DR. ZAFER ÖNER’DEN “BALLO”

DR.-ZAFER-ONER

BALLO

1972 de mezun olduğumuzda,tıp’tan,
bizim o zamanki öğrenci derneği başkanımız Ömer Ertürk’le beraber yaptık mezuniyet balomuzu.Gökdelen’in tepesinde.
O zaman başka gökdelen yoktu, zaten onun da gökdelen olmadığını şimdilerde anladık.

Önce Alpay’a gitmiştik,balomuza gelsin diye.
İstediği paranın bize fazla geldiğini anlayınca adamcağız,
“Çocuklar siz Füsun’a falan başvurun daha hesaplı olur demişti.
Füsun Önal’ı ilk ozaman duymuştum ben.Bizi Füsun da beğenmemişti.
Bize sonunda Pakize Suda kalmıştı.
Onu da ilk o zaman duymuştum ve görmüştüm…
Siz o yıllarda görecektiniz Pakize’yi!
Akla zarar bir kadındı!
Hocalarımızın çoğunun katılımıyla eylenmiştik.
İçmiştik,coşmuştuk.
Benim ilk ve son balomdur o.
Pardon bir de 14 Mart’taki tıp balosuna gitmiştim,o tarihten yıllarca sonra,bugünden yıllarca önce…
Uyduruk bir resmi,fahiş bir paraya satmışlardı bana açık arttırma ile…
Prof. Dr. Ali Ayhan abinin de içinde bulunduğu bir kumpas(!) ile,önce içirdiler sonra kakalarılar,çocuklardan birinin çiziktirdiği tabloyu,meşhur ressam falancanındır diye…
Ben de salağa yatmıştım…yani sadece “içkinin hertürlü kötülüğün anası “
olmasından kaynaklanmıyordu bu saflığım,aynı zamanda
“gönüllüydüm gönülden” bu kazığı yemeye…
Bir de tabii ki çocukluğumda Kilis’te Cumhuriyet baloları yapılırdı,öğretmenler lokalinde. Ama onlar sayılmaz çünkü hem kalmadı(!) hem de çocuktum!
O zaman da müslümandık sıkma başımız olmasa da!
Atatürk daha bir revaçta idi o tarihlerde…

14 Mart ilk tıp okulunun kurulduğu tarihtir. 1827, 2. Mahmut dönemi.
Medreseden çağdaş eğitime geçiş diye bilinir,bu tarih;
Hekimbaşı Mustafa Behçet’i de rahmetle analım.
Analım çünkü çok çabalamıştı bu konuda…
Biz de aynı tarihi yani bugünü bayram olarak kabul etmişiz.

Her bayramda bir de adetten olmuş,mecmua basılır. Yani dergi.
Bu mecmuada da öğrencilerin espirili eleştirileri,hocaların yazıları ve karikatürleri
sergilenir;kimi övülür kimi yerilir,
dergiye zar zor türlü çeşitli torpillerle reklam aranır,ve bu dergi tıp balosunda açık arttırma ile satılır ki derginin ve balonun masrafları çıksın.

Yıllardan beri bu işin organizatörü bizim Ağabeyimiz,benden beş gün küçük
Prof. Dr. İlhan Erkan’dır.
Ağamızın sayesinde,olabilecek bazı basit istismarların önüne geçilmiş ve daha bir ciddiyet kazanmıştır dergimiz. Eleştirilerin,hakaretlerin dozu ayarlanmış,parasal küçük bebek ayakkabısı kutularını bile dolduramayacak,
çılgınlıkların önü alınmıştır böylece,İlhan ağamızın cebinin zararına da olsa!
Yani ciddi bir şekilde espiriler yumağı yaratılmıştır,sayesinde abimizin,yıllardır…
Bu yönetim buna bile tahammül edemedi. Ağamızı azlettiler.
Onun da umrundaydı sanki.

Bizim dergimizin adı MANTAR’dır.

Biliyorsunuz biz Ankara Tıp Fakültesinin bağrından mantar gibi çıktık,
rahmetli hocamız Prof. Dr. İhsan Doğramacı sayesinde.
Ben Mantar isminin ordan geldiğini sanıyorum.
Daha sonra da Mantar gibi diğer üniversitelerin yeşermesine vesile olduk.
Hiçbirinde de bir sorun olmadı.
En son Kastamonu ve Bozok un da bünyemizden çıkması planlandı,önceki yönetimce…
Bu işler aslında devlet zoru ile olur biliyorsunuz.
Hiçbir yönetim “ben bir üniversite daha kurayım”diye çıkmaz!
Çünkü bu,imkânların paylaşılması anlamına gelir. Daha doğrusu imkansızlıkların paylaşımı anlamına gelir.
Bir miktar parayı yeni üniversite adına sana verirler ama
devede kulaktır genelde. Ana üniversite biran önce doğurup kurtulmak ister yavrusundan.
Bu doğurganlığın birtek faydası vardır, o da kendi bünyende kadro bulamadığın ve kıymet verdiğin gençlerine ikbal kapısı olmasıdır.
Yani başka üniversitelerin tamponu olmak değildir…daha doğrusu şimdiye kadar böyle olmuştur.
Ama yine de zaten kısıtlı olan imkânların paylaşılması anlamına geldiği için,tercih edilesi bir durum değildir.
O nedenle de bu işler üniversitenin açılacağı ilin vekilinin bastırması ile olur…
Bu milletvekilleri,bakanlar falan…kapasite,gereklilik,yani istiab haddi,ihtiyaç mihtiyaç dinlemezler…
Kazanma puanları farklı olan çocukların bir arada olmalarının sakıncası gibi,uc noktalara da hiç ehemmiyet vermezler…onlar için önemli olan bir daha seçilmektir!
Bir bakarsınız ki sizin elli-altmış kişilik sınıfınız olmuş ikiyüz kişi…hatta beşyüz kişi!

Ben bunların bir komisyonunun “alayını”,gençken,
bir kere fırçalamıştım,bizim M salonunda;
“herhaltı siz yiyip sonra da hesap soruyorsunuz” diye
İlhan ağam bilir.
O zaman Haluk tıfıldı ama o da bilir.
Hatta bakandan kontr fırçayı yiyince ben , M salonunu ilk terkeden Haluk idi,bir de Prof. Dr. Güler Gürsu hocam.

Herşey kendi içinde kavgasız gürültüsüz giderken, üniversitemizde
birden bire bir fırtına koptu ,hani bektaşi allaha dönüp “kabahat sana bu tarlanın yerini gösterende” der ya,onun başına gelen gibi bir fırtına…
…bu sefer de fırtına bektaşinin tarlası yerine Hacettepe’de koptu.
Önceden ayarlanmış bir şekilde,kazanamadıkları halde
idari,akademik …çullanırlar,giderek artan sayıda üstümüze…
Sonra yağmur gibi atamalar korkulu rüyamız oldu;acaba kim nereye nerden gelecek? Sanki 5N1K programı!
Yıllardır bekleyenlerin ve bizim yetiştirdiklerimizin yerlerine çöreklendiler,sıkılmadan.
Bektaşinin fıkrası gibi;ne ekin kaldı ne tarla…
Yani aslında suç bunlarda değil,bunları buraya getirende…
Hani bektaşi başını kaldırıp ” suç sana tarlayı gösterende” dedi ya,Allah’ına…
Hani tarlayı gösterip biraz sulaması için yalvarmıştı da,
doludan yağmurdan ne ekin ne de tarla…
Yerle yeksan olmuştu ya…tıpkı onun gibi…

Diyeceksiniz ki değişim;bak Pakize’ye aynı mı?
O güzel kadından eser var mı şimdikinde?
Çerçevesi de resmi de bozulmadı mı?
Doğru fiziği bozuldu da fikri gelişti,yazar oldu, o iyiye de gitti.

Kötü şartlar insanı değiştiriyor,adeta başkalaşıyorsun,dönüşüyorsun…
Beni değiştiren de yaşlanıp çirkinleşmem değil de
ortamımın çirkinleşmesi,kendi makamımda yabancılaşmam,hiç alışık olmadığımız şekilde
içten pazarlıklı insanlarla,misyon sahipleriyle karşılaşmamız
ve yetkilerin onların ellerinde olması…
Allah’tan Gregor Samsa gibi olmadan,uyduruktan bir forum yazarlığında kaldı metamorfozum.

Kriter komisyonu harıl harıl ve bilimsel çalışırken…üstelik gerçek anlamda
aklımı durduracak kadar bilimsel…derken tamamen zıddı:
Referansın tarikat ve cemaat olduğu yerlerde işte böyle oluyormuş demekki!
Bakın ülkenin haline , sadece üniversitemize değil ve
anlayın hal i pür melalimizin nedenini !
Parlamentonun amacı iktidarı ve muhalefetiyle ülkeyi bütün kurumlarıyla kaostan kurtarmak değil midir?
Peki senin üniversiten bizzat devletin tarafından karıştırılırsa…

Bu şartlarda ne bayram olur ne de ballo…
İnsancıklar kuş gibi avlanıyorlar,ölüyorlar,sakat kalıyorlar…
Genç yaşlı,kadın erkek,çocuk farketmiyor!

Olsa olsa maskeli balo olur,bu şartlarda…
Verdi’nin maskeli balosu : Aşk ihtiras ve entrika.

 

 
Ve sonunda masumun katledilişi,
bir hiç uğruna alt üst edilen “oturmuş yerleşik bir düzen”,
kırılan kalpler,yenen haklar,kaybedilen ömürler…
Köşe başlarında hep tarikatlar,cemaatlar…
becerebilseler bari, amenna!

Ve bunlarla kolkola giden,hatta yeteneklerini sergileyen bizimkiler.
Yetmez ama evetçiler…

Sanki yıkılmalarını engelleyen mendirekler,karinalar gibi…
Yapılan alışık olmadığımız şeyleri içlerine sindirebilen bizimkiler
Ve haddini aşarak ve neye yardım ettiğinin farkında bile olmadan
beni eleştiren güzel arkadaşlar
Ve onlara aracı olan,yetişmesinde payım olanlar…

Ülkemizin bayrağının (kaldıysa) yarıya inmesi gerektiği şu günlerde…
Hepinize iyi bayramlar olsun efendim.
Önünüz açık ufkunuz geniş olsun efendim…
Allah sizleri yukardaki üç beş kişinin oyuncağı olmaktan korusun efendim.
DR. ZAFER ÖNER

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s