KIM YAPTI (4)?

Orhan Bursalı
obursali@cumhuriyet.com.tr Son YazısıTüm Yazıları
Darbe girişiminin karanlık sayfası

Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Darbe girişiminin karanlık sayfası
AKP’li vekil ‘açıklanınca yer yerinden oynayacak’ dedi, CHP’li Erdoğdu açıkladı
CHP’li vekillerden cinsel istismar düzenlemesine karşı destek talebi
Paylaş
Kaydet Kaydettiklerim Zaman Tüneli Tünel amblem
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Darbe girişiminin karanlık sayfası
AKP’li vekil ‘açıklanınca yer yerinden oynayacak’ dedi, CHP’li Erdoğdu açıkladı
CHP’li vekillerden cinsel istismar düzenlemesine karşı destek talebi
29 Kasım 2016 Salı
O gece ne oldu.. Bunu az çok biliyoruz. FETÖ çetesi darbe girişiminde bulundu.
Hepimizin bildiği başka bir şey daha var:
MİT, darbe gününü-saatini en azından o gün, yani 15 Temmuz günü haber aldı. En azından o gün diyorum. Bunu bize sunulan haberlerden, yazılardan biliyoruz. Böyle önemli bir girişim üzerinde, iktidar cephesinin elinde çok çok daha farklı bilgiler olduğunu, biz iktidar cenahının bize sunduğu kısıtlı bilgi ile olay hakkında senaryolar çizdiğimizi unutmayalım. Bu bakımdan, MİT ve iktidarın “darbe olacak” bilgisine daha önce sahip olabileceğini kabul etmemiz gerekir. Fakat “bir gün önce” bilgileri var mıydı bilmiyoruz.
İktidarın FETÖ çetesinin darbe girişiminde bulunabileceğini, darbenin çapı, boyutu vb. hakkında o kadar bilgi sahibi olamayabileceğini de düşünmeliyiz.
Kronolojilere göre, bir binbaşı 14.45’te MİT’e geliyor ve darbeyi haber veriyor. 16.00’da MİT Müsteşarı bilgilendiriliyor; o da hemen Genelkurmay 2. Başkanı’na bilgi aktarıyor. Yarım saat sonra Hulusi Akar bilgi sahibi oluyor. Bu arada “muhbir” binbaşının sorgusu sürüyor. 18.00’de MİT Müsteşarı, Hulusi Akar’a gidiyor. Söylentiye göre, Hakan Fidan Cumhurbaşkanı’nın koruma müdürünü arıyor ama bilgi iletmiyor. Akar, hava kuvvetlerine bazı talimatlar veriyor..
Neyse buraya kadar, bildiğiniz şeylerle kafa ütüledim, özür dilerim.

İnanılmayacak iddia
Bize inandırılmak istenenlere gelelim: Cumhurbaşkanı’na bilgi aktarılmadı! Hatta Başbakan’a da!
Buna inanacak salak varsa ne diyeyim.
Bir darbe girişimi tezgâhta, MİTGenelkurmay Başkanı toplanıyor, en az 2 saat konuşuyorlar. Ama Cumhurbaşkanı’na haber verilmiyor. Kime? Darbenin hedef aldığı 1 No’lu kişiye!
Bu olasılık 1000 kez 0’dır.
Burada sorulacak soru şudur: Fidan ve Akar, Cumhurbaşkanı ile neler konuştular? Kaç saat haberleştiler ve hangi önlemleri kararlaştırdılar?
Bizi anlatılmayan “karanlık saatler” veya darbe kronolojisinde gizlenen sayfalar burasıdır.

‘Başlarını kaldırdıkları anda ezilecekler..’
Tabii bir de darbenin kaç gün önceden bilindiği de bir sorudur. Çünkü darbecilerin haberleşme uygulaması ByLock, darbeden çok önce epey çözülmüştü ve “40 bin üyenin isimleri, yerleri, telefon numaralarına varıncaya kadar” tasnif edilmişti. MİT ve siyasi iktidar yapılanmadan haberli. Bilgiler Cumhurbaşkanı’na aktarılıyordu, taa mayıs ayında! Darbeye kalkışabilecekleri de, çok daha önce; mesela Fuat Uğur’un iki makalesinden de biliniyordu. Devlet, “Başlarını kaldırdıkları anda ezilecekler..” diyordu.
Fuat Uğur’un devletten aldığı duyumların tıpkısının aynısı gerçekleşti.
Başlarını kaldırmaları bekleniyordu ve ezildiler.
Burada, “kontrol altında darbe girişimi” yüzde 99 gerçek durum olarak ortaya çıkıyor.
15 Temmuz günü harekete geçecekleri haber alınınca, MİT-Genelkurmay ve Cumhurbaşkanlığı (belki de Başbakan) o bilmediğimiz karanlık saatlerde, durumu gözden geçirmiş olmalılar. Birinci Ordu diğer ordular, kolordular vb. Hiyerarşi büyük ölçüde korunuyordu.

‘Çıksınlar ortaya toplayalım’
Ordu içinde hiyerarşi korunuyorsa, bir darbenin başarıya ulaşma olasılığı sıfıra yakındır ülkemizde. Bunu sonra yazacağım.
O karanlık saatlerde “ortaya çıksınlar, toplayalım hepsini ve ezelim” kararının alınmış olması büyük olasılıktır.
Bu karar ne kadar riskliydi? Riski azdı ve bu nedenle üstlenilebilir bir risk olarak görülmüş olabilir. Bu girişim bastırıldığında ise risk, getireceği siyasi kazançlarla karşılaştırılamazdı bile.
Şüphesiz, darbe girişiminin başından sona denetimli olduğunu söylemiyoruz. Hele hele darbe tamamen tezgâhtı gibi komplo teorilerine sığınmanın da olayı aydınlatmaktan çok, kararttığını bilmeliyiz.
Meclis’te kurulan Darbe Soruşturma Komisyonu’nun gidişatına bakıyorum da, CHP milletvekili ve komisyon üyesi Aytun Çıray’a çok hak veriyorum. Komisyon, darbenin bütün boyutlarıyla ortaya çıkmasını önlemek için çalışıyor. Yani karanlık sayfaları gizli tutuyor. Fidan ve Akar’ı komisyon şefi çağırmıyor. Darbecilerin ifade vermesini istemiyor.
Aytun Bey çok haklı bir istekte bulundu: Fidan’ın ve Cumhurbaşkanı’nın o gece yaptıkları telefon görüşmelerinin dökümlerinin ve içeriklerinin istenmesi..
Çıray da yani, en saklı tuttukları bilgileri istiyor!

KİM YAPTI 3 : KONTROLLÜ DARBE GİRİŞİMİ

Rıfat Serdaroğlu
serdaroglupng
KONTROLLÜ DARBE GİRİŞİMİ

Tek başına AKP İktidarı 14’üncü yılını tamamlayıp, 15 yaşına girdi!
Bu sürede FETÖ, en çok Adalet Bakanlığında örgütlendi. Aynı zamanda HSYK Başkanlığı ve HSYK Başkan Vekilliği görevlerini yapan Adalet Bakanlarından ve Müsteşarlarından yargılanan, tutuklanan bir kişi bile yok!
Var mı? Vallahi de billahi de yok!

Kim bunlar?
Bakanlar; Cemil Çiçek (5 yıl), Mehmet Ali Şahin (2 yıl), Sadullah Ergin (4 yıl), Bekir Bozdağ (3 yıl)
Müsteşarlar; Kenan İpek-Fahri Kasırga- Ahmet Kahraman

Bu 7 (YEDİ) kişi, 2002 yılından bu yana Adalet Bakanlığının tüm birimlerindeki özellikle HSYK (Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu) ve Yüksek Yargıdaki yapılanmalardan, atamalardan, usulsüzlüklerden hem teker-teker hem de müteselsilen sorumludurlar.

Bugünden 1 yıl kadar önce, cep televizyonlu gazeteci Hande Fırat Sadullah Ergin ve Bekir Bozdağ’a ayrı-ayrı soruyor;
“Sayın Bakan, kamuoyunda yaygın olarak bir kanaat var! Cemaatin özellikle Yüksek Yargıyı ele geçirdiği, kararların Cemaatin isteğine göre verildiği söyleniyor! Siz ne diyorsunuz?”
Ergin ve Bozdağ, yaklaşık olarak aynı şekilde yanıt veriyorlar;
“Yok efendim, hiç öyle şey olur mu? Külliyen yalan. Biz, işe almada ve atamalarda liyakat esasına göre hareket ederiz!”

1 hafta önce, HSYK eski Başkanvekili Ahmet Hamsici’nin ifadesi yayınlandı. Yüksek Yargıç olan Hamsici şunları söylüyordu;
“Ben, Fethullah Gülen Cemaati mensupları sayesinde altın bir nesil yetişeceğini düşünmüştüm. Ama 53 yaşına girdikten sonra, altın nesil değil, katil nesil yetiştirdiklerini gördüm. Pişmanım, beni de kandırmışlar!”

2011 yılı Danıştay ve Yargıtay seçimlerini anlatan Hamsici;
“Seçim Sonucu Cemaatin daha önce belirlediği 108 adaydan 107’si Yargıtay üyesi seçildi. Danıştay’da ise adayların tamamı seçildi. Bakan Sadullah Ergin ve Müsteşar Ahmet Karaman’ın talimatıyla Genel Sekreter Mehmet Kaya’nın evinde Cemaat elemanları ile beraber adayları belirledik!”

Vicdan ve akıl sahibi herkes şu soruya cevap vermelidir;
FETÖ’nün, Adalet Bakanlığı-HSYK ve Yüksek Yargısındaki örgütlenmesinden, Bakanlık Müsteşarlarının- Adalet Bakanlarının- dönemin Başbakan’ının haberleri ve izinleri olmaması mümkün müdür?

O zaman, sorumlu bu kişiler yargılanmadan, tutuklanan- işinden atılan
100 binden fazla kişi için verilen kararları hangi hukuk ahlakı, hangi sağlıklı beyin, hangi dürüst vicdan kabul edebilir ki?

Adalet Bakanlığı bünyesinde yapılan FETÖ-AKP organize suç anlaşmasını
Türk Silahlı Kuvvetlerinde, Emniyet Teşkilatında ve MİT’te yapılmadığını kim iddia edebilir?

Uzun yıllar Türk Devleti adına yurtiçi ve yurtdışında görev yapmış bir istihbaratçı dostum ziyaretime geldi. İlerde, belgeleriyle kitap haline getireceği çalışmasından bahsetti. Onun 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ilgili düşüncelerini sordum. Özetle şunları anlattı;
“İstihbarat dünyasında bu olayın adı “Kontrollü Darbe Girişimidir.” Büyük çaptaki uyuşturucu operasyonlarında, terör örgütlerinin çökertilmesinde benzeri olaylar yaratılır ve sonuç alınır.
Kitabımda belgeleriyle yazacağım gibi 15 Temmuz, bizzat devleti yönetenlerin kontrollü olarak götürdükleri, kamuoyuna “Darbe Yapıyorlar” görüntüsü verilen, gerçekte ise hem kışkırtılıp darbeye kalkıştırılanların hem de yönetime karşı olanların tamamının temizlenmesini sağlayan bir operasyondur.”

Abartmıyor musun, 241 kişi ölmedi mi, diye sordum?
O da bana şunları sordu;
-AKP, Cumhuriyet’in değerlerine karşı olduğunu açıkça söyleyen parti değil mi?
-FETÖ ile, menzilimiz, yolumuz (İslam Devleti) aynıdır, demediler mi?
-Darbe girişiminin hemen ertesinde on binlerce insan ya tutuklandı ya da işten atıldı. Bu kişilerin sadece isimlerini ve ifadelerini yazmak için aylar gerekir.
Bu durum listelerin yönetimin elinde önceden hazır olduğunun kanıtı değil mi?
-FETÖ’nün ayak takımının temizlendi, tepe noktalara ve örgütün siyasi ayaklarına dokunuldu mu?

Tekrardan, kardeşim insanlar öldü, değer mi diye sordum!
Güldü ve şunları söyledi;
“Hedefiniz rejim değişikliği, özellikle dine dayalı bir diktatörlük kurmaksa,
200-300 insan ölmüş, kimin umurunda? Humeyni hareketinin, yönetimi ele geçirirken, rakiplerini yok ederken neler yaptığını, nasıl çakma darbeler yarattığını iyice araştırın, gerçeği göreceksiniz!
Son olarak şunu söyleyeyim, MİT bu konuda çok etkin rol oynadı!”

Dostumu yurtdışına yolcu ettim ve çok iyi bildiğim bir kuralı bir daha hatırladım;
Siyasette iki kişinin bildiği sır değildir ve hiçbir şey gizli kalmaz…

Halkın Filozofu Bergamus’a 15 Temmuz’u sordum! Sen ne diyorsun, diye?
“Darbe haberi enişteden, darbeciler listesi yengeden, kahramanlar yeğenlerden! Böyle darbe mi olur a üstad?

Sağlık ve başarı dileklerimle 21 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu

KİM YAPTI 2

jean-leon_gerome_-_diogenes_-_walters_37131

MARMARİS’TEN
TAYYİP DEĞİL, TAYYİP’İN DUBLÖRÜ
KAÇIRILMIŞ
MİT elemanı bana soruyor:
“Tayyip, oğlu Bilal’le, damadı
Berat’la Marmaris’e tatile gitti de, neden karılarını
götürmediler? Tatile giden adam yanında karısını
götürmez mi?”
Ben de soruyorum:
Neden götürmedi?
“Tayyip
Marmaris’e gitmedi ki karısını götürsün…”
Nasıl yani?
“Tayyip Marmaris’e gitmedi. Hem
darbe tezgahlayacaksın, hem kendini ateşe atacaksın…
Aptal mı bu adam?”
Tayyip’i Marmaris’ten helikopterle kaçırmışlar… Ben görmedim
de öyle diyorlar yani…
“Bir kare fotoğraf var mı?”
Bilmiyorum, ben hiç görmedim. Sadece
CNN’e telefonla 4,5 G canlı bağlanıp milleti
kışkırttığını gördüm…
“Tayyip’i helikopterle
kaçıranlar uçağa nasıl bindiriyor? Atatürk hava
limanına uçakla gelmedi mi?”
Ben görmedim, öyle diyorlar…
“Yanında bir sürü adamla birlikte
oğlu ve damadı var. Helikoptere binerken, helikopterden
inerken, suikastten kaçarken, uçağa binerken,
İstanbul’a gelince uçaktan inerken delil olsun diye adam
bir kare fotoğraf çekmez mi? Hepsinin yanında son model
telefon var. Fotoğraf makinesi gerekmez ki. Yanında bir
düzine adam var. Her haltı yiyen bu salakların aklına
fotoğraf çekmek gelmez mi?”
Yani?
“Yani Tayyip, Marmaris’e hiç gitmedi ki helikopterle, uçakla
İstanbul’a gelsin…”
Biraz açsak konuyu, anlayamadım:
“Tayyip, oğlu, damadı ve akıl
hocaları, 15 Temmuz akşam üzeri siyah bir minibüs
içinde gizlice Atatürk Hava limanına geldiler ve
Müdürün odasından darbeyi canlı canlı
yönettiler.”
Yani Marmaris kısmı sahte miydi?
“Hayır, sahte değil, senaryo gereği Tayyip’in dublörünü,
Tayyip’in korumaları Marmaris’ten helikopterle
kaçırdılar. Sonrası Marmaris’te yok… Sonrası
Atatürk Hava limanında var…”
Emin misiniz? Tayyip uçaktan cep
telefonuyla kuleyi arıyor, koruma istiyor…
“Ben de telefonla ararım kuleyi…
Kule, benim nereden aradığımı ne bilecek? Tayyip kuleyi
telefonla arıyor, telsizle değil. Kule ile Tayyip
arasında telsizle konuşma geçse mutlaka kayıt altına
alınır…Tayyip, uçaktaki telsizle kuleyi aramıyor, cep
telefonuyla arıyor. Buna aptallar inanır.”
Yani diyorsun ki Tayyip cep
telefonuyla uçaktan değil de kuleyi, Hava Limanı
Müdürünün odasından aradı, olayların içinde bir de
dublör var ve Tayyip o akşam Marmaris’te değildi…
“Evet, değildi… Tezgahladığı
darbeyi Atatürk Hava Limanı’nın müdür odasından
canlı canlı yönetti…Eğer bu anlattıklarım ortaya
çıkarsa, Tayyip de, oğlu da, damadı da vatana ihanetten
idamla yargılanır ve asılır.”
Ortaya çıkar mı?
“Elbette çıkar. Bu Tayyip’in
sonu olur. Baştan sona aptalca ve acemice tezgahlanmış bu
çakma darbeyi halka inandırmaya çalışıyorlar fakat
inanan yok. AKP’liler keyfi inanıyorlar, çünkü
işlerine öyle geliyor.”

ZEYTİN ÇEKİRDEĞİ

ZEYTİNİ YEDİKTEN SONRA ÇEKİRDEĞİNİ ÇIKARARAK, BU MUCİZEYİ İSRAF ETMEYİN…!!!
zeytin
Allah dostlarının tavsiyesine bilimsel dayanak…
Aşağıda okuyacağınız makale Bulgar ve ABD li bilim adamlarının yaptıkları çalışmalar temel alınarak hazırlanmıştır.
Bu araştırmaların hepsinde zeytin çekirdeğinin boğaz boşluğundan mideye inene kadar eridiği gerek denekler üzerinde yapılan çalışmalar gerekse cihazlarla
tespit edilmiştir.
Otorite olarak kabul edilen uzmanlar en gelişmiş şartlarda dahi bir ilaç yapsa bu ilacı insanlar üzerinde test etmeden, senelerce hatta birkaç nesil gözlemlemeden neticesi net olarak şudur diyebilmek imkânsızdır.
Zeytin çekirdeğinin yutulması günümüz insanları arasında yeni duyulan bir şey olmasına rağmen eskilerin birçoğunun yaptığı bir uygulamadır.
Yani olumlu etki ve tesirleri senelerdir hatta asırlardır bilinmektedir.
1985’li yıllarda başlayan araştırmalar bugüne kadar devam ettirilmektedir. Yaklaşık 25 sene süren neticede karşılaşılan hadiseler hayret vericidir. Bu neticelere bin kişi değil belki yüz binlerce insan tarafından karşılaşılmıştır demek daha doğrudur:
Midesinde yanma olan herkes zeytin çekirdeğini yuttuktan sonra rahatladığını ifade etmiştir.
Zeytin çekirdeğini yutan kimseler sindirim yolu rahatsızlıklarının bittiğini(kabızlık gibi) ifade etmişlerdir.
Zeytin çekirdeği yutan kişilerde basur problemiyle karşılaşılmamış, hatta basuru olup ta yutanlar iyileştiklerini ifade etmişlerdir.
Zeytin çekirdeğini senelerdir yuttuğunu bildiğimiz insanlarda kanser hadisesine nadiren rastlanılmıştır.
Son günlerde gelen yoğun telefon trafiğinden dahi birkaç gündür zeytin çekirdeklerini yutmaya başlayıp ta yukarıdaki benzeri rahatlamaları hissettiklerini söyleyen onlarca insan vardır.
Tavsiyemiz bizzat kendinizin denemesidir.
Günde yediğiniz 5–6 tane zeytin çekirdeğini yutun ve kararı kendiniz verin.
Ne biz nede bir başkası değil bizatihi kendi vücudunuz buna karar versin.
Faydasını görürseniz lütfen çevrenizdekilerle de, evinizdeki küçük çocuklarda dâhil olmak üzere, bu uygulamayı yapın.
Bizim elde ettiğimiz verilere göre aklımızın almayacağı kadar şifalı bir doğal uygulamadır. Yapmanın zarar değil fayda verdiğine inanıyor ve çevremize şiddetle tavsiye ediyoruz.
Zeytinyağı asırlardır en iyi, en mükemmel yağ olarak bilinen gıda maddesidir.
Hatta reklâmlar da bile mucize olarak lanse edilir.
Yemeklik zeytinyağı normal şartlar altında muhafaza edilirse bozulmadan yenilebilecek evsafta asırlarca kalabilen yegâne yağdır. Nitekim arkeolojik kazılarda 3 bin, 5 bin yıl önce olduğu tahmin edilen mezarların yanında bozulmamış evsafta zeytinyağı da bulunabilmektedir.
Zeytinyağında +10 derecelerde donmayı temin eden de bu maddelerdir.
Yani evinize satın alacağınız zeytinyağının buzdolabında donabilen olmasına dikkat ediniz.
Zeytinyağından sabun yaparsanız yağlı ciltlerde yağ dengesini, kuru ciltlerde ise yağlandırma özelliği temin eden bir hususiyet olduğunu tespit edersiniz.
Yağ içerisinde antioksidan (bozulmadan kalabilme), sabun içerisinde re-oily (geri yağlandırıcı) olarak tabir ettiğimiz özellikleri sağlayan bu madde veya maddelerin ne olduğu bugün dahi bilinememektedir.
Bu maddelerin ne olduğunun bilinmesi belki de çok uzun yıllar sağlıklı bir şekilde yaşamanın da ipuçları olabilecektir.
Zeytinyağını diğerlerinden farklı kılan bu madde veya maddeler en yoğun halleri ile zeytin çekirdeğinin içerisindedir.
Herhangi bir zeytin çekirdeğinin her iki ucunu hafifçe törpülerseniz çekirdeğin içinin oyuk olduğunu ve içerisinde pıhtılaşmış veya çok koyu kıvamlı bir yağ olduğunu görürsünüz.
Bahse konu olan maddelerin burada ki konsantrasyonu %80’lere varan miktarlardadır.
Zeytin çekirdeği muhteviyatında ki bu faydayı elde etmek için ise zeytin çekirdeklerini atmayıp yutmak gerekir.
En gelişmiş cihazlarla yapılan araştırmalar zeytin çekirdeğinin boğaz boşluğundan geçip mideye ulaştığı anda eridiğini tespit etmiştir. Hazmı en kolay olan yiyecek maddesi zeytin çekirdeğidir.
Bu uygulamanın insan vücuduna faidelerinin ise:
1-Ülser gastrit gibi mide problemlerini bitirdiği;
2-Bağırsak ve sindirim yollarını düzenlediği;
3-Basur ve prostatı engellediği;
4-İç organlarda oluşabilecek kanserojen hücre riskini binde birlere indirgediği.
Lütfen yediğimiz tüm zeytin çekirdeklerini atmayıp yutalım.
OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARININDA OKUMASI İÇİN PAYLAŞ

Kaynak: Karbonat Facebook Sayfası

1776: Would You Like to Reconsider?

OPINION COMMENTARY
1776: Would You Like to Reconsider?
There’s a competition in the world between state corporatism and democracy, and the American political system needs to shape up or lose.

By ANDREW ROBERTS
Updated Oct. 28, 2016 7:13 p.m. ET

The American primary system, which has thrown up two presidential candidates who are despised by 60% of Americans, is broken and urgently needs to be reformed. The only rational response to the choice of Hillary Clinton or Donald Trump is that of Henry Kissinger on the Iran-Iraq War: “A pity they both can’t lose.” For a non-American who defends the U.S. at every opportunity, I must ask: Are you deliberately trying to make it more difficult for me this year?

For all the undoubted genius of your Constitution, in 2016 it is no longer sustainable for Americans to say they have the best democratic system in the world. There have been many types of democracy—the Athenian agora model of direct participation, the Westminster-based constitutional monarchy, the Swiss referendum and cantonal model, Indian mass democracy, and so on. But it is impossible any more to suggest that the finest one is that which has thrown up Mrs. Clinton and Mr. Trump as the final choice for 320 million Americans.

When Chinese GDP is overtaking America’s, we are engaged in a vital ideological struggle over which political system delivers the best results: the state corporatism of the Beijing model, where there is no free speech and no democracy, or the democratic model of the West, whose leading democracy today presents its people with a choice between a preposterous, petulant monster of self-regard with deep, dark psychological flaws on one side, and on the other a proven failure whose views float with the polling data and whose word of honor cannot be relied upon.

I’m not for a moment suggesting that democracy is under threat in America. With your Constitution, Bill of Rights, First Amendment, Congress, separation of powers—and the sublime instincts of the American people—democracy is under no threat whatsoever here, for all your president’s absurd hyperbole. But the concept of democratic values as worthy aspirations for modern society certainly is under serious threat globally from a totalitarian state-capitalist model that is dangerously attractive in what it is producing for its populations, while American democracy is offering a choice between a crook and a clown.

So what is to be done?

First, the Republicans need party leaders and candidates who confront people like Mr. Trump seriously from the start and do not coddle him in the vain hope that if you’re nice you inherit his supporters when he collapses. Second, it is ludicrous to have debates controlled by TV channels that want the GOP to split and the Democrats to win, and which frame their questions accordingly.

Third, the talking down of America, even in an election year, has gone too far and is likely to be misinterpreted abroad. Newt Gingrich has said that if Mrs. Clinton wins, America will go the way of Venezuela. No it won’t. When Adam Smith was brought the news of Burgoyne’s surrender at Saratoga, and was told that Britain was ruined forever, he replied. “There’s a great deal of ruin in a nation.”

If we in Britain got over losing America and went on to become the largest empire in history, you can get over four years of Mrs. Clinton. The word “again” in “Make America great again” is a terrible libel on your country, which is still great on any objective criterion, albeit clearly going in the wrong direction. Self-pity is not a part of the American national character—however emotionally and rhetorically alluring it might be during election time—and you must not permit Mr. Trump’s sloganizing to allow it to find a place there.

Fourth, the percentages of support that guarantee a candidate a place in the debate should be drastically higher so that you don’t have a dozen or more people taking part and thus sometimes given no more than 30 seconds in which to try to sum up complex issues, leading to a moronically low standard of debate. If Abraham Lincoln and Stephen Douglas were forced to debate each other in 30-second bursts, answering politically loaded questions from CNN and ABC and CBS intended to embarrass them, you probably wouldn’t have got a much better outcome.

That Donald Trump has held no public office also ought to have been an automatic disqualification. I know you like the idea in America that anyone can be president, but you are really testing that dictum this year. You’ve had plenty of presidential candidates who have not previously held elected office, including William Howard Taft, Herbert Hoover, Wendell Willkie and Dwight Eisenhower. But they all held high offices or served their country outside politics: Taft was governor of the Philippines, Hoover was head of the Belgian Relief Agency during World War I, Willkie fought the Ku Klux Klan and headed his local bar association, and Eisenhower was Supreme Allied Commander during World War II. These were all honorable positions of importance and responsibility. Mr. Trump has been head of Miss Universe and star of “The Apprentice,” both businesses in which he owned an interest.

The Republican Party should not have allowed itself to be hijacked by a man with so minute a record of contribution to the nation, and it needs to alter its rules to prevent a similar demagogue with deep pockets and no conscience from doing it again. The Republicans need a superdelegate system of sane party elders who want to see the party win. If there hadn’t been superdelegates in the Democratic Party, Bernie Sanders would be within a hair’s breadth of the White House right now.

So my sixth reform is for the Republican Party machine to have the last say on who is or is not a Republican, and who can therefore stand under the Republican banner. It ought to demand a relatively longstanding commitment to the party. In October 1999, Mr. Trump left the Republicans and in August 2001 he enrolled as a Democrat. In September 2009 he rejoined the Republicans. In December 2011 he wrote on his registration form, “I do not wish to enroll in a party.” Then in April 2012 he rejoined the Republicans. If he doesn’t walk, talk or think like a Republican, then the chances are he isn’t one and shouldn’t be allowed to stand as one.

Winston Churchill, after crossing the floor of the House of Commons for the second time, joked that, “Anyone can rat but it takes a certain amount of ingenuity to re-rat.” What the Republican Party has moronically allowed Mr. Trump to do is to re-re-rat. That might have been understandable if he had been promoting traditional Republican policies and values, but he never has and is certainly not doing so now. Today he should have been a maverick third-party candidate ranting into the wind, instead of enjoying the formal imprimatur of one of the great political parties of the Western world.

Great presidential leadership has not been a prerequisite for American success. America threw up no truly great president in the 36 years between Lincoln’s assassination in 1865 and Teddy Roosevelt’s accession in 1901, but she threw up leaders aplenty. Those were also the years of America’s greatest economic growth, and the leaders of that period weren’t politicians, who had the sense to stand back from government interference. They were the great business leaders of those days, the Vanderbilts, Rockefellers, Morgans, Fricks and so on, who built the enterprises that allowed the U.S. to burst onto the world stage as the Great White Fleet circumnavigated the globe in 1909. But in the present era of anemic growth, we do need political leadership of an abnormally high order.

Can the ideals of 1776 still work in the modern world? I believe they can, indeed they are the best ones to cleave to. I’ve been rereading the Federalist Papers. Of course they are very good on how to prevent tyranny in the U.S. but for all they say about preventing vulgarity and corruption, the authors tended to assume that the people could be trusted to vote against vulgarity and corruption. They didn’t foresee a situation when there is only a binary choice, between vulgarity on one side and corruption on the other. Madison’s answer was that if people he called “fit characters” acted, then “It will be more difficult for unworthy candidates to practice.”

Just because an idea is bad, it doesn’t mean it can’t last a long time—look at Communism. Your primary system has only been around for 120 years—almost exactly half the Republic’s existence—and is ripe for reform, not least because the leaders it has thrown up are not noticeably better than the ones from before the Progressives changed the voting rules. Luckily, the Constitution makes no mention of parties or primaries, so instead we may be guided by common sense in changing the way candidates are chosen.

Very often when someone says he’s a candid friend, it’s a precursor to him saying something rude and unpleasant. Well, I’m a candid friend of America who goes on TV and radio and writes books and articles in defense of America. So I hope you won’t blame the messenger if I tell you straight that your selling point as a nation—democracy—is not cutting it in the modern world, largely because you are not selling it properly. With the one exception of female franchise in 1920 you haven’t bothered to modernize it significantly since the Progressivist era of the 1890s.

If you really want government of, for and by the people to survive and prosper when you are no longer the largest income-generator on the planet, you are going to have to raise your game. It won’t be done internally without a fight, because no politician ever genuinely thinks that a system that has had the perspicacity to put him there is broken.

But it’s no longer enough for America to navel-gaze and worry about its president’s gender or skin-pigmentation or even his ludicrous haircut. You need to look at what is happening to democracy globally. As a political system it’s on trial, and right now it’s losing across huge swaths of Asia and Africa—losing out to the ideas of totalitarian state-directed corporatism that seems to be delivering much higher growth and much better leaders.

America needs to double down on the concepts that made her great and modernize the political system that gave her global hegemony in the first place. These abysmal presidential candidates are a depressing symptom of a larger problem with American politics—but now you have four years to change the system. You owe it to the American people never again to give them such a putrid choice as the one they face the Tuesday after next.

Mr. Roberts, a historian, is a professor of war studies at King’s College London and the author of many books, including “Napoleon: A Life” (Viking, 2014). This article is adapted from the Manhattan Institute’s Wriston Lecture, which he delivered in New York City on Thursday evening.

KIM YAPTI (1): DARBE VAR DARBECİK VAR

DARBE VAR DARBECİK VAR (3)

Geldik mi 15 Temmuz’a? Geldik, geldik!
15 Temmuz’u iyice anlamak için, Türkiye’yi yönetenlerin neler yapabileceklerini çok net gösteren bir olayı sizlere hatırlatmak isterim.
Yer; Dışişleri Bakanlığı Makam Odası. Tarih; 27. 03. 2014
Toplantıya Katılanlar; Dışişleri Bakanı Davutoğlu (Emekli Başbakan)-Genelkurmay ikinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler (şimdi Jandarma Genel Komutanı)-MİT Müsteşarı Hakan Fidan- Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu (şimdi Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi)
-Davutoğlu; “Başbakan (Erdoğan) Süleyman Şah Türbesi bu konjonktürde bir imkân gibi değerlendirilmeli” dedi.
-Fidan; Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim. Süleyman Şah türbesine bile saldırtırız.
-Yaşar Güler; Orada (Suriye’de) silaha değil, mühimmata ihtiyaç var.
-Fidan; 2 Bine yakın TIR malzeme gönderdik!
Bu konuşanlar ve konuştuklarının dinlendiğinin farkında bile olmayan 4 kişi var ya, işte bunlar bir araya gelince, bu organizasyona DEVLET deniyor.
Siyasi İrade var, Bürokrasi var, Asker var, İstihbarat var!
Türk Devletini bu kafada adamlar yönettiği sürece, devletin bulaştığı her olaya, 15 Temmuz dâhil şüpheyle bakılır. Devlet denen aygıta hükmeden bu adamlar, isterlerse insan yok edebilirler, isterlerse, patronlarının dilediği gibi kullanabileceği çakma bir darbe de düzenleyebilirler!
Hadi canım, o kadar da olamaz diyeniniz mi var? Ülkesini, savaşa sokmak için bombalatacak kadar gözü dönmüş insanların bunu yapmayacağını nasıl garanti edersiniz ki?
15 Temmuz’a giden yolda, en önemli işaret fişeği, Davutoğlu’nun aniden görevden alınmasıdır.
Davutoğlu, ne Erdoğan’a ne de diğer Bakanlara benzer. Davutoğlu’nun para ile vurgun ile soygun ile bir ilgisi yoktur!
14 Temmuz’da Başbakanlık koltuğunda Binali değil de Davutoğlu oturuyor olsaydı, 15 Temmuz diye bir olay olamazdı, çünkü tertip anında duyurulurdu! Davutoğlu’nun Başbakanlıktan uzaklaştırılması bu sebeptendir!
Şimdi beraberce düşünelim;
Başbakan yapılan Binali Yıldırım’ın en birincil özelliği nedir? Erdoğan’a şartsız biat etmek! İstanbul Belediyesindeki görevinden bile Müfettiş kanalıyla kovulmuş biridir Binali Yıldırım. Hollanda’da oğluna kurduğu Zeeland Shipping adlı şirket bu yıl 100 Milyon Avrocuk zarar etmiş durumda. Binali’nin oğlunda ne kadar çok para var ki, 100 Milyon Avroyu tınmıyor bile! Bakın Binali’nin oğluna Bilal’i görün, Bilal’e bakın Binali’nin oğlunu görün. Tıpkısının aynısı!
Bir şirketi zarar etmekten kurtaramayan birine, beceriksiz demeyeceğiz de ne diyeceğiz?
Yani gitti “Yarım biatçı” Davutoğlu, geldi “Tam biatçı” Binali.
İşlemin birinci kısmı tamam mı? Tamam.
Şimdi bir de 15 Temmuz silahlı kalkışması sırasında insanlarımızın üzerine ateş eden alçaklara bakalım! Bunların büyük bir kısmı, 11 yıl Türkiye’yi beraberce yöneten Erdoğan-Gülen ortaklığının adamları değil mi?
Bir kısmı ise devlet istihbarat örgütünün taşeronları arasındaki Sedat’ın adamları olabilirler mi?
Bir de, karmakarışık İstanbul trafiğinde, köprünün bir tarafı kapalıyken anında tankların ve askerlerin yanında biten ve şehit olan adamların kimliklerine bakalım! Bunlar o yoğunlukta, köprüye uçarak mı, yoksa metrobüs ile mi getirildiler?
Bunlar, “SADAT” adlı kuruluşun üyesi midirler? Orada eğitim aldılar mı?
Kaçı İstanbul’daki AKP’li belediyelerde, AKP’nin yan kuruluşu olan vakıflarda çalışıyordu? Böyle bir olay için kaç kez eğitim çalışması yaptılar? (Bu konuda geniş bir çalışma yapılmaktadır. Sadat-Sedat ortaklığı bu araştırmaya dâhildir) Hangi geri zekâlı darbeci, gece boş olan TBMM yi bombalar ve yaptığı darbeyi baştan bitirir? Burası Süleyman Şah türbesi mi?
Yurtta Sulh Konseyi kimlerden oluşuyor?
Darbe olur da, başı olmaz mı? Kim bu darbenin başı? Kim bu darbenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı? Nerede darbeyi düzenleyen siyasi kişiler?
Daha yanıtlanması gereken onlarca haklı soru var!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tutuklamaya giden SAT Komandolarının (!) yol kenarındaki bakkala, Erdoğan’ın kaldığı adresi sormaları gibi!
MİT’in 15 Temmuz günü ve gecesi tam olarak ne yaptığını bilmediğimiz gibi!
Değerli Okurlar;
Komedi filmi izlemeyi sever misiniz?
İstanbul’un yoğun trafiğinde tanklar kilometrelerce ve saatlerce yürüyecek, Boğaz Köprüsünü tek yönlü olarak trafiğe kapatacaklar!
Uçaklar-Toplar-Ağır Silahlar hazırlanacak ve belli yerlere konuşlandıracaklar, büyük bir askerî hareketlilik yaşanacak ve bundan ne MİT Müsteşarının, ne Genelkurmay Başkanının, ne Emniyet Genel Müdürünün haberi olmayacak ha!
Haberleri olmadığı kabul edilse bile, bundan büyük bir görevi ihmal olabilir mi?
15 Temmuz Darbe girişimi, bu üç kamu görevlisinin ihmali yüzünden oldu ise, bu üç kamu görevlisi niçin ve hangi sebepten dolayı hala görevlerinde durmaktadırlar?
Bu üç kamu görevlisi hala görevlerinde olduğuna, mitinglere ve dış gezilere devlet adına katıldıklarına göre, 15 Temmuz Darbe girişiminin, Türk Milletine karşı kurgulanmış bir KUMPAS olduğunu söylemek doğru olmaz mı?
Biz kendi imkânlarımızla bu soruları araştırıyoruz, sorguluyoruz.
Bu ve benzerleri sorular aydınlatılmadıkça, 15 Temmuz hep karanlıkta kalacaktır.
Fakat ayın 14’ü gibi parlayan ve saklanamayacak kadar açık olan bir gerçek var ki, o da şudur;
FETÖ’yü ve diğer Tarikat ve Cemaatleri, Türk Devletinin en hassas birimlerine sokan yerleşmelerine izin veren, Bakanlıkları bunlar arasında pay eden, bu hainleri darbe yapacak güce eriştiren Erdoğan ve AKP Hükümetleridir.
FETÖ, bir suçluysa bunlar bin defa suçludurlar…
Yaa Badem efendiler, devlet yönetmeyi siz belediye encümenini yönetmek mi sandınız? Hiçbir şey saklı kalmaz, kalmayacak! Hesap vereceksiniz…
Not; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına 25 Temmuz 2016 tarihinde Akar-Fidan-Lekesiz hakkında yinelediğim suç duyurusuna, hala bir yanıt alamadım. Anayasa’ya göre Savcılık bana yanıt vermek zorundadır. Savcılık suç işlemektedir. Kimse Anayasa ve yasalardan üstün değildir. Hatırlatırım…
Sağlık ve başarı dileklerimle 22 Eylül 2016
Rifat Serdaroğlu

SONBAHAR ILIMI BURÇ IŞIKLARI VE ULUĞ BEY

 
BURÇ IŞIKLARI VE ULUĞ BEY
 
“Karac’oğlan eydür dost bizim iller
Biter menevşesi dermeli güller
Dinledim hep bizi söyleşir eller
Benim düşmediğim diller mi kaldı” 
 

Köyün birine bir gün uzun boylu, seyrek bıyıklı bir adam gelmiş. Köylüler etrafına toplaşmışlar. Uzun adam, “Eyy köylü milletiii !..” demiş “Ben sizin hem reisiniz hem de peygamberinizim..!”
“Hâşa” demiş köylüler, inanmıyoruz sana, sen peygamber falan değilsin.”
Adam karşıdaki duvarı göstermiş, “Şu duvarı konuşturursam inanır mısınız peygamber olduğuma ?”
“İnanırız demiş” köylüler. “Hele bir duvar konuşsun, senin peygamber olduğuna inanırız”
“Eyy duvaar !” Diye bağırmış uzun boylu adam : “Konuuş !!.. Konuş ve benim peygamber olduğumu söyle bu köylü milletine ! “
Duvar ossaat dile gelmiş, “Eyy köylü milletiii ! Bu adama sakın inanmayın..o asla peygamber değildiir..sahtekârın biridiir ! “

“Karac’oğlan der ki vücudum yandı
Asilzade aslı, hûridir kendi
Sandım ki gökten bir melek indi
Kolların boynuma sardığı zaman”

Sonbahar ılımı (Equinox) (ASTRONOMIK SONBAHAR BAŞLANGICIDIR) bu yıl Ingilterenin Greenwich kasabasında 22 Eylül 2024’te saat 12:44:50 ‘de (Gece yarısını 44 dakika 50 saniye geçince)  idrâk edilecektir. Bir yaz gecesi yatacaksınız, sabah olunca bir uyanacaksınız ki … “ Abooov !! vay başımaa !!  Biz uyurkene sonbahar oluvermiş !”  diyerekten şaşırıvereceksiniz.

Sabah namazına kalkanlar bilir, gün doğmadan doğu yönüne bakarsan güneşin doğacağı yerden yukarı doğru bir ışık hüzmesinin uzandığını göreceksin “sakın şaşırma”. Bu oluşum en görkemli güz ılımına yakın tarihlerde gün doğumunda gözlenir ve bu olaya “Burçlar ışığı” ya da “Zodiacal light” adı verilir. Burçlar ışığı, güz ılımı sırasında, doğmak üzere olan güneşin şavkının, güneş sisteminin düzlemini dolduran toz bulutundan yansımasının ürünüdür. Burçlar ışığı  görüntüsünü ve görüntünün oluşumunu açıklayan temsîlî resmi de sevabımıza risâlemize ekledik. Aynı görüntü ilkbahar ılımı sırasında ise gün batımında gözlenir ki akıllara ziyân.

                            Burçlar ışığı “Zodiacal light”
 

“Karacaoğlan der ki hoşça salınsın
Dursun yol üstünde bacı alınsın
Çözüver düğmeni memen görünsün
Nokta nokta benli döşün sevdiğim”

Nusreddin Hoca’nın eşeğini çalmışlar. Hoca dövünüp dönenirken hâliyle komşular yetişmişler. “Aman hoca hiç ahırın kapısı kilitlenmez mi ?” “İnsan kapı önüne bir köpek de mi bağlamaz ?” “Bir alarm sistemi de mi kurduramadın ?” diye hocaya öğüt verirlerken, hocadır ; “Anladık bre komşular” demiş ” kabahat elbet benim. Lâkin bu hırsızın hiç mi suçu yok ?”… demesine kalmadan köyün uzun boylu reisi muhtar olay yerine yetişmiş. ; “Eşeği şu karşı köydeki Fethıllah imam çalmıştır..hemi de billâh, diyim size yâni..” diyerekten çarşıyı karıştırmış. Nusrettin Hocamızdır; “Bana bak bre muhtar efendi !..” demiş, “sen değil miydin daha düne kadar karşı köyün imamı Fethullah efendiyle eşek çalmada ortaklık yapan ? Hadi getirebilirsen getir bakalım eşeğimizi şimdicik “

“Karac’oğlan sırrın kime danışır
Siyah zülfü mâh yüzüne kıvrışır
Ayrılanlar elbet bir gün kavuşur
Ağlama sevdiğim gül dedi bana”

Uluğ Bey,(22 Mart, 1394 – 27 Ekim,1449), on beşinci yüzyılda yetişmiş Türk astronomi âlimidir. Semerkant Timur İmparatorluğu’nun sultânı, Yıldırım Bayazıt’i yenen aksak Timur Han’ın öz torunudur. Dünyâ ilim târihinin, zamanına kadar yetiştirdiği en büyük astronomi âlimi olarak şöhret yapmıştır. “International Astronomical Union”, ayın dünyamızdan görünen yüzündeki altı adet kratere Uluğ beyin adını vermiştir. 

Ay üzerinde Uluğ Bey kraterleri
 

800px-Ulugh_Beigh_-_LROC_-_WAC
 
Uluğ Bey’in uzmanlığı astronomi, matematik ve trigonometri idi.
Astronomi ve matematik dışında edebiyat, şiir ve müzikle de ilgilendiği, san’atçıları koruduğu bilinir. Anlaşılan odur ki, Uluğ Bey heyhaat ve de ne yazık ki pediatrik hematoloji ve onkoloji dışında hemen her konuyla ilgilenmiş bir devlet adamı ve bilim insanıdır.
Ulugh_Beg-e1427048374707
(Uluğ Bey’in Semerkant’taki heykeli)
 
Uluğ Bey’i dünyâya tanıtan, astronomi alanında yaptırdıgı eserler olmustur. En bilinen eseri Semerkant’ta yaptırdıgı büyük rasathânedir.

(Rasathâne’den kalan)
Günümüzden yaklaşık altı asır önce yapılan bu rasathânedeki çalışmalar, çağımızın astronomi çalışmalarına hâlâ ışık tutmaktadır. O gün yapılan hesaplar, günümüzün astronomik hesaplarına tıpatıp uymaktadır. Rasathânenin yer üstündeki kısmı, üç katlı idi. Yıldızların yüksekliklerini bulmak için kullanılan rub’-i dâirenin büyüklüğü Ayasofya câmiinin kubbesi kadardı.
 

Uluğ Bey onuruna basılmış bazı pullar.

Uluğ Bey’in bir derecelik yayın sinüs değerini hesaplıyarak trigonometride yeni bir araştırma yolu açmıştır.
Uluğ Bey kılıç kuşanıp savaşlara gitmeyip, boş işlerle (!) uğraştığı için Oğlu Abdüllâtif Mirza tarafından tahttan indirilmiş ve 25 Ekim 1449 Cumartesi günü, eski düşmanlarından Abbâs tarafından, kılıçla feci bir şekilde katledilmiştir. Mezarı dedesi Timur Han’ın kabrinin yanındadır.
Tüm dünya duyardı eğer bir Sekspir’imiz olsaydı da yazsaydı, bir Verdi’miz, Puccini’miz olsaydı da besteleseydi

“Karac’oğlan diyor yandım kül oldum
Bir dalga gelip de boşandı bendim
Ay doğup da şafak atmakta sandım
Meğer yarin düğmeleri çezilmiş”

FETO PİŞMANLIĞI VE FADİME’NİN VEDÂSİ
Fadime, kârhanenin şirin mi şirin, güzel mi güzel sermayesi idi. Memleketi Rize’den gelip genç yaşta bu nezîh guruba katılmış, senelerdir bu iş yerinde fedakârca çalışmış, kendini herkese sevdirmiş idi.
Bir sabah Fadime’yi odasında ölü buldular. Baş ucundaki masada bir intihar mektubunu bırakmıştı Fadime.
“Canum uşaklarum bacularum:
Yıllardur ha pu saçimu süpüge edüp fedakârca çalıştiğum bu götü poklu kârhanede artık mutlu değilum da. Öğrendim ki aramızdaki bazu pacular, pu işu para karşılığü yapiirlermiş. Ha puna yüreğüm gatiyyen dayanmadu..kendumi intihar ediyom daa..
Lâkin elvedaa…
Kardaşinuz Fadimaa :(

“Fâni Karac’oğlan fâni
Veren alır tatlı canı
Sevmediğim kara donu
Kız karşımda geydin bu gün
 
 
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
 
Gaziantep fıstığı gibi sırıtaraktan,                                                                                       
 
Dr. Timur Sümer
 
 

KİM YAPTI ?

10 Eylül 2016 Cumartesi

15 Temmuz ile ilgili bütün sorulara tek bir cevap veriliyor: Askeri darbeye kalkışan FETÖ’dür, diğerlerini de peşlerinden sürüklemişlerdir.

Bugün Fethullahçı Terör Örgütü dediğimiz, bütün resmi kayıtlara artık bu isimle giren Cemaat’in askeri bir darbeye kalkışmasının izahı halen ortada görünmüyor.

Continue reading “KİM YAPTI ?”

DONALD AND HILLARY

 

HILLARY

Donald and Hillary Go into A Bakery

Donald and Hillary go into a bakery on the campaign trail.

As soon as they enter the bakery, Hillary steals three pastries and puts them in her pocket.

She says to Donald, “See how clever I am?  The owner didn’t see anything and I don’t even need to lie. I will definitely win the election.”

The Donald says to Hillary, “That’s the typical dishonesty you have displayed throughout your entire life, trickery and deceit.  I am going to show you an honest way to get the same result.”

Donald goes to the owner of the bakery and says, “Give me a pastry and I will show you a magic trick.”

Intrigued, the owner accepts and gives him a pastry.

Trump swallows it and asks for another one. The owner gives him another one.

Then Donald asks for a third pastry and eats that, too.

The owner is starting to wonder where the magic trick is and  asks, “What did you do with the pastries?”

Trump replies, “Look in Hillary’s pocket”…

 DONALD