CENAP’IN FENTON ZİYARETİ

 

CENAP1

CENAP2

 

25 NISAN 2006

ALDI CENAP

Sümer ailesi bize yine muhteşem misafirperverliklerini yaptılar, Cuma akşamı
ölmüş tavuk, Cumartesi akşamı da ölmüş dana yedik.
Cuma öğlenden sonra transatlantikte Kaptan Sümer’e tayfalık yaparaktan
“karın tokluğuna” çalışma gereksinmesini yerine getirdik.
Bu tenezzühün en önemli tarafı tarihte misli görülmemiş “çorap överboaaaard…!” acil
çağrısına, kaptanımız bir rescue mission’a girdi ki ne demezsiniz. Koskoca
okyanusta benim ufaklığın kokmuş çorabını “elinle koymuş gibi” buldu, tabii
karın tokluğuna çalıştırdığı ben tayfa da canını tehlikeye ataraktan
“çorap”nesnesini, devasa dalgalardan ve korkunç deryadan
kurtardırtdı.
Cumartesi gündüzleyin tayfasını bu defa arabasıyla gezdirdi, “olmaz ilaç
sine-i SAD-pareme” diyerekten zavallı kaptanın varlığından haberinin bile
olmadığı “SAD (sod)” pareyi bulup, Erenben ailesini
bu defa da bahçesinde ırgat olarak çalıştırdı, eee naaparsın akşama
karın doyurmak gerek…!
Cumartesi akşamı Atilla ve Ece de geldiler, hayat hikayemizi şimdi gari onlar da bilmekteler.
Bu arada da çok güzel olmuş ve yanmış steak’leri yedik hem de hafiften
kafaları bulduk.
Ömer gelemedi, zaten Ali ve Kamil baştan su koyuvermişlerdi, işte resimlere
bakalar da çatlayalar.
İnceliğin ve zarifliğin timsali olan Nilüfer bizleri çok şımartaraktan pek
muhteşem ağırladı. Deryaya bakan odayı bizlere verdi, muhteşem manazaraya
karşı pek bir güzel uyuttu bizi.
Yalnız hüsrana uğradığım bir konu oldu, her iki doktora da çok önemli bir
konuda (rektal katı/sıvı/gaz fizik kuralları ile ilgili) bir soru sordum,
cevabını alamadım. Zannederim sorumu yanıtlayabilmek üzere her ikisi de
yeniden birer ihtisas yapmaya karar verdiler.
Fıstık Sümerler, herşeyler için çoooook teşekkürler, revanşını Ayvalıkta
yapmak üzere gözlerinizden puuuus ediyoruz.

İntik Cenap

 

26 NİSAN 2006

ALDI TİMUR

Sevgili Tarsuszede’ler: 

Biz bu İntik Cenap’ı kara gözleri kel kafası için
çağırmadık. Güzelim kızı Defne ve güzel karısı Lucy’i
misafir edelim de hoşça vakit geçirelim dememizle,
Cenap’tır, “yok onlar karı başlarına yalnız
gelebilemez, zatım getirsem gerek” diyerekten kendini
de davet ettirdi. Haliyle bunu duyan Ali, Ömer ve
Kamil “Yok oğlum, Cenap geliyorsa biz bu işte töbe
yokuz” diyerekten çamura yattılar ki doğrusu
ayıplamadım.
Devrisi gün Cuma oldukta, işten erken çıkıp, telaş ile
teşriflerini intizar etmekteyiz (şereflendirmelerini
beklemekteyiz), bir yandan da “ah güzel Allahım,
inayetinden sual olmaz, yoksam sana şükürler olsun,
yolu mu kayıp etti bu İntik Cenap” diyerekten dualanmaktayız
ki, heyhat ki ne heyhat, herif “zıp” deyip çıkageldi.
Meğersem alçağın elinde, coğrafya sınavında
ellen-trikli kopya çekmeye kıyas, “Cİ-Pİ-ES” tesmiye
tılsımlı bir alet olup, töbeler olsun, bu aletin inayetiyle insan kısmı
aklını gaip edermiş de yolunu asla gaip edebilemezmiş. Lakin ben
böyle tekne-lojisinin içine etmez miyim..?
Lucy ve Defne kızı hasretle kucakladıktan sonradır,
İntik’in da usulen elini sıktık.
İntik’dır, ayağının tozu kurumadan, “haydin gemiye
binelim, cığaramı gemide içecem” diyerekten hepimizi
gemiye süvar edip (bindirip) timur (demir)
aldıraraktan, fakir ise haliyle “kapudan” (kaptan)
olup, dalgalarla mücehhez Fenton golümüze açıldık.

İntik Cenap’ımız, “radyoda müzik bulacam” gayretine soyunup,
ossaat gemimizin radyosunu, sidi çalıcısını ve de tüm
ışık sistemini battal eyledi.
Ardındanda güzel Defne’nin pembe çorabını gölde yuğmak muradıyla rüzgardan ağrı fora etmesiyle ,
“lan oğlum şu çorap kaç kuruş ise verelim adamı
uğraştırma” diyerekten dönenmekteysek de, tenezzühün mabadını koca gölde çorap aramakla heba ettirdi. İskele cenahından tepe üstü göle sarkaraktan çorabı gölden toplamakta iken, fakir Lucy’e dönüp, “At bir tekme de kel tepesi üstüne düşsün gölün içine, pislik temizlensin” diye yalvarmaktayız da, Lucy’dir, basireti hepten bağlanmış olup, “Etme Timur abi, çocuğumun babasıdır” diyerekten bizi bir güzel acındırdırdı ki, heyhat, alın yazımızda bu pislikten kurtulmak asla yok imiş.

Karaya pay (ayak) basmamızla, İntik’dır, “açıktım, tiz
yemek isterim’ diyerekten rezilliğe başlayıp,
söylemesi ayıp, önceden hazırladığımız tavuk etlerini
mangalda, bu mülevvesin (pisin) “yok oğlum şu pişti,
yok yok bu yandı” nidalarına rağmen kebap edip tazakkuma
(zıkkımlanmaya) çöktük. Saniyen, bu Intik’i adam yerine koyup da alıp soğuttuğumuz bir kasa biraya burun kıvırıp, “ben artık
bira içmemekteyim, Votka gelsin” diyerekten, ” Lan
oğlum burası Agop’un meyhanesi midir ?.. Votka ne gezer”
dememize rağmen, bi-hicap (utanmadan) cıngar çıkarıp
sonunda, “madem öyle ise Cin içsek de olur” demesiyle,
mecburen ecza dolabından çıkardığımız yara temizleme
alkolünü ikram etmemizle, koca alkol şişesini bitirip,
“ohh be.. Cin olur da böyle mi olur.. böyle tevatürünü
töbe içmemiş idim, kesene bereket, ölmüşlerine rahmet” deyip, fakiri iltifatına mazhar eylemiş idi.
Akşam oldukta evden içre girip, bu görgüsüze gök
bilimi oyuncaklarımızı gösterdiysek de katiyyen
ilgilenmeyip, üstelik şark-ı cenup cihetinde
(güney-doğu) pırıldanmakla meşgul Jüpiter gezegenimizi
de gök bakıcısıyla göstermeyi önerdikse de “yok ben bu
Jüpiter’leri çok gördüm, bunların hepsi birbirinin
aynıdır. Yarın istasyona gidip trene bakıcam”
diyerekten hoşaftan anlamadığını bir kez daha itiraf
etmiş idi.
Saniyen, mutfağımız lavabosu altında aylardır
damlamakta olan su borusunun damlayan nahiyesini bir
bakışta bulup sıkıştırmasından, son gelişinde borunun
bağlantısını mahsustan gevşek bıraktığını da anlamış
olduk.
Ferdasi gün, bahçemizin kendi kafasına misal kellenmiş
bölgesine işmar edip “çayırdaki bu kel bölgeye ‘sad’ alıp yamamak
gerek” deyip, bizim ise bildiğimiz tek ‘sad’, “Olmaz
ilaç sine-i sad pareme”‘deki ‘sad’ olup kime sorduysak
bilemediyse de, iki saatimizi heba ettikten sonra tilkinin bakır sıçtığı bir mekanda zor bela bulduğumuz, yufka dürümü misali dürülmüş bir karışlık çimen otunu ateş bahasına alıp bahçemizin keli üzre kapattık. Bu işi yaparken de, bu Cenap rezili, “uf amma da belim ağrıyor” ayaklarına yatıp, hayasızca Lucy ve de fakiri “şurasına toprak atın !.., burasını sulayın !..” diye emirler vererekten ırgat
gibi çalıştırdı bu mülevves.
Derken, Hüda’nın bir lütfü, sevgili kardaşımız Attila Yaprak
ve de zarif eşi Ece teşrif ettiler de ‘sad’ belasını
savuşturduk.

Bu sefer mangalda söylemesi ayıp, paraya
kıyıp aldığımız, biftekleri de kebap edüp,
içkilerimizle ve de mavramızla geceyi öyle bir
coşkuyla sürdürdük ki, düşman çatlatmacasına.
Hatun kısmı ise, bu Tarsus’lu milletinin bir araya geldikte
neden bu kadar kıkırdayıp gülmeye soyunduğumuzu
katiyyen anlamadılar.
Ömrümüzün kalanında, kavuşmamız bol, ayrılığımız az
olsun.
Sırıtaraktan,
FPT Timur

CENAP3CENAP4

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s