NAZIM KARADAĞ’DAN “YILDIZLARARASI” (“INTERSTELLAR”) FİLMİNİN ELEŞTİRİSİ

Sayın Hocam,

 
Filmi izledim, başarılı bir film;
Amacı itibariyle İnsanoğlu Gezegeninin eninde sonunda zamanını dolduracağına ve yıldızlararasına açılmamızı konu almakta,
 
Film belgesel tadında değil (olmaması da gerekli),
 
Yıldızlararası seyahate için biyolojik saat ile oynama fikri mantıklı,
Seyahat esnasında kullanılan yakıta bir gönderme yapılmamış (Bu sorunu solucan deliği ile çözülmüş) bu açıdan ?
Solucan deliğinden geçme fikri hala teoride var (ancak sağlam olmayan bir teori), solucan deliklerinin uzay-zaman boyutunda daha kestirme koordinat ekseni ile yolculuk etme fikri var, ancak bunun fiziksel olarak nasıl gerçekleşeceğine dair bir öngörü tam anlamıyla yok (henüz yok).
 
Varsayalım solucan deliğinden etkilenmeden geçtik başka bir yıldız sistemine ulaştık ve filmde konu olduğu gibi sistemde bir de karadelik var!
Karadelik aslında bir kütleçekim alanı olarak kendisini sergiler, Bizim yıldızımızın hacmini ışığın bile kurtulamayacağı “kurtulma yarıçapına” sıkıştırırsak olur bize karadelik.
Tüm gezegenler yine aynı yörüngede dönmeye devam eder (Işıma basıncının oluşturduğu itici etki, karadeliğin durmadan kütlesinin artması hesap dışında bırakılırsa…)
 
Ancak bir karadeliğin içerisine girmek mevcut fizik bilgimiz ile hayal,
Bunun ana nedeni karadeliğe yaklaştıkça (Güneşe göre üstel oranda dik bir yokuştan aşağı inmek gibi…) kütle çekimi muazzam artar. Şuan elimizdeki bilgiler bunu net olarak kanıtlamakta (Özellikle Chandra Uzay Teleskopundan gelen X-ışını bilgileri…)
Karadeliğe yolculuğumuz başladığı anda uzay gemisinin ön tarafı ile arka tarafı (karadelik yönündeki her bir atomik derinlik diyebiliriz) farklı gravitasyonel (kütle çekimsel)  farka maruz kalır, Karadeliğe yaklaştıkça gemi maruz kaldığı bu iç ivmeden dolayı parçalanır ve karadeliğin olay uykuna (ışığın bile kaçamayacağı çap) gelmeden önce atomik parçalara bölünür. Atomik parçalara bölündüğünde gravitasyonel etkileşim düşeceğinden dolayı (hala mevcut ve karadeliğin toplam kütlesi ile de ilişkili) bu formda yutulur. Yutulma öncesi tıpkı otobanda giderken 5 şeritli yolun 1 şeride düşmesinden kaynaklı atom-atom etkileşimleri meydana gelir, bu da X-ışını olarak karadelik olay ufku üstünde enerji salınımına neden olur. Bu ışınım Karadeliklerin imzası olarak tanımlanır. Chandra Uzay teleskopu temel olarak bu X-ışınlarının konumlarından olası karadelikleri belirlemekte;

 
 
Kısacası karadeliğin içine dalmak iyi bir fikir değil. Peki oldu oldu içine daldık (postüla), içerisindeki maddenin bilenen madde olmadığını düşünebiliriz, Buradaki fiziksel sorun zamanın olmaması!
Zaman tanımı olmadığı için maddeyi grupladığımız fermiyon, bozon gibi sınıflandırmaları yapmak güç hale gelmekte (bozon olma ihtimali daha yatkın gelir, bozonlar aynı enerji durumunda bulunan parçacıklardır, ışık gibi…)
Karadelikler Stephen Hawking’in de ele aldığı gibi Enformasyon teorisi ile de incelenmekte (Karadeliğe giren bilgi ne olur,…).
 
Filmde ele alınan Kütle çekim dalgası ile haberleşme olabilir ancak bu kadar nokta atışı olması ve zamanda geriye doğru hareket etmesi ?
Kütle ve kütle çekimi zamana bağlı bileşenler ve zamanda geriye doğru hareket doğrudan ışık hızı ile ilişkili (Işığın hızına bir kütlenin ulaşması şuan ki bilgimiz ile imkansız, (Hesaplamalarda imajiner-sanal sayı yani karekök içerisinde “-” ifade çıkmasından dolayı gerçek uzayda yok…)
 
Lorentz dönüşüm formülü ele alındığında ışığın hızına ne kadar yaklaşırsak üstel oranda enerji harcamak zorundayız ayrıca bu toplam kütlemizle de orantılı! Bu da ışığın hızına erişemeyeceğimiz bir kütleyi tanımlamakta.
 
Filmde bir de gezegen indiklerinde 1 saat içerinde geçen yıllar!?
Bunun mümkün olabilmesi için gezegenin kütle çekiminin muazzam olması lazım!
Geminin dayanımı olduğunu varsaysak bile gezegenin üzerine inmeden yörüngedeyken canlı yaşamı son bulur.
Ayrıca Atmosferinin çok ince olacağını (Aslında o büyüklükteki bir gezegenin bir gaz devi, bir yıldız olacağını) söylemek daha mantıklı…
Ayrıca bu büyüklükte zaman farkını oluşturan bir gezegen kütlesinden o kadar küçük bir gemi ile havalanmak mümkün değil (Karşıt madde kullanmıyorsa…)
İkizler paradoksunu anlatmak için iyi bir metot gerçi…
 
İniş yaptıkları gezegendeki dalgaların yüksekliği ile hızı da ayrı bir sorun,
500 metreden daha büyük bir dalganın hareket hızının saatte 500km/saat olmayacağı kesin,
 
Sonuç olarak, Güzel başarılı bir film, dediklerimiz olsaydı belgesel olurdu :) O yüzden Bilimi sevdirmek için ve hayal gücü için oldukça yararlı izlenesi bir film.
 
Benim gezegenler arası seyahat fikrim (tamamı benim düşüncem değil tabi ki), İnsan gibi büyük kütlelerin değil DNA gibi temel bilgilerin transferi…
Filmde embriyo şekilnde ele alınmış ancak o bile uzay seyahatlerinde korunmayabilir. Onun yerine bir virüs ile birleştirilmiş ve canlıların DNA’larına eklenebilen bir veri transferi daha mantılı gibi ( Gerçi ortaya çıkan şey  insan olmayacak Şey+İnsan…) Bu da ilkel bir fikir antreman yapmak lazım… :)
 
Saygı ve Sevgilerimle.

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s