HACETTEPE 70 : 50. YIL TOPLANTISI (Dr. Selahattin Selim)

1

UNUTULMAZ HAFTA SONU; 10-12 EKİM2014

 

  •          50 yıl önceyi anma toplantısı yer ve tarih tespit edildikten hayli sonra,bu işlerin ustasını canından bezdiren ihmaller,zamanında yatmayan para,e-postalara cevap için gereken ilginin olmayışı,geliyorum diye ilk ortaya atılanların suskunluğu organizasyonda sıkıntılara açsa da büyük organizatör yılmadı.Her ne kadar fikir babasıyım diye övünen ama fikire mama bile vermeye erinen yakışıklı  kardeşimiz de nasıl olsa İlhan hamallık yapar diye gönül huzuru ile yan gelip yatsa da bildiği bir şey vardı.Er ya da geç plan gerçekleşecekti.
  •          Titreyen Göl’ü titreten bir coşku ile yapılan şaşırtıcı karşılama elbette Aslan yeğenimin azmi,Muzo kardeşimizin desteği , yakın çalışma gurubunun hevesle katkısı ile gerçekleşti. Günün ilk şeref vereni ben olduğum için aslan yeğenim elimi öptü,ben de  onun alnını öptüm.Arkadan değişik frekanslarda sevinç ve farklı duygu tezahürleri birbirini izledi. Çarpıcı hediyeler,gülücükler elbette bir yatırım içindi ve kendini zorla genel sekreter atayan İlhan daha fazla beklemedi,”paraları uçlanın lan”diye yılıştı.Tahsildar olarak da Muzo görev alınca itiraza cesaret eden de çıkmadı tabii.
  •          Ben herkes gibi İlhan’ın edep dışına taşan azgın tavırlarını bu kadar  ileri götüreceğini bilmediğim için afallamadım değil.Sonra dozun gittikçe artması kimseyi şaşırtmadı.Hatta bu azmalar ,kahkahaların göz yaşları ile sürmesine yol açtı.Yol yorgunu falan demeden akşam yemeği öncesi sunumlara geçildi.Sanki bilimsel toplantı vardı.Bizi gören bir alman bilimsel bir taplantı mı olduğunu sormadan edemedi.Gerçekten,İlhan’ın yönetiminde Yücel’in ciddi ve emek dolu sunumunu,İskender’in başka bir bakış açısını dile getirmesi,ciddi bir ilgi gördü.
  •         Akşam yemeğinde,turbun büyüğünün heybede olduğu anlaşıldı.Önce İlhan’ın Huysuz Virjin-Cem Yılmaz  karışımı her lafa bir cevabı,cevap yetmezse ağzına yakışan ve yakası açılmadık küfürleri ile başlayan eğlence,Ahmet Kurtaran’ın sıcak şarkılarını,tarzı dışında kanun eşliğinde söylemesi sonrası sevgili Nazım Şuvağ herkesi coşturdu.50 yıldır hekimlikle müziği beraber götüren ve her ikisinde de başarı gösteren kardeşimiz,arkasında eşi Zehra Şuvağ’ın varlığını ve desteğini gururla söyleyebilen kişilikte biri.Ne yazık ki Nazım’ın övdüğü o çok güzel şarkı söylemesini izahı güç çekingenlik yüzünden dinleyemedik.Söylenen her şarkıya katılmayan yoktu.Artık tarzı olan bir usta sanatkar olarak bize cesaret vererek işi doyulmaz müzik ziyafetine döndürdü.Espiriler,şakalar,sataşmalar,müzik hepimizi sarhoş etti.
  •          Ertesi gün rahmetli bir arkadaşımız için kırmızılar giyildi,toplu fotoğraf çekildi.Kısa bildiriler(!) ve münferit performanslarla , akşam sefasını beklemeye başladık.Tadını bir aldık ki vaz geçilir gibi değil.Bu toplantının her şeyi ,planlayıcısı ve uygulamalardaki yönetmeni yine bir yenilik getirdi.Bu akşam önde  oturuşlarını bile planladığı bayan korist, arkalarında istediği gibi duracak erkek korist düzeni kurdu,kimseye oturma izni vermediği sol baştaki sandalyeye kuruldu.M.Ali de bir yığın ahlaksız tekliflerden sonra bir kadeh rakı sunup yanına çöktü.Sonunda bisi en rezil şekillerde yapıp çekildiler,şef A.Kurtaran da o an kurtuldu.  
  •        İnanılmaz bir şey oldu ve kahramanımız tamam bu kadar deyip masasına çökünce Nazım sanatçı kaprisini tersine işletti ve şarkı söylemede ısrar etti.Huysuz-Cem karması patron da lanet olsun gibilerden tamam lan dedi.Demek ki gereken buymuş.Nazım coştu,bizler coştuk. Bu eğlence bitmesin diye   herkes hançerelerini yırtarcasına şarkılara katılıyordu.Sağolsun nazım da müzik terbiyesi veren hoca gibi sabırlı ve şendi.
  •        Bu toplantıya katılanlar gamsız,tasasız insanlar değildi.Her birinin içinde ne fırtınalar koptuğu bilinmez.Ama bu hafta sonunu korsan gemisi turu,gemide azan türküler ve oyun havaları eşliğinde yüzme ve balık keyfi de unutulmaz  anlar yaşadık.
  •         Bu hafta sonunu katılanların hepsi mutlu oldu.Unutacaklarını sanmam.Bir dahaki toplantı için çalışmalara başlandı.Acaba o  toplantıya yaşayıp katılanlar,katılamayanları nasıl anarlar diye düşünmeden edemedim.Malum yaş 70 !
  •         Sevgili İlhan Erkan ve yardımcılarına yürekten teşekkürler.Minnetlerimi ve şükranlarımı sunuyorum.
Dr.Selahattin Selim
785
EYUP4322
2
neco ilhan salih nuri

“NIAGARA PEACE AND DIALOGUE AWARDS” İZLENİMLERİ

“NIAGARA PEACE AND DIALOGUE AWARDS” İZLENİMLERİ              
 
Başkan Dr. Kayaalp Büyükataman’ın önerisiyle, 2 Ekim, 2014 tarihinde, “Turkish Forum”‘u temsilen, “Niagara Foundation”ın düzenlediği “Niagara Peace and Dialogue Awards” törenine katılmak üzere eşim Dr.Nilüfer Sümer’le “Novi Sheraton” oteline geliyoruz. 
Karşılama masasında üzerinde adlarımız yazılı kartları yakamıza takıyoruz. Toplantı salonu henüz açılmamış. Giriş salonundaki kahve-kurabiye masalarının önünde oluşan, 20-30 kişilik “tanışma-kaynaşma” gurubunun içine katılıp bir köşede dikiliyoruz. Gelenler içinde tanıdık bir yüz göremiyoruz. Koyu renk takım elbiselerinin içine açık mavi renkte gömlekler giyen kravatlı ve çok kibar gençler misafirlerin arasında dolaşıyor, bize “hoş geldiniz” diyorlar.  Bunlardan biri, guruplar arasında dolanıp, resimler çekiyor.
Yanımıza çok güzel Türkçe konuşan ve göz aşinalığımız bulunan Bosna’lı bir genç geliyor. Kendisiyle “Nevruz” kutlamalarında Balkan ülkelerinin derneğinde tanıştığımızı hatırlatıyor. Hatta fakirin Nevruz ateşinin üzerinden atlarken düşüşümü hatırlatıp bizi bir kez daha mahçup ediyor.
Sormam üzerine, Niagara Foundation’la birlikte birçok çalışmaları olduğunu, Türkiye’ye defalarca Amerika’dan öğrenci ve öğretmen gurupları götürdüğünü, “hatta” bazı belediyelerle işbirliği yaptıklarını anlatıyor. Güzel Türkçe’sini ODTÜ’de mühendislik okumuş olmasıyla açıklıyor. Türkiye’de “bazı durumlar değiştiği için” bir yıldır bu işbirliklerinin durduğundan yakınıyor. Zekâsına, Türkçe’ye hakimiyetine ve kibarlığına hayran kalıyoruz.
Saat 19:00’da salona girip, bize ayrılan en ön sırada bir masaya oturuyoruz. Masalar sekizer kişilik fakat bizim masada bizden başka henüz iki kişi daha gelmiş. Bunlardan biri Lisa Levine adlı, Michigan State Üniversitesi’nde yabancılara İngilizce dersi veren Mûsevi bir eğitmen hanım. Diğeri ise benim sağıma oturan İbrahim Delen adlı, aynı üniversitenin “College of Education” bölümünden yeni doktora almış sakallı bir Türk genci. Diğer masalar da yavaş yavaş doluyor ; salonda 100-120 kişi kadar bulunduğunu tahmin ediyorum. Salonda sadece 2-3 türbanlı kadın görebiliyorum.
Ms. Levin’e buraya nasıl davet edildiğini soruyorum. Kendisini nasıl bulup davet ettiklerini bilmediğini, daha önce “Niagara Foundation” grubundan haberdar olmadığını söylüyor. Yabancılara ders verdiği için, öğrencilerinden birinin tavsiye etmiş olabileceğini söylüyor. 
İbrahim bey ise Niagara gurubunda arkadaşları olduğunu, gurubun çalışmalarında sıklıkla “yardımcı” olduğunu belirtiyor.
Program başlayınca biraz gecikmeyle, masamıza iki genç Türk mühendis daha katılıyor. Onlarla ancak program sonunda kısaca görüşebiliyoruz.
Sheraton hizmetlileri yemekleri getiriyor. Kesinlikle hormonlu ve de muhtemelen eceliyle ölmüş bir tavuk yanında, iri taneleri birbirine yapışmış bir lâpa/pilav ve hiç ateş görmemiş birkaç fasulye ve havuçtan oluşmuş sebzeler. Öte yanda, koyu çukulatalı pasta gerçekten çok güzel.
 
Program, Fethullah Gülen’in toplantıya gönderdiği özel yazısının okunması ile başlıyor. Sayın Gülen, sağlık nedenleriyle toplantıya gelemediği için üzgün olduğunu belirtiyor. Ardından, 15-20 dakikalık Niagara Foundation’ı tanıtan resimli, müzikli bir “slayd” sunumu izliyoruz.
Masamızın üzerindeki program gerçekten çok profosyenelce hazırlanmış ve birinci sınıf baskı ve resimleri içeriyor.
Kapak içindeki ilk sayfada M. Fethullah Gülen’in güzel bir resmi ve öz geçmişi yazılmış. Diğer sayfalarda ise ödül alacakların resimleri ve öz geçmişleri 1-2 sayfayı dolduracak şekilde özenle basılmış :
Programın sunucusu (“mistress of ceremonies”) Cynthia Canty ; Michigan Radio’nun “Stateside” adlı programının yapımcı ve sunucusu.
Ödül alanlar sırayla sahneye çıkıyorlar.
1. Dr. Douglas Kindschi ; “Kaufman Interfaith Institute” direktörü, matematik ve felsefe profesörü.
2.”Capuchin Soup Kitchen” adına Direktör ve “brother” (Katolik rahip) Jerry Smith
3.Michael P. Flanagan ; “State Superintendent, Michigan Department of Education”
4.David Crumm; “Founder and Director of ‘Read the Spirit’”, “journalist and publisher”
5. Tom Watkins ; “President & CEO, Detroit Wayne Mental Health Authority”
Ödül alanlar teker teker takdim ediliyor, kısa birer konuşma yapıyorlar ve her birine oldukça görkemli ve sporculara verilen cinsten modern birer heykelcik veriliyor. 
Ödül alanları ve Niagara Foundation’u alkışlıyoruz. Ayrıca oldukça gıpta ediyoruz. 
“Balyoz”dan hiç söz edilmiyor.
Dr. Timur Sumer

ARKADASIM DR. SUHEYLA UMUR

2

Suheyla 1946 yılının serin bir mart ayında Amasya’da doğdu. Ailenin üçüncü çocuğu idi, babası halk    arasındaki değimi ile “postacı”, resmi değimi ile “Posta müvezzi” idi. İlkokul mezunu ama geleceği  gören, şair ruhlu hele akşamları bir iki tek atınca gümbür gümbür şiir yazan, hatta günlük olayları bile şiire döken tanıyanların “şair muharrem” dedikleri doğruları söylediği için bazılarına ters düşen, garibanlara her zaman yardım eden bir insandı. Annesi okuma yazma bilmeyen ev ve hayat şartlarından her zaman dert yanan, sıkıntılarından çocuklarını en kısa zamanda meslek edinmelerini   empoze eden son derece dindar bir kadındı. Beş çocuğuna yemek pişirmek, çamaşırlarını yıkamak, yokluk ve sıkıntılar içerisinde evi çekip çevirmekten bunalmış, yorgun bir kadındı.

1

Suheyla, zayıf ve kuru idi, iştahsızlığı zaten zor geçinen ailede üzüntü kaynağı oluyor yemeklerde   iştahı açılsın, iyi beslensin diye tüm ailenin onayı ile taze yumurtalar alınıp, sarıları çiğ çiğ birazda zorla içiriliyor, ceviz şurupları, o zamanlar yeni çıkan malt hülasaları ile kilo aldırılıp hastalanmasın, biraz şişmanlasın diye el üstünde tutuluyordu, kendisinden sonra doğan iki erkek kardeşine ablalık yapıyor gizli gizli kendisine tahsis edilen yiyecekleri paylaşıyordu. Ailenin neşe kaynağı, aydınlık yüzü olmuştu, olayları kendi üslubu ile dramatize ederek anlatışı kendisine ilgiyi arttırıyor araya sıkıştırdığı espirilerle tüm aile ve çevresini kendisine hayran bırakıp etkiliyordu.

3 

Suheyla, ilkokulu üçler ilkokulunda okudu, öğretmeni ondaki cevheri keşfetmişti, özel ilgi gösteriyor mutlaka okuması gerektiğini ve çok başarılı bir insan olacağını her fırsatta tekrarlıyor asla olumsuzluklardan yılmamasını her şartta mutlaka önüne ümitle bakmasını ve en önemlisi mücadele edip pes etmemesini belleğine işliyordu. Hayattaki en önemli varlılardan birisi olan, döneminin en başarılı ilkokul öğretmeninin bütün olumlu motivasyonları ile Amasya lisesine devam etti. Amasya Lisesi orta kısmına fırtına gibi başladı, her sene o dönemlerin iftihar listelerine girdi, lise birinci sınıftan sonra ailesi zorunlu olarak Samsuna taşındı. Sene 1961 idi. Genç kızlığa yeni adım attığı başarılara alışmış bünyesi , Samsuna başlangıçta güç alıştı, Samsun 19 Mayıs Lisesi zor fakat kendisini ispatlamış , yurt çapında isim yapmış başarılı birçok değerli insanı yetiştirmiş   tecrübeli öğretmenlerin görev yaptığı seçkin bir lise idi, yılmadı geceleri sağlığını bile hiçe sayıp derslerine çalışarak Amasya lisesi ile aradaki fakı kapattı., tam gün yapılan öğrenimde öğleleri arası bile derslerine çalışıyor annesinin küçük kardeşleri ile her zaman olmasa da gönderdiği yiyeceklerle karnını doyuruyor, parasızlığın acımasız şartlarına meydan okuyordu. Ama asla kendini ezdirmiyor, daima dik ve onurlu duruyordu.

 

 Lisede de kısa zamanda kendisini sevdirdi, derslere uyum sağlamış Amasya lisesindeki gibi popülerliğini sağlamıştı. Cana yakınlığı, çalışkanlığı, Allah vergisi şeytan tüyü denilen dönemin en sevilen deyimi ona tam yakışıyordu. Tiyatro koluna da girmiş, kısa zamanda sahnelenen zamanın en güzel tiyatro eserlerinde en önemli rolleri ( Namık Kemalin Vatan yahut Silistre, Moliere’nin Tardüf) üstlenmiş ve çok başarılı olmuştu. Artık önünde yeni ufuklar açılıyordu. ABD ile karşılıklı öğrenci değişimi A.F.S. sınavlarına girmiş ve kazanan iki öğrenciden biri olmuştu. İnanılmaz bir olayı gerçekleştirmiş Samsun gibi büyük bir ilde zengin ve güçlü öğrenci velilerinin kendi çocuklarının kazanmaları için tüm çabalarına rağmen “O” kazanmıştı. Ama kazanmak yetmeyebilirdi. Zira ailesi sıkıntılarla boğuşuyordu. Babası hastalanmış, maddi güçlükler her zaman olduğu gibi aileyi zorladığı gibi annesi ve çevresinin “kız çocuğunun gavur ellerinde ne işi var, zaten okumasa da olur” duruşları çok büyük bir engeldi. Günler süren tartışma, hatta ağlamalar, etkin iknalarla sorun halledildi. Amerika lisesi öğrenciliğine 1963 yılında başladı. Pensilvanya eyaletinin bir kasabasında yine başarılı geçen bir sene sonunda çok sevdiği vatanına döndü. Amerika’da da kendisini sevdirmiş, bir ailesi ve kardeşleri olmuştu. Sonraki senelerde tekrar tekrar görüşüp bir ömür boyu dostlukları devam edecekti. Amerika’daki ailesi de anne, baba ve iki kız kardeşti.

 

Suheyla 1963 yılında Türkiye’ye döndü. Üniversite imtihanlarına hayalindeki Doktor olma hevesi ile girdi ama olmadı. Zira Amerika’da eğitim ile Türkiye’deki eğitim farklı idi. Hayal kırıklığına kapılmadı, şartların kendisini o noktaya getirdiğini biliyordu. Teselliyi açıkta kalmama olarak değerlendirip kazandığı Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Amerikan Dili ve Edebiyatı  bölümüne kayıt oldu. Bozulan moraline rağmen İlkokul öğretmeninin söylediklerini unutmuyor, hayatındaki Tıp Fakültesini mutlaka kazanacağına inanıyordu. Çalışacaktı, kazanacaktı, kazanmalıydı. Mecburdu, geceleri rüyalarına giren doktor olarak insanlara ve ülkesine hizmet etme rüyalarını ancak bu şekilde gerçekleştirebilirdi.  27 Mayıs kız Öğrenci Yurduna yerleşti. Zor bir döneme girdiğinin tüm gerçekliği ile bilincinde idi. Hem Fakülteye devam ediyor, hem de maddi zorlukları aşmak için boş zamanlarında Lise öğrencilerine İngilizce dersleri veriyordu. Amerika’da aldığı eğitimin ona en büyük yararı bu olmuştu:  Ana dili gibi İngilizce. Gerçi Üniversite imtihanlarında Tıp Fakültesini kazanamamıştı ama kazanacaktı, inanıyordu. 1964 yılında tekrar büyük bir heyecanla Üniversite imtihanlarına girdi. Yaz tatili gelmişti. Memleketine giderek sabırsızlıkla sonuçları bekledi ve yaz onuna doğru bir akşamüzeri arkadaşından gelen Üniversite sonuçları belli oldu haberi ile postaneye koştu, gelen haber sevinçten çıldırtmıştı: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmıştı. Yanındaki küçük kardeşine sarılmış hüngür hüngür ağlıyordu. Hayalindeki okulu kazanmıştı. Eve geldiğinde tüm aile sevince boğuldu. Mahallede ve tüm çevrede hatta Amasya’da Tıp Fakültesini kazananlar bir elin parmağını geçmiyordu. Dosta düşmana ders vermiş, önemsedikleri kız çocuğu doktorluğu kazanmış, ele güne ailesinin itibarını yükseltmişti.

 

Suheyla Hacettepe Tıp Fakültesini hiç sene kaybetmeden aksine başarılı olarak 1970 yılında bitirdi. Fakültedeki öğrenim süresinde nerede ise tüm hocalarının takdirini kazanmıştı. Uzmanlık alanı olarak Kadın Doğumu istiyordu. Zaten sınıf arkadaşı Ahmet ile birbirlerini sevmişler bir ömür boyu birlikteliklerine nişanlanarak adım atmışlardı. Uzmanlık sınavına girdi fakat Türkiye’de torpil olmayan yer yoktu. Paylaşılmış, açıkta bırakılmıştı. Yılmayan mücadeleci kişiliği yine devreye girdi. Biliyordu, imtihanı hem de dereceyle kazanmış fakat hakkını yemişlerdi. Rektör İhsan Doğramacı kendisini tanıyor ve takdir ediyordu. Zorluklarla Doğramacı’nın karşısına çıktı. Durumunu anlattı, hakkının gasp edildiğini, büyük bir haksızlığa maruz kaldığını anlattı. Doğramacı hemen imtihan kâğıtlarını istetti, bizzat kendi başkanlığında yapılan değerlendirmede haklı olduğu anlaşıldı ve yine hayallerinin bir basamak üzeri Kadın ve Doğum bölümüne Asistan olarak atandı. Hayalleri bir bir gerçekleşiyordu. Sınıf arkadaşı Ahmet ile evlenmiş, mutlulukları perçinlenmişti. Artık çok olmasa da maaşları vardı. Suheyla Orta Okulda parasızlığın ne demek olduğunu anlamıştı. Ek ders kitapları almak için kese kâğıdı yapıp kardeşlerine sattırdığını hiç unutmadı. Evdeki yemek sofrası alınan eski gazeteleri kese kâğıdı yapmak için bir tezgahtı. Zamkı ise undan yapılan hamurdu. (hatta bu iş ileride kendisinden sonra gelen iki küçük kardeşine örnek olacak, kardeşleri küçükken ablalarına yardım ettikleri günleri hatırlayıp, ayrıca kazanma azimlerini geliştireceklerdir) Güzel günler, nöbetlerin fazlalığı, uzmanlık eğitiminin zorluğu derken babası kanser oldu. Babasına evlatlığın tüm fedakârlığını göstererek baktı. Onu n güzel şekilde tedavi ettirdi. 1974 yılında Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı (Jinekolog) oldu. Kadrosuzluktan Kayseri Gevher Nesibe Tıp Fakültesi Kadın ve Doğum Bölümü kurucu Öğretim Üyesi oldu. (Eşi Ahmet de Üroloji bölümü). Başarılarla dolu öğretim kariyerlik hayatı Doçent olarak taçlandı. Bu arada dünyanın en önemli Üniversitesinin Tıp Fakültesi Hastanesinde modern tıpta Türkiye temsilcisi olarak ek eğitimler aldı. Bu eğitimleri ülkemiz insanlarına uyguladı. Şifa dağıttı. İki tane çok zeki çocuğu oldu. Oğlu Üniversite giriş sınavında Türkiye 18. Si oldu. Oğlu da kızı da Amerika’da eğitim görerek iş hayatlarına atıldılar.

Başarılarla geçen Öğretim Üyeliğinden serbest hekimliğe geçiş yaptı, İzmir’e yerleşti ve çok sevdiği İzmir’de hastalarına hizmet etti. 2008 yılı yaz aylarında ani ateş yükselmeleri ile başlayan şikayetleri inanılmaz bir teşhisi getirdi. Kanser olmuştu. Büyük bir soğukkanlılıkla kabullendi ama maalesef mum dibine ışık vermemişti. Hastalarına yaptığı uyarıları kendinden esirgemiş, kontrollerini yaptırmamış, hastalık son evreye gelmişti. Tüm mücadeleci kişiliğine rağmen bir buçuk sene mücadeleden sonra 2 Şubat 2010’da çok sevdiği ATATÜRK ile ayni saatte vefat etti.

Doktor Süheyla her zaman hayırsever, çağdaş, vefalı, vatansever oldu. 1974 yılında Kıbrıs’ta Türk yurttaşlarımızın katliamına karşı yapılan Barış harekâtında Doktor olarak gönüllü başvurdu. Maddi imkânsızlıklar içerisinde olup, zorluk çeken onlarca öğrenciy okuttu. Çağımızın vebası ve AİDS hastalığı ile mücadelede daima maddi manevi destek verdi. TEMA Vakfı ile koordine oluphatıra ormanı kurdu. Yeni yapılan Amasya Sabuncuoğlu Şerafettin hastanesinde bir oda tefriş etti. Amasya Vakfına her sene düzenli olarak bağış yapar, doğduğu büyüdüğü memleketini asla unutmadığını anlatırdı. Daha birçok sayılmayacak kadar hayırları ve iyilikleri vardı.

Öğretim Üyesi ve Türk vatandaşı olarak temsil ettiği tüm yurtdışı görevlerinden Ülkemize başarılarla döndü, tam olgunluk çağında başarılarının meyvelerini verirken amansız hastalık aramızdan ayırdı.

DOKTOR SUHEYLA (UMUR-BÖLÜKBAŞI) BENİM ABLAMDI!

 

Ecz. Turgut Umur, Anılarım Kitabı, Kasım 2013 s: 118-123

 

 

 

 

 

 

NURİ TİMUR BULUŞMASI

TAC 50. YIL ANKARA

ALTMIŞDÖRT gurubuyuz biz TAC’ın
Tüm gurupların en değerlisi
Saçlarımız varsa, GÜMÜŞ
Dişlerimiz ALTIN
Böbreklerimizde nice DEĞERLİ TAŞLAR
Erimiş vücuttaki tüm kaslar
Ayaklarımız KURŞUN misali ağır
Kulaklarımız hepten sağır
Ve içimizde her an çıkmaya hazır bir
DOĞAL GAZ zenginliği
FPT Timur

 

Page_1

DR. ZAFER ÖNER’DEN “İLHAN”

Page_1
Oğlum,

Mütekait İlhan,
Birlikte hep güzel anlar yaşadık seninle küçüğüm.
Hep güzel anlar…
O köşedeki masamıza oturduğumda,
gözlerim kapıya takılırdı heran
nerde kaldı bu küçük İlhan…
Fıkra kutusu İlhan
Hacettepe tarihi İlhan…
Gülme krizi sebebi İlhan…
Page_1
Huysuz geldin huysuz gittin şu Hacettepe’den,İlhan Henüz yeni uzmanken yaşlı hocalarlarından birine kolundaki saati göstererek
böyle geç bir saatte hastaneye gelinmemesi gerektiğini söyleyip
adamcağızı şaşkına çevirdin, ama sana kızamadı…
Ben yapsam belki de döverdi İlhan…
Page_1
En açık saçık fıkraları hocalarına hem de bayan hocalatına anlattın,
kahkahalara boğdun 
Herkes ağzının içine baktı ,bitmesin diye İlhan
başka yok mu diye,İlhan
Bir hindi fıkrası vardı ya İlhan
Ben hâlâ anlayamadım,hindinin ne işi vardı orda İlhan…oğlunun düğününü ABD de yaptın o uyduruk olduğunu söylediğin ingilizcenle, derler ki Amerikalıları gülmekten krize sokmuşsun İlhan.
ILHAN7Aydın bey Aydın bey diye anlatırken,ilk defa ciddi ciddi
hocamız Aydın’ı anlattığını sanıp bağlantı kurmaya çalışırken
torunundan söz ettiğini anlayınca basmıştım kahkahayı,
bu sefer de;ciddiyetinden, İlhan…

Bulunduğun ortamı panayıra çevirip
insanları kahkahalara boğarken sen de en az onlar kadar bastın kahkahayı,
hem güldün hem güldürdün hem öğrettin İlhan…
her birimizin her defasında nefesimizi kestin İlhan.

ILHAN6

Huysuz geldin huysuz yaşadın huysuz gittin şu Hacettepe’den
Hiylen olmadı,çalıp çırpman olmadı
Dürüst geldin,dürüst gittin,sadece bir soruşturmayla da yırttın İlhan !

Zor işlerin cerrahı olduğuna son günlerinde tanık oldum…
Nasıl çıkardın o idrar yolunu, o bağ dokusunun içinden,
Ve de yırtmadan İlhan?

ILHAN11

Espiri kabiliyetini zekâna katıp,o engin kültürünle bezeyip
hepimizi en sıkkın günlerimizde neşeye boğdun , İlhan
Beş gün küçüksün diye 
ağabeylikten düştün mü sandın İlhan. 
Ağabey İlhan 
Hep öyle kal İlhan abi…
Hep öyle kal

ILHAN13