KEKLİK VE BOĞA VE KADIZADELER’İN TORUNLARI

 FİKİR UÇUŞMALARI VE KADIZADELER’İN TORUNLARI

Kucağı taylı gelin
Kaşları yaylı gelin
Bu gece ay doğunca
“Ay !” dedi baydı gelin

Güzel bir sonbahar günü keklik kardeş çiftliğin boğasıyla sohbet etmekteymiş.
“Şu ağacın en tepesi var ya boğa kardeş, oraya çıkabilmeyi pek çok isterdim..lâkin bizde güç mü var oralara uçacak..” deyip içinden de “ah ulan oraya bir çıkabilsem.. herkesin tepesine bir sıçardım ki yükseklerden..oh ne güzel..” deyip kıkırdayasıymış.
Boğadır, cömertliği tutmuş ; “Keklikciğim, ayıptır söylemesi, zatımın boku için pek şifâlı derler.., az bir gagala bakalım gücün fark edecek mi ?”

Sudaki ayna güzel
Gökteki ay ne güzel
Yârimin ay yüzüne
Ay demiş “ay! ne güzel”

Bu güzel teklif keklik kardeşin de aklına yatınca, başlamış bütün gün boğanın dışkısını gagalayıp yemeye. Daha akşam ezanı olmadan, ağacın birinci dalına zıplayıp çıkacak kadar güçlenen keklik kardeş mutluluktan uçuyormuş. Her gün biraz daha bok yemeye ve her günün sonunda da biraz daha yüksekteki dala uçup konmaya başlamış ki, iki haftaya kalmadan ağacın en tepelerine ulaşmış. Ulaşmaya ulaşmış da, heyhaat.. bu arada epey de tombullaşmış.

Keklik kardeş mutlulukla çok uzaklara, yerde koşarken hiç ulaşamadığı kadar uzaklara bakarak hayal kurarken, gaddar bir avcı keklik kardeşi bir kurşunla ağacın tepesinden düşürüvermesin mi ?

Kıssadan hisse : Başkasının bokunu yemekle yükselsen de, büyük hedef olursun

Bir ağacın ucundan
Sarkmıştı ay vâdiye
Yârimin yanağını
Isırdım ayva diye

KADIZADELER’İN TORUNLARI

Kan dolaşımını tanımlıyan William Harvey’in doğduğu 1578 yılında “Kadızadeler” denilen rezil insan sürüsü, FATİH camiinde, bayrak açıp “din elden gidiyor” avazlarıyla yollara dökülmüş, kısa zamanda İstanbul’umuzun tüm camilerine yerleşmiş, ve de sarayı ellerine geçirmişler idi. Verilmiş sadakamız varmış ki, 1656 yılında Köprülü Mehmet bu rezilleri Kıbrıs adasına sürüp pisliği temizlemiş olmasa idi, “yok artık” demeyin, maazallah günümüzde bilem Fatih camiinde aynı rezillikleri yapanlar çıkabilirdi.

Vay bana vaylar bana
Yıldızlar aylar bana
Yârsız yiğit olur mu
Geçmiyor aylar bana

KADIZADELER’İN TORUNLARI

Köylü kısmı tarlasında gece dahi çalışabilsin ve bu seferlik Izmir’in kurtuluşunu kutlamak muradıyla 9 Eylül  Salı gecesi sevgili ay dedemiz yüzünü dolun ederekten gecemizi öyle ışıklara boğmuştur ki, ak iplik kara iplikten ayrıla, erbab-ı temaşa (gözlemci ustalar) ise hayret ile uvulalarını (küçük dillerini) gurpadanak yuta. Güz başlangıcına en yakın olan dolun ay bu nedenle “hasat ayı” tesmiye edilirse dahi, sakın ola her yıl aynı tarihe geldiğini sanmayasız.

Uzanıp yakalasam şu ayı
taksam yarin göğsüne
gerdanlık diye   (TS)

hasat ayi

 Hayır duanız almak için, “Hasat ayının” suretini şuracuğa eklemişizdir. (Fakirin teleskopundan)

Üstelik bu günlerde ay dedemiz ufuk çizgisine en dar
açıyla doğar. Hatta, bir an önce yükselip biz
fânilere tepeden bakabilsin deyû, alıştığımızın dışında, bir önceki güne göre 50 dakika gecikmeyle doğacağı yerde, acelesinden yalnızca 26 dakika gecikmeyle doğar ki, anlıyanın muhabbetinden gözleri yaşarır.

Günümüzde Fatih camisinden bir anlamlı bir görüntü

Gözleriniz hep yükseklerde olsun.

Fakîr-i pür taksir , 

Dr. Timur Sümer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s