forum’un misyonu Türkiye Cumhuriyetinin dünyaya tanıtılmasında öncü rol oynamak olduğu kadar tarihe ışık tutmak ve kitleleri bilgilendirmektir. Turkish Forum dünyayı saran haber ağı ve pek çok ülkedeki alt örgütleri sayesinde, Türkiye ile ilgili haberlerden dünyaya dağılmış Türkler ve dostlarını haberdar edip, yerel yönetimlerde daha aktif hale gelmelerini amaçlar. Bulunduğu bölge ve ilgili konularda araştırmalar yaparak, fikirler geliştirir. Türk toplulukları arasındaki iletişimi güçlendirerek farklı ülkelerde dağınık vaziyette bulunan Türk’lerin ve dostlarının örgütlenerek güçlenebilmesini hedefler.
Bu misyonunuz çerçevesinde, Turkish Forum ve Dünya Turkleri Birligi olarak her yil kendi alanlarinda yaptiklari çalişmalarla, topluma katkilariyla, yapitlariyla ön plana cikan meslek insanlarinin ödüllendirilmeleri ve basarialrini kamuoyu ile paylasmak amaciyla bir proje baslatmistik ve Turkish Forum Danisma Kurulu Uyelerinin katkilariyla farkli alanlarda calismalariyla on plana cikan meslek insanlarimizi saptadik.
2014 yilinda ilk kez yaptigimiz bu proje onumuzdeki yillarda da devam edecek ve her yil yine bu donemlerde bir onceki yilda basarilariyla iz birakmis meslek insanlarini onurlandirip kamuoyu ile paylasacagiz.
Yapilan calismalar sonucunda bu yil kendi dallarinda/alanlarinda basarili calismalara imza atan ve icinde bulunduklari topluma katki koyan isimler sirasiyla Sefika Guney, Yard.Doc. Dr.Mustafa Aksoy, Doc.Dr.Mehmet Toy, Melissa Azize Gokmogol, Dr. Fusun Cetin Cuhadaroglu, Prof.Dr. Selcuk Kuyucak, Dilek Ergul, Ergün Kirlikovalı, Dr. Baran Sümer ve Dr. Hakan Gürsu.
 
Kendi alanlarinda on plana cikan ve ozelde icinde bulunduklari topluma ve genelde Turkiye’nin adinin farkli platformlarda anilmasina katki koyan bu isimlerin onerilme surecinde ve degerlendirilmesinde gorev alan tum Turkish Forum Danisma Kurulu uyelerimize ve Yonetim Kuruluna tesekkur ediyor, sonuclari tum Turk Dunyasi ile paylasabilmenin hakli gururunu yasarken, kendilerini bir kez daha kutluyorum.
Saygilarimla,
Dr. Kayaalp Buyukataman
CEO  Yon. Kurulu  Baskani
Turkish Forum – Dunya Turkleri Birligi
  1. SEFIKA GUNEY
10628694_275592782638122_3633607728068547874_o
Bugun 13 yasinda olan Sefika, 11 yasindayken kaleme aldigi Melis adli romaniyla Turkiye’nin en genc yazari unvanina sahip. Canim Dostumla Birlikte ise Sefika’nin ilk oyku kitabiDokuz oykuden olusan bu kitabinda aile ve arkadaslik iliskileri, hayvanlarla kurulan dostluklar, yeni baslangiclarin getirdigi heyecanlar ve insanlik hallerine iliskin pek cok ayrinti 13 yasindaki Sefika’nin naïf anlatimiyla aktariliyor. Kullandigi dil ise gunumuz yazarlarina tas cikaracak nitelikte. Sefika’nin herkese bir mesaji var: “Bol okumali gunler dilerim.”
Sefika Wechsler Cocuklar icin Zeka Olcegi sonucuna gore 135 puanla Ustun Zekali bir cocuk oldugu yonunde sertifika sahibidir.
Sefika’yi kendi anlatimiyla taniyalim: “Ben aslında çok da şanlı bir çocuk değilim. Neden derseniz ben sadece okuma ve yazma konusundaki yeteneklerimi aile desteği ile sürdürmeye çalışıyorum. Ama resim yeteneğim ,zekam günden güne köreliyor. Muğla’da üstün zekalı çocuklar için ayrı bir eğitim almıyorum. Yasal hakkım olduğu halde alamıyorum.
Üstüne üstlük bir de TÜYAP da Ahmet Ümit, Ayşe Kulin gibi yazarlarla aynı gün imza vereceğim. Ezilmekten korkuyorum. Bu yaşlarda benim kaygılarım bu olmamalıydı. Elbette çok erken yaşlarda kitap yazmam iyi oldu,elbette ki kitabımın Türkiye’nin en büyük yayınevinin basması iyi oldu( Ayşe Kulin Güneşe Dön Yüzünü adlı eserini bastırmak için 20 yıl yayınevi aramis) ama
bazen ticari kaygılar bir çocuk kalbinin kaldıramıyacağı yükler bindiriyor.”
Kitaplarinin tanitimi amaciyla bu kucuk yasina ragmen Istanbul’da, Samsun’da ve baska kentlerde Kitap Fuarlarina katilip kitaplarini imzalayan, soylesilere katilan kucuk yazarimizi kutluyor, calismalarinda ustun basarilar diliyoruz.
  1. DOC. DR.MUSTAFA AKSOY
türkyorum-mustafa-aksoy-2Kitap_3891080
Tarihin Sessiz Dili Damgalar kitabinin yazari Yard. Doc. Dr. Mustafa Aksoy, 1959 Kadirli dogumlu. Firat Univeristesi’nden 1982 yilinda kayit oldugu zaman Anropoloji olarak bilinen bolumden 1986 yilinda Sosyoloji lisans derecesi ile mezun olduktan sonra Istanbul Universitesinde Yuksek Lisans ve Doktora calismalarini tamamlamistir. Calismalarini uygulamali sosyolojiye olan ilgisi yuzunden bu yonde yogunlastirmistir. Saha çalışması yaptığı ülkeler:
Tamamen kendi olanaklarıyla, Türkiye -özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da-, İran, Azerbaycan, Ukrayna, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Altay, Hakasya ve Tuva’da, UKİD (Uluslararası Kalkınma Yardımları ve İşbirliği Derneği) katkılarıyla da Moldavya, Romanya ve Kosova’da saha araştırmaları yaptı. Halen saha çalışmalarına devam etmektedir.
Dr. Aksoy’un 18 yillik emeginin urunu olan Tarihin Sessiz Dili Damgalar ile Turkish Forum’un “2014 yili Basarili Meslek Insanlarini Onurlandirma” projesine onerilmis ve komisyonun hayranligini kazanmistir. Aksoy, kitabini hazirlama asamasinda zorluklarla karsilastigini ve tüm olumsuzluklara karşın kendi deyisiyle bu çalışma, bir sevdanın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle kitap âdeta “damga”ların izinde geçirilmiş yılların ürünüdür. Yorucu, büyük bir emek ve sabır isteyen on altı yıllık bir zaman dilimini kapsamış olsa da her araştırma sahasında ayrı bir mutluluk tadılmış, bu kitabın meydana gelebilmesi adına sevinç ve üzüntü duygularının birlikte var olduğu zorlu bir süreç yaşanmıştır.
Araştırmalarım sırasında “damgaları kimlerin ve niçin yaptığı, damgaların kaynağının ne olduğu” sorularına cevap bulmaya çalışan yazar, “Bu damgaları niçin yapıyorsunuz?” sorusuna on altı yıl boyunca aldığım cevaplar, “Atamdan böyle gördüm, anamdan böyle gördüm, bunlar bizim geleneğimiz, tarihten beri bunları hep yapıyoruz” şeklinde olmuştur.
Tarihin Sessiz Dili Damgalar 14 ülkede saha araştırmaları yapılarak, 18 yılda hazırlanan kitaptir; en çok kullanılan 208 damganın çizimi yapılarak, damgalar dizini oluşturulmuş ve 14 ülkeden 579 fotoğraf kullanılmıştır.
Eser, halı-kilim ve diğer dokumalarla, at koşumları, kaya resimleri, mezar taşları, evlerin dış cepheleri, sokak işaretleriyle, otobüs duraklarında karşılaştığımız veya arkeolojik ve etnografik eserlerden günümüze kadar gelmiş olan maddi kültür unsurlarındaki “işaretler” ile “damgalar” üzerinde, 14 ülkede saha çalışmaları yapılarak tespit edilmiş verilere dayanılarak hazırlanmıştır.
Bahsedilen maddi kültür unsurlarındaki “şekil” ve “damgalar” yorumlanarak farklı bir kültür tarihi yazılmıştır. Ayrıca entografik eserlerin görülenden farklı boyutları olduğu, bunların en “otantik tarihi belgeler” olarak kabul edilmeleri gerektiği belirtilmiştir.
Aksoy, “damgalar”ın tarihin bilinen kadim dönemlerinden günümüze kadar geldikleri ve taşıdıkları anlamlarla tarihe şahitlik ettiklerine dikkat çekerek, etnografik eserlere farklı bakış açısı ve bir “kültür teorisi” önermiştir.
Dr. Aksoy’u; onemli bir basvuru kaynagi olacagina inandigimiz bu cok basarili eseri kaleme aldigi icin kutluyoruz. Ancak Aksoy, henuz arastirmasinin tamamlanmadigini, amacinin ilk firsatta Yakut’lardan Alaskaya uzanan genis bir cografyada devam ettirmek oldugunu belirtmistir. Kendisine calismalarinda Turkish Forum olarak ustun basarilar diliyoruz.
  1. DR. MEHMET TOY
180313-abaskan234
Turk-Amerikan Dernekleri Asamblesi Baskanligina yeni secilen Dr. Toy, goreve geldigi gunden itibaren yeni bir vizyon ve misyon getirerek catisi altinda topladigi dernekler ile son derece uyumlu ve birlik icin calisan bir baskan olma ozellligini tasimaktadir,
Ayrica Ermeni ve diger Turk aleyhtari propagandalara karsi kuvvetli cevaplar vermekte- son TUSIAD ve Bogazici Universitesinin tek tarafli  konferansina karsi yaptigi  atilim herkesin takdirini kazanmisti. Goreve geldigi gunden beri bir seri  seminarlar duzenlenmesine onculuk ederek her ay Amerikanin cesitli yerlerinde farkli konularda iki ayri konferans duzenlenmesine onculuk ederek dernekleri bir araya getirme ve aydinlatma calismalarina devam etmektedir.
New Jersey, New York ve Pennsylvania eyaletlerinde yasayan Turk toplumunun ABD senatosunda ve kongresinde, New Jersey senatosunda ve kongresinde, sozde Ermeni soykirimi konusunda aleyhimize cikabilecek tasarilara karsi aktivitelerini organize etmek ve yonlendirmekfedir.
Ayrica ATAA Mutevelli Heyeti uyeligi ve Yatirim Komitesi baskanligi. ITU-MD USA Yonetim Kurulu Uyeligi de vardir.
Sadece ATAA Baskani olarak degil kendi alaninda da basarili calismalara imza atmistir. Bilgisayar aglari konusunda ki calismalariyla uluslararasi alanda taninan bir bilim adami, muhendis ve idarecidir. Yayinlamis oldugu bes kitap, bir video ve sayisiz makaleleriyle ifade ettigi calismalarinin bir kismi uluslarasi standardlar haline donusturulmus ve yillardir endustri de kullanilmaktadir. Yaptigi calismalardan dolayi cesitli firmalardan ve uluslararasi kuruluslardan oduller almistir.
Almis Oldugu Oduller ve Burslar; Inventor Awards (Mucit Odulleri), Comcast
Exceptional Contribution Awards, AT&T Bell Labs ve Lucent Technologies
PACE Leadership Award, IEEE(Institute of Electrical and Electronics Engineers)-USA , AT&T Federal Systems Silver Award , MEB Yurt Disi Doktora Bursu , KOC Bursu ve TUBITAK Bursu olarak sayilabilir.
Sayin Toy’u hem Turk Amerikan toplumuna yapmakta oldugu katkilarindan hem de yenilikci bilimsel calismalarindan dolayi kutluyor ve calismalarinda Turkish Forum olarak ustun basarilar diliyoruz.
  1. MELISSA AZIZE GOKMOGOL
10632705_10152799638484938_6369834338734752562_n
Melissa Gökmoğol 1992 senesinden beri Amerika’da gönüllü olarak politikada çalışmalar yapmaktadır. Gerek başkanlık seçimleri, gerek yerel seçimlerde değişik alanlarda görevlerde bulunmuştur. 2008 Başkanlık seçimleri kampanyasında bölge yöneticiliği ve 2012 senesinde United States Congressman’nın kampanyasında stratejik araştırma görevlisi olarak görev yapmıştır. 2014 senesinde ise, Indiana eyaletinin tek Türk Kadın parti delegesi olarak seçilmiştir.
Başkanlık seçimlerine ve partinin tüzüklerine imza atan parti delegeleri olarak Indiana eyaletini temsil eden tek ve ilk Türk kadınıdır. United States Congressman’ı olan Todd Rokita’nın kampanyasında 2012 senesinde olduğu gibi 2014’de de başarılı kampanya hizmetlerine devam etmiştir. Ayrıca Indiana’daki 2014 yerel seçimlerinde hakim adayı ve Indiana eyaletinin Congressman’ı olmak için aday olan başka bir kişinin kampanyasının yönetim kurulunda görev almıştır. Melissa Gökmoğol Purdue Üniversitesi Siyasal Bilgiler Bölümünü onur derecesi ile bitirip, The George Washington Üniversite’sinde Politika Yönetimi üzerine yüksek lisans yapmaktadır.
Yaptığı bütün çalışmalar ile Türk insanını ve Türk kadınını başarı ile Amerikan siyasetinde tanıtıyor olması ve Indiana eyaletinin tek ve ilk Türk Kadın parti delegesi olmasıdır.
Melissa Gökmoğol Amerika’da politika alanında başarılı olması ile birlikte, iş hayatında da 10 milyon dolardan fazla değeri olan bir şirketi ortaya çıkaran başarılı bir Türk iş kadınıdır.
Melissa Gokmogol’u politika ve is yasami konularinda Turk kadinin adini duyurdugu ve basarili calismalara imza attigi icin kutluyor ve gelecekteki calismalarinda da Turkish Forum olarak ustun basarilar diliyoruz.
  1. DR. SELCUK KUYUCAK
photo
Kanada’da bulunan McGill’den mezun olan ve calismalarina 1990 yilindan beri CANMET Mobile Foundry Laboratory, Ottawa, Ontario’da devam eden Dr. Kuyucak, Metalurji Malzeme Bilim Dalinda yapmis oldugu calismalarla CANMET den odul kazanmistir. Celik Dokum, ostenitik mangan celiklerinin islemi, oksit takviyeli celiklerin gelistirilmesi konularinda yapmis oldugu basarili calismalarin sonucu olarak mesleki literature dunyada “KUYUCAK METODU” olarak bilinen bir yontem kazandirmistir.
Turk bilim adamalrinin dunyanin neresinde olursa olsun bilime yaptiklari katkilar ulkemiz acisindan da onem tasimaktadir. Kendi adiyla anilan bir yontemi dunya bilim literaturune kazandirmis olmasindan dolayi Turkish Forum olarak kutluyor ve basarili calismalarinin devamini diliyoruz.
 
  1. Dr. FUSUN CETIN CUHADAROGLU
cetin
Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Akademisi tarafından verilen “Ülkü Ülgür Uluslararası Bilim Adamı Ödülü” nün ilk sahibi olan Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Füsun Çetin Çuhadaroğlu Dr. Ulku Ulgur’un sadece kendiis degil alanda calisan pek cok bilim insani icin bir model olusturdugunu ve bu yuzden de boyle bir odulun cok anlamli oldugunu soylemistir.
Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Çetin Çuhadaroğlu American Academy of Child and Adolescent Psychiatry (Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Akademisi) tarafından “Çocuk psikiyatrisinde örnek alınacak uluslararası bir lider” olarak ” Ülkü Ülgür International Scholar Award” (Uluslararası Bilim Adamı) ödülüne layık görülmustur.
Akademinin ilk uluslararası ödülü olan “Ülkü Ülgür Uluslararası Bilim Adamı” ödülüne layık görülen Dr. Çuhadaroğlu, Türkiye’de Çocuk ve Ergen Psikiyatrisinin ayrı bir tıp dalı olarak kabul edilmesi ve gelişmesine katkıda bulundu. Yüzden fazla yayını ve on sekiz kitap bölümü bulunan Prof. Dr. Çuhadaroğlu ulusal ve uluslararası araştırma kuruluşları tarafından desteklenen projeleri yürüttü ve çeşitli ödüller aldı. Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği’nin bir meslek kuruluşu olarak kurulup gelişmesi ve kurumsallaşmasına önemli katkıları oldu ve 10 yıl başkanlığını yaptı. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi alanında ulusal ve
uluslararası birçok bilimsel etkinlik ve kongreye imzasını atmış olan Prof. Dr. Çuhadaroğlu halen Avrupa Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Derneği Yönetim Kurulu Üyeliğini sürdürüyor. Çuhadaroğlu, Uluslararası Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi ve İlişkili Meslekler Birliği Genel Sekreteri ve Uluslararası Ergen Psikiyatrisi ve Psikolojisi Derneği Başkan Yardımcılığı görevlerini de yürütüyor.
Turkish Forum olarak Sn. Cuhadaroglu’nin uluslarasi arenada da taninan basarili calismalarinin devamini diliyor ve kutluyoruz.
  1. DILEK ERGUL
.dr1
2014 yilinda sosyal sorumluluk projesi kapsaminda onurlandirilmaya aday gosterilen Dilek Ergul, Atlantik’I kizlar icin gececek. İzmirli amatör bir denizci olan Dilek Ergul, uzun yıllar satış üzerine çalıştı. Ancak işlerine ara verdi ve yelkenliyle 14 aylık bir seyahate çıktı. Şu sıralar Kanarya Adaları’nda dalgalarla sağanak yağmurla boğuşan Ergül, hayali olan Atlantik Okyanusu’nu geçmeyi planlıyor. Üstelik bu yolculuğun bir de amacı var: 10 kız öğrencinin 10 yıl boyunca okumasını sağlamak.
8 Haziran 2014’te İstanbul Avcılar ‘WIM Marina’dan yola çıkan Ergul, bugüne kadar dört ülke, 37 liman şehri ve yedi kara şehrine uğradı. 3.700 deniz mili (6.840 km) yol yaptı.
Bu seyahatini faydalı bir yönde kullanma isteğiyle Darüşşafaka Cemiyeti ile çalışmayı tercih etmesinin nedeni hem okulda verilen eğitimin kalitesi, hem yüzde 100 burs sağlamaları hem de uzun soluklu evlatlarımızın yanında olmalarıni kendisi için harika bir fırsat olarak gormektedir. Böylece ulaşabileceği çocukların geleceklerinden daha emin olabileceğini düşündü. Bu konuda Darüşşafaka Cemiyeti’nden dostları da destek verince ortaya ‘Rota Atlantik Fonu’ çıktı. 10 kız çocuğumuzu 10 yıl okutabilmek amaçlı olarak 1 milyon TL toplamak hedefiyle ROTA ATLANTIK, yelkenler fora diyerek yola cikti.
Dilek Ergul’u hem Turk kadininin neler basarabilcegini gostermesi, hem bayragimizi denizlerde dalgalandirmasi hemde cok guzel bir amac ugruna bu zorlu yolculugu goze aldigi icin kutluyor, basari ile rotasini tamamlamasini diliiyoruz.
8.    ERGÜN KIRLIKOVALI
200312-ergun-kirlikovali
ATAA eski baskani, TF Danisma ve Yonetim Kurullari uyesi, FTAA eski Baskan Yardimcisi olan Ergün Kirlikovalı, yıllardır Türk-Amerikan toplumuna yaptığı hizmetleri ile herkesin takdirini toplamasına ek olarak  başarılı bir bilim adamı ve iş adamıdır. Ergün Kirlikovalı’nın asıl büyük hizmeti hiç durmak bilmeden büyük bir enerji ile mücadele ettiği sözde Ermeni soykırımı meselesidir. Yazdığı yazıları çeşitli medya kuruluşları ve Türksih Forum da da yayınlanmasının yanısıra katıldığı ulusal ve uluslararası konferanslarda Türk tezini belgeleriyle savunmuş bir sosyal tarihçi kimliğide taşımaktadır. En son katılmış olduğu ve Boğaziçi Üniversitesi tarafından düzenlenen konferansta yaptığı konuşma da bunun en güzel kanıtıdır.
Sn. Kirlikovalı’nın belkide bu son konferansta söylediği ve belleklerden uzun zaman silinmeyeck olan sözü, “ Tarih ne çağımız politikalarının kölesi ne de birbiriyle yarışan anıların emrinde olmamalıdır.”
Turkish Forum Danışma Kurulu ve Yönetim Kurulu üyeleri oybirliği ile Sn. Kirlikovalı’yı üstün vasıflarıyla başarılı bir sosyal tarihçi olarak 2014 yılının başarılı meslek insanları arasında anılmasına karar vermiştir, Kendisini kutluyor ve başarılı çalışmalarının devamını diliyoruz.
  1. DR. BARAN SÜMER 
 
BARAN 2
Amerika Birleşik Devletleri Texas Üniversitesi KBB Bölümünde çalışmalarını yürüten Dr. Baran Sümer, ÖncoNano Medicine’in kurucuları olan ekibiyle birlikte 6 milyon dolarlık Product Development Grant alarak kanser hastalarının ameliyatları sırasında doktorların tümörü görmelerine olanak sağlayan ve tümörü bütünüyle temizleyip çıkarmalarını sağlayan nano teknolojiye dayanan floresan sondalar geliştirmişlerdir.
Dr. Baran Sümer, 2014 yılı Cancer Prevention & Research Institute of Texas (CPRIT) ödülüne “Onco Nano Medicine: Transforming Cancer Surgery by Tumor Illumination”başlıklı çalışması ile layık görülmüştür.
Turkish Forum – Dünya Türkleri Birliği Danışma Kurulumuuzn önerisi ve Yönetim kurulunun oy blrliği ile aldığı kararla Dr. Baran Sümer’İ Tip Dünyasına ve özellikle kanser hastalarının tedavisine çok büyük katkı koyacak olan bu çalışması ve üstün başarısından dolayı kutluyor ve başarılı çalışmalarının devamını diliyoruz.
  1. DR. HAKAN GÜRSU
d36df930c70c67f82aa6bb608feefb66
Üniversite sanayi işbirliği çerçevesinde adına kayıtlı Endüstriyel ürün tescili olan Dr. Hakan Gürsu, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Dr. Hakan Gürsu sayesinde Türkiye için süper bir şey oldu: dünyanın en özgür zekalarının katıldığı bir yarışmada birinci seçildi.
Bu öyle bir yarışma ki para ödülü bile vermiyorlar. Çünkü hayallere para biçmiyorlar. O yarışmada insanlar birbirleriyle değil, birbirlerinin hayalleriyle yarışıyor. Aklına esenlerle… Uykusunu kaçıranlarla… Düşünde gördükleriyle ve düşünü gerçekleştirenlerle…
Bu yıl 100’un üzerinde milletten katılımın olduğu yarışmada “düş birincisi” ODTÜ Öğretim Üyesi Dr. Hakan Gürsu… Gürsu önce bir tekne düşledi. Öyle bir tekne ki yakıtı olmadan da gitsin. Yelkeni olsun ama rüzgar esmediğinde bile yüzsün. Ve “Volitan” böylece hayalken gerçek oldu.
“Volitan” Latince “hızlı yol alan” demek. Bir de Akdeniz sahillerinde görülen bir uçarbalığın adı… Bu balığın çok saygı duyulacak bir performansı var. 200 metre kadar suyun üzerinde gidiyor. Balığı da, kelimenin anlamını da çok sevdiğini belirten Gürsu, “Xmr21″ gibi bir isim yerine “Volitan” ismine karar kıldıklarını söylüyor.
“Tasarım Oscari” kazanan Dr. Hakan Gürsu’yu hayallerinin projesini gerçekleştirip Türkiye’mize birincilik ödülünü kazandırdığı için Turkish Forum ve Dünya Türkleri Birliği olarak kutluyor, yeni projelerinde üstün başarılar diliyoruz.

Mail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpegMail Attachment.jpeg