28 HAZİRAN 1389’DA KOSOVA’DA BAYRAĞIMIZ : Ya ben nice dönmeyeyim

“Hak bizi yoktan var etti
Şükür yoktan vara geldim
Yedi kat arşa asılı
Kandildeki nura geldim”

(Kandil=güneş, yıldız)
Pir Sultan Abdal

AB’ye bir kapağı atsak da tuzumuzu güzelcene kurutsak muradıyla halkımız bir elde ‘tuz’ diğer elde ‘kapak yıllardır dönenmekteyken,  AB’den birileri, telli vizyonun Si En En (CNN) habercisine “bu Türk milleti sakın ola ki birliğimize
katılmaya” diyerekten valide yasayı ‘non’ diyerekten oyladık” demeleriyle, AB lafını ilk duyan saf Amerikan halkı ise “vay bee bu Türk denen ne menem bir millet ola ki sevgili Evropamız’ı bilem böylecene kızdırmakta ?” diyerekten dudak büzüp göz belertmiş, bizim AKEPE takımı ise “Amanın şükürler olsun, yüzümüze yine rahmet yağdı” diyerekten ak mendil ile yüzlerini sıvazlamışlardır ki, bahane olup da abdestleri bir güzelce tazelene.

“Mâdem öyle biz de o zaman BRİCS  (Brezilya, Rusya , Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti) gurubuna girmez miyiz ?” dememizle ,AB ülkelerinin aniden asapları bozulmuş, bizim külâhı  kendi külahları ile değiştirmek istemişlerdir.
Sevgili dünyamızın, neresi doğru ki, 23.5 derece eğik eksenini en kuzey tepesinden  434 ışık yılı uzaklığa (ışık hızının 434 yılda ulaştığı mesafe) kadar sündürseniz, Kutup yıldızının (Polaris) GERÇEK KUZEY yönünden 0.736 derece sapmış olarak görürsünüz. Polaris, güneşimizden 46 kat daha büyük olup, bilinen en parlak 45. yıldızdır.


Bu kuzey yıldızı neden kuzeyi göstermektedir bakalım?
Amanın yoksa Evropa’lı gemiciler yollarını bulsunlar da okyanusları geçip
Amerika’yı, Afrika’yı, Asya’yı keşifler edip buraların halkına bir güzelce “uygarlık” (!) götürsünler, karşı çıkanı kesip kalanını da haraca bağlasunlar için midir bu düzen?

Yeri gelmişken Temelimiz’in başına gelen ilginç bir olayı anlatsak gerek.
Temelimiz gece yarısı bir tıkırtı sesine uyanmasıyla bakar ki eve hırsız girmiş eşyaları karıştırmakta. Işığı yakınca bir de görür ki bu hırsız kişi meğerse edâsı hoş, endâmı zarif , sedâsı güzel, gözleri ahû, seyrânı lâtif, cilvesi yaman bir genç hûri değil mi..? Korku ve kızgınlıkla, “Kıpraşma gıız..aha şimcik polis çağırayrum da!..” diye naralanaraktan telli-fona hamle etmiş ise de, hırsız dilber dile gelip başlamış yalvarmaya; “Uy Temelum kıyma pana..sakın çağurma şu polisi, ..dile penden ne dilersen..her isteğini yaparum da..” diyerekten bir hamlede giysilerini fora edip üryan olmasıyla, Temelimiz’in ossaat aklı başından hoplayıvermiş. Telli-fonu bırakıp, başlamış bir gayret ile hırsız dilberi öpmelere, mıncıklamalara, el peşrevleri ile okşamalara, ve daha neler de nelere. Lakin Temelimiz’in yaşı sekseni aşmış, her bir yanını ter basmış, lakin ne ettiyse muradına erememiş, nefesi fena daralmış bir halde telli-fona yürümüş ; “Olmayii be güzelim..olmayi..kusura kalma..mecbur çağuracağum polisi..”  

Büyük piramidin firavunu Keops, İsa öncesi 2560 yılında ölmüş olup, piramitin içinde yattığı yerden hava deliğinden taşra (dışarı) bakınca göğümüzün yüzünde kutup
yıldızı niyetine Thuban isimli yıldızı görmekteyken, bu durum 3500 yıl içinde değişmiş, Keops’un deliğinden şimdiki kutup yıldızımız görülmeye başlamıştır.

Madem ki, ay dedemiz dünya çevresinde
28 günde, dünyamız eğik ekseninde 25800 yılda, güneş çevresinde 365 günde, güneşimiz saman yolu içinde 250
milyon yılda fırıl fırıl döner de dervişimiz neden dönmesin?

“Bu sırra münkirler ermez (inkar edenler)
Dost yüzün körler görmez
Çark-ı felek döner dönmez
Ya ben nice dönmeyeyim”

Hz.İsa doğduğunda ise şimdiki kuzey yıldızımız gerçek kuzeyden 12 derece sapık durduğundan, yıldızımız o devirde kimseye on paralık bilem yol yordam gösterebilememiştir.

Mevlevi semâzeninin göğe açık elinin çepeçevre dönmesi misali, sevgili dünyamızın
eğik ekseni de, 360 derecelik turunu 25,800 yılda tamamlamaktadır ki, kuzey kutbumuzun yıldızı da her birkaç bin yılda bir, ya yenilenmekte ya da yitip
gitmektedir.

Aşk odu yürekte yanar
Beni gören Mecnûn sanar
Gökyüzünde AY GÜN DÖNER
Ya ben nice dönmeyeyim”
Nizamoğlu (16. yüz yıl)

KOSOVA-28-Temmuz-1389-TS

28 HAZİRAN 1389 GECESİ KOSOVA GÖKYÜZÜ BÖYLEYDİ

(BU RESİMİ ELDE ETMEK İÇİN, “STARRY NIGHT PRO 6” ASTRONOMİ PROGRAMINI KULLANARAK KOSOVA SAVAŞININ GERÇEKLEŞTİĞİ 28 HAZİRAN 1389 GECESİNE KADAR ZAMANDA GERİ GİTTİM VE GÖKYÜZÜNÜN O TARİHTEKİ GÖRÜNTÜSÜNÜ KOPYALADIM. TÜRK BAYRAĞINA İLHAM VEREN O GÖRÜNTÜNÜN BİR EFSANE DEĞİL, GERÇEKTEN DE O TARİHTEKİ GÖK YÜZÜNDEKİ HİLÂLİN İÇİNDE JÜPİTER GEZEGENİNİN OLDUĞUNU HAYRETLE GÖRDÜM.) (TS)

Bilgisayarımızı 28 Haziran 1389 gecesine çevirince yarım yüzlü ay dedemiz ve hilâlin içinde Jüpiter gezegenimizle birlikte gece ilerledikçe güneybatı yönünde yavaşça batmakta, I.Murat’ımızın savaş otağında tam üç adet ceset yatmaktadır.
Murat hanın Kosova’da savaş alanını gezme sonrası, “hak dinini kabul ettim” yalanı ile gelen Sırp Despotu Lazar’ın damadı Miloş tarafından bıçakla öldürülmüş, Miloş dahi oracıkta parça param adilip cesedi bir köşeye çekilmiş, acele otağa koşturan şehzade Ebâ Yezîd’e biat edilip ismi “Beyazid”‘e cevrilmiş, kardeşi şehzade
Yakup ise behemehal otağa çağrılıp oracıkta yay kirişi ile boğulmuştur ki, Shakespeare (‘Eşşekispirokunur) trajedilerine kıyas çadırın içinde üç adet ceset, çadır halısı üzerinde yatmaktadır ; Sultan I.Murat, katil Miloş ve şehzade Korkut.

Gecemizin görkemli ışıldağı Jüpiterimizi görmek isteyenler Temmuz ve Ağustos gecelerinde güney-güneybatı yönünde 25 derece yukarı bir bakıversinler.
Gökbakıcınız (teleskop) olmasa da, göz bakıcınız ağzınızı açık kılacak.

Gözleriniz hep yükseklerde olsun. Fakîr-i pür taksir
Dr. Timur Sümer

Leave a comment