GÜNEŞ VE TAKİYUDDİN EFENDİ RASATHANESİ

Takiyuddin

GUNESTakiyuddin rasathanesi minyatürü   ve Güneşimiz ve lekeleri.

Gâh çıkarım gökyüzüne
Seyrederim âlemi                                                  Gâh inerim yeryüzüne
Seyreder âlem beni”
(Nesîmi)

Hz.İsa’nın doğumunun üzerinden 1578 yıl geçtiğinde İstanbul’umuzda 3. Murat devridir ki, tahta tırmandığı gün beş kardeşini de boğduran padişahımız, nasıl olduysa çağının en büyük gök bilimcisi Mengübertti Takiyuddin efendiyi önce müneccimbaşı yapmış ardından
tarihimizin ilk rasathanesinin kurulması için de şöyle bir ferman döşenip, “İstanbul kadısına hüküm ki…tüm müneccim kitapları her kimde ise getirip.. dahî bilfiil rasad hizmetinde bulunan Mevlana Takyuddin’e cümlesin teslim ettiresin” diye yazdırmasıyla,Takiyuddin efendidir, bir solukta Tophane yokuşuna güzelim rasathaneyi kurdurup, gök gözlemleriyle ilgili olarak devrinin en görkemli araştırmalarını yapmaya
soyunmuş, özgün bulgularını ise “Sidretu’l Munteha”  (“İnsan bilgisinin uç noktası”) adlı kitabında toplamıştır. Sen misin toplayan;  Şeyh-ül İslam Kadızade Ahmet Şemsettin rezili ise yememiş içmemiş, padişahımıza gönderdiği dilekçeyle, dinimizin “neuzibillah” elden gittiğini , Takiyuddin efendi ve talebelerinin “meleklerin bacaklarını seyrettiğini” fitnelemiş, 3. Murat olacak ise, 22 Ocak 1580 yılında kaptan-ı derya Kılıç Ali Paşa’nın, sonradan adı “Tahta kale” diye değiştirilen,”Taht-el kala” (kale altı) semtinde konuşlanan leventlerini Tophane yokuşuna üşüştürüp, rasathaneyi bir gecede yerle bir ettirip tüm gök bakıcı ve ölçücülerini de darmadağın ettirmiştir.

Şimdilerde Tophane yokuşunda rasathane yoktur lâkin tam karşısında Minar Sinan’ın bir güzel eseri Kaptan-u derya Kılıç Ali Paşa camii İstanbulumuz’u süslemektedir.

“Bir kandilden bir kandile atıldım
Türab (toprak) oldum yer yüzüne saçıldım
Bir zaman hak idim hak ile kaldım
Gönlüme od düştü yandım da geldim”.                (Şair Hatayi)
(kandil=güneş)

Az bir kaç gün öncedir, güneşimiz yüzünde sevgili dünyamızın yarı çapı büyüklüğünde bir siyah benek belirdi ki, 20,000 derece soğukluğundaki bu benek, olağandan az biraz daha büyük olduğundan görüntüsünü  ekte sizlere ulaştırayım istedim. Sevgili güneşimizin yüzey sıcaklığının bir milyon derece dolayında olduğunu diyeyim de varın siz beneğin soğukluğuna şaşıp parmağınızı “hart” diyerekten bir güzelce ısırın.

2025 yılının en büyük güneş alevi (“solar flare”) (CME coronal mass ejection) 11 Mayıs’ta geçekleşti. Bu alev püskürmesi güneşimizin görünen kara lekelerler ilgili olup, kara deliklerin sayısı her onbir yılda bir zirvesine çıkar. Şimdilerde kara leke sayısı oldukça çoğalmış dünyamıza doğru alev püskürtmeleri artmıştır. Bu püskürtüler elektrik trafolarını, uyduları hatta cep telefonunuzu bile etkiliyebilir. Sevgili dünyamızın manyetik alanı olmasaydı , daha önemlisi verilmiş sadakamız olmasaydı kavrulmuştuk. Aşağıdaki gerçek  görüntüdür.

(TIKLAYINIZ VE YİNE TIKLAYINIZ)
https://images.app.goo.gl/YexDRsVQEAMPxUnh6  (Google app. den alınmıştır). Yazımızın dibinde , güneş alevinin ve görüntüsünün üst kısmında sevgili dünyamızın temsili resmi koyulmuştur ki alevin büyüklüğü anlaşıla.

Evrendeki yıldızların başka işi yok, hidrojen atomunu sıkıştıraraktan “fusion” yöntemiyle önce heliuma, sonra da azot, karbon, oksijen vs gibi aşamalardan
geçirerek ta ki demire kadar çevirirerekten öyle bir sıcaklık üretmekteler ki, inan olsun sevgili güneşimizin bir saniyede çıkardığı enerjiyle tüm insanlığın yüz yıllık enerji gereksinmesi “şıp” diye karşılanıverir. Bu “fusion” işini yer yüzünde bir
becerebilsek, “ne Şam’ın şekeri, ne arabın petrolü”, dememiz işten bile değildir.
Güneş içinde demir oluşumu arttıkça da güneşin (yıldızların) çekim gücü öylesine
artar ki, yıldızımız kendi yer çekimi altında adeta ay dedemiz kadar küçülüp, önce “nötron” yıldızı olup, daha sonra da büyük bir görkemle “boom” diye bir patlar ki yaratılan tüm atomlar, uzayımıza saçılaraktan “süper nova”ları oluşturuverir.
Korkutmak için yazıyorsan nâmerdim, sevgili güneşimizin beş milyar yıl kadar sonra başına gelecek de aynen böyledir işte.
Demirden daha ağır atomlar da nah bu “süper novalarda” oluşmaya başlar, hidrojen atomları yeniden kümeleşirler ve de haydi en baştan sanki hiçbir şey olmamış gibi, yeni yıldızlar, gezegenler kim bilir belki de yeni canlılar oluşmaya koyulur ki… amanın yoksa, şairimiz Hatayi (1487-1524) bunu bilmiş midir yoksa.?

“Hak bizi yoktan var etti
Şükür yoktan vara geldim
Yedi kat arşta asılı
Kandildeki nûra geldim”
Pir Sultan Abdal (1550 ?)

Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Fakîr-i pûr taksir
Dr. Timur Sumer

Gunesin pofu

Leave a comment