DÜŞMANLARIMIZI AFFEDELİM

DÜŞMANLARIMIZI AFFEDELİM 
 
Pazar günkü ayinin sonunda, rahip her zamanki gibi Pazar
sohbetini yaptı ve konuşmasını şu soruyla bitirdi:
 
“Demek ki, Rabbim adına ne yapmamız lazım, düşmanlarımızı affetmemiz lazım….
Öyleyse, bu sohbetimiz ardından, aranızdan kaçı
düşmanlarını affetti?”
Cemaatin %80’i ellerini kaldırmıştı.
 
Rahip, sorusunu yineledi…
Bu kez hepsinin elleri havadaydı,
yukarıdaki yaşlı teyze hariç…
Rahip sordu:
-Mrs. Neely??
Hayırdır?
Düşmanlarınızı affetmek size bu kadar mı zül
geliyor??
-“Düşmanım yok ki!!” deyiverdi titrek ve son derece şeker
haliyle!!
Cemaatten uğultular, şaşkınlık ifadeleri yükselmişti. Rahip
devam etti!!.
-Ooo bu gerçekten inanılmaz güzel bir şey!
Kaç yaşındasınız Mrs. Neely?
-108!
Cemaat ayağa kalkmış, göz
yaşları içinde alkışlıyordu…
-Mrs Neely, lütfen, şöyle yanıma gelir
misiniz??
Yavaş.. yavaş.. aman dikkat…Hah! şimdi, cemaate dönelim…
evveeett!!
Lütfen buradaki müminlerimize bu işin sırrını söyler
misiniz??
Nasıl oluyor da insanın 108 yıl gibi uzun bir ömür zarfında
hiç düşmanı olmaz????
Yaşlı kadın küçük ve titrek adımlarla rahibe sırtını dönüp, cemaate baktı:
-“Öldü orospular..!!

TEMEL HELADA

Işık hızı bellidir yadsıması pek çok zor
Karanlığın hızını varıp bir yobaza sor
TS
 
Tüm aile toplanmış Temel’in 85’inci yaş gününü kutlamakta iken, kalabalık içinde iki yumurcak torun Temelimiz’in rakısına iki Viagra hapı atıvermişler idi.
Az sonra Temel kalkıp helaya yollanmasıyla, az biraz sonra da heladan bir dönmüş idi ki, pantolonunun önü ıpıslak, çişi paçalarinden aşağu damlayup, ayağının altına süzülmekte.
“Amanın ne oldu Temel baba” denmesiyle, Temel’dir.
“İşemek içindur.. ha çıkarmıştım oni.. pir paktum ki..amaniiin !..’ha pu penum değildur..’ deyüp donumun içine geri tıkıverdum da..” diyesi var. 
FPT Timur

ANA KAAAÇ

Küçük Temel avazı yettiğince, 
“uy ana kaaaç !. gıız anaaa hemen kaç daa !”
diye bağıraraktan eve girdiğinde, anasıdur..
“ula Temel ha ne bağuraysun da.. pi tarafınu mi koparttılar..” diye sorunca, küçük Temel bir solukta anlatmış idi; 
” Ha pu yolun yanunda iki amca koskocaman bir ağaç direği yokuş yukaru ter içinde nefes nefese taşıyorlar idu.. ‘ha pu direği ne yapacaksinuz ?’ deyu sordum..heç bir şey temedular..
pir daha sordum.. heç bir şey temedular..
pir daha sordum.. heç bir şey temedular
pir daha sordum…..
ANA KAAAÇ !…ANA HEMEN KAÇ DAA !..”
FPT Timur

GONCAGÜL

GONCAGÜL

(Yazarı TS) (Çok ince bir gülmecedir dikkat isterim)
Yeni evliler balayı için geldikleri otel odasında
soyunup dökündükten sonra, yeni gelin Goncagül hanım utanaraktan, “kocacığım sana bir itirafım var, sakın kızma gücenme” demesiyle, yeni damat, ” karıcığım kaç kez söyledim, bundan önceki hayatımız geride kaldı, yeni hayatımıza bugün başlıyoruz, eskiyi unutalım” dediyse de yeni gelin ısrarla, “yok mutlaka anlatmam gerek bu uzuun hikâyeyi, yoksa vicdan azabından kurtulamam” deyincek, damattır “eh anlat madem öyleyse” deyip kulağını kabartmış idi.
“Herşey şöyle başlamış idi kocacığım..çoook eskiden, daha henüz buluğ çağına girmiş idim ki, bir gün annem beni mahallenin bakkalına ekmek almaya göndermiş idi..” diye söze başladı Goncagül gelin..
“Dükkâna girince bakkal amca beni dükkânın arkasına çağırdı….”
Damat araya girip, “Goncagülcüğüm, bırak bu eskileri, unut artık..” demesine rağmen, yeni gelin konuşmasını sürdürmüş idi..
“Bakkal amca demişti ki..İsmailciğim, korkma gel..seninle dükkanın arkasına bir geçelim hele..”
Antep fıstığı gibi sırıtaraktan,                                                                                                       FPT Dr.Timur Sümer

TEMEL İMAM (2)

Kilisenin rahibi, havranın hahami ve dahi bizim imam
Temel, arkadaşlığı ve dahi muhabbeti öyle de bir ilerletmişler ki, başlamışlar her gün birinin avlusunda kumar oynamaya. Devr-i şeriatta kumar oynamak zinhar memnu olmakla, “bunlar Ergenekonculuk yapmaktalar” diyerekten gammazlayan mı olmuş nedir, mustantikler gaddar olup, aniden başıvermiş zarif kumarcıları. 
Önce garibim rahibi sorgulamışlar; “utanmıyor musun
sakalından rahip efendi; haydi itiraf et kumar
oynuyordunuz değil mi?”
Rahip düşünmüş ki arkadaşları ele vermek pek
günahtır, “Hz.İsa nasılsa yalanımı bağışlar” diyerekten efkar yürütüp, ” kumar mı..?..ne kumarı..? tobe oynamıyorduk, iftira billahi..” diyerekten cevaba ayaz etmiş idi.
Bu cevap üzre, mustantikdir, hahama dönüp, “utan bre sakalından haham efendi; haydi itiraf et kumar oynuyordunuz değil mi?” demesiyle, hahamdır “nasılsa Hz.Musa beni bağışlar, arkadaşları katiyyen ele veremem” deyu efkar yürütüp o dahi ,” kumar da ne ola ki. ?.. sanki bilsem oynamayı..billah iftiradır” diyerekten yanıtlamış. 
Mustantıklar ise bilahare, Temel imama dönüp sual ettiklerinde ise, Temel’dir, “uy bre mustantik efendi.. ha pu papaz oynamaayı… ha pu haham oynamaayı, haçan pen kimunla oynayrum pu pokyiyenin kumarını..? ” 
(Yazarı bilinmiyor: TS uyarlaması)

İmam Temel, rahib efendi ve dahi haham efendi, öyle bir dost olmuşlar ki akıllara ziyan. 
Sıcak bir gündür, üçü birlikte ırmakta cıbıl çiblak yüzüp de güneşte kurumakta oldukları bir sırada, nisa taifesinden birkaç hatun kişi kıkırdayıp konuşaraktan yaklaşıp, köşeyi aniden dönmeleriyle, bizimkileri dahi adamakıllı cisçiblak görmeye kalkışdıkları takdirde, rahip ve haham efendiler telaş ile, af buyurun, tenasul uzuvlarını elleriyle şakkadanak kapatıvermişler idi. Temel imam ise heman sakallı yüzünü tabancaları (avuçları) ile örtüvermiş, kadınlar ise, “nemize lazım” deyip, kıkırdasaraktan uzaklaşmışlar idi.
Bilahere, Papaz ve Haham efendi Temel’e,
” Temel’ciğim, uzv-u hicabın cümlemize ayan iken neden cemalını kapattin ?” deyu sual ettiklerinde, Temel eydur, “Vallahi sizi pilmeyrum efendiler amma, ha pizum cemaat penü yüzumdan tanur”.
Kıkırdayaraktan,
(Yazarı bilinmiyor :TS uyarlaması)

 

KÖPEK BALIKLARI

 

KÖPEK BALIKLARI

Baba köpek balığı, oğlunu eğitiyor:

– İnsanı görünce, önce uzaklaşıyoruz. Kuyruğumuzu kaldırıyoruz, ağır ağır üzerine gidiyoruz…iki sol dönüş yapıyoruz…uzaklaşıp..tekrar yaklaşıyoruz…hafifçe kuyruk vurup, iki sağ dönüş yapıyoruz…uzaklaşıp, tekrar dönüyoruz….. vee…harttadanak..!! Tamam mı oğlum ? Tekrar et bakiim !
-Görüyoruz, kuyruğu kaldırıyoruz….bir sağa dönüş, sonra harttadanak …!!!
– Lan oğlum..dikkatli dinle lan..Bak..önce…uzaklaşıyoruz. Kuyruğumuzu kaldırıyoruz, ağır ağır üzerine gidiyoruz…iki sol dönüş yapıyoruz…uzaklaşıp..tekrar yaklaşıyoruz…hafifçe omuzuna bir kuyruk vurup..iki sağ dönüş yapıyoruz…uzaklaşıp, dönüyoruz veee harttadanak !! Tamam mı??
– Hımmm..tamam baba anladım : Kuyruğu dikliyorum, 2 dönüş, ve harttadanak !!
– HAYIR..lan oğlum..Bilal bile anlardı billa.. Hadi bir daha anlat..!!
– Önce görüyorum,.. ağır ağır yaklaşıyorum…ee.. iki kere sola dönüş…sonra harttadanak !!! Bu ne ayrıntı baba bee ..!!
– Lan oğlum, ne diyim sana lan ?!..  Bokuyla  mokuyla ye öyleyse …zıkkımın kökünü yiyesice ..!!  Ye bokuyla mokuyla mâdem…töbe töbeee..ki lâ-havle..

FPT Timur

 

 

 

DO WE HAVE ENOUGH JEWS ?

Overheard at the US Military Academy
The commanding officer, a 4-star general  at the US Military Academy, gave a lecture on ‘Potential Problems and Military Strategy’. At the end of the lecture, he asked if there were questions.
An officer stood up and asked, “Will there be a third world war? And will the United States take part in it?”

The general answered both questions in the affirmative.

Another officer asked, “Who will be the enemy?”
The general replied, “All indications point to China.” Everyone in the audience was shocked.

A third officer remarked, “General, we are a nation of only 330 million, compared to the 1.5 billion Chinese. Can we win at all, or even survive?”
The general answered, “Just think about this for a moment: In modern warfare, it is not the quantity of soldiers that matters but the quality of an army’s capabilities. For example, in the Middle East we have had a few wars recently where 5 million Jews fought against 150 million Arabs, and Israel was always victorious.”
After a small pause, yet another officer from the back of the auditorium asked, “Do we have enough Jews?

DOKTOR EFENDİ DÖNEMİ BİTTİ

 

Doktor efendi dönemi bitti!
Dünyada ilk kalp naklini gerçekleştiren Dr.Christian Barnard’ın
asistanlığını yapan Türk olan Topkapı Hastanesi Başhekimi ve tanınmış
kalp cerrahı Doç. Dr. Edip Kürklü, 5 Haziran 1988’de gazinocu ve
Diyarbakırspor Başkanı Mehmet Yaşar Şerbetçi’nin açık kalp ameliyatını
yapmış, ancak hasta ameliyattan bir hafta sonra “uyuşturucu
kullandığını gizlediği için anestezi komplikasyonu sonucu” hayatını
kaybetmişti. Doç. Dr. Edip Kürklü, 21 Temmuz 1988’de Mehmet Yaşar
Şerbetçi’nin kayınbiraderi Mustafa Turgut tarafından arabasının içinde
kurşunlanarak öldürüldü..Dr. Cengiz Çetin yirmi üç yaşındaydı.Sualtı Hekimliği’nde asistanlığa
başladığının yirminci günü, vurgun yiyen iki dalgıcın tedavisi için
basınç odasına girdi. İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki İkinci Harb-i
Umumîden kalma alet patladı… 27 Temmuz 1998 günü hayatını kaybetti.

Dr. Göksel Kalaycı altmış altı yaşındaydı. Önce genel cerrahi, sonra
göğüs cerrahisi ihtisası yapmış, profesör olmuştu. Ameliyat ettiği
hastası “Ben ölürsem sen de öleceksin” diye tehdit etti. Hastanın
yakını tarafından, yıllarını verdiği İstanbul Tıp Fakültesi’nin
bahçesinde vuruldu…11 Kasım 2005 günü hayatını kaybetti…

Dr. Ali Menekşe elli bir yaşındaydı. Giresun Göğüs Hastalıkları
Hastanesi’nde göğüs hastalıkları uzmanıydı. Bir çocuğunu doğumda, on
altı yaşındaki kızını da Ankara yolunda geçirdiği trafik kazasında
kaybetmişti.15 Ocak 2008’de, elli birinci doğum gününde, hastası
tarafından vuruldu…14 Şubat 2008 günü hayatını kaybetti.

Dr. Tolga Erdem yirmi yedi yaşındaydı.Ege Tıp Fakültesi’ni bitirdikten
sonra Şırnak Devlet Hastanesi’nde göreve başlamıştı. Başladığının
birinci ayında iki acil hastayı ambulansla Diyarbakır’a
götürdü..Dönerken Mardin’in Midyat ilçesi yakınlarında ambulans
virajda kayıp devrildi..9 Şubat 2009 günü hayatını kaybetti.

Dr. Ersin Aslan otuz yaşındaydı. (1982 yılının 14 Mart günü, Tıp
Bayramı’nda doğmuştu.) Gaziantep Devlet Hastanesi’nde göğüs cerrahisi
uzmanı olarak çalışıyordu. Ameliyatını bitirip servise çıktı…Daha
önce ameliyat ettiği hastanın ölümünü MERNİS nüfus sistemine bildirmek
zorunda olduğu ve bu nedenle 700
liralık emekli aylığı kesildiği için bu parayı usulsüzce almaya devam
etmek isteyen on yedi yaşındaki torunu tarafından döner bıçağıyla
bıçaklandı…Can çekişirken katili başında bekleyip odasına kimseyi
sokmadı ve kan kaybından ölmesini sağladı…Gaziantep’te çok sevilen
bu değerli cerrah 17 Nisan 2012 günü hayatını kaybetti…

Dr. Mustafa Bilgiç yirmi altı yaşındaydı.Samsun’da On Dokuz Mayıs
Üniversitesi’nde acil tıp asistanıydı. Karısı da aynı tıp fakültesinde
çocuk ihtisası yapıyordu.
Tedavi ettiği Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastasının iğnesi eline
battı… 21 Eylül 2012 günü hayatını kaybetti…

Kenan Evren askeri cuntanın başıydı…
“Mecburi hizmete gelen doktorları ağaca bağlayın, kaçmasınlar.” dedi.
Askerden fazla para alıyorlar diyerek sağlık personel yasasını iptal
ederek tüm sağlık çalışanlarını 657 sayılı yasaya tabi kıldı.. O günkü
parayla 90 bin lira maaş alan bir pratisyen hekim 18 bin lira maaş
almaya başladı.. (Bir teğmen maaşı 35 bin lira idi..)

İmren Aykut Çalışma Bakanı’ ydı…Doktor maaşlarının 400 dolar
civarına inmesi karşısında “Ne verirseniz verin bu doktorların gözü
doymaz.” dedi.

Tansu Çiller Dışişleri Bakanı’ydı…Hariciye Vekaleti’yle hariciye
koğuşunu karıştırdı, hastanelere “Balyoz Harekâtı” düzenledi. (Balyoz
Davası hakimlerinin gözünden kaçtı, ceza almadı.)

Dr.Yıldırım Aktuna Sağlık Bakanı’ydı…Habersiz gittiği bir hastanede
hafta sonu makamında bulamadığı başhekimin kapısını kırdırttı.
Doç. Dr. Osman Durmuş Sağlık Bakanı’ydı…Fuzuli yere yakıyor diye
başhekimin ellerini kalorifer peteğinde kızarttı…

Sağlık Bakanı Prof.Dr.Recep Akdağ “Doktorların eli hastaların cebinde.” dedi.
Yetmedi…Üstüne bi de “Paracı doktorlar gürültü yapıyor.” diye ilave
etti… Sağlıkta Dönüşüm adı altında tüm doktorları ve sağlık
çalışanlarını “sağlık kölesi” haline dönüştürdü..

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Ben doktora iğne yaptırmam, doktorlar
adamı felç ederler alimallah.” dedi. Yetmedi…Üstüne bi de “Doktor
efendi dönemi bitti.” diye ilave etti…Noktayı koydu..

Evet ey Türk Milleti, ey vatandaş ! Doktor efendi dönemi bitti!..
Artık ciddi ve önemli vakalara müdahale edecek doktor bulamayacaksın !
Artık iyi yetişmiş doktor da bulamayacaksın.. Artık işin lokman
hekimlere, aktarlara, şarlatanlara kalacak ! Şimdi bütün sıkıntılarını
deşarj edebileceğin hastaneler var, istediğin gibi bağırıp-çağırıp
‘benim haklarım var” diyerek terör estirebiliyorsun ! Doktora vururken
elin acırsa şikayet edeceğin alo sağlık- bimer vs telefonların da var
! Şimdilik keyfin yerindesin, şimdi sen EFENDİ’sin, doktor ve sağlık
çalışanları MARABA ! Doktor efendi dönemi bitti!.. Ama ne yazık ki
senin de SAĞLIĞIN BİTTİ ! Bunu zamanla anlayacaksın ! İş işten geçmiş
olacak, başın sağolsun !

Doktor efendi dönemi bitti!..

Toprakları bol Olsun!….

(YAZARI BILINMIYOR)

BİRNUR’DAN ÇORAP

 

Subject:  BİRNUR’DAN ÇORAP
Abiciğim, burada ınternet olup olmadığını soruyorsun. Gördüğün üzere hem de nasıl var. Çandarlı öyle bir bayındır hale geldi ki;  saat başı Dikili’ye ve dahi Aliağa’ya minübüs, uzaya füze seferleri bile var. Birazdan kolumuza ve bacak varislerimize doğru sivrisinek seferleri de başlayacak. Labtobumuz kucağımızda tatil yapıyoruz, sen hala internet var mıdır diye sual edersin.Üstelik şeftalisi de bol.

Not: Yan komşunun 85 yaşındaki annesine tablet bilgisayar almışlar. Hem de seslisinden. Bu Suzan teyze araştıracağı konuyu gogula doğru seslenip, derhal cevabını alıyor. (Suzan teyze Manisalı. Tam bir Anadolu kadınıdır.Bütün gün başında tülbenti ile kuran okur) Geçen akşam gözümle gördüm: Önce kuranını okudu, arkasından benimle bir kahve içti. Sonra da tabletini çıkartıp goguluna doğru şöyle seslendi: Kalbura Bastııııı, Kalbura bastııııı. Kalbura Bastı sayfası açılınca da videodan tarifini dikkatle izledi. Hatta videoda Kalbura Bastı tatlısını tatbikatlı öğreten aşçıya da” sana da iyi günler evladım” diye cevap verdi. Ah be annemin de ölmeden önce bir tableti olsa iyi olurdu dedim. 
Yukarıdaki dosyada yıllar önce çoraplar hakkında yazdığım yazı var. Diyeceğim o ki, havada bulut, sen o çamaşır makinesinde kaybolan çorapları unut.
 
Betülcüğüm ve Değerli Yaran
 
 
 
 
        Yazıp çizmeye yazıp çizeceğim de, iş pırasayı ateşe furmakla kalmıyor ki. Bahsekonu pırasanın önüne çorba, arkasına pilav koymanın lüzumsuz mesuliyetini de taşımak lazım. Benim başka meselelerim de var. Hangi birini söyleyeyim. Mesela hayatımın ortalık yerinde kendiminkilerin dışında 6 tane ayak (3×2=6), haliyle ayak başına 15 adet üzerinden hesaplasak, hepsi aynı renkte olmak suretiyle 15×6=90 çorap var. Soralım bakalım yaranımıza,hiç hayatlarında 90:2=45 çift çorabı eşleştirme durumuna gelmişler mi? Eşleştirmişlerse ne kadar sürede becermişler? Her nedense bu çorap düzenleme işi sonucunda, mutlaka elimde beş-altı adet tek çorap kalmaktadır. Bu tek çoraplara,  hesabı tutturamayıp kasayı kapatamayan banka memuru misali, elim böğrümde bakar da kalırım. Bilimsel araştırmalarım neticesinde bu çoraplarının tekinin ne cehenneme gittiğini henüz bulamadım.
         Bunun dışında ayrıca bir türlü çözüme kavuşamayan DON meselem var. Yine hayatımın ortalık yerinde small-midium-large ebatlarında 30 adet civarında donlar bulunmaktadır. Bunların hepsi ekoseli olup, her biri ayrı renktedir. Hangi don kime zimmetli belirsizliği içinde kıvranıp dururken, haliyle pırasa ocakta çatır çatır yanmaktadır. Elbette bu durumda, erken seçime giden parlamento misali, perşembe günü pişecek karnabaharı, çarşambadan devreye sokup pişiririm. Pişirilmese de olur “başlarım pırasanıza” desem, bu defa ev halkının üçte ikisi aşağıdaki markete cips almaya koşarlar ki, bu durum da uzun vadede sıkıntı yaratır. Makine yağı ile yapılan bu cipslerin sağlık alanında bana geri dönüşü, verdiğim vergilerin yol, su, elektrik olarak dönüşüne benzemez. Ahalinin üçte ikisi(mahdum beyler) markete cips almaya koşarken, geri kalan üçte biri(mahdum beylerin pederi) ise markete koşamayıp, bu durumlar için önceden zulaya atıp stokladığı gofretleri devreye sokar. Bu nevaleyi tıkınırlarken, bir yandan da gözümün içine “bunları keyfimizden yemiyoruz, yemeği yaktın da bu hallere düştük” konulu bakışlarını fırlatırlar ki, vicdanımın azabı gazaba gelir, karnabaharın yanına bir de kabak musakka oturturum. 
            Vicdanımın azabının sesini dinlemeyip seni dinlesem ve “başlarım pırasanıza” desem, artık benim “o eski ben” olmayacağımı garantiliyorsun ama sırf “başlarım pırasanıza” ile iş bitmiyor ki hemşire. “Başlarım İngilizce hocanıza”, “başlarım veli toplantınıza”,  “başlarım Adıyaman sürgününe”, “baslarım gençlik kampınıza”, “başlarım saçınızın jölesine”, “başlarım matematiğinizin zayıfına, gitarınızın elektrosuna”, “üniversitenizin sınavına” da demeliyim ki, bir “yeni ben” tesis edip, yazım-çizim işine “başlayabileyim”.  Aksi halde “bi boka başlayamayacağım” gün gibi aşikardır. Önümde dağ gibi bir OSS daha beni bekler iken, başlasam başlasam Acemaşiran makamından “görmedim ömrümün asude geçen bir demini” şarkısına başlarım Betülüm.
                                                                                             
                                                                  Yazı yazmak isteyip de vakit bulamayan
                                                                  Ailenizin yazarı Birnur
                                   A
Abiciğim, burada ınternet olup olmadığını soruyorsun. Gördüğün üzere hem de nasıl var. Çandarlı öyle bir bayındır hale geldi ki;  saat başı Dikili’ye ve dahi Aliağa’ya minübüs, uzaya füze seferleri bile var. Birazdan kolumuza ve bacak varislerimize doğru sivrisinek seferleri de başlayacak. Labtobumuz kucağımızda tatil yapıyoruz, sen hala internet var mıdır diye sual edersin.Üstelik şeftalisi de bol.

Not: Yan komşunun 85 yaşındaki annesine tablet bilgisayar almışlar. Hem de seslisinden. Bu Suzan teyze araştıracağı konuyu gogula doğru seslenip, derhal cevabını alıyor. (Suzan teyze Manisalı. Tam bir Anadolu kadınıdır.Bütün gün başında tülbenti ile kuran okur) Geçen akşam gözümle gördüm: Önce kuranını okudu, arkasından benimle bir kahve içti. Sonra da tabletini çıkartıp goguluna doğru şöyle seslendi: Kalbura Bastııııı, Kalbura bastııııı. Kalbura Bastı sayfası açılınca da videodan tarifini dikkatle izledi. Hatta videoda Kalbura Bastı tatlısını tatbikatlı öğreten aşçıya da” sana da iyi günler evladım” diye cevap verdi. Ah be annemin de ölmeden önce bir tableti olsa iyi olurdu dedim. 
Yukarıdaki dosyada yıllar önce çoraplar hakkında yazdığım yazı var. Diyeceğim o ki, havada bulut, sen o çamaşır makinesinde kaybolan çorapları unut.
 
Betülcüğüm ve Değerli Yaran
 
 
 
 
        Yazıp çizmeye yazıp çizeceğim de, iş pırasayı ateşe furmakla kalmıyor ki. Bahsekonu pırasanın önüne çorba, arkasına pilav koymanın lüzumsuz mesuliyetini de taşımak lazım. Benim başka meselelerim de var. Hangi birini söyleyeyim. Mesela hayatımın ortalık yerinde kendiminkilerin dışında 6 tane ayak (3×2=6), haliyle ayak başına 15 adet üzerinden hesaplasak, hepsi aynı renkte olmak suretiyle 15×6=90 çorap var. Soralım bakalım yaranımıza,hiç hayatlarında 90:2=45 çift çorabı eşleştirme durumuna gelmişler mi? Eşleştirmişlerse ne kadar sürede becermişler? Her nedense bu çorap düzenleme işi sonucunda, mutlaka elimde beş-altı adet tek çorap kalmaktadır. Bu tek çoraplara,  hesabı tutturamayıp kasayı kapatamayan banka memuru misali, elim böğrümde bakar da kalırım. Bilimsel araştırmalarım neticesinde bu çoraplarının tekinin ne cehenneme gittiğini henüz bulamadım.
         Bunun dışında ayrıca bir türlü çözüme kavuşamayan DON meselem var. Yine hayatımın ortalık yerinde small-midium-large ebatlarında 30 adet civarında donlar bulunmaktadır. Bunların hepsi ekoseli olup, her biri ayrı renktedir. Hangi don kime zimmetli belirsizliği içinde kıvranıp dururken, haliyle pırasa ocakta çatır çatır yanmaktadır. Elbette bu durumda, erken seçime giden parlamento misali, perşembe günü pişecek karnabaharı, çarşambadan devreye sokup pişiririm. Pişirilmese de olur “başlarım pırasanıza” desem, bu defa ev halkının üçte ikisi aşağıdaki markete cips almaya koşarlar ki, bu durum da uzun vadede sıkıntı yaratır. Makine yağı ile yapılan bu cipslerin sağlık alanında bana geri dönüşü, verdiğim vergilerin yol, su, elektrik olarak dönüşüne benzemez. Ahalinin üçte ikisi(mahdum beyler) markete cips almaya koşarken, geri kalan üçte biri(mahdum beylerin pederi) ise markete koşamayıp, bu durumlar için önceden zulaya atıp stokladığı gofretleri devreye sokar. Bu nevaleyi tıkınırlarken, bir yandan da gözümün içine “bunları keyfimizden yemiyoruz, yemeği yaktın da bu hallere düştük” konulu bakışlarını fırlatırlar ki, vicdanımın azabı gazaba gelir, karnabaharın yanına bir de kabak musakka oturturum. 
            Vicdanımın azabının sesini dinlemeyip seni dinlesem ve “başlarım pırasanıza” desem, artık benim “o eski ben” olmayacağımı garantiliyorsun ama sırf “başlarım pırasanıza” ile iş bitmiyor ki hemşire. “Başlarım İngilizce hocanıza”, “başlarım veli toplantınıza”,  “başlarım Adıyaman sürgününe”, “baslarım gençlik kampınıza”, “başlarım saçınızın jölesine”, “başlarım matematiğinizin zayıfına, gitarınızın elektrosuna”, “üniversitenizin sınavına” da demeliyim ki, bir “yeni ben” tesis edip, yazım-çizim işine “başlayabileyim”.  Aksi halde “bi boka başlayamayacağım” gün gibi aşikardır. Önümde dağ gibi bir OSS daha beni bekler iken, başlasam başlasam Acemaşiran makamından “görmedim ömrümün asude geçen bir demini” şarkısına başlarım Betülüm.
                                                                                             
                                                                  Yazı yazmak isteyip de vakit bulamayan
                                                                  Ailenizin yazarı Birnur
                                   

NOVA DELPHINI

NOVA DELPHINI 2013 FROM TIMUR’CAMERA: CANON XT; 38-76 MM LENS USING ASTROTRACK; 2 MINUTES SINGLE SHOT

AUGUST 17, 2013; 10:30 PM FENTON, MICHIGAN

Nova-Del-stellarium-580x513

WHERE TO LOCATE NOVA DELPHI (ABOVE)
NOVA DELPHINI 2013

POSSIBLE NOVA DELPHINI FROM FENTON MICHIGAN (ABOVE)

 

Since showing itself on August 14, 2013, a bright nova in the constellation Delphinus — now officially named Nova Delphini 2013 — has brightened even more. As of this writing, the nova is at magnitude 4.4 to 4.5, meaning that for the first time in years, there is a nova visible to the naked eye — if you have a dark enough sky. Even better, use binoculars or a telescope to see this “new star” in the sky.

The nova was discovered by Japanese amateur astronomer Koichi Itagak. When first spotted, it was at about magnitude 6, but has since brightened. Here’s the light curve of the nova from the AAVSO (American Association of Variable Star Observers) and they’ve also provided a binocular sequence chart, too.

How and where to see the new nova? Below is a great graphic showing exactly where to look in the sky. Additionally, we’ve got some great shots from Universe Today readers around the world who have managed to capture stunning shots of Nova Delpini 2013. You can see more graphics and more about the discovery of the nova on our original ‘breaking news’ article by Bob King.

Read more: http://www.universetoday.com/104192/update-on-the-bright-nova-delphini-2013-plus-a-gallery-of-images-from-our-readers/#ixzz2cLVipj9t