ŞEYHÜLİSLÂM YAHYA EFENDİ VE SULTAN IV.MURAT

BEKRIİstanbulumuz’un BALAT semtinde gördüğümüz “Bekri Mustafa” sokağı ve üzerinde içki  ve uyuşturucu savaşçısı “MAVİ AY” kurumunun görkemli duvar ilânı.

                                       
Akşamın nilgününde (lâciverdinde) güney göklerinde parıldayan Jüpiter
gezegenini izlerken  aman sakın küçük dilinize mukayyet
olasız ki maazallah hayretinizde “gurp” diye
yutuverirsiniz de asla sorumluluk neyim kabul
etmeyiz. Hele bir de dürbünle baksanız Hz.Galileo’nun
1630’lu yıllarda keşfettiği dört adet uydusunun da ip
misali Jüpiterimizin yanında dizilmiş olduğunu da
görürsünüz ki, başlar fikirleriniz uçuşmaya.
Hz.Galileo’dur “amanın Jüpiterimiz yanındaki bu
yıldızlar da nice ola” diye efkâr (fikirler) yürütmüş, kendi icadı
gök bakıcıyla az bir az dikkatlice bakınca, bunların
yıldız değil, Jüpiterimiz’i tavâf etmekte olan uydular
olduğunu görünce, bunları, İo, Ganymede, Callisto ve
Europa diye adlandıravermiştir .
Tam bu sırada ise sultan IV Murat, içki yasağını
fermanlayıp, bizzat kendisi İstanbulumuz’un sokaklarında
tebdil gezip ayyaş aramakta iken nice kelleler
uçurmuş, hatta rivâyet oldur ki meşhur ayyaşımız Bekri
Mustafa ile de bu tebdil gezintiler sırasında
karşılaşıp kendisini saraya aldırıvermiştir.

Valla ben de Sultan IV. Murat’ın ünlü Şeyhülislam’ı Yahya
efendinin yalancısıyım : Yahya efendi güya meyhaneyi
kendisi hiç görmemiş ama, görenlerden işitmiş
ki, harâbat (meyhane) sevinç arttıran (neşat-efzâ), gönül
açan (dil gûşa) bir yer imiş.

“Harâbatı eğerci görmedik amma görenlerden işittik
Bir neşat-efza makam-ı dil gûşa derler”
(Şeyhülislam Yahya efendi)

Her zaman verilmiş sadakamız bulunduğundan,
hattâ seyyaramızda (aracımızda) devamlı mavi göz
boncuğu da bulundurduğumuzdan, bu çeşit durumlardan,
Hüdâ’ya şükür, asla korkmamaktayız da,
nedendir bilinmez,  bakın vakit öğle oldu,hâlâ Mecnun gibi
titremekteyiz..

Gelelim sohbetimizin zamirine: Kadın
arkadaşlarımız sakın ola alınmasınlar ; meclisimizden epeyce taşra (dışarıda) bazı kadın sürücüler vardır ki, araç kullanırken  nazarlarını (bakışlarını) asla yaptıkları
ise yoğunlaştırmayıp hepimizin hayatını tehlikeye atmaktadırlar.
Sabahın mahmurluğu içinde seyyaramıza süvar olmuş (Aracımıza binmiş)
 masûmane ekmek teknesine
doğru gitmekteyiz. Sesimizin oldukça nahoş olduğu bu fakire birçok kez belirtilmiş olduğundan, topluma açık
yerlerde türkü çığırmaktan özellikle  kaçınırız. Lâkin, araba içinde  yapayalnız olduğumuz durumlarda, hâliyle, müzik sidisinde çalan şarkılara yüksek bir
sedâ (ses) ile de, hasbel kader eşlik etmez de değiliz. Yine
bu sabah uykudan yarı açık gözlerimizle araba
kullanırken, “Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben
hâlime” şarkısını Zeki Müren’e eşlik ederekten yüksek
bir avâz ile taganni (söylemekteyiz) etmekteyiz ki birden uyanıp da ne
görelim ?..  Genç bir kadın bir yandan arkaya bakma aynasına nazar
edip dudak boyasını tazelemekteyken aniden aracımızın önümüzü “hırp”
diye kesip bizim şeritten ağrı bir geçişi var ki ..
Korkudan siyahciğerimiz ağzımıza gelip, elimizdeki
traş makinesidir, “cuup” deyip kahve fincanımız içine
bir düşsün, hatta diğer elimizdeki cep telefonumuz ise
ser-i pay (baştan ayağa) kahveye bulanıvermiş idi. Can
havlimizle şarkımızı hemen kesip anında baş
parmağımızla damağımızı kaldırmak zorunda kalmış idik
ki, işte bu sebepten araba kullanırken dudağa boya
çalan zihniyete hep karşı olmuşuzdur.

                                                                                                                                                            “Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben hâlime”      (TIKLAYINIZ)    

https://music.youtube.com/watch?v=2JHusl4syb8

“Mescitte riymişler (iki yüzlüler) etsin ko riyâyı
Meyhaneye gel kim ne riyâ (ikiyüzlülük) var ne de mürâi (iki yüzlü indam)”
(Şeyhülislâm Yahya)

Sizi bilmem amma doğrusu biz Bercisimiz’in (Jüpiterimiz’in) güneş sistemimizdeki bulunduğu yerden gayetle memnun bulunmaktayız. Neden derseniz ;
bu devâsa gezegen güneşimiz çevresinde öyle mükemmel
bir yörüngede dönmektedir ki uzaydan bize doğru gelen
hemen tüm koca taşları, elektrikli süpürge misâli,  “hüüp” deyip içine çekmekte,
böylece sevgili dünyamızı taşlanmaktan korumaktadır.
Jüpiter’imiz olmasa idi bu fakir başımıza nice taşlar
yağar idi bilesiniz.

“Peymânesini (kadehini) her kişi doldurmada bunda
Şimden gerü bu meclise meyhane desunlar”
(Şeyhülislam Yahya)

Güneşimizi çevreleyen tüm gezegenleri bir araya
getirseniz, yine de Jüpiter’imiz ( Bercis’imiz) büyüklüğünün yarısına
bile erişemez. Üstelik Bercisimiz’in dış yüzü tümüyle gaz halinde
olup, merkeze gittikçe yoğunlaşan bu gazlar
gezegenimize çarpan gök taşlarını pamuk dağına düşen
çakıl taşı misâli “pof” diyerekten nâzikçe içine alıp
yutmaktadır ki görenin hamiyetinden gözleri yaşarır.

“Sun sâgarı sâki bana mestâne desûnlar
Uslanmadı gitti gör o divâne desûnlar”
(Şeyhülislam Yahya) (sâgar=kadeh) (mestâne=sarhoş)

Asağıda Fakirin gökbakıcısından (teleskopundan) Jüpiter’imizin güzel bir görüntüsünü hizmetinize sunmaktayız. (Sadan sola Bercis ve uyduları ; Io, Ganymede, Callisto, Europa)

“Aşka kâbil dil mi yok, şehr içre ya dilber mi yok
Mest yok mecliste bilmem, mey mi yok sâgar mı yok”
(Şeyhülislam Yahya) (dîl=gönül) (mest=sarhoşluk) (mey=içki)(sâgar= içki kadehi)

İçkiye bu denli ôvgü yağdıran bu büyük ozanın nasıl
Şeyhülislam (Diyanet başkanı) olduğu bir yana, IV Murat sultanımızdan
kelleyi nasıl kurtarıp da doksan yaşına kadar yaşadığını
bilen varsa bu fakire de söyleyiversin, çok sevaptır.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun,
Fakir-i pür taksir,
Dr.Timur Sümer

HUBBLE teleskopundan Bercis’in güzel bir pozu.

JUPITER

AŞAĞIDA BALAT’TA GİZLİCE GÖRÜNTÜLEDİGİMİZ CUMA NAMAZINA KOŞAN İSMAİL AĞA CEMİYETİNIN GARİP ÇOCUKLARI

Leave a comment