ADİL KARCI’DAN AMELİYAT MACERAM

 

AMELİYAT MACERAM

(AŞAĞIDAKİ YAZI TÜMÜYLE HAYAL MAHSULÜ BİR GÜLMECE ÖYKÜDÜR.)
TİMUR SUMER

ADIL

AMELİYAT MACERAM

Sevgili Arkadaşlarım,

 Dün sabah saat 08:20’de girdiğim “Laparoskopik Bilmemne” ameliyatından (safra kesesi için tıbbı bir terim var ama bir türlü ezberleyemedim ve de size tıbbi terim  kullanma ukalalığı yapamadım işte)  iki saat sonra çıktım ve bu sabah 09:00’da beni eve postaladılar.  Haliyle ağrı-sızı var tabii ama yiğitliğe bir şey sürmemek için bütün gece hemşirelerin teklif ettikleri ağrı giderici iğneleri reddettim.  (Her defasında bir yerime bir iğne saplayacaklar sanıyordum, daha sonra öğrendim ki elimin üzerine taktıkları “damar yolu”ndan vereceklermiş ilacı meğerse! Nee biliiim?)

 Olay şöyle başladı; Taa beş yıl önce, başka bir sebeple ultrason yapılırken safra   kesemde taş tespit ettiler.  O sıralar doktorum kolejde bizden bir alt sınıfta okuyan  Mehmet Özkemancı  idi (şimdiki soyadı Şahinoğlu). (Yaa yok be,  evlenip kızın soyadını filan almadı yahu, soyadını otuz yıl önce “gördüğü lüzüm üzerine” kendisi değiştirmiş).

Neyse, Mehmet safra kesemdeki taşın varlığını tespit edince “Abi, sen bu taşı hemen aldır, bak bende de vardı, aldırdım kurtuldum” dedi.  “Olur, olur” dedim “işlerden vakit bulduğum bir ara aldırırım”.  Demek ki beş sene sonrasına nasipmiş.  Aslında zavallı taşın hiçbir zararı yoktu ama münafıklar rahat vermediler ve aldırdık işte.

 Ortanca kızım ticari bir guruba bağlı olan Adana’daki özel bir lisenin müdiresi.  Gurubun Adana’da ayrıca birkaç hastanesi ve kliniği de var.  Kızımın kadrosundaki bir öğretmenin  kocası da yine guruba bağlı  bir hastanede anestezi uzmanı  Bu doktorun tavsiyesi ile tanıdığı bir genel cerraha gönderildim.  Üç gün önceydi, Prof. Doktor (genel cerrah) Veli Sezer  ile ameliyatla ilgili konuşuyoruz.  Adam bana safra kesesi ile bilgiler vermeye çalışıyor, ben sık sık sözünü kesip tereciye tere satmaya çalışıyorum.   Hatta hatta o kadar ileriye gittim ki, laparoskopik kolesistektomi (ohhh be hatırladım bu tıbbi terimi) nasıl yapılır adama ben anlatmaya başladım.  (Tabii ki youtube’da üç beş ameliyattan fragmanlar izleyip gitmiştim yanına, benden kaçar mı?”   Bu defa Veli Bey benim sözümü kesti;

 

          Sizin mesleğiniz ne Allah aşkına?

  • İşletmeciyim.
  • Eğer beni işletmiyorsanız, mesleğimi elimden aldınız demektir!

 O kadar da haddimi aşacak değilim, di mi ya?

 

  • Yok doktor, kendi kendimi ameliyat edemem, deyip sustum.

 O da benim bu konuda araştırma yapmış olduğumu fark edip lafı uzatmadı ve bir sorum olup olmadığını sordu.

 

  • Doktor, yağlı yemekleri filan bir müddet yasak ettin de, rakıya hiç değinmedin.  O da yasak mı?    Belli belirsiz bir gülümseme yayıldı yüzüne ve;

 

  • Valla içebilirseniz, ameliyattan hemen sonra bile  için, zararı yok!  dedi.  Ama

içinden mutlaka “sen ameliyattan sonra su bile içebilirsen allahına şükret” diyordu ve o da benimle kafa buluyordu, eminim.  Ama ben bunu bir tarafa yazdım.  Mutlaka bu lafına karşılık bir şeyler yapmalıydım.

Ameliyat odasında hazırlık yapılırken anestezi uzmanı ile yine rakı muhabbetine başlamıştık ki, gerisini hatırlamıyorum.  Kendime geldiğimde bir büyüğü susuz içmiş gibiydim.  Halen ameliyathanede olduğumu fark ettim, oradakilere bir espri yapayım dedim ama konuşabilmek ne mümkün?  Neyse beni yatırıp getirdikleri tekerlekli yatağımla geriye odama götürdüler.   Hastayken etrafımda pek fazla insan olmasını sevmediğimden odamda sadece küçük damadım Necmi ve de en küçük kayın biraderim Birol refakatçilerim olarak beni bekliyorlardı.  “Geçmiş olsun baba, abi” faslından sonra “lan şu idamlık kıyafetinden kurtarın beni” dedim ve yardımlarıyla bir atlet bir pijama giydim üzerime.  Ameliyat sırası ve sonrasında verdikleri hem narkoz hem de ağrı kesiciler nedeni ile fazla bir ağrı duymuyordum ve kendimi bayağı dinç hissediyordum.  (“Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu“ özdeyişine uygun olarak gece ağrıdan nefesim kesilecekti ama bunu yaşamadan bilemezdim ki). 

 Torpilliyim diye de olabilir, bana manzaralı bir oda ayırmışlar.  Yani keyfim gıcır!  Göğsündeki yazıdan adının Fulya olduğunu öğrendiğim güler yüzlü bir  hemşire geldi, tansiyonuma baktı ve “geçmiş olsun” dedi, “doktorunuz başka bir ameliyata girdi, çıkınca yanınıza gelecek”.

 Kafamda bir şimşek çaktı.  (Yahu laf gelişi bu, kafada şimşek mimşek çakmaz tabii ki).  Doktor gelmeden hemen bir şeyler yapmam lazımdı ve ben o doktoru tufaya getirmeliydim.  Artık iyice ayılmış ve konuşabiliyordum.

 

  • Çocuklar, dedim, biriniz aşağıya inip boş bir ufak rakı şişesi, bir rakı bardağı, küçük bir kase yoğurt , az beyaz peynir ve de bir tane salatalık alıp gelsin, dedim.
  • Hayırdır inşallah abi, dedi  Birol, bir şeyler tezgahladığın belli de şişe niye boş olacak?
  • Oolum, dedim, içine su koyabilirsen koy ama şimdiki şişelerin ağzına  plastik regülatör tapa takmışlar, boşaldı mı bir daha dolduramıyorsun.  Sen git dediklerimi acele getir hadi.

Birol’un gitmesiyle gelmesi  bir oldu.  Hemen hastanenin yanındaki  bakkalda hepsini bulmuş.  Yoğurdun bir kısmını rakı bardağına koydurup üzerine su ilave ettirdim ve rakı görünümü verene kadar sulandırttım, içinde oluşan köpüğü aldırttım.  Görüntü ilk bakışta aynen rakı!  Anahtarlığa takılı küçük bir bıçakla Necmi peyniri ve salatalığı doğradı, kağıt bir tabağı bunlarla süsledi ve böylece yanımdaki masacık bir çilingir sofrası görünümü aldı.  “Daha ne ilave etsek” diye tartışırken kapı tıkladı ve bizim Fulya hemşire (nöbet devir edeceğinden) yanında başka bir beyaz önlüklüye daldı içeriye ve ayak ucumdaki kayıt tabelasına yöneldi.   Tam tabelayı alıp yanındaki  yeni hemşireye bilgi vermeye başlamıştı ki bizim çilingir sofrasını dehşetle fark etti:

 

  • Aman allahım!  Adil bey bu ne?  (Şişenin boş olduğunun farkında değil henüz.)
  • Neye benziyor?
  • Rakıııı!
  • Evet ya rakı.  Doktor Veli bey izin vermişti bana, içebilirsen ameliyattan çıkar çıkmaz  iç demişti, ben de içiyorum.
  • Adil bey yapmayın, beni kovduracak mısınız?  Ne olur çabuk kaldırın bunları, biraz sonra doktorunuz ziyaretinize gelecek.

 Daha fazla dayanamadım,

 Fulya hemşire, teleşlanma.  Bu gördüğün sadece bir mizansen.  Ortada rakı makı yok, o gördüğün sulandırılmış yoğurt.  Doktora bir şaka yapmak için bu düzeni tezgahladık.

Fulya hemşire inanmaz inanmaz rakı bardağını aldı, kokladı ve “hele öyle deyin” dedi ve kahkaha atarak gülmeye başladı.   “Valla ne yalan söyleyim, siz gerçekten fırlamaymışsınız!” diye iltifatta (ya da hakarette) bulundu.  “Seni de yazdim duvara, sen de bu lafı ödeyeceksin” dedim içimden.

 

  • “Bu oyununuza ben de katılabilir miyim?”  demez mi?
  • Tabii katıl da nereden icap etti, diye sordum.
  • Geçenlerde Veli bey beni korkutmuş ve bana gülmüştü, alacağım var ondan.
  • E, nasıl katılacaksın?
  • Rakıyı size benim ikram ettiğimi söyleyeceğim.  O önce kızacak, sonra şaka olduğunu anlatıp ben ona güleceğim.  Ben şimdi gidiyorum, Veli beyi buraya getirdikten sonra nöbetimi devrederim dedi ve cebindeki bir paket fındığı da bizim tezgaha  bırakıp çıktı.  Ne kadar şanslıydım be?  Bir taşla iki kuş!

 

  • Birol, şimdi çabuk bakkala git bir ufak gerçek rakı getir, ama bu şişenin aynısından olsun ha, dedim

 

  • Hayırdır abi, sen hakikaten niyeti bozdun mu ne?

 

  • Yahu çabuk ne diyorsam onu yap, vaktimiz dar.

Birol’un ceket cebinde hastaneye soktuğu rakıyı açarken Necmi çoktan bardaktaki yoğurtlu suyu döküp bardağı yıkamış, fındık paketini açmış ve masaya bir de plastik çatal ayarlamıştı.   Bu defa bardağa gerçek rakıyı doldurduk, suyunu ayarladık , beklemeye başladık.  Ulan bekle bekle ne gelen var ne de giden.  Yani biz bütün bu tezgahı boşuna mı yapmıştık?

Kapı aniden açıldı, bizim  cerrah  Prof. Veli  önde, Fulya hemşire arkada daldılar odaya.  Daha doktor kapıdan girerken, 

 

  • Kendinizi nasıl hissediyorsunuz Adil Bey? diye sordu.  Henüz bizim tezgahı fark etmediği belliydi.
  • Ooooo, doktorcuuuum, kaynanan seviyormuş, hadi gel buyur! dedim.

 Aniden suratı allak bullak olan doktor;

 

  • Adil Beeey?  Bu ne demek oluyor?  Ya bu kadarı da olmaz valla, ameliyattan çıkalı daha iki saat olmadı yahu?  Bu kadar mı düşkünsünüz bu rakıya?  İntihar bu yahu intihar!
  • Sakin olun doktor, dedim.  Siz bana “içebilirsen ameliyattan çıkar çıkmaz iç istersen” dememiş miydiniz?
  • Yaa dedim ama o şakaydı be!  Hadi hepsi bir yana, rakıyı nasıl soktunuz bu odaya kadar?

Rol sırası kendisine gelen Fulya hemşire, 30-35 yaşındaki aktrislerin Türk filminde lise talebesi rolü oynadıklarında sergiledikleri şımarık hareketlerle;

 

  • Rakı benim ikramım doktor bey! diye kıkırdadı.
  • Neee?  Hem de bunu yapan bir başhemşire ha?  Yahu siz hepten çıldırmışsınız valla!
  • Doktor, dedim, niye hastaneye alkol girmesi yasak mı?
  • Tabii yasak!  Eminim bunu siz de biliyorsunuz!
  • Yapmayın doktor bey, şimdi bu hastanede şişeler dolusu alkol yok mu yani?
  • Var tabii de o içilmez?
  • Niye?
  • Zehirler de ondan.
  • Aşk olsun be doktor.  Sen bizi zehirleyecek alkolü hastanede serbest bırakacaksın, rakıyı yasaklayacaksın ha?  Olmadı valla!

Ne diyeceğini şaşıran doktor, hırsından morarmış bir halde Fulya Hemşireye döndü;

  • Aferin yani.  İyi bir şey yapmış gibi bir de gülüyorsun!  Seninle dışarıda konuşmamız lazım!

 Fulya hemşire, intikamını almış olmanın zevkine yeterince erişmiş olmalı ki, gülerek;

 

  • Doktor bey, biz size hep beraber bir şaka yaptık!  O bardaktaki rakı değil ayran!  dedi ve gevrek bir kahkaha patlattı.  Ama akşamcı olduğunu tahmin ettiğim doktor yer mi?  Bardağı eline aldı, kokladı;
  • Basbayağı rakı bu be!  diye gürledi.  Al, bak!
  • Olamaz, dedi hemşire doktorun kendisi ile dalga geçtiğini düşünerek, isterseniz bir dikişte içeyim ha?
  • Hemşiranım, hastaya rakı ikram ettiğiniz yetmiyor, bir de görev başında alkol  mu alacaksınız?  Sizi hiç böyle bilmezdim, pes yani!

Fulya hemşire kendinden emin olarak rakı bardağını eline aldı, dudaklarına yaklaştırdı ve, ve, ve, daha bir yudum almadan anason kokusunu almış olmalı ki;

 

  • Olamaaazz!  Vallahi daha on dakika önce bunda ayran vardı!  Nasıl olur yaaa?   Doktor bey yemin ediyorum, ben rakı filan getirmedim buraya.  Bu beyler ayran yapmışlardı, rakı diye beni kandırdılar, sonra hep beraber güldük  Vallahi işin doğrusu bu!
  • Hemşiranııım, deminki itirafına mı inanayım,   bardaktaki rakıya mı inanayım, yoksa şimdiki inkarınıza mı inanayım?

Dayanamayıp doktora kaş göz işareti yaptım.   Vaziyeti çakan Profesörün dudakları yukarıya doğru kıvrıldı ama güldüğünü belli etmemek için arkasını dönüp kapıya yöneldi ve;

 

  • Bu durumu başhekime rapor etmeliyim!  dedi.

Hemşire Fulya ağlamaklı bir sesle;

 

  • Adil bey, gerçeği siz biliyorsunuz.  Nasıl oldu bu ben de anlamadım ama Allah aşkına doğrusunu Veli beye siz anlatın, nooooluurrr!

Doktor geriye döndü,  hemşire hariç hepimiz bir kahkaha patlattık ki sormayın!  

Bu kadar sesli gülerek diğer hastaları rahatsız ediyorduk ve asıl şimdi hep beraber suç işliyorduk!

Sonunda doktor kapıdan çıkarken;

 

  • Adil bey, iyi olun da beraber içelim dedi.

 Korkuyu atlatıp yüzü normal rengine dönen  Fulya hemşire de ;

 

  • Rakı balıksız gitmez.  Balıklar da benden!  demez mi?

 21 Şubat 2014 – Adana

 

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s