DR. SALİH YURTBAŞI’DAN “F. KÖYÜN BALONCUSU”

 

 Sınıf arkadaşım Dr. Salih Yurtbaşı’ndan “F. KÖYÜN BALONCUSU” TS
 BALONCU TIMUR
               Burada da Timur’ un balon yazma merakının nelere yol açtığını anlatmışım.
               Aslında her şakanın altında bir gerçek var derler, bence her gerçeğin
               altında bir şaka vardır.    SY

 
 
                        F. Köyün Baloncusu (2)
 
       Geçen hafta Florida’ daydım. Baloncunun orada yazlığı var, sağ olsun beni de davet etti. Nazik bir dille,  “sen de gel, 1-2 gün kalır hem denize girer hem de bikinili güzelleri seyredersin, için açılır gönlün ferahlar” dedi.   Böyle bir çağrıyı kim kabul etmez.  Neyse efendim,  atladım uçağa ver elini Florida dedim.   Baloncu Timur beni çok iyi karşıladı,  bilirim arkadaş canlısıdır.  
Sarıldık öpüştük, hal hatır filan sorduk.  Uzatmayayım ben de hemen mayomu giydim, Florida’ nın sıcak kumlarına uzandım.  Timur’ un yanında arkadaşı ” Koca Kartal ” da vardı ( Geronimo’ nun torunu).  Onunla da tanıştım.  Sağdan soldan laflamaya başladık.
 
        Biraz sonra Timur’ un hareketlerinde bir tuhaflık sezmeye başlamıştım.  O sakin güler yüzlü 
adam gitmiş, yerine  hırçın birisi gelmişti sanki.  Espri yapıp havayı yumuşatmaya çalıştım.   “Bu sıcakta kızgın Alain Delon olmuşsun vallahi” dedim.  (Yıllar önce seyrettiğim Kızgın Güneş* filmi 
aklıma gelmişti.)  Yüzünü buruşturarak  “o da nereden çıktı şimdi” diye homurdandı.  “hem sen söyle bakalım benim balonlarımdan ne istiyorsun, onlar için gıdıkla bari de güleyim diyorsun,” diye ekledi.  “Hele senin şu şiir diye nitelendirdiğin  mısralarına ne demeli,”  (tabii o eski Türkçe sini söylüyor, vasıflandırdığın diyor, eski Türkçe’ yi sever ya.)
 
        Bozuldum tabii.  İnsan önce ” Abi ne alırsın, soğuk bir içer misin?” diye sormaz mı.
Bu ne şiddet, bu ne celal.  O ise derin bir nefes aldı, iç geçirerek devam etti:  “Saçma sapan şiirlerinden bıktık kardeşim, yazacaksan adam gibi bir şeyler yazsana”  diye bağırdı.  Allahtan çevremiz tenha.  Olanlarda kendi aleminde.  Etrafta tangalı, ipkinili bir yığın kız dolaşıyor, bazı-
ları üstsüz.  Sarışın Amerikan güzelleri, esmer Latin genç kadınları ortada cirit atıyor.  Ortam fevkalade.  Herkes kahkahalar içinde doğanın keyfini çıkarıyor.  Bir an burası dünya olamaz diye düşündüm.  Ya da  bu kızlar başka gezegenlerden gelmişti.  Ama Timur onlara bakacak hal mi bırakıyor insanda, verip veriştiriyor.    Efendim onun “şiir nasıl yazılır” namlı risalesini okumamı-
şım, uyakları birbirine karıştırıyormuşum, yok nihavent makamı uşşak,  yok sultan-ı yegâh makamı nisabürek oluyormuş söylenip duruyor.  “Anlayan beri gelsin” diye mırıldandım.  Keyfim kaçmıştı.  Balonlarını beğenmedim ya o da benim şiirleri makaraya alıp benden acısını çıkaracak. Böyle durumlarda genelde sabırla bekler olayın nereye doğru gideceğini tahmin etmeye çalışırım.
 
        Timur bir yandan fırça atıyor, bir yandan da güneşleniyordu.  Onu, odun ateşinde döne döne kızarırken yağları közlere sızan yatay durumda orta kısmı devasa şiş bir cağ kebabına benzettim
o an.   Neyse, aklına geldi de  “karnın aç mı?   birşeyler yer misin?”  diye sordu.  “Bir porsiyon cağ kebabı lütfen, lavaş ekmek arasında ve yağsız tarafından olsun mümkünse,” diye cevapladım  
“yanında şalgam suyu da olursa çok makbule geçer”  diye de ekledim.  “Aman ne komik ne komik ” dedi.  “Ulan ben sana burada nerden buliim şalgamı” diye bağırmaz mı birde.  Beyimiz hâlâ
söylenip duruyordu; suçum anlaşılmıştı.  Neymiş efendim, balonlarını tiye almışım ve (şiir nasıl
yazılır risalesi) ni okumamışım.  ” Nesi var mış benim şiirlerimin? ” deyince “sen git halı sahada
maç yap oğlum” dedi.  Onu da beceremezmişim ya.
 
 
         ” Ulu Manitu sen bana sabır ver ” diye yanımızda sürekli mırıldanan Koca Kartal en sonunda olaya müdahele etti.  Yaşlı adam mahcup olmuştu.  Bana dönerek” bu adamla tartışmaya girmeseniz iyi olur Dr. Bey, sinirlenince gözü hiç kimseyi görmez,” dedi.  Ben de 
hemen bu sözleri fırsat bilip ” Sinirlenmek istemiyorsa burada böyle yanmasın.   Konsere gitsin,kitap okusun, kafasını rahatlatsın, ıvır zıvır şeylerle oyalanmasın, ” diye akıl verdim.  
“Çok haklısınız,” dedi Koca Kartal ve insana huzur veren o bilge gülümsemesiyle,  “İstersen 
seni yeni açılan totemler müzesine götüreyim Timur, benim sanat zevkime güvenirsin,” diye havayı yumuşatmaya çalışıyordu ki Baloncu birden “sıç.rım senin sanat zevkine,” diye gür-
lemez mi!
 
           Koca Kartal kızgınlıkla “bak ağzını bozma yakarım çıranı,” diye bağırdı.  Timur
“bozarsam n’ olur ha bozarsam n’ olur,” diye onun üzerine yürümeye başladı.  Hemen
aralarına girdim.  “Timur’ cuğum, bak ayıp oluyor etraftan bize bakıyorlar, hiç yakışıyor 
mu sana” falan dedim.
 
          Birden durdu ve omuzundaki elime sertce vurarak beni itti.  “siz kimsiniz bey-
efendi?  beni niye tutuyorsunuz? ” derken, sinirinden titriyordu.  ” Bak, baloncu şakanın
yeri değil,” derken göz göze geldik.  O an Timur’ un şaka yapmadığını anladım.  ” ne ol-
du sana, bak ben Salih tanımıyor musun? ” dedikçe o ” ben neredeyim siz kimsiniz? “
diye dolaşmaya başladı.  Koca Kartal’ da ben de çok korkmuştuk.  Hemen aklıma eski
bir psikiatrist arkadaşım geldi.   Cepten aradım ve durumu ona kısaca anlattım.  Arka-
daşım ” Vallahi Salih’ ciğim, anlattığına göre Timur Bey’ in durumu oldukça ciddi,” dedi.
 
          Başlangıç halinde bir Alzheimer vakasıyla karşı karşıyaymışız.  Yıllardır  –balon-
culuk tarihine– ismini altın harflerle yazdırmak için uğraşan beyni bir de güneşin altında 
binlerce cıbıldak kızın muhteşem  gösteri bombardımanına maruz kalınca gizli belirtiler
ortaya çıkmıştı.   Günlerdir yutkunarak baktığı cinsi latifler Timur’ un testosteron salgı-
sını arttırmış ancak  hormon, asıl etki yapması gereken yerde -end organda- yeterli ak-
tivasyonu sağlayamamıştı.  Çukurova da bir deyim vardır;  –döner taşın yok, öter kuşun 
yok-  diye, aklıma geldi.   Hormonun kan seviyesi biraz yükselince zaten bozuk olan 
nöronlar arasındaki iletişim mekanizması daha da bozulmuş ve ufak bir dürtükleme ile de
Alzheimer  semptomları patlak vermişti.  Çok üzülmüştüm çok.  Bu arada tlf. daki psikiatrist arkadaş plajdaki ortamın nasıl olduğunu soruyordu. Kendisi geçen yıl Rio plajlarını görmüş, oralarda tangalılardan,  G-string lilerden bol bir şey yokmuş, burası da öyle mi, diye.  
Erkek milleti değil mi!  Hepsi aynı şeyin soyu diye düşündüm.  ” Bırak allah aşkına bun-
ları,  ne yapmamız gerekiyor onları söyle,” dedim.
 
           Hemen eski sakin ortamına götürmemizi öğütledi.  Devamlı göz önünde tutulmasına
çok dikkat edilmeliymiş.  Kitap okumaması gerektiğini, zinhar balon yapmamasını söyledi.
Komik balon yapacağım diye uğraştıkca kafası daha da karışırmış.  Unutkanlığının ana
nedeni kesinlikle bu balon yapma merakıymış.  Bundan sonra yalnızca Zagor-Baltalı İlah
Tommix, Teksas,  Red Kit gibi mecmualar okuyabilirmiş.  T.V. de de Sünger Bob’ u seyredebilirmiş.  O sırada uzaktan Nilüferin koşarak gelmekte olduğunu gördüm.  Biraz 
sonra ona durumu aynen anlatmıştım.  Tabii, işi çok zordu; kızcağız nasıl üzülüyordu, nasıl.  Neyse, baloncuyu Nilüfer’ in şefkatli kollarına bıraktıktan sonra ben de hemen toparlandım.  Burası benim yaşımdakilerin nöronları için çok tehlikeliydi.   İletişim zinciri bir bozulursa alimallah, kurtuluş yoktu. Sinapslarımı korumalıydım.  Allahtan bir de balon yapma merakım yoktu.  Doğru hava alanına gittim.  
            Memlekete dönüyordum.
 
 
Salih R. Yurtbaşı
 12.05.2012  İstanbul)
 
* Kızgın Güneş; 1960 lı yıllara ait Alain Delon’ un kült filmi.
 FareliKoyunKavalcisi

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s