ŞULE’NİN DOĞUM GÜNÜ

Resim6_2 Yaran
Bu ikisinin şu halleri, asabımın tepe taşıma sıçramasına neden olmaktadır. Bahçelerde bağlarda çektirdikleri bu keyf-i sefa fotoğrafları ile benim olmadığım zaman ve mekânlarda nasıl da mutlu olduklarını belgelemek istemişlerdir ki, yazıklar olsundur.

SULE2
Şule’nin beş yaş büyük abisi, resimde görülen demode pusetin içindeki henüz kapanmamış bingildağa parmağı ile kuvvetlice bastırmayı asla aklından geçirmemiş, onu kıskanmaya tenezzül bile etmemişti. Tam tersine onu çok sevmekte ve Şule’siz geçen ilk beş yılının acısını çıkartmak istercesine onu hiç yanından ayırmamakta idi. Şu resimlere esefle bakaraktan yine mazının arşivini kurcalayıp, bildirin turnalarını basıma toplamak mecburiyetinde kaldım.

SULE1

ASRIN UÇURTMASI
Şule’nin abisi, 1960 yılının en yüksek teknolojisini kullanarak muazzam bir uçurtma yapmaya karar vermiş, bu iş için gereken pılışını pırtısını ve Şule’sini yanına alarak bahçelere bağlara tezgâhini kurmuştu. Metrelerce mavi yağlı kâgidi yerlere sermişti. Uçurtmasının iskeletini teşkil edecek kargıları boklu derenin kıyısından toplayıp, derin geometri bilgisinin ışığında ölçüp biçerek işe koyulmuştu. Heyt be idi ! Böyle bir şaheser Tarsus semalarında salınarak dosta düşmana nam olacaktı. Bu 60 model muhteşem uçurtmanın ebatlarının Şule’den büyük olması, Şule’nin abisine olan derin hayranlığını ve muhabbetini ikiye katlamıştı. Karşıdan bakılınca ekip çalışması gibi gözüken bu faaliyette Şule’nin asıl görevi, kahve dövücünün “hık” deyicisi olmaktan öteye gitmemekte idi ki, oh canıma deysindi. 

SULE4Abisinin dün planlayıp hayata geçirdiği halter tasarımı, yerde boylu boyunca yatmakta idi. Üzerinde “En Nefis Ayvalık Zeytinyağları” yazan iki adet tenekenin arasına uzunca bir demir boru sabitlenmiş, içlerine bolca çimento tepilerek açık havada kurumaya bırakılmıştı. Bu garabet tasarım da yarın, hayırlısı ile “Halter” adı altında kullanıma hazır hale gelecek ve Şule’nin sevgili abisi Timur’un fıtık olmasına vesile olacaktı. Şule, uçurtma ve aynı zamanda halter uzmanı abisinin akıllara ziyan icraatlarını seyretmek üzere, Allah kısmet ederse yarın halter haline dönüşecek zeytinyağı tenekesinin üstüne tünemişti. Abisinin yağlı kâğıdı uçurtmanın iskeletine rabt edişinin her safhasını, başını sallayıp “hık” diyerek onaylamakta, kafasının iki yanından Halep keçisinin kuyruğu misali sarkan örgüleri de bu vesile ile havada geniş daireler çizmekteydi. Allah muhabbetlerini arttırsındı. 

Elma çekirdeğinden bile ufak gözlerimi nefretle kısarak, hışımla yanlarına doğru seğirttiğimi gören Şule, abisinin kulağına eğilip;
– Bela geliyorum demez abiciğim. Birnur belası, en Allahın cezası hali ile buraya doğru geliyor haberin olsun” dedi.
Üç-dört yıl önce dünyaya gelişimden beri müttefik devletler halet-i ruhiyesi içerisine girerek, bana karşı süne zararlısı mücadelesi vermekteydiler. Müşterek abimiz;
– Boş ver muhatap olma. Cahille muhabbet, ısırgan otu ile taharetlenmeye benzer. “Kışt” de gitsin diye fısıldadı.
Dört yıldır yanlarında yörelerinde gezinmeme rağmen hala nelere muktedir olduğumun farkında değillerdi. Boyumun kısa olmasından istifade edip, hakkımda ileri geri konuşmaları asabımı bozmaktaydı. Yerde bütün ihtişamı ile yatmakta olan altı köşeli şeyi gözüm bir yerlerden ısırıyordu ama ne işe yaradığını bilmediğimden sordum;
– Bu ne? Ben de bundan istiyorum.
Abim olmayan bıyığının altından kurnazca gülerek lafı değiştirmeye tevessül etti;
– Ooo, aman da kimler gelmiş nerelerde kaldın, ekâbir bezme geç gelirmiş, biz de gözümüz yollarda seni bekliyorduk. Ama şimdi git arka bahçeye bir bak. Yenidünya ağacı gazoz açmış, bir şişe kopartıp iç de asabın düzelsin, deyip sinirimi iyice zıplattı.
Tekrar sordum;
-Bu ne? Bundan ben de istiyorum, üstelik bunu istiyorum diye ciyakladım.
İkisi birden;
-Uçurtma dediler.
Bu kadar eziyete hiçbir bünye dayanmazdı. Bunların yüzünden iyice huysuzlaşıp arsızlaşarak yıpranmakta olduğum için büyüyemeyip kavruk kalacağımdan endişelenmekte, evden kaçmayı bile düşünmekte idim. İnsanların bana sürekli “yapma-etme” demesinden bıkmış usanmıştım. Olanca sesimle;
– Ne demek uçurtma! Siz bana karışamazsınız uçurtacağım işte. Kimse uçurtmama engel olabilemez. Siz uçurtmayacaksınız, ben uçurtacağım diye bağırarak tepinmeye başladım.
Bu ikisinin müttefik devletler vaziyetine fevkalade içerlemekteydim. O yıllarda nedense ortalıkta “Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu” güfteli bir marş söylenmekte idi ve ben bu marşa hiç itibar etmemekteydim. Böyle kardeşler bal gibi de vurulurdu, hatta zindanda bile boğdurulurdu. Neden vurulmasındı ? Benim açımdan bir sakıncası yoktu.

SULE5

BEN DE UÇURMATA İSTİYORUM
Kahve dövücünün “hık” deyicisi Şule, yılanı bile deliğinden çıkartacak tatlı bir dille abisine sordu;
– Abiciğim himmet edip bana da yarın bu uçurtmanın bir alt modelini yapar mısın? Kuyruğu sekiz metre olmasın da, varsın üç metre olsun. Yeter ki senin ellerin dert görmesin, Allah seni başımızdan eksik etmesin, Allah ne muradın varsa versin.
Ağzından bal akan kardeşinin yakarışları karşısında yağları eriyen uçurtma ustası, nezakete nezaketle cevap verdi;
– Ne demek hemşire, elbette yaparım. Senin gibi iyi bir çocuk için on beş metre kuyruklusunu bile yaparım. Elime mi yapışır? Dünyadaki bütün uçurtmalar köpeğin olsun. Burnuna tıktığın leblebilerden ölmeyip sağ kalırsan ben seni büyüyünce de sinemalarda, tiyatrolarda, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının konserlerinde gezdireceğim. Sen yeter ki burnuna kuruyemiş doldurmaktan vaz geç.

Artık bu kadarı fazla idi. Bunların karşılıklı muhabbetlerine daha fazla dayanmamın mümkünatı yoktu. Üstelik “Uçurmata” kelimesini yanlış telaffuz edip, sırf benim için olumsuz hale getirerek “UçurtMA” diyerek gözümden düşüyorlardı. Ağzımı gök kubbeye doğru açarak;
-Ben de uçurmata istiyorum, ben de uçurmata uçurtacağım, esas siz uçurtamayacaksınız diye bıkmadan usanmadan yıllar boyunca uluyarak ağladım durdum da, burnumun içinden bu uğurda binlerce yeşil baloncuk çıktı. Şule ve abisi; altigen, sekizgen, dörtgen uçurtmalarını Tarsus semalarında uçurdular ki canları sağ olsun.
Ablacığım doğum günün kutlu olsun.
Birnur

SULE6

                                                                                                                                                                       

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s