ISTANBUL NOSTALJI MAVRALARI

barbarosaniti5
Istanbul nostaljisi:
Nurhan kardeşim ne de güzel ballandırmış eski İstanbul’u.
Rahmetli Dr. Müfit Erkul ağabeyim (anasteziolog), “istanbul taş devri ve tunç devri yaşamıştır. Şimdilerde ise ‘puşt devri’ yaşıyoruz” derdi.
Rivayet oldur ki fakir de Beşiktaş’ta doğmuşuz. Babamızın memuriyeti nedeniyle Türkiyemiz’in çeşitli yerlerinde dolaştık yıllarca. Bu nedenle yalnızca yaz tatillerinde Beşiktaş’a gelirdik.
Beşiktaş pazarının yakınındaki evimizden Barbaros caddesine (sanıyorum adı buydu, yoksa “Beşiktaş caddesi” miydi” ?) iner, uçsuz bucaksız gibi hatırladığım, nadiren birkaç arabanın geçtiği tramvay caddesini annemin ya da rahmetli Hasan dedemin, ya da Hikmet teyzemin elini tutarak geçer Barbaros parkına giderdik.
Çok severdim o parkı. Barbar Osman’ın (Barbaros) heykeline şimdi olduğum gibi o zaman da hayrandım. Heykelin önündeki taşlıkta kovalamaca oynardık.
Dedem yolda rastladığı tanıdıklarına ya da aşina olduğu kişilere, Nurhan’ın anlattığı gibi, “fötr” şapkasının siperliğine dokunup hafifçe eğilerek, “arz-ı hürmet ederim” diyerek ya da hiçbir şey demeden selam verirdi.
Yerlere tükürme geleneği henüz gelişmemişti. Yere bir kağıt parçası düşürsek eğilir alır çöp kutusuna atardık. Inanmiyacaksiniz ama çöp kutuları vardı sağda solda ve insanlar kullanırdı bu kutuları.
Martılara ekmek atardık. Kazara bir ekmek parçası yere düşerse öpüp başımıza koyar tekrar martılara atardık.
Sahilde çok iğneli yemsiz oltalarla (çapari) istavrit yakalayanları izlerdik.
Sahnede Türk san’at müziği seslendirilen açık hava sinemasına birkaç kez gittiğimizi hatırlıyorum.
Hay Allah hepimizin nostaljisini versin.
Timur
Sevgili Rengin, Sevgili Mehmet,
Önce lutfedip esirgemediğiniz zarif iltifatınız için minnettarlığımı sunmak isterim. Benim bu Beyoğlu faslı için verilmiş sazlı sözlü bir konferansım da var hasb’el tesadüf. ” Taksim den çıktık yola, ver elini….” diye de bir başlığı vardır. Ben o semtte doğmuşum kaderin cilvesiyle… Alman hastahanesinde… Annem de Cihangir de bana hamile kalmış… Yani acayip Taksimliyim… O nedenle, konferansta tüm yaşadıklarımdan, gördüklerimden, duyduklarımdan bahsetmiştim. Türkçe tangolarla, Arjantin tangolarının birbirine karıştığı, insanların kravatsız, fötr şapkasız, hanımların da çoğunlukla şık şapkalar ve zarif döpyeslerle ve de o devirde çok moda olan “manşonlarla = eller kürkten yapılmış bir yastıkımsı nesnenin içine sokularak ısıtılırdı” dolaşmadıkları bir cadde idi Cadde’i Kebir. Erkekler birbirlerini selamlarken, sağ ellerini fötr şapkalarının üstündeki ön çıkıntıya doğru götürür, şapkalarını hafifce başlarından çıkartırmış gibi yapar ve zarif bir tebessümle muhataplarına bakarlardı… Bir Elegans, bir ağırlık vardı… Sinema ve tiyatro galalarına – “tepebaşında Şehir Tiyatroları vardı ki, sonradan yandı veya yakıldı” her aile mutlaka en temiz giysileri ile giderlerdi.Ayrıca Taksim Meydanında eski Venüs sinemasının yerinde,
Atlas Sinemasına bitişik bir mekanda, Tünele doğru sağ kolda bir pasaj içinde de tiyatrolar vardı. Buralarda devirlerinin en ileri gelen san’atçıları döktürürdü adeta.Çocukların hayallerini süsleyen bir oyuncakcı vardı Galatasaray a giderken Sağ kolda . “Japon mağazası ” idi adı…. vitrin camı önünden ayrılamaz ve adeta mıknatıs çekimine girmiş gibi cama yapışıp kalırdım.Mekteb’i Sultani nin- Galatasaray Lisesi- tam karşısında, Galatasaray Postahanesi vardı. O binanın kapısı adeta bir buluşma yeri idi. “Postahanenin önünde saat beşte” denince, kimse”hangi postahane” diye sorgulamazdı…Postahanenin içine girince, ilerde solda bir odacık vardı ahşap duvarlı… burası telgrafhane idi. Burdan çekilirdi sevgiliye, yavukluya hasret mesajları; burdan gönderilirdi cenazeye taziyet, düğüne kutlama… Bu vesilelerle telgraf göndermemek ciddi bir görgüsüzlük olarak vasıflandırılırdı. Yanan veya yakılan çiçek pasajında, eski halinde de, sonradan onarılan halinde de akordiyonu ile masa masa dolaşan bir madam Anahit vardı… dumanlı kafalara uyumlu şarkılar söylerdi. Ölümünden sonra yerini esmer vatandaşlar, darbukaları , defleri ve klarnetleri ile aldılar…Anahit para pul beklemezdi…versen de bir vermesen de birdi onun için…Ama bu Hacıhüsrev tayfası daha işadamı modundalar doğrusu. Yine aynı cadde üstünde 1955 den sonra bazı barlar yoğunlaştı iyiden iyiye… 1965 yılında bir gece sınıfca bir Beyoğlu barına gidelim dedik…Galatasaray lisesinin yanındaki sokağın hemen başındaki bir bara çöreklendik… Lise son öğrencileriyiz… cebimizde bir bira içecek paramız anca var… Yirmi yirmibeş civan delikanlı pistin yanına çöreklenince konsomatrisler acayip gaza geldiler… Hemen etrafımız sarıldı…Durum yaş ki o kadar olur yani…Bu hatunların getirttikleri “bol” diye fasarya  bulaşık suyu kıvamlı bir nesne var ki, fiyatı dışında tam bir rezalet…. tam ne edeceğiz diye gönlümüzü daraltmışken, salonun kapısı açıldı bağıra çağıra, güle anıra, o zamanlar İstanbul mahalli liginde oynayan bir futbol takımının oyuncuları daldı içeri… bizim hatunlar hemen yarıya bölündü… bir kısmı kıvırta, şakıya yeni gelen gruba yöneldi…Ama hala bir grup bizlerle…bacak filan sürterek garsonlarla göz temasındalar…. Dedim ya Allah o gün bizlerle idi sanki… tam çıkışta adam başı ne kadar bulaşık yıkamamız gerekecek diye düşünürken, tepeden tırnağa yeşil bir şalvarımsı nesne giymiş, rastıklı, ojeli, küpeli elleri zilli bir tercihi farklı mollusca girdi sahneye… bir yandan da detone bir sesle ” çapkın zalem- zalim demek istiyordu herhalde- zalem çapkın” diye garip bir şarkı söylüyor… bizim sınıfın bitirimleri bir bakıştık- işte kurtuluş ayağımıza gelmişti…..  “Yaşaaaa, varollll, nurolllll, bravoooo” diye hep bir ağızdan bağırıp alkışlamaya başladık… Etraf kıyamete döndü… hatunlar bize pis pis baktılar, burun kıvırdılar…. diğer arkadaşlarının yanına, futbolcu ekibe yöneldiler… bulaşıkçılıktan kurtulmuş olmanın rahatlığı ile bastık kahkahayı….bunca yıl sonra, hala her ay buluşup bir yerlerde tıkınırken bu olay gelir aklımıza…”çapkın zalem” der der güleriz.
Yaa işte böyle… Beyoğlu deyince coşarım nedense…
Esen kalın dostlarım,
nurhan
2014-02-17 14:40 GMT+02:00 Rengin ERDAL 

Sevgili Nurhan,
Öğrencilik yıllarımız da bizlerden farkındalığının nedenini şimdi anladım….
Elli yıl sonra …
rengin erdal

Sevgili Atakent,
Bunları yüzde doksan yaşadım…yüzde on da burada kayıtlı
olmayanlar…örneğin aşıklar tepesinde mest durumları… örneğin Büyükdere Beyaz parkta Safiye Ayla, Şemsi Yastıman, Celal Şahin, Çetin İnöntepe dinlemek, Erol Büyükburçtan “O Little Lusie” lansmanı dinlemek, Sarıyerde Sularda piknik yapmak, Taksim Gezi parkında bebek
arabasında ebeveynleri tarafından dolaştırılmak, ilerki yıllarda Kervan Saray bünyesindeki gece kulübünde “dört motorlu Pamela” yı izlemek, Cumhuriyet bayramlarında Taksim Gezi parkı merdivenlerine kurulan tribünden geçit resmini hayran hayran izlemek, Boğazda demir
atmış gemilerin altına dalıp diğer taraftan çıkmak gibi gerzek cesaret gösterileri ile kız tavlamaya çalışmak,Bahçekapı civarındaki filibeli köftecisinden köfte yemek, Eski Emek sinemasının sokağındaki büfeden içli köfte luplamak, Rumeli kavağındaki salaş sahil lokantasında,
buzzz gibi havada açıkta midye tava yerken  BİRŞAP içmek — birşap “bir kısım buz gibi bomonti birasına aynı miktarda buz gibi kırmızı şarabı katarak yapılan bir ZIKKIM (!) olup acayip kafa yapar-
Teşvikiyedeki Turşucu Şükrüden Turşu, Pangaltıdaki Yordan dan tavuk göğsu yemek—tekstde belirtilen yerlerin alternatifleridir-.Cadde’i Kebir- İstiklal Caddesi’nin Galatasaray ı geçtikten sonra solda bir
apartman dairesinde dans dersleri veren Prof. Panosyan efendiden hiç değilse bir kez dans dersi almış olmak, Damalı dolmuşlara tıka basa binip biryerlere gitmek, Adada büyük tur u zorlandıkça kakasını bırakan garip atların çektikleri faytonlarda def’alarca yapıp da usanmamak… Eşek turuna kalkıp da madara olmak -bunu Zehra ve Nazım
kardeşlerimle de yaşamıştık, mutlaka hatırlayacaklardır…. Sis basıp da boğazda vapur seferleri aksayınca evinizin bulunduğu tarafa geçemeyip, avrupalıyken mecburi asyalı, asyalıyken mecburi avrupalı oluvermek…v.s., v.s., v.s.
Sevgi ile kal aziz dostum
nurhan
ZuhtuMuridogluBarbaros1

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s