BALTA

 

Sevgili arkadaşlar be…:

Hz. Mustafa Kemal Samsun’a çıktığında, yurdumuzun her
bir yanı işgalde, sarayda ve dışında işbirlikçiler
fink atmakta iken, ağaca soruvermişler, “Nedir yahu şu
zalim baltanın size ettiğü, ha bire kesulup
doğranıp ölmektesiniz ?”, ağaçtır, “heyhat ki ne
heyhat”, diye eyitmiş, “elbet kesilürüz, zira 
baltanın sapı bizdendir”.
Saatin akrep kolu gecenin dokuzuna gelip de yelli
kovan sağdan çark etmeye başladıkta gül cemalinizi
güney-doğu yönünde yukarılara kaldırıp ay dedemizin
dolu dolu bakışını bir izleyiveresiniz, ardından da
başınızı az bir aşağı indirip doğu yönüne
(sola) çevirirseniz önce güzelim Zuhal (Satürn)
gezegenini, bilahare az bir az aynı düzeyde sağa
çevirirseniz önce küçük kelpin yıldızı Procyon’u,
azıcık daha sola çevirirseniz ise göğümüzün şu anki en
parlak yıldızı, avcının kelpi Sırıus’u görürsünüz ki,
aman deyim mukayyet olmaz iseniz, hayretinizden
“maazallahü taala,küçük diliniz “uvulayı”, “gürp” diye
yutuverirsiniz de, sizi bizim Samsun’lu kulakçı dahi
kurtaramaz. Hadi şimdi göremediniz diyelim; Zuhal’imiz
27 Ocakta dünya ve güneşimizle hizalanıp hemen hemen
aynı konumda en görkemli durumuna gelecektir ki bunu
da kaçırırsanız benden günah gitmiştir haberiniz ola.
Zuhal’imizin “Voyager” uzay aracı tarafından çekilmiş
iki adet süretini sevabımıza göndermekteyiz ki bu
iyiliğimiz de unutulmaya.
Billahi ben de Fuzuli’nin yalancısıyım. Şairimiz güya
demeye getirmekte ki, “ey yaran,ben bu aşk derdinden
gayetle memnunum; iyisi mi siz hekim kısmı bana ilaç
ney vermeyin ve de sakin ola ki bizi iyileştirmeye de
kalkmayın; zira, bizi öldüren zehir, sizin verdiğiniz
ilacın kendisidir.”
“AŞK DERDİYLE HOŞEM EL ÇEK İLACINDAN TABİB
KILMA DERMAN KİM HELAKIM ZEHRİ DERMANINDADIR”
(Fuzuli)
Madem ki yeri gelmiştir, üç sene mukaddem, başımıza
gelen su tuhaf fıkrayı da bir kez daha anlatsam
gerek.
Otobüse süvar olup Ankara’dan İstanbul’a gitmekteyken,
yarı yolda ihtiyaç molası verildikte, fakir de, af
buyurun, helaya gidip bir kabine girmemizle,
hacetimize henüz başlamamıştık ki, yan kabinden bir
ses, “ee-e… ne var ne yok ?” diyerekten sual
eyledikte, fakir bu durumlarda katiyyen cevaba ayaz
edip vazife edinmem; lakin gurbetten yeni
gelmişiz, sırf kelam olsun için, “Valla n’olsun be..
yuvarlanıp gidiyoz işte…” deyu yanıtlamamızla,
yandaki kabindeki adem bize inat olsun kıyas, “Ben
Ankara’ya gidiyom..sen nerelerdesin birader ?!” diye
eyitincek, haliyle, eşek değiliz ya, “Biz
de İstanbul’a gidiyoruz kısmetse” dememizle, yan
kabindeki ademin aniden imlası bozulup, “Abi şimdi
kapatayım da sonra ararım.. yan kabinde bir manyak var
sana ne sorsam o cevaplıyor birader. tobe tobee…”
diye avazlanması var.

Hz. Atatürk, Samsun’dan Havza’ya geçtiğinde ise,
Eddington nam İngiliz gök bilimci Lizbon şehrine varıp
da, 29 Mayıs 1919’da gök bakıcısını o sırada
tutulmakta olan güneşimize yöneltmiş, tam o sırada ise
ışıklarını, ay dedemizin kararttığı güneşimiz
yanından geçirmekte olan Hyades teşmiye yıldız
kümesinin şavkinin güneşimiz çekimi yüzünden 1.57
derece çarpıtıldığını görmesiyle, “amanın tüh
başımıza, Einstein’ın söylediği çıktı ki o kadar olur.
Güneşin çekimi garibim Hyades’in ışıklarını
saptırmakta ki ne güzel”, diye ünnemesiyle, genel
görecelik kanununun doğruluğunu cümle aleme
kanıtlayıvermiş idi.
“Pir Sultan Abdal’im can göğe ağmaz
Hak’tan emrolmazsa irahmet yağmaz
Şu ellerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun gülü yareler beni”
(P.S.A)
Gözünüz yükseklerde olsun ve hoş kalın.
Fakir-i pür taksir
Timur

Zuhal 1Zuhal

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s