EYÜP SELAHATTİN ÖYKÜLERİ

eyup selahattin-face book

Yıllar içinde biriktirdiğimiz Eyüp Selahattin’in sergüzeştlerini hizmetinize sunuyorum.

Eyüp’ün Kemik ortopedisi asistanlığına girişinin
gerçek öyküsünü geçmişte anlatmıştık. Madem yeri
gelmiştir, duymayanlar için yeniden besteliyoruz.
 
Sevgili Hacettepezedeler: 
Hepiniz şahitsiniz; Eyüp rezili bu fakire yine
sataştı; Allah ıslah etsin. Lâkin bizim de istemeyerek
cevap vermemiz zorunlu oldu. 
Eyüp günlerden bir gün fakirin yanına gelip,
Ortopedinin asistan olma şartlarının tam ona göre
olduğunu, velhâsıl başını vuracağını eyitmiş idi. 
Biz de gûya ilgileniyormuş gibi yaparaktan şartların
ne olduğunu sual ettiğimizde elindeki listeden bir bir
okudu. 
1. Sapına kadar erkek olmak 
2. 50 yaşından gün almamak ve askerliğini henüz
yapmamış olup, yapmaya da niyeti olmamak.
(“Oğlum bu psikiatri asistanlık şartları  değil miydi?” diye sorduğumuzda bizi tersleyip
psikiatrinin şartlarının daha bile ağır olduğunu
iddia etti.) 
3.Dahiliye ve Pediatri rotasyonlarından en az birer
defa çakmak 
4. Silkmede 40 koparmada 50 kiloluk çimento torbasını
havalara kaldırabilmek. 
5. Her ne kadar asistan adaylarının tümü erkekse de,
“n’olur n’olmaz” düsturu kavlince asistanlık sırasında
hamile kalmıyacağına dair noter huzurunda belge
imzalamak. 
İşte yüzü.. nice yalvardıysak da bu Eyüp’u caydıramadık
ve sınava girip, maalesef başarıyla asistan olmuş idi.. 
 
Gerisi kendisinin anlatması, vebâli de kendine ; aldı Eyüp : 
“Sınavdan bir hafta önce, Hacettepe kütüphanesinin
yerini, önceden hiç gitmişliğimiz olmadığından, sora
sora bulduk. 
Ortopedi rafındaki tek kitap olan 10 sayfalık
“Mufassal Kemik Ortopedisi” nâm kitabı ödünç alıp
bir hafta içinde sular seller gibi ezberledik ki
sınavda mahçup olmayalım. Sınava girmemizle, Şükrü
Bayındır hocanın en kazık sorusu olarak bilinen, “Kalp
nedir ?” sorusunun yanıtını, hâliyle önceden çalışıp ezberimize
almış olduğumuzdan, “Kalp adi bir kas parçası olup,
görevi kemiklere kan basmaktır, başüstüne hocam !”
diyerekten yanıtlamamızla, Şükrü hocamızın anında
didelerinden (gözlerinden) yaşlar süzülmüş, fakiri
kucaklayaraktan bağrına basmış, af buyurun alnımızdan, 
şakkadanak öperekten, “Türk milletinin yiğit evladı !!!
, memleket senden nice Nobel’ler bekliyor”
diyerekten, salondaki herkesi hıçkırıklara gark etmiş
idi..”
Tülay Sunman, Güler Erbil, Hale Günday gibi
ortopediye çok hevesli olan  sınıfımızın en güçlü kızları, çimento torbası kaldırmak için günlerce  çalışmalarına karşın, diğer şartları yerine getiremedikleri için, heyhat  sınava bile alınmamışlar idi. 
Timur 
 
 balik eyup
 
Date: Wed, 27 Apr 2005 
Sübject: Eyüp sultanı ziyaret
 
 
Sevgil Hacettepezede’ler:
e2e3
Bir sengine yekpâre Acem mülkünün feda olduğu şehr-i
Stanbula varmamızdan az bir sonra idi ki  telli
fonun ucundan Sevin’le konuştuktan bir an sonra , sağ
olası Sevin’dir bizi hop diye yeşil seyyaresine (arabasına)
bindirmesiyle, Nilüfer ve bu hakîri Kandilli sırtlarındaki
aşhaneye indirmiş idi. Bir de gördük ki arkası bize
dönük Boğaz’ı temâşa ile kendinden geçmiş az saçlı
bir âdemin, töbeler töbesi, Eyüp olduğundan kuşkulanıp, adını
ünnediğimizde sırım sırım sırıtıp ceylan misali
sekerekten bir geliş geldi ki derhal sarılıp salya
sümük öpüşerekten hasret gidermiş olduk. 
Eyüp’tür “Ille de sizi fakirhaneye götürsem gerek,
uzak değil aha şuracıkta” diye eyitince Nilüfer
Sevin’in, fakir ise Eyüp’ün arabasına süvar olup (binip),
az gidip uz gittik, dere tepe, düz değil, eğri
gittik, şehr-i Stanbul ardımızda gaip oldu ya, yolun hiç
bitesi yok…   Kıvrım kıvrım mı kıvranmaz, uçurum
kenarı mı dolanmaz, orman içre mi dalmaz,
korkumuzdan dua bilsek de okusak, Eyüp’e yağ olsun muradıyla
habire, “Tanrı Türk’ü korusun” deyu mırıldanıp,
dudaklarımız can korkusu ile uçuklara bezenmiş
olaraktan tilkilerin bakır sıçtığı bir yerde, deruun
bir yamaç ahikinde (tepesinde) kurulmuş, “Karakaş” malikanesine
ulaştık. 
Kimseler gelip de  bulamasın deyû buralara
taht kuran Eyüp ve nemelâzım, çok zarif eşi Tülin,
bizi malikhanelerinde dolandırıp, büyük teşrifât
salonunu, çepeçevre sedirli, şurasına burasına bakır
leğen ve abdest ibriği atılmış, divarına bağlama
sazı asılı, “Türk” odasını gezdirdiler.
Eyüp’ün “isterseniz saz çalıp türkü de söyleyeyim”  yollu tehditinden kurtulup, her bir yanı mermer döşeli, zerdûz (altın) işlemeli muslukları ve de  gümüş kakmalı mermer kurnalarıyla
mutazarrûf (zarifleştirilmiş), af buyurun, Türk hamamına duhûl olduk.
Burada dahî, “hamamı yakayım da yıkanıp bir güzelce abdest
alırsın” diyerekten ısrara başlamasıyla kendimizi Eyüp’ün
kendi elcağızıyla yapmış olduğu gıcırtılı merdivanlardan
besmele ile yukarılara tırmandırdık ve önce
teşrifât salonuna tepeden bakan ballı konuna (balkonuna) ,  sonra da insanı gülmekten öldürmek amacıyla “çalışma odası” diye adlandırdığı, duvarları arşınlarca kitap ile donanmış tefekkür odasına duhûl olduk. 
e4
EYÜP’ÜN KAPISI ÖNÜNDE
Emekli olunca okuyacağı kitaplar arasında
“Ortopedinin kemik hastalıkları ” nâm bir adet kitabı
da öğünerekten göstemesinin ardından, bu hakîri,  manzara-i
muhteşem  bir  “ballı kona” (balkona) çıkardı ki, bal kaç
para, buranın görüntüsüne töbe rakı dayanmaz. (Bakınız en aşağıdaki resim)
Ardından ise tuttu bizi ” Tunç” diyerekten çağırdığı
dünyalar sevimlisi kelpi ile tanıştırdı.
Tunç, Sıvas’ın Kangal yöresi aksanıyla havlayıp, bizleri görünce Eyüp’den ziyade sevinip oramızı buramızı yalamaya kalktı ki yaman taaccüb ettim doğrusu.
 Bahçe avlusunu dolanıp  meşhur “kar delen”
çiçeğini de karsız marsız görüp teşrifat salonuna
doluştuğumuzda, Eyüp’tür sanki sormuşuz gibi,
torununu  anlatmaya girişti. Tülin hanımefendi ise,
kocasının rezilliklerinden hicâp edip bizlere dem-i
tavşan (tavşan kanı) misâli çay ikram edüp gönlümüzü alırken, Eyüp
rezili eydür, yalanım varsa nâmerdim, “Bu çayı beş dakikada içtiniz mi içtiniz, yok ise haramdır ve de dökülmesi vâciptir”
diye eyitip, ağzımızı burnumuzu sıcak çay ile telef
ettirerekten bizleri kapu taşrasına (dışına) yol etti.
Sevdiklerimizce sual edilen, ziyaret-i Eyüp sultanın
kıssası tıpkısına böyledir.
“Gün gibi ayân oldu içime
Encâmı fenâdır bu gidişâtın”
FPT Timur
e1
e5
 ***
Sevgili Hacettepezede’ler:
Eyüp dilimizi kestirecekmiş. Varsın kestirsin; biz bu
yazıları ağız dilinden değil gönül dilinden ve de
elimiz yordamıyla yazmakta değil miyiz?
Çayımızı içtik oturmaktayız. Yemek ney de çıkarmadı
ki, kuru bir çay çıkardı, yanında bir kuru-âbiye (kurabiye) bilem
yok. 
Uzatmıyalım, “maaz Allah” hâfızasını yitirip 
Alzheimer olan tanıdıklarından söz etmekte. Lafın
sonunda “Hüda’ma şükürler olsun ki bizde böyle bir
durum yok; belleğimiz oğünmek gibi olmasın pek de
pırıl” deyip kulağının memesini çekerekten “çuuk” diye
öpücük sesi çıkarıp “TAK TAK TAK” diye masanın
tahtasına sertçe vurmasının ardından.., önce gözlerini
havalarda belerterekten beş on saniye duralayıp,
ardından da  içeriye avaz eylemiş idi; “Tüliiin, kız
kapı çalınıyor, sen mi bakacan ben mi bakayım”.
Yüzyirmidokuz milyon kilometre uzakta, saatte 36,000
kilometre hızla kendi halinde gitmekte olan Tempel
kuyruklusunu bir vurdular ki, görüntünün ışık hızında
bize ulaşması bilem 7.5 dakika sürdü. Ekte bu
çarpışmadan birkaç görüntü göndermekteyiz ki hayır
duanızı alalım.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Timur 
 ***
Azizim Hacettepezede’ler :
Eyüp mülevvesi yine hakkımızda bir yalan gülmece
uydurmuş ki, ağzımız nah şu kadar ap açık kaldı.
Herifte hicab ne arar; yiğitlik fakirde kalsın için,
ondan önce biz gönderelim istedik.
Hakir’i pür taksir,
Timur
 eyup
Sevgili arkadaşlar:
Bu Timur’un bunaklığını ne kadar anlatsam az.
Timur’la Nilüfer bize geldiklerinde, çayımızı içtik
konuşmaktayız. Hatunlar bitişik odaya geçmişler torun
konuşmaktalar. 
Herifte laf pek çok olup, bana bir gün
önce gittikleri lokantayı övmekle bitiremedi. Yok
balığı şöyleymiş de yok hizmeti böyleymiş…
Lokantanın adını sorduğumuzda ise bir türlü hatırlıyamadı da
başladı gevelemeye, “Tüh ulan.., neydi yahu.., hani
suyun içinde büyüyen bir bitkidir  de yaprağı su üzre
yüzer. Hani yaav çiçek açar da, ünlü ressam Monet bir
dolu resmini bile yapmıştır birader..dilimin ucunda
hay allah..” demesiyle, ben “nilüfer mi?” diye
hatırlatınca, “tamam birader” deyip içeri seslendi,
“Nilüfeer !!, dün gece yemek yediğimiz lokantanın adı
neydi yaav?”
Eyüp
 ***
TİBİA FİBULA; MİKSUS GODO EVRAKUS 
(Tibia ve Fibula= alt bacakta iki kemik)
 
Göğün laciverde dönüp de günün ağarmaya çalıştığı sabahın altı buçuğunda, güney cenahında Orion (Avcı) yıldız kümesi ve avcı’nın köpeğinin burnu olan göğümüzün o anki en parlak Sirius nam yıldızını izlemiyorsanız neler kaçırmaktasınız bir bilseniz…
Tevfik Fikret’in aşağıdaki şiirinden bir bölümünü yazdık diye bloğumuz yasaklanır mı dersiniz? 
 
“Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın gider ayak,
Yarın, bakarsınız, söner bugün çatırdayan ocak,
Bugün ki mideler kavi, bugün ki çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…
 
Yiyin efendiler yiyin, bu hân-i pür-nevâ sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin”
 
(Tevfik Fikret)
 
Fakirin, son yıllarda geliştirdiğimiz müthiş bir unutma yeteneğimize karşın, milattan sonra bindokuzyüzaltmışbeş senesinin Temmuz ayında, yalnızca iki sınıftan oluşan Hacettepe Tıp fakültesinin öğrenci birliği başkanı Ergun Göney’in kotardığı külüstür otobüs, Mamaris’e giden uçurumlu kıvrımlı yolları iki manevrayla alıp, herkesin korkudan nefesini tuttuğu bir sırada,”durdur şöfor abi” diyenin kim olduğunu hatırlamasak da, şimdilerde “Martı” tesmiye edilen otelin o yıllarda dünya cenneti olan arsasında yeller esmekte olup, kumsala çadırlarımızı kurdukta, o zamanlar cerrah çıkacağı meçhul Cihangir’i kumsalda yatarken kıçı dahil, tam dört cenahında akrep sokmuş olup, Cihangir’dir, heykel görmüş Taliban misali feryad edip dönenerekten her kimesneyi korkutmuş ve de dudaklarımızda beliren herpes simpleks (uçuk) lezyonlarıyla müterafik, aynı çadırda yatmaya hazırlanan Atilla Turgay, Eyüp Selahattin, Hikmet Pekcan ve de fakir, pijamalarımızı karanlıkta el yordamıyla giymekle, Eyüp’ün, “tüh lan, pijamaları da akrepli akrepli giydik” vecizesini ölümsüzleştirmek için sabaha kadar uyumak bir yana, korkumuzdan çiş için dahi çadırdan taşra çıkamayıp, küçük abdest ihtiyacımızı çadır içre giderdiğimiz nostaljik günlerde, Eyüp’ün iki su kabağını kaytanla bağlayıp yüzme çalışmalarını izlerken, geleceğin bu büyük kemik hocasının profesörlük tezi olan, “TİBİA FİBULA; KARIŞTIRAN ALLAHINDAN BULA” anlamına,”TİBİA FİBULA; MİKSUS GODO EVRAKUS”
nam eserini insanlığa kazandıracağını nasıl bilebilirdik ki?
 
“Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için
Gelmesin, reddeylerim billahi öz kardeşimi,
Gözlerim ebnâ-yi âdemden o kadar yıldı ki,
İstemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı”
Şair Eşref 
 
Ekimizde Jeff Thrush’ın muhteşem Orion (Avcı) bulutsu (M42) görüntüsünü, ve bu görüntüyü açıklamak için eklediğimiz Avcı’nın suretini ve  çizgi resmini bulacaksınız; sakın ola şaşırmayın. 
 
Sırıtaraktan, 
Fakir-i pür taksir 
Timur Sümer 
*** 
Azizim İlhan:
Mülevves Eyüp’ün sana yazdığı mektubu gizliden bana
gönderdiğin için sağ olasın. Ben de cümle aleme
duyurayım da herkes ESK’in ne mal olduğunu gözleriyle
okusun.
Timur
 
“Kemik takalım” procesi
— Ekarakaş@superonline.com wrote:
To: ilhanerkan@hotmail.com
From: Ekarakaş@superonline.com
Date: Wed, 24 Nov 2004 12:49:23 +0200 (EET)
Subject: [hacettepe70] Kemik transplantasyon
procemiz
 
Canim gardaşım, İlhan’ım benim:
Ne iyi ettik de telefonla konuşup Timur’u atlattık be
gardaş. Sayemizde, Ürolojinin bevliye valide bilim dalı ile
ortopedinin kemik hastalıkları valide bilim dalı
işbirliği ile insanlık tarihi en büyük procesine
kavuşacaktır. 
Bu sefer Mobel tıp ödülümüzü Hüda’nın
izniyle Timur bilem engelliyemez. Mobel ödülünün en
başına fakirin  namının konmasına haliyle,bir itirazın
olabilemez de, ben yine de söyliyeyim dedim. 
Parayı da yüzde 90 bana, yüzde 10 da sana olaraktan kırışırız.
 
Bilirsin, fakirin hayatta en büyük amacım, rabbim izin
verirse, sırf insanlığa hizmet olsun deyu, insanımızın
vücudunda kemiksiz hiç bir organ bırakmamak. Bu
cümleden olmak üzere, ağzına sağlık olsun, sen ille de
oraya uyluk kemiği takalım diyorsun ama bence kaval kemiği
takmak daha uygun olur. 
Kimbilir senin elinden niceleri geçmiş olduğundan, senin bu konudaki uzmanlığına saygıdan donumuza bilem işeriz. Lakin
kaval kemiği takarsak icabında az bi üflemeyle yanık
yanık kaval sesi de duyulur ki ilişkilerin romantikliğine doyum olabilemez?
 
Dün gece aya bakaraktan yazdığım duygu dolu bir
şiirimi de önce senin sonra da insanlığın hizmetine
sunayım dedim. 
Timur dedi diyerekten aya bakıyorsam namerdim.
 
BİR AĞACIN UCUNDAN SARKMIŞTI AY VADİYE
YARİMİN POPOSUNU ISIRDIM AYVA DİYE.
 
Romantikliğime dikkat isterim…
Kal sağlıcaklan da, iyice bir tikkat et, bu yazı sakın
ola Timur mayağının eline geçmeye.
( Hamiş ola ki: Dünkü Gassay maçında rabbimin
huzurunda Ankara Gücü’müze yapılan haksızlığı dünya
alem görmedi mi sanıyorlar? İçimden kendi kendimi
intihar etmek geçiyo billa)
Şapırttım seni,
Eyüp
 
 ***
Eyüp rezilinin Nuri kardeşimize yazdığı mektup elimize geçti.
Bu Eyüp ilacını almadığı zamanlar hep böyle
olur. Aranızda  ehl-i insaf bir psikiatrist yok mudur bre dostlar, ya medet !!!
Ne diyim..Allah ıslah etsin.
 — Ekarakaş@superonline.com wrote:
 
To: A.Nuri.Yazıcıoğlu@dentistry.ankara.edu.com
From: Ekarakaş@superonline.com
Date: Sat, 6 Nov 2004 09:16:14 +0200 (EET)
Subject: Timur hakkında
 
Sevgili gardaşım, Nurim benim:
Ne iyi oldu da guruba katıldın. Can Yücel’in yazdığı
“İstiklal Marşı” taşlamasının ilk iki mısraının
Timur’a dair olduğunu,eşek değiliz ya, şıp diye
anladık.
 
“Bakma,dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak
Dönmeyip Amerika’da arlanmaksızın yaşayacak”.
 
Adamın ağzından bal damlamakta billa.
 
Benim bu TS’den neler çektiğimi,sen guruba daha yeni
geldin, bilemezsin. İnanmazsan tüm Hacettepezedeler’e
sor. 
Ortopedi Valide Bilim Dalı’nın kemik
hastalıkları bölümüne asistan girdiğimizde bizi
kıskanmıştı da, “SINIKÇI mı olacan lan” deyip
gururumuzla oynamıştı. Daha öğrenci olaraktan
talebelik yaptığımız sıralarda dahi, yanağımızdaki
Antep çıbanı (şimdilerde “Çemişgezek çıbanı” deniyor)
ve diğer sivilce delikleriyle alay etmiş, “Eyüp’ün yüzüne bir avuç leblebi atsanız bir tanesi yere düşmez” diyerekten fakiri kızlar içre
rüsvay etmişti. 
 
Ahh duvarların dili olsa da konuşsa.
Bu Timur bizim bilime katkılarımıza da hep karşı
çıkmıştır; insan dilinin içine tavuk lades kemiğini takıp,
“dilin kemiği yoktur” diyenleri utandırdığımızda
bile, bu Timur, “Tavukların canı yok mu? Hem şimdi
biz nasıl gevezelik edeceğiz?” diyerekten, mügalata ve
safsatalarla bilim dünyasını yanıltmaya çalışmıştır .
 
Nobel ödülüne aday olmamızı da Bush’a (“puşt” okunur)
yakınlığıyla engellemiş değil midir? 
Sanki pek önemliymiş gibi “Humerus”la “Femur”‘un farkını uzman
olduktan sonra öğrendiğimizi de, sanki bu farkı her
ortopedist bilirmiş gibi, başımıza kakıp durmaktadır.
 
Biz buralarda kendimizi rakıya adayıp memleketi
kurtarmaktayken kendisi işi gücü bırakmış “aha işte
bu yıldızdır aha işte şu da aydır, geliniz güneşe
tapalım” gibilerden saçmalıklarla, tüm Hacettepezedelerimiz’i zehirlemektedir ki..
Rabbim taksiratını affetsin. 
Yine çok sinirlendim.Töbe töbee, şimdi de oruçlu ağzımızı da
bozduracak.
Kal sağlıcaklana, ve de bu mektubu kimselere
göstertme gıymetli gardaşım benim.
Eyüp
 
***
Sevgili Hacettepezede’ ler:
Üç yıl mukaddem, İstanbul Balta Limanı hastanesini ziyaret etmekteyiz. 
Adı hiç lazım değil, ortopedinin kemik hastalıkları ulemasından Eyüp, bizi gezdirmekte.
Asistanlar çevresinde pervane misali dönenmekteler de, kendisi ise öyle bir tevazu ile kasılmakta ki, başbakanımız kaç para. 
Viziteye çıkmışız, lakin her hastanın yanına geldikçe bir sağ tabançasına (avucuna) bir de sol tabançasına gizlice nazar etmekte.
“Eyüp’cüğüm, bakalım hele bir..” dediğimizde bir de görsek ki, sağ avucuna “FB”, sol avucuna ise “HK” yazmış olmakla, sormuş idik ;
“Anladık Eyüp’cüğüm, ‘FB’ ‘Fenerbahçe’ demek oluyor, lakin ‘HK’ ise töbeler olsun,  ‘Halkın Kurtuluşu’ mu demeye geliyor ?” diye sormamızla, Eyüp’tür şuralara çıkmış, ” Höst.. töbe de..biz gomonis miyiz..? Hadi gene sen yabancı değilsin… sakın ha asistanlara çaktırma. Haliyle yıllardır her seferinde karıştırmaktayız. . “FB”, “Femur Bacakta, “HK” işe “Humerus Kolda” anlamınadır” diyesi var.
***
CUMHURIYET

Sevgili Hacettepezede’ ler:
Saatli Maarif takviminin “Fi” tarihini gösterdiği kadim bir zaman, Ortopedi asistan odasını ziyaret etmiş idik.
Tüm asistanlar toplaşmışlar aralarında eğleniyorlar. Kimisi birdirbir, uzun eşek oynuyor kimi bilek güreşi yapıyor kimi de yekdiğerini alaya almakta.
Bir tanesi ikinciye “Tiren de tiren de ” diye ısrar ediyor izleyenler de “deme lan.. deme” diye caydırmaya çalışıyorlar. Derken ikinci dayanamayıp “Tiren” deyince birinci “Öpsün seni zeki Müren” yapıştırmasıyla kahkaha kopuyor, gülmekten yerlere yatıyorlar. Bunun üzerin mağdur olan başlıyor, “Onu öyle demezler..peynir ekmek yemezlar..”diye nakaratlanıyor.
Bu Eyüp’ün tevazularına sakın ola aldanmayasız. Kendileri, aramızda gizli bir matemetik dehasıdır.
Asistan odasında zeka oyunları da oynanmakta.
Eyüp’tür iki zinarıyla oturmuşlar eğlenmekteler ki biz de havaya girip, laf olsun muradıyla, “3 kere 3” diye sorduğumuzda, ismi gerekmez, birinci arkadaşı cevaben, “279” demesiyle, aynı soruyu ikinciye soruyoruz; o dahi “Salı” demez mi ?..
Lahavleee.. Eyüp’e sorduğumuzda ise, hırppadanak “9” cevabını verip tüm sınıf ahalisini hayret ve alkışlara boğuveriyor. Gururumuzdan gözlerimiz yaşarmış bir halde, “nasıl bildiğini” sorduğumuzda ise Eyüp yanıtlıyor ,”bilmeyecek ne var birader, “279”‘dan “Salı”‘yi çıkartıveriyorsun, 9 kalıyor” deyiveriyor.
Güneş battığında güney cephesine dönüver; pırıl Zuhal’i (Satürn) göreceksin sakın şaşırma.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Hakir-i pür taksir
Timur

 
eyupun-evi2

 Eyüp’ün evinden balkon manzarası

GEREKLI BALONLAR

34567812

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s