ADİL KARCI’DAN “NİSAN BİR”

WP_20150401_020

NİSAN BİR

Naylon poşetin henüz literatürümüze girmediği çocukluk yıllarımda çarşı pazardan ve bakkaldan alınanlar mallar ya boş çimento torbalarından yapılan torba kağıtları ile ya da pamuk ipliği ile örülen pazar fileleri ile taşınırdı evlere. Birkaç kullanımdan sonra beyaz çamaşırlarla beraber kaynatılarak yıkanan pazar fileleri, ara sıra yapılan tamirlerin de desteği ile, uzun yıllar kullanılır, yıpranıp fazla yük taşıyamaz hale geldiklerinde ise içerilerine soğan, sarımsak gibi kuru sebzeler konularak duvara asılır, bir müddet de bu şekilde hizmetlerine devam ederlerdi.

O yıllarda evlerin çoğu bahçeliydi ve en çok iki katlı olup birbirlerine yakın yapılırlardı. Komşuluğun kardeşlikten öte olduğu o devirde çarşı-pazara, bakkala, fırına gidenler mutlaka yakınındaki komşulara seslenir, onların çarşıdan bir isteği olup olmadığını sorarlardı.

Ellili yılların ortalarında bir Nisan ayının ilk günü duvarcı ustası Diyap emmi erkenden kalkmış fırına giderken bahçesinde ağaçlarını sulamakta olan karşı komşusu Bülbül Selim efendiyi görüyor.

– Golay gele Selim ağa, fırına gidiyom, var mı bi isteen?

– Dur az bir, para veriim de dört ekmek de bize getir.

Diyap usta kahvaltı sonrası işe koşacağından dolayı beklemeye vakti yok;

– Gerek yok paraya, yarın da sen bana alın, ödeşirik.

Beş dakikalık mesafede olan fırından aldığı somun ekmekleri iki ayrı fileye koymuş olan Diyap usta eve dönüş yolunda Fehmi dayıya rastlıyor. Yaşı bayağı ileri olan Fehmi dayı kendisi gibi yaşlı olan karısı ile yıkık dökük bir evde yaşayan ve geçimini okul önlerinde kaval, düdük, bilye gibi şeyler satarak sağlamaya çalışan bir ihtiyarcık. Diyap ustanın elindeki ekmek dolu fileleri görünce dayanamıyor:

– Kıtlıktan mı çıktın yoksa beleş mi buldun bu ekmekleri lan Diyap? diyerek ona takılıyor.

“Nisan 1 şakası yapmanın tam zamanıdır” diye düşünen Diyap:

– Niye? Duymadın mı Fehmi dayı? Fırıncı Memet bugün hayrına beleş ekmek dağıtıyor. Kaçar mı benden? Sekiz dene aldım, iki üç gün yerik artık! Aklın varsa bitmeden sen de goş al alabildiin gadar.

Diyap her ne kadar “koş” dese de, hali yok ki Fehmi dayının koşacak, adam zar zor yürüyor zaten. O fırına gidene kadar karısının önceden hazırladığı kahvaltıyı alel acele bitirip yola çıkan Diyap usta hemen hemen aynı noktada Fehmi dayıya rastlıyor, ama bu defa Fehmi dayının ellerinde üç, sol koltuğunun altında da bir somun ekmek var!

“Hani lan beleşti?” diye kendisine kızmasını beklediği Fehmi dayıya gülüp “Nisan biiiirrr” diye bağırmaya hazırlanan Diyap şaşırıyor, zira iki kişi için bu kadar ekmek çok fazla, nasıl aldı ki acaba?

– Allah senden razı olsun lan Diyap, kırk yılda bir işe yaradın. Fırıncı Memet daha da veriim dedi ama fazla olur diye almadım. Az yiyoruz, bayatlar yazık! Bir başkası da sebeplensin.

– Essah mı diyon dayı? Beleş mi verdi bunları sana?

– Sen demedin mi lan bugün ekmek beleş diye? Helal olsun adama, herkese de dağıtıyor hayrına valla. Git bak, kuyruk olmuş mahalleli.

“Lan Fehmi dayı bana Nisan 1 şakası yapıyor olmasın?” diye düşüne düşüne fırının önüne kadar gelen Diyap gerçekten de insanların para ödemeden dörder beşer ekmek alıp gittiğini görüyor! Kendisi para vermiş ya, işe geç kalmayı filan boş verip biraz bekliyor, başındaki kalabalık dağılınca “başka bekleyen var mı” diye pencereden kafasını dışarı çıkarıp etrafa bakan Fırıncı Memet’e;

– Lan Memet? Essah mı sen bugün ekmekleri beleş dağıtıyon?

– Yaa hiç sorma Diyap emmi. Sen gittikten az sonra Fehmi dayı geldi, “beleş ekmek mi dağıtıyorsun?” diye sordu bana. Valla aklımın ucundan geçmemişti o ana kadar. Zaten gece bir rüya görmüşüm, benim oğlan çamurlu sularda debelenip durur. Kafam bozuk, acaba gidip İbrahim hocaya kitaba mı baktırsam diye düşünür dururum. Fehmi dayı “hayır ekmeği mi dağıtıyorsun?”
diye sorunca kafamda şimşek çaktı, hee dedim ve hayrıma beleş vermeye başladım ekmekleri. Allah gönderdi bana o ihtiyarı, beleş lafı da ettirdi ki hayır yapayım. Zaten sen sabah siftah ettirdiydin, o yeter bana.
Bir nisan şakası yapayım derken eşekten düşmüşe dönen Diyap emmi fırıncıya verdiği parayı da geriye isteyemiyor tabii ve alı al mor mor söylene söylene gidiyor işine. Eh, ava giderken avlanmak da var kaderde!

Nisan bir şakalarını çok önemserdik çocukken, zira bizim şakalar sadece lafta kalmaz, birimizin ödünç olarak alınan oyuncağına, kalemine, silgisine, parasına vs. “Nisan biiiirr” diyerek el konmasına kadar varırdı. O nedenle 1 Nisan sabahı parmağımıza ip bağlardık ki “lades” misali tuzağa düşmeyelim diye.
Şimdi etrafıma şöyle bir bakıyorum da, kara kara düşünüp asık suratla gezen, kaderine küsmüş, umutlarını yitirmiş insanlarımızın gülecek halleri kalmamış ki “Nisan 1” şakası yapsınlar birbirlerine.

Ama ben yine de umutla bekliyorum; Bir gün birisi çıkıp ülkemizde son yıllarda yaşanan olumsuzlukların tümünün “Nisan 1” şakasından ibaret olduğunu bana söyleyecek diye…
Ne olur, hepsinin bir şakadan ibaret olduğunu biriniz söylesin bana!

“Şaka değildi, korkunç bir kabustu ama geçti” deseniz de kabulüm.

 securedownload

Adil Karcı – 1 Nisan

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s