
DİLENCİ



KİBRİT ÇÖPÜ
Bastonu ile yerdeki kümelenmiş ayçiçeği kabuklarını karıştırmakla meşgul olan Mesut Dede başını kaldırdı, cevap bekleyen delikanlıya ve yanındaki güzel kıza gözlük camlarının üstünden baktı ve;
Önceleri “Kibritçi Mesut” olarak bilinen Mesut Kibritçioğlu seksen yaşını devirdikten ve saç-sakalı bembeyaz olduktan sonra herkes tarafından Mesut Dede olarak anılır olmuştu.
İlkokul sınıflarının duvarına sıralanmış resimlerde gördüğümüz İlkbahar-Yaz-Sonbahar-Kış tasvirleri Adana’daki okullar için yapılmamıştır. Zira Adana’da yağmur yağarsa kıştır, güneş açarsa yazdır. Ne ilki ile, ne de sonu ile bahar denilen mevsim hiç gelmez bu şehire! İşte kış ortasında yine güneş açmış, Adana’ya yine günübirlik yaz gelmiş ve bu Cumartesi gününde mangalını kapan baraj kıyısındaki mesire yerine akın etmişti. Mesut Dede de bu ılık havadan faydalanıp su kenarındaki kaldırımda yürüyüşe çıkmış, nefesi daralınca da boş bir banka oturmuştu.
Soner (artık şimdilerde adı sadece türkülerde kalan yoğurdu ile meşhur) Mersin’in Silifke ilçesindendi. Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği bölümü son sınıf talebesiydi. Yıllar önce Adana’ya gelip yerleşmiş olan amcasının evinde kalıyordu. Kısmetse bu yıl okulu bitirecek, evlerinde kaldığı süre boyunca kendisine bir kere bile surat asmamış olan amcasını, yengesini ve iki yeğenini bırakıp başka bir şehre gidecekti.
Aynı üniversitenin Yabancı Diller Fakültesi İngilizce Öğretmenliği bölümünün üçüncü sınıfında okuyan Sermin ise Niğdeliydi. Üniversite kampüsündeki kız yurdunda kalıyordu. Bir arkadaş gurubunda bir yıl önce tanıştığı Soner ile ilk defa yalnız başlarına gezmeye çıkmışlardı. O güne kadar kimseye yüz vermeyen Sermin “olur” demişti Soner’in ıkına-sıkına ve utanarak yaptığı beraber gezme teklifine. Zaten, yakışıklılığından daha çok oğlanın bu ağır başlılığı ve utangaçlığı hoşuna gidiyordu.
Otobüsten inip kıyıya doğru yürürken “çekirdek çinter miyiz?” diye sormuş ve Serminin onayını aldıktan sonra yol kenarındaki çerezciden kabak çekirdeği alıp devamlı sırtında taşıdığı çantasına atmıştı Soner. Banka oturur oturmaz çantadaki çekirdek torbasını el yordamı ile ararken kendi kendine konuşan Mesut Dedenin sesine kulak verdi;
Çantadan çıkartmakta olduğu çekirdek torbasını tutan elini sanki elektrik çarpmıştı Sonerin. Ucundan tuttuğu çekirdek torbasını eli yanmışçasına bırakmasıyla çantanın fermuarını tekrar çekmesi bir oldu. Suçüstü yakalanan yaramaz bir çocuğun savunmaya geçmesi gibi hemen söze girdi;
Daha elini bile tutmaya cesaret edemediği kız arkadaşının kulağına eğilip “gerçi ben kabukları yere atmayacaktım ama çekirdeğimizi görse bu amca yine de bizi döverdi valla” dedi, Gülüştüler. Kestane rengi parlak saçlarıyla, pembe yanaklarıyla, yaratılıştan rujlu gibi görünen kiraz kırmızısı dudaklarıyla aktrislere taş çıkartacak güzelliğe sahip olan Sermin bembeyaz dişlerini göstererek güldüğünde bin kere daha güzel oluyordu. Henüz ona bir türlü açılamamıştı ama her gece rüyasında görecek kadar bu kıza aşık olmuştu Soner!
Yaşlı adam aldığı kutuyu açtı, içine kibrit çöpünü yerleştirdi ve kutuyu itina ile ceketinin sağ yan cebine koydu.
Kış günü olmasına rağmen, içinde aynı kumaştan yeleği olan krem rengi bir elbise, beyaz gömlek ve beyaz fötr şapka giyinmiş olan ve de düzgün kesilmiş beyaz kısa sakalı ile bir din adamını andıran Mesut Dede,

Bankın sağ kenarında oturan Sermin sol elini ortada oturan Sonerin omzuna atarak Mesut Dede’ye doğru eğilip bakınca Soner kızın bu hikayeyi dinlemek istediğini anlamıştı. Sermin’in kolunu omzuna atması üzerine oğlanın ruhu bedeninden ayrılmış, baraj suyunun üzerinde dans etmeye başlamıştı. İşte aylardır hayal ettiği ve neredeyse her gece rüyasını gördüğü an bu andı! İhtiyar sabaha kadar konuşsa, bu pozisyonda onu gözünü kırpmadan hatta nefes almadan dinleyebilirdi.
“Sen ne soyadı isten?” Korkar köölü, gonuşamaz ki! “Tamam”, derimiş mamur “senin soyadın Sessiz olsun”, seniyinki Ahraz olsun! Bubam sırada bekleriken arkasında duran gan gardaşı “Lan Bekir” demiş, “Sen kirbitçisin, seninki Kirbitçioğulları ossun, ben de semerciyim, Semercioğulları ossun”.
“Niye ki ‘oğulları’?” deyin sormuş bubam. “Lan o vakıt gocaman sülale gibi anlaşılır, azametli, heybetli bir soyadı olur oolum!” der imiş gan gardaşı.
Neyse efendime sööleyem, hee, sıra bizim bubaya gelinci mamur sormadan bubam atılmış “beniyinki Kirbitçioğulları olsun mamur beg”. Adam sormuş; “Senin babayın gaç oğlu var?” “Benden başga yoktur” demiş bubam. “Lan” demiş mamur “o vakıt neden ‘oğulları’ deyin çoğaltıyon? Sadece ‘oğlu’ desek neyine yitmez?” İşte odur budur bizim soyadı olmuş sana Kirbitçioğlu.
(“Yavuklun” kelimesini duyunca içi pırpır etti Sonerin. Bu ihtiyara rastlamak tesadüf olamazdı. Allah önlerine çıkartmıştı onu, kesin! Resmen sevgili durumuna gelmiş gibiydiler Serminle, hem de hiçbir gayret sarfetmeden. Ama, Mesut Dedenin sevdiği kızın Serminden güzel olduğunu söylemesi pek hoşuna gitmemişti Sonerin. Neyse, boşvermeliydi, konuşuyordu işte ihtiyar!”
O vakıtlar artık herkeste ucuz muhtar çakmakları, zenginlerde de İbelolar, Ronsonlar moda olmuş idi. Kirbit işi bitmişti ama bubam tükandan eksik etmez idi. Bir goşu daldım tükkana, onluk paketiynen gaptım kirbiti dikildim önüne. “Parasını al” dedi, “Gattiyen olmaz” didim. Anasına annatmış. Gadın zati bilirimiş benim vurgunluğumu. “Olmaz böyle” demiş gızına, “seni istiyorsa asgerliini bitirsin gelsin anasıynan bubasıynan istesinler”. Duyuncu bubam heç gızmadı. “Gadın haklı oğul” didi, “asgere git gel, gızı sana alak”.
O ana kadar hiç konuşmayan, sadece dinleyen Sermin;
Elini çoktan Sonerin omzundan çekmiş olan Sermin bu defa bedeni ile Sonere yaslanmış durumda, heyecanla;
Şimdi biraz oolanda galıyom, biraz gızda eyleşiyom. İkisinin de evleri buraya çok yakın. Saolsunlar, gelin de insan gızı çıktı, damat da insan evladı. Allah razı olsun hepisinden. Ay geçmez ki beni Gülnihalın mezarına götürmesinler.
Mesut Dede karbeyazı mendilini çıkartıp gözlerini silerken, gayri ihtiyari Sonere sarılan Sermin’in göz yaşları da delikanlının dizlerine düşmeye başlamıştı. Sevinsin miydi, üzülsün müydü bilemiyordu Soner. Bir yandan güzel bir aşk hikayesinin hüzünlü sonu, diğer yandan sevgilisinin samimi yakınlığı!
sağlıcakla galın, dedi ve arkasını dönüp kısa adımlarla yürümeye başladı.
Daha on adım atmamıştı ki durdu, döndü, “Gelin hele, yanıma gelin” dedi.
Soner de Sermin de tereddüt etmeden fırlayıp ihtiyarın karşısına dikildiler. Mesut Dede elini cebine daldırdı, içinde bir adet kibrit çöpü olan kutuyu Sonere uzattı.
“Al oğul bu senin, yakan mı yaktırın mı artık o senin bileceen iş” dedi ve yine arkasını dönüp yürümeye başladı.
Soner heykel olmuştu sanki; resmen taş kesilmişti. Ne yapacağını bilemeden ihtiyarı izledi gözleriyle. Nice sonra kendine geldi, gözlerinin içine bakmakta olan bir çift nemli gözün içerisindeki dünyada kayboldu. Uzandı, Serminin elini tuttu, kibrit kutusunu kızın avucuna koydu ve titrek bir sesle “Sermin, düğümüzde bu kibritle gaz lambasını yakacak mısın?” diye sordu. Serminin yüzünde utangaç bir gülümseme belirdi.
“Pavlike” kelimesine güldüler uzunca.
Soner, bu defa hiç duraksamadan, kolunu Sermin’in omzuna doladı, yıllar sonra her ikisinin de “mutluluk adımları” diye nitelendirecekleri yavaş adımlarla çantayı bıraktıkları yere doğru yürüdüler.
Adil Karcı
06.02.2020

Adana baraj yolu

Otellerin çok dolu olduğu mübarek bir bayram gecesi, Temelimiz’e otelde kalan son odayı teklif etmişler idi. “Yalnız bir sakınca var” demişti resepsiyondaki görevli, “Bu odayı başka bir adamla paylaşmanız gerekiyor. Lâkin bu adam öyle bir horlamakta ki, dün gece ahâli FETO yine kalkışma yapıyor sandı.” Temelimiz’dir, “No prablım” anlamına “Sıkıntı yok” deyip odaya girmesiyle bakmış koca bir âdem avazı çıktığı kadar öyle bir horlamakta ki, savaş tankları kaç para. Temelimiz’dir, uyuyan âdeme usulca yakınlaşıp yanağına okkalı bir öpücük yapıştırmasıyla, âdem oğlu hop diye oturup koca bir, “N’oluyoz yâv !” nârasi atıp gözlerini korkudan falcı taşı misali açmış idi. Temelimiz ise cilveli bir lisân ile, “Canım benim..yakışıklı yiğidiiim !..” diyerekten gözlerini süzmesiyle, garip âdemin korkudan dalağı ağzına gelmiş, zavallı sabaha kadar uyanık kalıp, “Taa fecre kadar” Temelimiz’in mışıltısını dinlemiş idi. Gözleriniz hep yükseklerde olsun. FTP Timur









You must be logged in to post a comment.