VELİ TOPLANTISI

 kedi (1)

 Değerli Dostlar

     50 küsur (küsurat sizi alakadar etmez)yaşıma bastığım bu güzel 10 Eylül gününde sizlerle eğri oturup doğru konuşalım istedim.

     Malumunuz, şu fani dünyanın dikenli taşlı yollarında uzun yıllardan beri vakit geçirmekteyim. Yüce rabbimin tensip ve takdirleri ile otuzlu yaşlarımın ilk yarısında,  velilik mertebesine de eriştim. Hayatımın çok mühim bir bölümünü Mert ve Ateş efendilerin velisi olarak geçirdim. Yukarda görülen resmim de zaten bir veli toplantısı dönüşü çekilmiş olup, adı geçen efendilerin montaj çalışmaları ile bu hale getirilmiştir. 40 lı yaşlarıma geldiğimde artık bu velilik işinin ehli olmuş, eğitim-öğretim camiasında basbayağı bir nam salmıştım. Anlayacağınız, gözü pek, yiğit, anlı şanlı bir veli idim. Bu vesile ile muhtelif okulların kapısından selamsız sabahsız girer, hocalarla görüşür, bağlılıklarımı bildirir, hürmetlerimi arz eder, huzurlarından geri geri çıkardım. Velilik mertebesine oturur oturmaz ilk icraat olarak, bahse konu kişilerin etlerini ve kemiklerini hocalara, derilerini Türk Hava Kurumuna bağışlamıştım. Adab-ı muaşeret kurallarına göre eti onlara verip, kemiği kendime ayırmam gerekmekteydi. Ancak, eti senindi- kemiği benimdi pazarlığına oturarak görgüsüzlük etmedim. Zaten veli olur olmaz vaziyeti anlamıştım. Bayrak töreni, Müdürün açılış konuşması, Müdür Muavininin durun-susun-kaşınmayın-itişmeyin-kakışmayın ikazları neticesinde velisi olduğum kişilerden biri uyuz olmuş gibi kaşınaraktan;

-Öf be pek sıkıldım eve dönelim. Burası hiç bana göre bir yer değil deyip, aklının ortasını oracıkta belli etmişti.(Söz konusu şahıs günümüzde ODTÜ nün Makine bölümü hocalarının huzurunda hatır hatır kaşınmaktadır). Ben de haliyle bu densizin otuz santimlik kolunun eti bol bir yerini kavrayıp, işaret ve başparmağımın arasında sündürerek terbiyesine fevkalade katkıda bulunmuştum. 

    Velilik mertebesini daha ilk günden benimsemiş ve dahi ciddiye almıştım. Veliydim yahu, kimse işime karışmasındı. Velilik işlerimden arta kalan vakitlerimde devlete hizmet vermekte idim. O devirde memleketin ünlü memurlarındandım. Mesai saatlerimden arta kalan vakitlerimde okul bahçelerinde dolanır, veli toplantılarına katılır, bununla da yetinmeyip, sürgün gittiğim yerlerden okullara telefonla canlı bağlantı yaparaktan çoluk çocuğun ilerde hangi baltaya ne şekil bir sap olacaklarını çok sıkı takip ederdim.

DSCN1993ateş

 

                

 

   Bu adamlara, şu şapkaları takıp balta sapı olsunlar maksadıyla her sabah okunmuş pirinç yuttururdum. Bu vesile ile mideleri çeltik tarlası haline gelen şu iki rezil-mülevves, her veli toplantısı dönüşümde ayrı şekillere girerek iyice asabımı bozarlardı. Bir buçuk metre boyları, türlü türlü huyları vardı. Hocalarla görüşmelerim neticesinde çarşamba pazarına dönen suratımı (tekrar bakınız yukarıdaki fotoğrafım) görünce bunların içleri fena halde parçalanırdı. Hatta hocalara sinirlenerekten;

-Vay alçaklar demek seni üzdüler. Asabi kedimiz bu hakaretleri hak etmiyor. Ben yarın gidip onlara hesap sorarım.

– Annemin asabını bozan hocaların dersine çalışmayayım da görsünler günlerini.

şeklinde tepkiler gösterirlerdi. Hatta, ruh sağlığımın selameti açısından bu veli toplantılarına gitmemem gerektiği konusunda tavsiyelerde bile bulunurlardı. Bunların ödev yapıp yapmadıklarını öğrenmek için defterlerini, çatlayıp çatlamadığını anlamak üzere ise Ar damarlarını sık sık kontrol etmem gerekmekteydi. 

    Günlerden bir gün; üç adet aspirin ve asabıma çüş deyici bir miktar hap yutaraktan hazırlığımı yapıp, yine bir veli toplantısının yollarına koyuldum. Evelallah bütün hocalarla cengâverce görüşecek, dünyanın kaç bucak olduğunu görecektim. Bu toplantıda büyük oğlan Mert Efendinin yaz-kış, hatta 4 mevsim yediği hurmalar görüşülecekti. Adı ile müsemma Mert Efendi; hem efendi, hem de mertti. Ancak ergenlik vaziyetinden ötürü, tembellikte dünya markası olmuştu.

   Okul koridorunda metre metre uzanan kuyruklara girdim ve azarlanmak üzere hocaların karşısına 1.74 boyumla dikildim. Birkaç dersin hocası ile görüştükten sonra beynimin dibi tutmaya başlamıştı ki, aklıma parlak bir fikir geldi. Şu ölümlü dünyada Matematik, Fizik gibi dünyevi derslerin hocalarından azar işitip asabımı bozacağıma, Din dersi hocasının karşısına dikileyim de, manevi huzura kavuşayım dedim. Belki oğlanın Din dersi notları zayıf değildir de, şu nur yüzlü, 77 yaşlarındaki Şemsi hoca ile iki çift tatlı lafın belini kırarız umudundaydım. Suratıma derli toplu net bir ifade koyaraktan hocanın karşısına hürmetlerimle dikildim. Kuyrukta önümde duran diğer velileri hayır dualarıyla uğurlayan Din dersi hocası ile görüşmem başlamıştı:

-Hayırlı günler dilerim hocam. Üzerinize afiyet, Mert Koral Efendinin velisiyim. 

Not defterini haşır huşur karıştırıp Mert sayfasını bulan hocanın suratındaki nur-u ilahi uçuverip gitti, rabbıyesiri de o anda siliniverdi:

– Bu oğlan var ya bu oğlan, bu hiç ders dinlemiyor. Notu 1,1 ve dahi 1. Defterdeki hanesi direkler arasına dönmüş. Durumu vahim.

– Hık-mık filan hocam.

Ayrıca derste camdan dışarıyı seyrediyor. Ne Fatiha’yı ne de Ayet-el Kürsi’yi ezberleyemedi.

– Kem ve dahi küm diyorum hocam.

– Üstelik geçen gün goguldan tıklayıp şeytanın resmini bulmuş, çıktısını alıp imzalayaraktan sınıfta dağıtmış, dövdüm keratayı.

– Elinize sağlık, ben de döveceğim hocam. Siz de zahmet olmazsa bir kere daha dövünüz.

Dersine çalışacağına internetten şeytan-melek resimleri indiriyor zındık. Sınıfta kalacağı yetmezmiş gibi üstelik bir de çarpılacak.

– Haklısınız hocam Allah muhafaza cehennemde yanar mı ki?

– Dün ben bunun cep telefonunu fırlatıp çöp kutusuna attım.

-???? Hocam cep telefonu yok?

Bu ALİ Mert var ya bu ALİ Mert. Aslında namert sayılır bu melun.

Sevinç içinde çok derin bir nefes alaraktan ciğerlerimi genişlettim ve;

 -Hocam bizim oğlan ALİ Mert değil, sadece Mert. Kemiksiz olarak Mert yani. Alisi malisi yok bunun dedim.

Hocanın suratının nuru filan geri gelmedi;

-Haaa, sen öteki Allahtan korkmaz kuldan utanmaz Mert’in velisi misin?

-Evet ya sabahtan beri yanlışlıkla başka çocuğu anlatmışsınız boşuna yoruldunuz. İsim benzerliğinden nefesiniz tükendi hocam. Biraz da bizimkinden bahsetseniz?

Din dersi hocası, dibi tutmuş beynimi iyice karıştırarak şöyle dedi:

 –Bütün anlattıklarım senin Mert için de geçerli. Ha Mert, ha ALİ Mert. Al birini vur ötekine. Beni meşgul etme, huzurumdan geri geri çekil. ALİ Mert’in anası gelince de Senin Mert’i anlatırım olur biter. Fark eden bir şey yok.

Doğum günümü kutlar, gözlerimden öpemesem de ellerimden öperim.

                            Memleketin ünlü velilerinden

                                    Birnur

008

DOC006_Page_04

 

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s