14 MART TIP BAYRAMI


          ÇANAKKALE SAVAŞINDA DOKTORLAR    

Vaka-i Hayriye ile yeniçeri belâsının kökünün kazınmasından bir yıl sonra, 14 Mart 1827 tarihinde, Hekimbaşı Mustafa Behçet efendinin önerisiyle, I. Abdülhamid ve Fransız Amee’den (Nakşidil) doğma ,Sultan Mahmut  Han-ı Sani’nin iradesiyle “Tıphane-i Amire ve Cerrahâne-i Mamûre” kurulmuş, saray müzikçibaşısı don İzzettin’in (Donizetti) bandosunun icra ettiği Frenk müziğiyle de okulun açılışı yapılmıştır.

İki yıl sonra da İngiltere’den satın alınan ilk buharlı gemi, İstanbul’a ulaşmış, tıp öğrencilerini  boğazda tenezzühe çıkarmıştır.
Saniyen ,içinizde Tıphane-i Amire’nin açılışına takaddüm eden senelerde,  Hamâmizâde İsmail Dede Efendi tarafından bestelenmiş, ve de sözleri büyük olasılıkla “Adlî” mahlâsı ile şiir yazan II. Mahmut’a ait hicaz eseri, rahmetli Zeki Müren tagânnî ederken dinleyeniniz var mı ?
“Yine neş-eyi muhabbet dîl-i cânım etti şeyda
Yine bezmi ayş-ı vuslât idûp ehli aşkı ihyâ
Ah o güzel bâşın için, ah o hilâl kâşın için
Men aşık-ı nalân, men bende-i fermân….”
(Açıklaması)
Yine gönlümü sevginin sevinci çılgın etti
Yine kavuşturup (sevgiliye) aşk ehlini yüceltti
Ah o güzel başın için, ah o hilal kaşın için (Bunu Bilal bile anlar)
Ben ağlayan aşık, ben buyruğunun kölesi)

İlk kutlama, 1919 yılının 14 Mart‘ında işgal altındaki İstanbul‘da gerçekleşmiştir. O gün, tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran‘ın önderliğinde, tıp okulu öğrencileri işgali protesto için toplanmış ve onlara devrin ünlü doktorları da destek vermişti. Böylece tıp bayramı, tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak başlamıştır.

“HİKMET BORAN HEPİMİZİN TANIDIĞI MEŞHUR ORHAN BORAN’IN BABASIDIR. HİKMET BORAN, 1901 YILINDA BALIKESİR’İN SAVAŞTEPE BUCAĞINDA DÜNYAYA GELDİ. BABASI, POSTA-TELGRAF MEMURLARINDAN HAKKI BEY’DİR.ABHAZYA’DAN SÜRÜLEN ÇERKES GÖÇMENLERİ ARASINDA TRABZON’A GELMİŞ BİR AİLENİN ÇOCUĞUDUR[1].

YÜKSEK ÖĞRENİMİNİ İSTANBUL’DA TIBBİYE MEKTEBİ’NDE YAPTI. İSTANBUL’UN İŞGALE UĞRADIĞI GÜNLERDE İNGİLİZ BİRLİKLERİNİN İŞGALİ ALTINDA BULUNAN OKULDA DÜZENLENEN GÖSTERİLERDE ÖNCÜ ROL OYNADI. ÜÇÜNCÜ SINIF ÖĞRENCİSİ İKEN SİVAS KONGRESİ’NE KATILMAK ÜZERE TIBBİYELİLERİN TEMSİLCİSİ OLARAK SEÇİLEN HİKMET BEY VE TIBBİYELİ ARKADAŞLARI KENDİ ARALARINDA DOKUZBUÇUK LİRA PARA TOPLAYIP, BU PARAYI SİVAS KONGRESİNE BAĞIŞLAMIŞLARDIR.

İSTANBUL’DAN KAÇARAK SİVAS’A GİTTİ. KONGREYE İSTANBUL’DAN KATILAN ÜÇ DELEGEDEN BİRİSİYDİ. SİVAS KONGRESİ’NDE, MUSTAFA KEMAL’E HİTABEN YAPTIĞI KONUŞMASI İLE TANINDI.” (Büyük harfer alıntıdır)

 

TBMM kurulunca arkadaşı Yusuf Bey (Balkan) ile birlikte eğitimini yarıda bırakarak Ankara’ya gitti. İki arkadaş, Cebeci’deki Asker Hastanesinde İbrahim Talî Bey’in başkanlığında tifüse karşı aşı üretmek için çalıştılar.

Sıhhiye subayı olarak Büyük Taarruz’a katılan Hikmet Bey, İzmir‘e giren ilk birlikte subay olarak görev aldı.

Savaş yıllarından sonra İstanbul’a dönüp tıp eğitimini tamamladı (1922). Hayatını genel cerrah olarak sürdürdü. 1940’lı yıllarda gönüllü olarak “şark hizmeti”ne gitti; Sarıkamış’ta görev yaptı. Bu görev sırasında vereme yakalanan Hikmet Bey, İstanbul’da bir senatoryumda bir yıl kadar tedavi gördü fakat sağlığına kavuşamadı; 1945 yılında hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

1919‘un Mart ayında, İstanbul‘da, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahaneİngiliz birlikleri tarafından işgal edilmişti. İşgalcilere karşı ayaklanmak ve okulu kurtarmak için çareler arayan öğrenciler; okulun kuruluş yıldönümü olan 14 Mart‘ı topluca kutlamaya karar verdiler. Tıbbiye 3. sınıf talebesi olan Hikmet Bey önderliğinde büyük bir gösteri yaparak okulun iki kulesi arasına büyük birTürk Bayrağı astılar. İşgal kuvvetleri bu duruma müdahale ettilerse de durduramadılar. Olayın yıldönümü olan 14 Mart, tıp camiasının emperyalist güçlerin karşısına resmen çıkışının yıldönümü ve bugünkü Tıp Bayramı‘nın sebebini oluşturdu.

Hikmet Bey, tıp öğrencilerinin temsilcisi olarak katıldığı Sivas Kongresi’ndeki konuşması ile tanınır. 7 Eylül 1919’da yapılan ikinci celsede verilen önergede Hikmet Beyin de imzasi vardır Kongrenin 9 Eylül 1919 gecesi, mandacılık tartışmasında bu konuyla ilgili olarak Atatürk’e hitaben yaptığı konuşmada

  « Paşam, murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler, mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar şiddetle red ve takbih ederiz. Farz-ı mahal (örnek olarak), manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in ederiz (lanetleriz).[2] demiştir. Duyduğu coşku ve heyecanla söylenmiş bu sözler, kongre salonunda büyük etki yaratmıştır.

Bu konuşmayı Mustafa Kemal şu sözleriyle değerlendirmiştir:

  « Arkadaşlar, gençliğe bakın; Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır,’” diyerek Hikmet Bey’e donmüş ve “Evlat; müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm! »Dr. Timur Sumer

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

%d bloggers like this: