KANUNİ VE KEHLE


KANUNİ VE KEHLE

“Gurûb etti güneş dünya karardı
Gül-i bağ-ı emel soldu sarardı”

“Aypad” nam müzik kutucuğunu kulağına takip Hacı Arif
Bey’in bu güzel eserini Emel Sayın’dan dinleyerekten,
gecenin soğuk karanlığında “Orion” yıldız kümesini
izleyenler hâlden anlar biliriz.

“Avcı” (ORİON) yıldız kümesi akşam 19:30 dolayında
doğu yönünde doğup, giderek yükselerekten 23:00
sıralarında güney semalarının yükseğinden geçerek
sabahın 04:30’unda batı yönünde ufkumuzun altına
inmektedir ki bizden haber etmesi. Bu muhteşem yıldız
kümesinin görüntüsünü, hatta çizgi anlatımını , ve de
avcının bıçağı üzerindeki “Orion” bulutsusunun
arkadaşımız Mark Henson’un ve Hubble gök bakıcısının
çektiği muhteşem gürüntülerini bayram armağanı olarak
risâlemize ulayıp hizmetinize sunmuş bulunmaktayız.

“Olacak, bir kişinin bahtı kavî, talihi yâr,
Kehlesi dahî mahallinde ânın işine yarar”
(Kehle=bit)
(Lâedri)
Zaman-ı evvelde cüzzam sayrılığı olanlarda, kehle
(bit) denen mahlukatın bulunmadığı, kehlenin
yalnızca sağlıklı yiğitlerde bulunduğuna dair çok güzel
bir inanç var idi.
Kanuni Sultan Süleyman ve de zevcesi Hürrem cadısı,
kızları Mihrimah Sultan’ı dünyalar çirkini ve de rüşvet gelenegini Osmanlı’ya getiren Rüstem Paşa ile tecvîz etmeye (evlendirmeye) karar vermişler iken, Rüstem’in çirkinliğinin cüzzam illetinden olduğu söylentisi
üzerine âkil adamları, hırsız Rüstem paşamızı hamama götürüp,
çaktırmadan tüm esvâbında ve dahî cıbıldak gövdesinde
kehle (bit) aramışlar, mebzûl (bol) miktarda bit bulunca
ise padişaha koşarak, “ Dîdeler rûşen olsun (gözümüz aydın olsun)) sultânım, yaradana şükür ki, Rüstem paşamız’da bolca kehle mevcut, o halde, paşamız katiyyen cüzzamlı olabilemez” diyerekten, bahşişlerini almışlar, hâliyle
de Mihrimah Sultan ile Rüstem paşa izdivac eylemiş (evlenmiş),
“Taht el kala” (Kale Altı; şimdiki “Tahtakale”:) )
semtinde dünya evine değil, dünya sarayına girmişler idi.

Bugün başımızdan çok tuhafımıza gelen bir fıkra geçti ki
anlatmaya müstehak:
Sabahın erkeninde hastanemizin asansörüne bindiğimizde
son anda içeriye 9-10 yaşlarında iki adet afacan oğlan
girip kapuların da kapanmasıyla başladılar kıkırdayıp,
af buyurun, seslice yellenme gazları çıkarmaya.
Asansör odası anında, temsil, al bıçağı kes havayı
kıvamında, kesif ve nâhoş bir koku ile doluvermiş idi.
Nasıl ettiler bilinmez, bu veletler beş kat boyunca gaz
çıkarıp gülüştüler ki taaccüp ettim (şaşırdım) doğrusu. 5. kata
erişince veletler asansörden çıkarken bize bir de edep dışı el
işmârı çekmeleriyle, peşlerinden davrandıysak da
kapılar kapanıp asansörde yalnız kaldık.
Biz veletlerin böyle ihtiyarî (istemli) gaz çıkarma hünerlerine
şaşıyor ve tibbî bir izah arar iken, asansörün 7. katta durmasıyla, anında
içeriye asistan ve hoca ve de hemşire tâifesinden bir
gurup insan doluşuvermiş, biz dahi, kibarlık olsun
murâdıyla girenlere sırıtaraktan “günaydın” dediysek
de, kokuyu almalarıyla fakirin cihetine kem nazarlar
atıp, kimisi “çık çık çık” sesleri çıkarmış, kimisi
ise kafa sallayıp göz belertmiş idi. Hatta içlerinde
en fellisi ve kellisi, kahvaltıda bakliyat yemenin sakıncaları
konusunda fakire bir de nutuk irâd etmeye başlamış idi
ki on-ikinci kattaki servisimize canımızı güç atmış idik.

Gözleriniz hep yükseklerde olsun,
FPT Timur

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s