DR. ZAFER ÖNER’DEN “KİLİS’TE ÖZYURT SİNEMASI”

Dr.Zafer Öner
Konu: Bizim Kilis’te bir “özyurt sinemamız” vardı.
Bizim Kilis’te bir “özyurt sinemamız” vardı.
Birbirlerine telle bağlanmış,tahtadan yapılmış sandalyeleri oldukça rahatsız ama işlevseldi!
Tuzla kavrulmuş karpuz çekirdeğini,kesekağıdına dolduran,sıradaki yerine oturur,filmin başlamasıyla beraber,sinemayı “çekirdek çitleme gürültüsü” kaplardı.
Ve bu gürültü sandalye gıcırtısını bastırıdı.Orada seyrettğim filimlerden biri beni çok etkilemişti:
Film ilkel bir kabilede yaşanan bir aşk hikâyesini anlatıyordu.
Ucu denizin ortasına doğru,ağızdan çıkan bir dil gibi uzanan,kocaman bir kaya parçasının sonuna monte edilen,sağlam bir kalasın ucundan,aşağıya,denize doğru sarkan bir halat vardı.
Denizden yukarı doğru yükselen siyah dumanlar,o üstteki devasa kaya parçasını sarıyordu.
Bu halata,kurban edecekleri genç kızları bağlayıp,canlı canlı,kara dumanların derinliklerine doğru sarkıtıp,Manitu’larına bağışlarlardı ve böylece kendilerini de Manitu’larının gazabından korumuş oluyorlardı.Ve bu sırada kabilede muhteşem bir şölen ,bayram yapılıyor,gelecekleri bu sayede garanti altına alınan insanlar,danstan,eğlenceden kendilerinden geçiyorlardı!
Ve bu iğrenç olayın her sene tekrarlanması gerekiyordu. Hep genç ve güzel kızlar seçiliyordu,kurban edilmek üzere!
Adetleri bu idi.Kurbanı o kabilenin lideri seçiyordu.
Liderlik de babadan oğula geçiyordu.
Liderin oğlu bir kıza aşkını ilan etmişti ama,kız aynı kabileden,bir başkasına aşıktı ve liderin oğlunu tercih etmemişti.
Bunun üzerine liderin oğlu kızı elde etmek için çok çabalamış başaramayınca da babasını öldürüp yerine geçmiş ve kurban seçme hakkı da onun olmuştu!
Kurban olarak da kendisine yüz vermeyen o güzel kızcağızı seçmişti.
Bunun üzerine iki sevgili kaçmaya çabalamışlar lakin başaramamışlardı.

Sonuçta kızı yakaladılar,boğulmayacak şekilde bağladılar,ve o kayanın ucundan aşağı doğru sarkıtmaya başladılar.
Denizden yukarı doğru yükselen kara dumanlar arasından,kızcağız aşağı doğru süzülürken oluşan bu kasvetli ve korkunç ortam hâlâ gözlerimin önündedir.

Kızcağız tam denize gömülecekken sevgilisi sazlardan yapılmış bir sal ile,yasak olan o bölgeye geliyor ve kızı kurtarıyordu,ama bu sefer yukardan oklar yağmaya başlıyor ve ikisi de sulara gömülüp kayboluyorlardı. Ve denizin yüzeyi kana bulanıyordu.

Bu olay herhalde,İbrahim peygamberden önce idi.Yani milattan önceki ikibinden önce!
Eğer İbrahim peygamber’in oğlu İsmail’i kurban etmesi,Allah’ın emri ve elçisi Cebrail A.S. tarafından önlenmeseydi, Allah’tan korktuğumuzu,ya da onu sevdiğimizi,ya da onun için yapamayacağımız hiçbir şeyin olmadığını nasıl gösterecektik?
Maazallah!
Geçenlerde bir yazar “kurbanımızı da keseriz,kavurmamızı da yeriz” gibi bir laf etti.
Kurban kesmek istemeyenlere,inat olsun der gibi!
Kurban kesmek,Allah’a yaklaşmak ve rızasını almak olduğuna göre,ve kurbanın kanı ve eti asla Allah’a ulaşamadığına göre…bu amaca ulaşmanın başka yollarını bulsak da bizim Boğaz’ın sularının da kızarmasını önleyebilsek,
“nasıl olsa kesilecek olan bu hayvanların” alenî ve kitlesel katliamı değil de,kesimleri daha medenî ve yine Allah adına kurban ediebilseler ve ihtiyaca göre planlanabilseler.
Israf olmasa,eşit dağıtım olsa,insanlar kurban yardımına muhtaç olmasalar!

Bu işler burada kalsa iyi de ,kalmıyor,
Bu zihniyet,yani kurban zihniyeti her tarafı sarıyor ve ülkemizi adeta cehennemî bir mezbahaya çeviriyor.
Silivri’ye bakın ,hasdala bakın,Sincan’a bakın!
Hadi onlar zanlı ya da mahkum,beter olsunlar diyelim.

Yaşadığınız şehre bakın,mahallenize bakın,hatta ailenize bakın
Yok mu kurban edilmiş,hayatları karartılmış kimsecikler?
HACETTEPE’ye bakın,gelişlerini hatırlamıyor musunuz?
Ordu halinde,idarî personel olarak,akademik idareciler olarak yani hep birlikte,adeta işgal kuvvetleri gibi…
..gelip,düzenimizi (azıcık da olsa )bozup,birçok kişinin hakkını yiyerek,köşe başlarını tutmadılar mı?
Çalışma zevkimizi,iç huzurumuzu bozmadılar mı?
Hangi vaatlerini gerçekleştirebildiler?
Değdi mi bu kadar insanı yerlerinden ettiklerine?

Yani kurban edilmek sadece boğazı kesilerek kanı akıtılan hayvanlara mı nasip sizce?
Trafik kurbanları,yönetim kurbanları,savaş kurbanları,dikta kurbanları yok mu?
Bir ülke ne kadar geriyse,her alanda da o kadar vahşi olmuyor mu sizce?

İşte ülkemizi,bu geri ortamdan kurtarmak için çabaladılar tam 90 yıl önce,dedelerimiz!
İstediler ki,
bu ülkenin insanları da gelişmiş ülkelerdeki gibi yaşasınlar,
mutlu olsunlar,barış içinde olsunlar,hurafelerden kurtulsunlar,
blim ve teknolojiden yararlanmakla birlikte,
aynı zamanda bilime ve tekolojiye katkıda da bulunsular ve
bazı reformları,devrimleri adeta zorladılar!
Tam 90 yıl önce.
Hâlâ onlara tüpgeçiti yaptırıyoruz,bize de şölenini yapmak düşüyor!
Alây-ı valâ ile,
GEÇMİŞ 29 Ekim cumhuriyet bayramımız kutlu olsun!

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s