TAC 50. YIL (Muammer Arikan)

 

MUAMMER
Sayın ve Sevgili Mavracı Mafya

 
En çok üzüldüğüm olaylardan biri TAC’dan 40. mezuniyet yılımıza katılamamış olmaktı. Başımın belası Sayın Murphy bu türden keyifli durumlardan faydalanmamam için sanki bana özel itina gösteriyor. 40.yıl homecoming’inin tam üstüne sen gel de taaaa Cezayir’de kocaman bir baraj inşaatı sözleşmesinin imzasını koy… Tabii kaçamadık.
 
Bu sefer de vatandaşa yakalanacağım diye kaç aydır helecanlar içindeydim bilemezsiniz. Evliya Çelebi’nin sadık bir torunu olarak 44 yıllık çalışma yaşamımın önemli bir bölümünü yurt dışında çalışarak geçirdiğimden, bu kez de “şugul-u hinsaat” eylediğim diyar-ı Katar’da takılıp kalacağım diye korktum ama bu sefer Murphy’ye bir vücut çalımı atmayı becerdim.
 IMG_0857
Neyse, bu güzel ve pırıl günde klavyenin başına sizi özel dertlerimle bayıltmak için geçmedim, haydi bakalım, 50.yıl izlenimleri, here goes.
 IMG_1014
Sınıfımızın onulmaz ve becerikli organizatörü Yavuz Altay olmasa valla biz böyle seyahatlerde ayakkabılarımızı bile bağlayamayız. Makosen giyenler de belki fermuarlarını bile çekemezler. Sağolsun Yavuzcum bize Adana’nın en mutena yerinde pırıl pırıl bir otelde yer ayarlamış, üç gün boyunca her türlü seyrüseferi ayarlamıştı. Bir de Lise 2’de yol kazasına uğramasına rağmen ekibin ayrılmaz bir parçası olan Adana’da yerleşik Adil Karcı’nın (benim Adiyl’im) sımsıcacık evsahipliği ile ziyaretimiz çok keyifli ve başarılı oldu.
 IMG_0814
Önce yoklamaya “burada” yanıtı verebilenler kimlerdi? Eternal organizer Yavuz Altay, tonton ve ever “nikbin” Ateş Aykut, Adana sıcağında espirileri ile herkesi serinleten müneccimbaşımız vazgeçilmez Timur Sümer, herkese lazım bir finansçı Serhan Altınordu, değerli filozofumuz ve aşığımız Cemal Özgüven, ketum ama çok derin Aydan Bulutgil, sınıfın yakışıklı Arnold’u Sermet Tuna, ele avuca sığmaz Yusuf Ergül, sadece bizim değil ülkenin ilaç sistemine katkıları çok olan Şerif Boyacı, GAP’ı kimseye gaptırmayan sevgili Tolga Erogan, yıllarla iyi geçinmenin sırlarını keşfeden şanslı (kıskançlık!!!) Turhan Kayasü, Erdoğan Durmaz ve Çetin Yüceuluğ, halk sağlığını halka indiren Hikmet Pekcan, Türkiye’nin en sevimli doktorları müsabakasında başı çeken Necati Dedeoğlu, müzik konusunda sınıfı başarı ile temsil eden udi-bestekar Penyamin Çatal (“ilk bakışta sevdim seni”), boyu gibi uzun köprüleri ayakta tutmaya merak salan Ali Doğan Karakaplan, tüm ağırlığı ile sevgili Mahmut Arsava ve naçizane bendeniz.. İlaveten gardaşlarının yatakhane kokularından vazgeçemediği için gelmeden edemeyen, bu kokuyu duyabilmek uğruna ikide birde okul kuran Sinan Bayraktaroğlu. Ertesi gün ise sevinçli bir mazeret dolayısıyla iki ayağı bir pabuçta olmasına rağmen iki saatliğine de olsa bizi görmeye (o da anlaşılan yatakhane kokusundan vazgeçememiş) mini mini değil kocaman valimiz Mehmet Can geldi..
 IMG_0866
Murphy’i bu sefer atlatamayan (oolum, ben bu konuda uzman oldum, bir sorsaydınız ya?) tüm kardeşlerimizi de aramızda görebilseydik keşki. Ama gelebilenler olarak arada bir toplanıp ikinci elli yılda daha eğlenceli bir program yapabilmek için antrenman yapma kararı aldık.(Bir şey daha vardı ama neydi yaa?)  İkinci elli yıla da gelmeyenlere büyük ceza vereceğiz. 
 
Çoğumuzla beraber gelen Refikalarımızı da unutmayalım. 40 yılı aşkındır bizlere tahammül gösteren bu zarif hanımların mevcudiyeti, sululuk oranının da kontrollu olmasına katkıda bulundu. Onların paylaşımı sayesinde gezi renklendi, anlam kazandı.
 IMG_0830
Tabii bu arada Yaradan’la randevusuna gitmekte acele eden Serkis Ömür, Feridun Emrealp, Turhan Döven, İrfan Atalay, Münir Gürgen ve Tarık Veyisoğlu’nu da andık ve bu günümüze katılımlarını taa içimizde hissettik.
 
Ne demişler, tatava’yı bırak da ne yedin içtin, ondan haber ver. Valla kebap aşermelerini altedebilmek için ilk gece Adiyl’im bizi Adana baraj gölü manzaralı Sercan kebapçısına götürdü. Yaa kardeşim ben bu güzel kebabı Türkiye dışında Lübnan dahil pek çok yerde yedim ama, Çukurova’dakinin tadı başka be! Lahmacun, kebap, hummus, babagannuş, şalgam, kebap ve hepsinin p…gi rakı! 10 yıldır “kebap da kebap” diye başımın etini yiyen Ali’yi de yanıma oturttum ki, sonradan ben yememiştim diye itiraz edemesin!  Abooo, valla Çukurova tabiri ile “elinizin artığı” çok güzeldi be! Saymadığım, ama mezelerin en lezzetlisi “mavra” da keyfimizin doruk noktası oldu. Az buz değil, kimimizde birikmiş 50 yıllık bir potansiyel vardı, serbest kalan bu mavra kadar tatlı bir şey var mı?
 IMG_0876
17 Mayıs Cuma günü erkenden eski sınıf gezilerini hatırlatan bir otobüs yolculuğuyla Tarsus’a geldik. Belki de 40 yıldır içinde dolaşmadığım Tarsus’u, kenar semtlerde yapılan apartmanları saymazsak fazla değişmemiş buldum. Ama okul çok değişmiş, Friendship ve Unity Hall hem birleştirilmiş, hem kat eklenmiş. Futbol sahasına bina yapılmış. Okul kapısının karşısındaki ada alınmış ve okula eklenmiş. Stickler’a face uplift uygulanmış, eski oyun odası ve arkasındaki müdür lojmanı yıkılmış ve yeniden yapılmış. Bu genişleme ve yenilemenin gerekli olduğu kesin, ama gene de 1960’larının biraz daha küçük, biraz daha mütevazi okulunu özlemedim desem yalan olur. 50. yıl mezunları olarak biraz havalı-civalı dolaştık, kardeşlerimiz de bizi çok sıcak karşıladı. Günün ilk programı olarak 2 saatlik Gözlükule ve Tarsus’un tarihi değerlerini kapsayan bir yürüme turu attık. Yahu farkettik ki, okulun 50-100 metre ötesindeki etkileyici tarihi eserlerden, kiliselerden, yıkıntılardan haberimiz bile yokmuş. Bu eserler ortaya çıkarılmış, gezmeye görülmeye uygun hale getirilmiş, hatta eski bedesten-imaret gibi asıl kimlikleriyle günlük yaşamın içine katılmış! Helal olsun.. 
 IMG_1064
Ama bence bu gündüz gezintimizin doruk noktası, bir ağacın gölgesinde oturan Haydar Hoca’mızı görmekti. Maşallah 92 yaşına gelmiş, yani onu da asar-ı atika korumasına almak lazım, ama gözlerindeki o muzip kıvılcım aynen duruyor. Elini gene öptürmedi, kendisini taklit ettiğim kelime, bıyıklarıma ve göbeğime takıldı. Haydar Hoca beni ve çoğumuzu en fazla etkileyen, konuşmaya ve sorgulamaya yönlendiren kişilerden biri olmuştu. Bizimle ilişkilerinde hep “ürkütmen” değil, “öğretmen” olmaya çalışmıştı sevgili Hocamız. Bir de Tarsus terminolojisinde özel bir yeri olan “Mavra” sözcüğünü, özel jargonumuzda kullandığımız anlamı ile bize Haydar Hoca kazandırmıştı. TAC’da emekli bir öğretmen değil, bir Kurum olarak nitelememiz daha doğru olan Hocamıza uzun ve sağlıklı bir ömür dileriz, Yaradan uzun süre başımızdan eksik etmesin.
 IMG_1007
Veee nihayet günün mana ve ehemmiyet dakikalarına geldik. Saat 16:00’da plaketlerimizi alacağımız salona geçtik. Bizim bildiğimiz adıyla Assembly Hall yenilenmiş, sahnesi büyütülmüş, hafif bir amfi meyli ile rahat koltuklar konmuş, adı da Tiyatro Salonu olmuş. Bu güzel Salonda 50.yıl plaketlerini Haydar Hocamızın elinden aldık, hep beraber olmazsa olmaz Bombalakimizi çektik. Daha sonra da 40., 30, yıllarını kutlayan kardeşlerimizden 2009 mezunlarına kadar sertifikalarını almalarını gururla seyrettik. Bu törenin zirvesi de 92 yaşındaki 1942 mezunu Ali Kemal Yazıcıoğlu ağabeyimizin sahneye çıkması, bize anılarını aktarması oldu. Akşam yemeğinde de Ali Ağabey hala pırıl pırıl zekasıyla günü değerlendirdi, homecoming’in daha anlamlı olabilmesi için önerilerde bulundu. Ne diyelim, darısı başımıza.
 IMG_1012
Akşam da şerbet gibi bir Çukurova havasında eskiden voleybol sahamızın olduğu yere kurulan sofralarda, bahçenin çeşitli yerlerine kurulan büfelerden, ızgaralardan nefis bir yemek yedik, mavralara devam ettik, arada bir havaya girince de bombalaki çektik. 
 
TAC’lı olmanın bir ayrıcalık olduğunu, bu ayrıcalığın da okulun bize verdiği kişilik özelliklerinden kaynaklandığını ve hiç de gereksiz bir böbürlenme olmadığını, Türkiye’nin en sıkı dokunmuş okul arkadaşlığına aidiyetimizi, kendimizi boşuna “Mafya” diye nitelendirmediğimizi iliklerimize kadar hissettik. Ne mutlu bize…
 
Yorgun ama dopdolu bir günün ardından gece Adana’ya döndük. Ertesi gün Sevgili Adil’in organizasyonu ile güzel bir Adana turu yaptık: Seyhan kenarını, baraj gölünün güzelliklerini gezdik, Adana spesiyalitelerinden “bici bici” yedik, ve inevitably, günü Kolcuoğlunda kebap seremonisi ile tamamladık. Ondan sonra da kardeşlerimizi yavaş yavaş geldikleri şehirlere yolcu ettik.
 IMG_1006
Program bitti mi? Hayır! Geriye kala kala Yavuz, Timur, Serhan, ben ve hanımlar kaldık. Bizim bu sadakatimizi Adiyl’im karşılıksız bırakmadı, akşam evinde bizi eşi Müyesser Hanım, çocukları, damatları, gelini ve torunları ile beraber kocaman bir aile olarak ağırladı, nadide yöre yemekleri ikram etti. Eeee, böyle bir akşam müziksiz olamayacağına göre de, Adil’in ud ve bağlaması eşliğinde şarkılar, türküler söylendi. Kısacası unutulmaz bir akşam oldu.
 IMG_1110
50. yıl daha güzel kutlanabilir miydi? Belki bir şekilde: Mavracı Mafya olarak eksiksiz bir takımla bir araya gelebilirsek, siz o zaman görün kutlamayı, değmeyin keyfimize!
 
Never say good bye, fare thee well, see you again.
 
Sevgiyle ve sağlıkla kalın.
 
Muammer Arıkan, TAC’64

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s