DR.ZAFER ÖNER’DEN “Aslolan yüksek mevkiler değildir”

Konu: Aslolan yüksek mevkiler değildir.
Aslolan yüksek mevkiler değildir.
Zamanında kilit noktalarda oturup ,rehberimde telefonları olan ve bazan da telefonuma çıkmayan kişilerin hepsi asıllarına döndüler.
Ben ise hâlâ onların telefonlarına çıkmamazlık yapamam. O mevkinin şaşaasına kapılıp kendini birhalt zannedenlerin hepsi tahtlarından indiler ve de çoğu unutuldu; değerli olanlar hariç !
Çevrelerinde korumalar , kapılarda karşılanmalar , kapılara kadar uğurlanmalar …
şaşaa ki ne şaşaa
Sanki onlar devletin değil de , devlet onların malıymış gibi dolaşırlardı.Aynı havalı davranışlar üniversitedeki idarecilerde de söz konusu idi.
Onların da yanlarına yaklaşmak , deveye hendek atlatmaktan daha zor idi.(Şimdi de bizm kafeteryada zaman zaman gördüğüm , hafif  C harfi gibi duran , kollar açık , efe efe yürüyen biri var ya , aslında birden fazlalar ya ; o kadar merak ediyorum ki kim olduklarını…siz nerden bileceksiniz benim bilemediğimi… Neyse. )Kazara hastaneye , bir devlet büyüğü geldiğinde , bizim elpençe divan durduklarımız , bu sefer onlara; devlet büyüklerine  elpençe divan dururlardı.
Zannederlerdi ki , böyle yalakalaşınca ,devletle olan problemler daha kolay çözülecek.  Halbuki hastanedeki üstün , hüsnü kabulün hemen ertesi gününde bile , kendilerine ; devlet büyüklerine ulaşılamazdı.
Bizim enufak bir ricamız hasıraltı edilirken , mesela maliyedeki , basit bir memurun yakını , hastanenin olmayacak bir yerinde işe başlayıverirdi.Mesela muvafakat vermek de çok zor bir işti.
Sen , mesela , baştakiyle olan samimiyetine güvenerek , ve de makul mazeretleri olduğu için bir memura muvafakat istersin. Çünkü memurcuk seni adam yerine koymuş , ve yardım dilenmiştir.
Baştaki  sana bunun mümkün olmadığını , ballandıra ballandıra anlatır.
Sen de gidip memurcuğa  dersin ki , saf saf ; kusura bakma bu iş imkânsızmış.
Birkaçgün sonra memurcuk , muvafakatini alıp gider. Bu arada , daha sözü geçen birisi muvafakat işini çözmüş ! Sen kala kalırsın.
O baştaki kişi , daha muteber kişiye  ; “ya üstadım kusura bakma , bu iş kanunsuz , hem daha önce yakın arkadaşıma bile bu işin mümkün olmadığını söyledim ,yapamam.”diyemez.
Çünkü böylesi bir davranış için , insanın bazı hasletlerinin olması gerekir.
Kanun , kural bilmesi ve uyması gerekir.

Ertesi gün bu iğreti makamda oturan kişiliksiz kişi ile , yani yakın arkadaşın olduğunu sandığın kişi ile  karşılaşırsınız … Mal pişkin , sanki hiçbirşey olmamış gibi…
Lahavleee…

Bu ülkede hiç mi , bir şeyin protokolü yoktur? Hiç mi , bir şeyin sistematiği yoktur?
Hiç mi süzgeçleri yoktur bu insanların?
“Ben bu usulsüzlükleri kılıfına uyduruyorum ama , bu cami de bu kılıfa sığmadı ”
diyemez mi , göremezler mi ortamı ne hale soktuklarını bu idareci takımı?

Bu , değerli olamadan , önemli olan insanların ,bu ihtişamlarının altındaki psikolojik sorun nedir , bu fakir ülkenin güzel insanlardan toplanmış vergileri , böylesine çarçur etmelerinin , arkasındaki bu insafsız  davranışın sebebi nedir acaba?

Asıl işi götüren hekimlerin ,odalarının bu pejmürdeliğine karşın , idarecilerdeki süslü püslü odaların varlığı vasıl açıklanır?

Zamanında nöbet odasında tuvalet olmadığı için , nöbet odasına boş serum şişesi ile giren arkadaşlar olurdu. O zamanlar altışar  kişilik koğuşlar vardı. Tuvaletler de a laturka idi. Halkımızın da tuvalet terbiyesi malumolduğu için.
Vay başımıza gelenler…

Nereye vardırmak istiyorum ?
Hekim itibarına….

Hekimi itibarsızlaştırmadaki ilk adım, meslektaşlarımızdan gelmiyor mu dersiniz?

Öğrencilerinize , asistanlarınıza , altınızdaki öğretim üyelerine ve hatta eşitlerinize ve de hatta kıdemsizlerin daha kıdemlilere …hatta öğretim üyesi düzeyinde…
… davranış şekillerine bir bakar mısınız ?

Yüzüne bakmaz , azarlar gibi konuşur…

(Bir Cemil amca vardı.
Birgün , bir adam , yoldaki bir başka adama bağırıp duruyormuş:
-sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ha , söyle biliyor musun!
Cemil amca dayanamamış , yapışmış adamın yakasına:
– söyle , lan sen kimsin?  Zor kurtarmışlar elinden , kim olduğu meçhul adamı!)

Bu konuda yani itibarsızlaştırma konusunda ,kendinizi fazla yormayın.
Nasıl olsa pek yakında bütün hekimler , hastane sahiplerinin ve idarecilerinin kölesi haline gelecekler ve “İTİBAR” denilen şey, biz hekimler için , bir bayan ismi olmaktan öteye bir anlam taşımayacak!
Artık hekim değil , performansına göre değerlendirilen işçiler olacaksınız.
Ve idarecilerimiz de hekimler arasından seçilmeyecek!
Böyle havalı rektörler falan , masal olacak. İstediğini istediği gibi gerçekleştiren , kendisinden hesap sorulamayan, kurul – kural tanımayan.

İdareci sizi çağırıp diyecek ki :
ya bana bak ! Sen bana verdiğin CV’inde , bir arkadaşınla beraber bir ödül kazandığını söylemişsin. Halbuki o ödülde ölen bir hocanın ve bir başkasının ve altı yabancının da isimleri varmış. Ve ölen hocan o işin bir numarasıymış. İsmini verdiğin arkadaşın da , osırada sadece mevki sahibiymiş. Hepiniz on kişiymişsiniz , sen sadece ikinizi saymışsın.
Bu ne iş ?
Yakıştı mı?

Bu araya bir hatıramı eklemem lâzım:
Birgün bölüm tefonundan bir hocam aradı. Dedi ki -hemen odama gel. Koşarak gittim. Önünde bir ayva var. Kabuğunu soydu. Bir dilim verdi. Yedim. Teşekkür ettim. “Buyrun emredin hocam” dedim.
“Bir dilim yeter , fazlası midene oturur ” dedi.Arkasından ,
Ayvayı yedin işte hadi git! Dedi. Ben de çıktım gittim.
Beni severdi , ben de onu sayardım.

Yıllar sonra , bizim bölümün tamiratı nedeniyle göğüs hastalıkları bölümüne geçici olarak taşındığımızda , onun oturduğu odasındaki masaya , genel cerrahi anadilim dalı başkanı olarak oturma şerefine nail oldum.
Ne İzzettin Barış hoca vardı , ne de bana ayva ikram edecek bir başkası…
Ama her akciğer hastalıkları konsültasyonu gerektiğinde , değerli hocamı hatırladım.
Ona Allah’tan rahmet diliyorum.
1980 de ERİONİT isimli asbeste benzeyen maddeyi , mezoteliomalı hastalarda saptamış olağanüstü bir epidemiyolojik araştırmayı başlatmıştı.
1987-88   ve  1990  ve  1991  ve 1994  ve 1995  ve  1997 ve 2008 de  çeşitli ödüller kazanmıştı!
Onu en son eşinin papiller tiroid kanseri ameliyatını yaptığımda görmüştüm.
Unutulacak adam değildir.
Ruhu şâd olsun.

Hastane sahipleri ile ilgili senaryolara devam edelim;
Ya da diyecek ki :
Bana bak hoca. Ben öyle yayından mayından anlamam.
Ben senden istediğim randımanı alamadım.
Daha çok çalışman lâzım , aksi halde bu iş böyle gitmez. Haberin ola.
PERFORMANSIN düşük. Hiç hasta çekemedin.
Maaşını düşürürüm haaa!

Ya da diyecek ki ; kardeşim elini attığın elinde kalıyor. Dikkat et.

Ya da diyecek ki ; dünyanın parasını harcadın , araştırma yaptın, kasaya beş kuruş girmedi.
Ne patent var , ne para !

O nedenle farklı yerlerde de olsanız.
İyi insan olmak hedefinden şaşmayınız.
İtibarınıza dikkat ediniz.
Hocalarınızın hakkını yemeyiniz.
Kendi kendinize kötülük etmeyiniz.
İnsan itibarını kendi elleriyle yüceltir veya yok eder.
Kendi kendini itibarsızlaştıranlardan olmayınız.
İstenmediğiniz yerlere zorla girmeye kalkmayınız.

Kazık kadar olmuşsunuz hâlâ torpil peşinde koşuyorsunuz ; koşmayınız.
Arkasından konuştuğunuz idareciyle yemek yemeyiniz.  Ya da arkasından konuşmayınız.

Cemil amca birgün atarabasına bağlı bir atı , kırbaçla acımasızca döven bir adam görmüş.
Arba tıkabasa yüklü , yol da yokuş. Hayvanın gücü yetmiyor.
Arabacı da kırbaçla vurdukça vuruyor.
Cemil amca dayanamamış , almış elinden kırbacı adamın , başlamış arabacıya vurmaya..
Bir taraftan da bağırıyormuş :
“Hayvan öyle dövülmez ; hayvan böyle dövülür ”
Bu adamı da zor almışlar elinden , rahmetlinin!

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: