DR. ZAFER ONER’DEN “Yaşı bana yakın olanlar hatırlar”

Konu: Yaşı bana yakın olanlar hatırlar.

Yaşı bana yakın olanlar hatırlar.
Birgün , bir muhalefet milletvekili , iktidara bir soru önergesi vermiş.
Tıp fakültelerindeki eğitim düzeyinin  düşüş sebepleri , nelerdir diye…
Malûm ;eğer bir konuyu sürüncemede bırakmak istiyorsanız , o konuyu komisyona havale edersiniz ve bitirirsiniz .
…ve bir komisyon kurulmuş.
Bütün partilerden ; temsil sayıları ile orantılı olarak kurulan bu komisyon bütün tıp fakültelerini dolaşmış ve son olarak da bizim üniversiteye gelmişlerdi.

Komisyon başkanı , hocalarımızdan söz isteyenleri dinliyor ve gerekli notlar da alınıyordu.
Fakat kimse benim düşündüklerimi söylemiyordu.
Ben de söz aldım ve kürsüye çıktım.
Dedim ki:
“Eskiden , ben öğrenci iken ,bizim sayımız çok azdı.
Herkes birbirini tanırdı. Ne hoca ne de öğrenci kaytaramazdı.
En geniş salonumuz , en fazla 100 kişlikti. Sıraların tamamını da dolduramazdık ; sayımız altmış kadardı.
Gerektiğinde Rektörümüz hepimizi(tıp, hemşirelik,sosyal çalışma, psikoloji…) bu sınıflardan birine toplar , ne gibi sorunumuz olduğunu sorardı. Dikkat isterim ; rektörümüz biz öğrencileri muhatap alıyor …
Ancak sizler iktidar olduktan sonra , sınıflarımız büyüdü ; şimdi 500 kişilik sınıflar oluştu. Öğrenci hocayı , hoca öğrenciyi tanımaz oldu.
Alet isteriz vermezsiniz , fax isteriz , telefon isteriz vermezsiniz , kışın soğuktan , yazın sıcaktan şikayet ederiz aldırmazsınız v.s.
Siz olsanız olsanız tahkikat komisyonu olursunuz ve ancak kendinizi tahkik edebilirsiniz…
Ben bu şekilde verip veriştirirken , komisyon başkanı da ayağa kalkmış bana veriştiriyor:
Ben istesem sizi ayağıma çağırırdım , şu anda burası TBMM sayılır. Siz suç işliyorsunuz. Dikkat edin sizin sözünüzü kesiyorum.Oturun yerinize.  Siz belli mihrakların temsilcisi olmalısınız v.s.
Tam da bu sırada o zamanki dekanımız , kürsünün önüne gelmiş ve bana ; kıpkırmızı olmuş yüzü ile ; tamam Zafer , artık konuşma , sus…
Ben de ” tamam hocam zaten söyleyeceklerim bitti dedim ve yerime oturdum”

Ortam biraz yumuşadı.
Komisyon başkanı ; amaçlarının  sorunların çözülmesi olduğunu v.s. söyledi.
Sonra Plastik ve Rekonstrüktif cerrahi başkanımız söz istedi ;
Ve benim sözümün kesilmesini protesto ederek ve de fikirlerime aynen katıldığını söyleyerek toplantıyı terk etti.
İkinci sırada bir yere oturdum gözümü de komisyon Başkanının gözünden ayırmadım.

Ben osırada ,hani derler ya ; zurnanın son deliğiğim.

Daha sonra beni sevdiklerini söyleyerek , sözlerine başlayan hocalarımın hepsi ,
böyle davranırsam kendimi MAMAK askerî garnizonunda bulacağımı anlatıp bana tavsiyelerde bulundular. İnşallah başına birşey gelmez temennilerinde bulunarak ; birkaç gün korku ile beklememe sebep oldular.

Halbuki  AYDINLAR DİLEKÇESİ  nedeniyle daha önce Mamak’ta bulunmuştum:
Hakim bana:
-Seni imzalaman için kimse zorladı mı?
-hayır aksine , hocam imzalamamı istemedi.
– sen kimseye imzalattın mı?
-hayır
-yazılırken katkıda bulundun mu?
-hayır ama muhtevasına katılıyorum! Bir toplantılarında da bulundum , sadece dinledim. Aziz nesini görmek için gitmiştim. Çay Servisi’ne yardım etmiştim.
-sen ne iş yaparsın
-cerrahım
-hergün ameliyat mı yaparsın?
-hayır , salı ve cuma günleri yaparım.
-bugün salı , senin ne işin var oğlum burda , hadi git ameliyatına!

Ne hakim miş be !
Şimdi olsaymış , herhalde Silivri’de Haberal’ın yanında bulundum kendimi!

Bir de ,
O günlerde pekçok  üniversitede , sudan sebeplerle , birçok kişinin üniversite ile ilişkileri kesilmişti.
Benimse sadece özlük işlerim , beş yıl  kadar durduruldu.

Sadece , şimdi rahmetlik olan bir hocamız , bu dilekçeyi imzalayan  dört kişinin ilişiğinin kesilmesini istemiş ,
bir diğeri de , gönüllü soruşturmacımız olmuş ve beni her gördüğü yerde , görmezden gelmiş , hatta yolunu değiştirmişti.
Halbuki daha önceleri , bu hocamla , Beytepedeki uyduruk bir sahada birlikte ve de defalarca futbol oynamışlığımız bile vardı! Ve de beni severdi.
Yani bu rahmetli hariç ,  ilişiğimizin kesilmesi hiçbir zaman gündeme getirilmemişti.

Şimdi olsaydı ne olurdu acaba ?
Hafazanallah!
Benim anladığım kadarıyla , bir insan ne kadar dinci ( dindar demiyorum) olursa  , o kadar kindar ve de gaddar oluyor galiba.
Ne kadar tekke ,zaviye ,tarikat ,cemaat işin içine giriyorsa , o kadar  acımasız ve kendi , görüşündekilere kayırmacı ve hak yiyici oluyor , ister istemez!
Halbuki sivil toplum örgütlerindeki amacın  kişisel değil toplumsal olması gerekmez mi?
Hani şimdilerde tarikatlara falan sivil toplum örgütü gözü ile bakılıyor ya!

İşte bakın , her Allah’ın günü uygun olmayan , habersiz , tepeden inme atamalar fasılasız devam ediyor.
Herhalde birlikte oldukları ayinlerde ya da toplantılarda , herneyse , aldıkları görevleri yerine getirmek zorunluluğu var! Aksi halde ne yaparlar bilmiyorum! Herhalde çok tehlikeli olsa gerek…
Daha önce de anlatmıştım , biraraya geldiklerinde , kol kola girip Allah hu deyip esirirler ve kendilerinden geçerler ; herhalde o sırada artan endorfinle tarafsızlıklarını kaybediyorlardır.

Herkes istediği her grubun içine girebilir. İster A tipi, ister B tipi , ister F tipi her ne isterse …
Ama o kişiler aynı zamanda bizim HACETTEPE OKULUNUN DA İÇİNDE OLDUKLARINA GÖRE ,
nasıl oluyor da HACETTEPE’nin , yani kendi hacettepe grubunun çıkarlarını , diğer grubunun çıkarlarına peşkeş çekebiliyorlar!!
Yani burada şeyhin , Şah’ın, şıhın, üstadın etkisi ne menem bir şey ki bir kurumu alt üst edebiliyor.
Bakın iki polis koleji , F tipinin işgalinden kurtarılamadığı  için kapatılmak zorunda kalınmış.
Acaba yarın bizim HACETTEPE’ yi de kapatırlar mı?

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s