AĞA’DAN İNCİLER
“Keşke analarımız biraz da “Allah idrar yollarını açık etsin” diye dua etseydi…” Ağa



“KİMDİR BU Ağa” DİYE SORUYORSANIZ, CEVAP KESİNLİKLE “EVET” TİR
Aldı Timur:
Bunlar da benden: kimdir bunlar ?![]()
Eyüp seni de tebrik ediyorum. Üçünü de tanıdın. Üstelik Capitanonun seni yanıltmagirişimlerine rağmen içlerinde olmadığını açıkça ifade ettin, yani enazından kendinitanıyorsun “kendini bil !” Ne yazık ki Metin birkaç dakikayla seni solladığından ikinci oldun.“Böyle kabak gördünmü” yarışmasında (!) biyoloji sınavındaki hocanın, avcundaki kuşunsadece gerisini gösterip adını sorduğunun benzerini yapamazdım. Adamlar çalıkuşuveya yalı çapkını değiller ki. Koca uluguş olmuşlar, babahindi olmuşlar, akbaba olmuşlar.Sadece fizik değil, tarih itibariy”le de bu müzeliklerin değil şeylerini, normal fotoğraflarınıbile çekemezsin yasaktır. Biz kaçak çektik enseden. Yakalansam kaçakçı değil kabakçıolduğumu itiraf edecektim.Sevgili Eyüp, ayrıca manzarai umumiyede senin de artık oyma saz devrini kapatıp,kabak kemaneye geçme zamanının geldiğine dair işaretleri var. Dikkat et, koftiden deolsa geçmişte bir oyma faaliyetinde bulunduğundan potansiyel bir tehlike olarakalgılanmaktasın. Şimdi ayva çürüğünü bile oyamadığını kimseye anlatamazsın. Belki de,Allah bilir sen bile farkında değilsin durumunun. Yine, Allahtan benim gibi vizyon sahibiarkadaşların var da, yaşam hakkında değerli tiyolar veriyorlar sana. Seni istikbalde kabakkemane virtiözü Eyüp Selahattin Karakaş, kısaca “KKVESK” olarak alkışlamak istiyoruz.Bu kadar kabağı da kıramazsın artık…Kabak Kemane Sevenler Derneğinden NURİSevgili Metin,Kişi kendini bilmek kadar arif olamaz demişler atalarımız. Yoğun katılımın olduğu (!) kabak tadındakibir “Bu Nedir?” programında, doğru cevabı yalnız sen verdin. Seni kutluyor ve insanlarımızın dahakendi kellakilerini tanımadıkları bu sisli ve puslu dünya gezegeninde sana Arif Metin demek istiyorum.Ödülünüz olan balkabaklarını arka bahçemde yetiştirip, kabak tatlılarınızı bizzat hazırlamayı düşünüyorum.Şöyle şörüğü çenenizden aşağı doğru akan kaymaklı ve cevizli bir kabak tatlısı…Çekirdekleri temin ettim. İlkbaharda ekip, sonbaharda hasat yapacağım. Üç kabak “Nazım, Yamaç,Metin” VIP, kabaklığı kabullenen herkes normal davetlimdir. Zaten millet tepesindeki dört tüyü lepiskasanmasa, sınıf kabak tarlası gibi.Yalnız endişe ettiğim bir husus daha var ki, sizden gizleyemem. Nedendir bilmiyorum, bizim bahçedeyetişen bazı zerzevatlar “ekteki havuç gibi” muzır görüntüler verip beni mahçup ediyorlar. Umarımsize özel yetiştireceğim kabaklar, iştahınızı kesecek bir görüntüde olmazlar..Sevgilerimle. AğaBunlar kim?Bilene ödül olarak balkabağı verilecektir.Bilemeyenlere Capitanonun bahçesinden mandalina fotoğrafları veyatercihe göre bizzat Capitano tarafından çekilmiş, serguzeşt-i Sikaçık Koyugörselleri. Heyecan yapmamanız için biraz flu çekilmiştir, yoksa Capitanonunadeselerinde bir sorun yoktur, billur gibidirler maaşallah.Sevgili arkadaşlar:Hacettepe Tıp Fak. nin ilk öğrencileri, 25-27 Ekim tarihlerinde Çeşme Altın Yunus Otelde Hacettepeye girişlerinin veyailk buluşmalarının 50. yılını kutladılar. 70 lilere sarkan ” ben, Kel Yamaç, Mehmet the cat, Tevfik Akoğlan, Bıyık Selo,Kuten, Solist Nazım ve zevceleri sevgili Zehra” ilk öğrencilerden olmamız hasebiyle biz de katıldık.Allahtan katılmışız, katılmasak onlar katılıp kalacakmış zaten.-Organizasyonu Mehmet kotardı Metinin yardımıyla.-Nazım gala gecesine damgasını vurdu muhteşem sesi ve sahnesiyle. Bizleri uzaklara götürdü.-Kel Yamaça bir itibar, bir itibar sormayın . Garibim devamlı gülüyor ve devamlı el işareti yapıyordu çevresine, sanki halkınıkutsayan bir Papa gibi.-Bıyık Selo keskin siyasete kısa bir ara vermiş gibiydi, ama gelirken havayollarının, otelde de manyetik anahtarların puştluğuyakasını bırakmadı. Neyse dostlarına kavuştu da biraz sükun buldu. Nasıl olsa sonunda hepsini de oyacak.-Herkesinki ayaza keserken Tevfiğin saçları biraz daha kabarmıştı. Umarım zeytin sektöründe cüzdanı da kabarıyordur.-Kuten arada bir kıpırdamasa koca heykel gibi bir adam maaşallah. Son anda fotoğraf çektirirken bir de fört şapkagiymez mi şemsiye misali. Birisinin bunu yasaklaması lazım. Mecburmuyuz, yanında parmaklarının ucunda yükselmeyeyeltenen yer cüceleri gibi çırpınmaya?-Fakire gelince: Her zamanki gibi tevazuu göstereceğim tabii. Siz tanıdığınız ve atabildiğiniz kadar “serbesttir” doldurunbu satırları. Elinizi korkak gönlünüzü cimri alıştırmayın, yeri gelir bende sizi…Ekte iki fotoğraf sunuyorum. ikisini de tanrı yaratmış. Fotoğrafların altını da siz doldurun.SONUÇ: Pek güzel oldu. Ne olursa olsun zaten pek güzel olacaktı. Orda buluşabilmemizdi pek güzel olan.Kısmetse seneye 50. Yılda buluşabilmek dileğiyle. Kimbilir belki Capitano bile gelebilir (!)Sevgilerimle…AğaSEVGİLİ YAMAÇ’TAN ZARİF BİR EL İŞMARI1- Doğru ama biraz yanlış. Meteor gelir, fakat bulutlanmayı beklerken çevre gezintileri yapar. Adı lâzım değil senin de tanıdığın birgöktbilimcimsi de, onları her gördüğünde yeni bir kuyruklu yıldız keşfettiğini zannederek Arşimet gibi buldum, buldum diye çığlıklaratarak kıvıra kıvıra oynarmış ve maalesef daha sonra da bunların kuyruklu yıldız değil, kuyruklu yalan olduğu anlaşılırmış.2- Bilemedin 1kg tatlı borcun kayda geçirildi.3- Karacaoğlan siper alınıp hedef gösterilerek benden yanne doğru atış yapılmadığı için. Ayrıca Fenton sahillerinde canandan ırakkalınca ve gönlü hasretiyle yanınca, ne sefillikler çektiğine hepimiz şahit olduğumuz için, bırakalım Akoğlanla, karoğlanla biraz gönüleğlesin. Arzettim. NRKLHamiş: Gölcük’te hangi tatlı güzeldir bilirsin herhalde.Sanırım Demet Akalın’ da Gölçük’lüydü . “Bu cümlenin tatlıyla ilgisi yok. Genel bilgi babındaydı”—– Original Message —–From: Selahattin SelimSent: Friday, Octob
1-Bulutsuz havada meteor gelmez,bulut bekler(!)2-Resim sünnet olmamış elma resmi.(Evinizin bahçesindeki ağaçtan mı?3-Timur’un Karacai tatlıoğlandan aktardıkları ve diğer döktürmelerini neden göz ardı ettin?Arz ederimS.S.Capitano,Mahut ürününün sapı kabağa benzese de kıçı hiç benzemiyor. Başka şeyler de söyleyeceğimama, senin bahçende yetişmiş olması dilimizi bağlıyor.Selo bir uçan daire fotoğrafı yakalamış, uçak diye milleti uyutuyor. Pilotlarımızın değil uçak,sanki parmak (!) kaldıracak mecalleri kalmış gibi . Şükür Teymuraga gibi dünyanın tüm ulûm-igaribelerine teşni bir müneccimimiz var da, görüntünün basit bir meteor (!) olduğunu ve bunlarınyer küreye çarpmadan önce bulutlardan geçmek zorunda olduklarını öğrendik. Bulutsuz havalardanerden geçecekleri sorulmadığı için cevapsız kaldı. Eyüp’e söyleyelim de gelecek sefere bunu dasorsun. Müneccime biraz meşgale çıkaralım, sanki hafiften kafayı yiyor gibi. Koca gökyüzünü bıraktı,böcekle, örümcekle uğraşmaya başladı. Olmaz böyle şey… Yoksa o muhteşem telesikopun yerinebundan sonra mikrosikopla mı teşriki mesai yapacak?Sevgili Capitano,Gelelim vehbinin kerrakesine. Bir meyve fotoğrafı da benden. Kim biliyor diye soracağım, çok kolaygibi görünmesine rağmen kesin bilen çıkmayacak. İsterseniz bahse de girerim. Bilene bir adetVakko kravat. Bilemeyenlerde “1 kg” yöre tatlılarından göderecek. Göndermeyen olursa afişe ederim ha!Hoşça kal Koca Reis Ağa***SON DAKİKA: Sonraki iletilerinden fotoğrafın “kuşburnu” olduğu anlaşıldı. Kuşburnu, aşısız yaban güllerinden olur ve küçüktür. Süs güllerininkiler “seninkiler” olsa olsa devekuşu burnu olur.rrrrinin yabanidenen
4 Ekim 2013 01:53 tarihinde Nuri Kale <drnurikale@gmail.com> yazdı:
Aman bağrı yanık Memedim,El dediğin nedirki, tutmadığı , el atmadığı yer mi var? Şili biberi falan vız gelir ele,,Bu adam, adı üstünde “Teymur” . Niyetin cezalandırmaksa paslandıracasın.Adam çatılarda, damlarda elde telesikop boşuna mı dingildiyor?Hesapsız, kitapsız koltukaltını bile kaşımaz o. Hem nemlenmesin diye biyerlerini rüzgâra vererekkurutuyor, hem de yağmur yağacak mı diye meteorolojik saptamalarda bulunuyor.Sana da büyük ayının bilmem nesini, venüsün tepesini araştırdığını anlatıyor. Yersen…Sen hangi tür parfüm kullandığını hiç anlayabildin mi? Anlayamadın değil mi? Bende anlayamadımBanyo yapmadığından, Orta çağın soylu Fransız dilberleri gibi bulduğu tüm parfümleri boca ediyor her biyerlerine.Plajda haşemalı fotoğrafını gördün mü? Gördün. Suyun içinde veya yüzerken hiç gördün mü? Görmedin. Kimse görmedi.Köy stajında sudan korktuğu için “su içerken bile gözlerini yumar” kuduzdan şüphelendiler, iğneden korktuğu için de dağlara kaçtı.Sonra da solcu oldu, bilmem kimin dağ kadrosuna katıldı diye asparagas haberler uçurdu, ama solcular ertesi gün derdest edip düzeindirdiler. Senden solcu değil, olsa olsa yolcu olur deyip, bir eşeğe ters bindirip geri gönderdiler. Kazıkiçi bostanlarında bulundu.Zaten bundan bundan kısa süre sonra da Amerika yolcusu oldu.Şimdilerde Fenton çatılarında gezerken “eşkiya” filmindeki “Baran” gibi kollarını yana açıp ” öfff ulan öfffki ne biçim öfff bu öfff beee!” diyenâralar atıp göğsünü yumrukluyor, dağlardaki kaçak yaşamının “tam bir uzun gün” özlemiyle “dayanamıyorum abeyler, dayanamıyorum.Dağlar beni çağırıyor, bir gün mutlaka, bir gün mut….” şeklinde ağlayarak cümlesini bitiremiyormuş. Bir başka söylentiye göre de: zaman,zaman çatıda oynadığını görenler olmuş. “Angara’ın bağları da, büklüm yolları, ne zaman serhoş oldun da, galdıramıyon golları” diyeçığırıp, veriyormuş oynamayı. BU durum biraz karışık gibi ama imkânsız değil.Aman bağrı yanık Memedim diye başladım ama fikir uçuşması oldu, seni uyarmayı az daha unutuyordum.Tutup adamın eline Şili biberi sürmeye kalkıyorsun.Gönlü kırık Memedim, bak ne diyor adam ? “Pilaris Analis” diyor, “müzük” diyor. Bunların fikri neyse zikri odur ve Şili biberininnereleri yakacağını da iyi bilirler. Allah korusun ” bende senin falanca yerine sürerim derse” ne yapacaksın? Yandı gülüm keten helvadiyeceğim ama, bu iş keten helva yanığına falan hiç benzemez. Yerinde duramazsın, zıplatır ki trambolin kaç para, Durup dururkenşeyin şeyine su kaçırma.Hoşça kal Memedim, gendine mukayyet ol. AğaNOT:Teymur senin için bu konu dışında da iyi şeylerdüşünüyor gibime geliyor. Bekleyelim, belkyanlıştahminde bulunmuş olabilirim.

9 Eylül 2013 21:58 tarihinde Nuri Kale
OLUM BI YAT
Sevgili Eyyubettin,Bu yazıya doğrudan ” Olipiyatları alamadığımıza pek üzülmedim doğrusu” diye de başlayabilirdim ve bazı zavrakların da ” İskilip’çe hıyar”vatan hainine bak sanrılarına hedef olup pek de bi ciddiye alırdım hani (!)Bir Olimpiyat düzenlemenin kazanımlarını bilir ve bunu ülkemizin kazanmasını “Tokyo’nun bizden daha başarılı olacağına inandığım halde,hatta oy satınalmak pahasına bile olsa” tabii ki canı gönülden isterdim. Çok istemekle, sonuca üzülmemek paradoks gibi görülebilir ama değil.Konu çok çeşitli açılardan tartışılabilir “zaten o yapılıyor ve yapılacak ta”. Sen de eleştirilerinde çok haklısın. Ben bunlara girmeyeceğim.Olimpiyatları alamadığımıza üzülmüyorum çünki:1- Oy kullananlar kaz sürüsü değil ki, sonuç benim içim sürpriz olmadı, bekliyordum.2- Tüm ülke olanakları seferber edilerek düzenlenecek bir Olimpiyatın tüm şanı, şerefi, onuru, tarihi misyonu, dahası money durumları,ülkeden ziyade, marifeti kendinden menkul Argentina starı (!) ve hempalarına sunulmuş olacaktı. Şahbazlara güç yetirmek mümkünolmayacaktı. Şimdi süngüleri düştü ve ne bahane uydurma sıkıntısı içindeler. Spor bakanı olacak kopil de kazanmamızı istemeyenlerkına yaksınlar diyor. Ne denir ? Sen de mum yak denir. Eğer şamdanı yoksa mumu nasıl dik tutacağı da onun sorunu olsun. Derdim değil…NOT: Eyyubettin, eski B B şimdiki Boşbakan Recep varya, çocukluğunda pek aktif miş ve geceleri zırt pırt yatağından fırlayıp kalkarmış hep.Anası devamlı teskin edermiş ve ” Olum bi yat, Olum bi yat” dermiş ama kaç para. Büyüyünce de rüya görmeye başlamış ve sankikendisine ” Olimpiyar, olimpiyat” diyorlarmış. Fatih’in İstanbul’u fethi kendisine rüyasında iletildiği gibi, kendisine de Olimpiyatlarınİstanbul’a alinmasının rüyasında iletildiğine vehmetmiştir. Ama maalesef gereğini yapamamıştır. Uykusunda korkuturlar mı bilemem.Rivayet olunur ki oğlu da kendisi gibi geceleri zırt pırt uyanır ve anası da ona ” Oğlum bi yat, oğlum bi yat” dermiş. Oğlan dahaeğitimli ya, gereğini fazlasıyla yerine getirmiş. Ne de olsa babası başbakan, yat kesmemiş tutmuş bir gemicik almış. Aferin çocuğa.Eyyubettin masal böyle devam edip gitmiş, Nuri “haydi bana eyvallah” demiş, Kayserili Selahi almış oyma sazı eline, bakalım ne demiş???From: eyup karakasTo: hacettepe70Sent: Sunday, September 08, 2013 1:50 PMiSubject: [hacettepe70] Olimpiyat
Futbolcusunu Almanya ve Hollanda’dan, basketbolcusunu Bosna’dan, haltercisini Bulgaristan’dan, koşucusunu Kuzay Afrika’dan, masa teniscisini Çin’den, yüzücüsünü ABD’den devşiren bir ülke olimpiyat düzenlemeyi hak etmemiştir. Önce ülkedeki gençlerin yetişeceği, spor yapacağı spor salonları, futbol sahaları (arenelar değil), yüzme havuzları, atletizim pistleri, tenis kortları yapılmalı, yeterli sayıda antrönör, yönetici, doktor dahil sağlık elamanı yetiştirilmelidir. Sporcu sağlık merkezleri açılmalıdır. Spor okulları artırılmalıdır. Yapılan tesisler halka açılmalıdır. Çocuklara, gençlere ve yetişkinlere gezme, spor yapma alanları sunmayan kentleşme anlayışından vaz geçilmelidir. Olimpiyat düznelmeyi düşündüğümüz İstanbul’da halka açık, sporcu yetiştiren kaç tesis var? Kaç yüzme havuzu var? Kaç tartan pist var? Kaç tenis kortu var? Bunları düşünelim ve olimpiyatların İstanbul’a verilmeyişine değil bu gerçeklere üzülelim. İstanbulu “residance, AVM, “Tower”larla dolduracağımıza yeşil alanlar, parklar, spor tesisleri yapalım. Yazdım ama hiç ümidim yok çünkü kentelerin imar planları inşaat mütahitlerinin, emlak komisyoncularının ve arsa sahiplerinin istekleri doğrultusunda yapılıyor. Halk da verdiği oylarla bunlara destek oluyor.ALDI TIMURAzizim ağam:Hatırladım, yazayım; yan komşu dün gece köpeğini içeri almayı unutmuş. Zavallı köpecik yatak odamızın camı altında ağlayıp durdu. Gece yarısından sonra baktım ne o ne de ben uyuyabiliyoruz, dışarı çıkıp, İngilizce olaraktan, “geh kuçu kuçu” yaptım. Koşarak gelip içeri girdi. Sıçan kadar bir kelp. Kendilerini salonda ağırladım. Sabah bir kalktım ki kelp oğlu kelp halıya işemiş.Tepem attı. “Lan itoğlu it, halıya işenir mi lan… Nilüfer görse ikimizi de gebertmez mi.. ? Nilüfer benim bile halıya işememe müsaade etmiyor da sana işetir mi ?.. bak gelince görürsün boku yedin ki o kadar olur..?” diye bağırmamızla, köpektir, sen bir ağıttır tuttur… Derhal kucağıma alıp sahibine götürdüm. Sarılıp koklaştılar. Pek teşekkürler ettiler.Halıdan söz edince, komşunun yüzü al olup, lehçesi derhal bozuldu. “Ben mi dedim hayvanı salona kapat diye !..gaddar adam.. insan dışarı çıkarıp dolaştırmaz mı..” diye söylenip sabah sabah abdestimizi bozdu.İyilik yap at Fenton gölüne ,balık da bilmez alık da..Gözlerin hep yükseklerde olsun.
To: hacettepe70Sent: Wednesday, August 28, 2013 12:50 PMSubject: Re: [hacettepe70] YarıÅY sonrası (After Crim 8K)
Aziz Ağamız NRKL,Satır arasında gördüm ki,rahatsızlanmışsın.Geçmiş olsun.Hasta halinle bunları döktürenden Timur bile korksun.Ara sıra,bu yazarı ben keşfettim diye kendime paye çıkarıyor olsam da bilek senin,zeka senin,dolayısıiyle sana helal olsunçerek.Geçmiş olsun,selam ve sevgiler.S.S.27 Ağustos 2013 23:53 tarihinde Nuri Kale yazdı:
Teymur’um, tiz-i reftarım benim:Maaşallah, formuna nazar değmesin terlememişsin bile. Senin yaşında ve geometrindeki bir insan değil yarıştan, VİPsalonundan çıksa, üstüne aziz bedenine bir de masaj attırmış bile olsa bu kadar canlı ve diri olmaz. Bravo doğrusu,sana iyi antrenman vermişler Nilüfer Antalya cehennemindeyken. “Fotoğrafın solunda, kareden kaçan şortlu?” mu.Orta okul öğrencisiyken, tüm anadolu kasabalarında olduğu gibi bizde, beden eğitimi derslerinde üste atlet ve altına kara don giyerdik. Eşofman, hazır şort falan hak getire. O zamanlar genelde evlerde dikiş makinası bulunur ve analarımızda yarı terzi sayılırlardı. Çeyizinde dikiş makinası olmayan kızlar zor koca bulurdu veya bizim gibilerini bulamazlardı da, gözleri hep arkada kalırdı. Bunlar yolda yürürken damgalı gibi heman anlaşılır idiler. Çünki, gözleri, Crime koşrüyüşündeki çakma Ernest gibi yuvarlana yuvarlana peşlerinden yetişmeye çalışır idiler. Tekrar don gerçeğine dönelim. Don derken, Şolohov’unDon Hikayelerini, veya Don Kichot’un maceralarını kasdetmiyorum. Onlar bizi aşar abeyler, biz işimize bakalım. Paraya kıyıp atleti alırdık, ama kara donlarımızı analarımız dikerdi. Cemal İtekçi gibi tasarımcılar olmadığından, görgülerine, becerilerine, Hayriyanımın tariflerine göre; boksör şortu, kispet, tuman, bermuda, golf pantolonu, Havai şortu, şalvar,hatta Fustanella* tipinde çok farklı donlar üretirlerdi. Bu yüzden hiç karıştırmazdık. Zamanla solduklarından ve yıprandıklarından renkleri bile değişirdi,ama Allahı var uçkurlarımız hep kaviydi. Öyle Kayzer Mustafa S L X in şortu (!) gibi zırt pırt düşüp bizleri rüsva eylemezlerdi. Hoş, düşseler de aldırmazdık… Durum vaziyetlerimizde endişeyi mucip bir hal olmazdı zaten.Şortlarımız “artık şort diyeceğim” farklıydılar, fakat iki temel özellik hepsin de müşterekti ve değişmezdi. 1- Çok boldular, 2-Paçaları uzundu. Rüzgârlı havalarda yelken gibi şişen şortlar, dümen tutmakta zorlanan sıska arkadaşlarımıza rotayı şaşırtır, bizim gibi ağır çekenlerin ise keyfine diyecek olmazdı, oooh! efil efil, Özgüüüür…Teymur’um Yarış sonu fotoğrafındaki uzun paçalı şortun, bana rahmetli anamı ve özenle diktiği dizaltı şortlarımı hatırlattı.Şöyle bir iki yutkundum. Hâla heriflik iddiamız ve ülkenin profesyonel ağlaklarına nefretimiz berdevam olduğundan ağlamadık. Şort dikerken “ana” derdim, “Hadi bolluğu kabul, ama şunun boyunu biraz kısa tutamazmısın?”“Olsun oğlum böyle iyi iyi” derdi, “cimlastik yaparken biyerlerin neyi görünmesin”. “Ana” derdim, “ana yaav, tövbe tövbe, taa dizim yahu! pes” derdim. Ana işte… Zaten, orta boylu olduğuma bile inanmaz “hadi ordan, aslan gibisin maaşallah tü,tü,tü” çekerdi. Tüm anaların oğulları gibi ben de servi boyluydum (!) tabii. Şimdi kızlarıma, bir zamanlar orta boylu olduğumu bile kabul ettiremiyoryum.Usain Teymur’um benim, yukardaki satırları üç gün önce yazdım, ama bazı rahatsızlıklarım nedeniyle sonunu getiremedim ve ancak şimdi gönderebiliyorum. Mektubunda “madalyaya dikkat isterem” buyurduğundan, tikkat buyurduk hemde azamisinden. Hatta ters fotoğrafına döğru yönden atfı nazar eylememize rağmen “madalya” falan göremedik. Acaba madalyanı boynuna değil de başka bir yerine mi taktılar?” Orası AmErica, nereye neyi takacaklarını iyi bilirler.İhtimamla kucaklıyorum. Geceleri gökyüzünü necm-i gisuderler süslesin. Ağa

Sent: Friday, August 16, 2013 8:56 AM
(Kabak tadı 2)
To: Hacettepe70
Sent: Friday, August 16, 2013 1:24 AM
( ALDI TİMUR)
(ALDI AHMET)Sevgili TimurDogru yaptinSen eyubu bosver biraz hakli olsada , iseme ile topragin gidasi ure, gibi kiymetli mineraller meyveye gecer, buna veyvecilikte “şira vermek” diyorlar, tum mandalin bahceleri dogal fiski kokuyor o zaman . Gerci ben hic uygulamadim ve benim mandalinlerimi tatmanizi siddetle oneririm..Meyvecilikte meyveler erken yani ham iken toplaniyor, kasalanip yavas yavas olmasi bekleniyor, olgunlamada bir hafta once de pazara suruluyor. Olgunlasan meyve ise yenmezse eriyip gidiyor, tum besinlerinini cekirdegine topluyor, kendi yasam dongusunu saglamak uzereBak banim engin bilgilerimden taaaa amerika bile yararlaniyor.. Degil mi eyupcum…Dr. Ahmet Bolukbasi
(ALDI TİMUR)
Emrin üzerine şeftalileri seyrelttim.
O kadar bol ki agacın ustü şeftali dolu
Vebali boynuna


Sent: Sunday, August 11, 2013 5:47 PM
(ALDI AHMET)
Timurcum
Ahmet Bolukbasi
Ahmetciğim:Bilgilendirdiğin için sağ ol. Fakat hala büyüyorlar. Bazılarının yanağı bile kızarmadı. Büyümeleri sonlaninca koparmak daha iyi değil mi ?From: Ahmet Bölükbaşı
Sent: Sunday, August 11, 2013 2:29 PM
Subject: Re: [hacettepe70] Bahçemizin şeftalileriTimurcumO eğilmiş dali seyret, kırılmasınTüm şeftaliler topla serin yerde yavaş yavaş olgunlaşmaya bırak yoksa çok çabuk geçer gider üzülmeyesin
Azizim Nuri ağam:
(ALDI Ağa)
Azizim Teymur diye biri,
Sunday August 04, 2013 11:28 AMSubject: Re:Arkadaşım Adil Karcı’dan “NANELİ ŞEKER”(ALDI EYUP)Ağam,
İki yaşlı adam yıllar sonra karşılaşmışlar, sohbet etmişler. Birisi diğerine sormuş, “senin güzel bir kızın vardı, o nasıl, ne oldu?” diğeri anlatmaya başlamış: “kızım çok iyi işlerde çalışıyor. Çalıştığı şirketlerin patronlarınına yardım ediyor, onlara asistanlık yapıyor, her işlerine koşuyor. Onlar da kızıma iyi bakıyorlar, ev alıyorlar, araba alıyorlar, dolgun maaşlar veriyorlar.” demiş ve sonra da sormuş: “Senin de bir kzın vardı o ne oldu?” Adam cevap vermiş:” Benim kız da seninki gibi orospu oldu ama ben senin gibi güzel anlatamıyorum.”
Bazı insanlar meramlarını uzun uzun yazarlar, anlatırlar ama ben bunu beceremiyorum. Onun için de cevaplarım kısa oluyor. Timur’da maaşallah laf çok, yazdİkça yazıyor. Hem ben yalan söylemeyi de bilemiyorum. Anlayacağın idare edip gidiyorum.
Saturday, July 27, 2013 4:38 PM
AY
Sent: Saturday, July 27, 2013 9:14 AMAY(ALDI AHMET)
Bu ay niye ters duruyor?
Teleskopla mı çektin resmi Ahmet Bolukbasi
Sent: Monday, November 14, 2011 7:00 AM
SUSKUNLUK YASASI ve O (benden bir şiir)
14 Kasım 2011 13:42 tarihinde salih yurtbasi <salihyurt@yahoo.com> yazdı:
(ALDI SALIH)SUSKUNLUK YASASI ve OYığınlar; sessizlik çıkmazındauzun, bayıltıcı siestalarının gevşekliğine gömülmüş.Onulmaz suların dibine, dalarkendikine.Dolanan palamarusul usul, azar azarsesler kısılmış, suskunluk yasasıaşikar.Yüzler ekşiyorburuşup.Akıntıya çekilen kürekler pasaklı yörüngelerde kaybolmuşkarartmış kabaran gri bulutlar ortalığı.Kimileriyse isyanlarında pusmuşerirken yanıyortutuşup.Bir çift çatık kaşve sert gözler, tut ki alev seli.Üstüne üstüne, dondurucu hoyratlıklaıkınarakvurulan kamçılarne yazar.Kurtuluşun acı dolu savaşımıylaOkendi doruğunda ışıltılıkorkusuz yaşıyorvuruşup.Salih R. Yurtbaşı
Sent: Wednesday, November 23, 2011 8:44 AM
(ALDI NURİ)
Sent: Wednesday, November 23, 2011 8:44 AM
Sevgili Selahattin ve Metin,







