

BU BÖLÜMDEKİ BAZI YAZILARIN İÇERİĞİ BAZI OKURLARI RENCİDE EDEBİLİR ; DUYARLI KİŞİLERİN BU BÖLÜMU OKUMAMASINI ÖNERİRİM
TİMUR SÜMER



“Coj0nes”
A man travels to Spain and goes to a Madrid
restaurant for a late dinner. He orders the house
special and he is brought a plate with potatoes,
corn, and two large meaty objects.
“What’s this?” he asks.
“Coj0nes, senor,” the waiter replies.
“What are coj0nes?” the man asks.
“Coj0nes,” the waiter explains, “are the testicles
of the bull who lost at the arena this afternoon.”
At first the man is disgusted, but being the
adventurous type, he decides to try this local
delicacy. To his amazement, it is quite delicious.
In fact, it is so good that he decides to come
back again the next night and order it again.
This time, the waiter brings out the plate, but
the meaty objects are much smaller.
“What’s this?” he asks the waiter.
“Coj0nes, senor,” the waiter replies.
“No, no,” the man objects. “I had coj0nes yesterday
and they were much bigger than these.”
“Senor,” the waiter explains, “the bull does not lose
every time.”


|
Denizli’de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden çok rahatsız olmuşlar…
|
OBAMA-CARE COVERAGE IN A NUTSHELL
The phone rings and the lady of the house answers, “Hello.” ”Mrs. Sanders, please.” ”Speaking.” ”Mrs. Sanders, this is Doctor Jones at Saint Agnes Laboratory. When your husband’s doctor sent his biopsy to the lab last week, a biopsy from another Mr. Sanders arrived as well. We are now uncertain which one belongs to your husband. Frankly, either way, the results are not too good.” ”What do you mean?” Mrs. Sanders asks nervously. “Well, one of the specimens tested positive for Alzheimer’s and the other one tested positive for HIV(AIDS). We can’t tell which is which.” ”That’s dreadful! Can you do the test again?” questioned Mrs. Sanders. “Normally we can, but Obamacare will only pay for these expensive tests one time.” ”Well, what am I supposed to do now?””The folks at Obamacare recommend that you drop your husband off
somewhere in the middle of town. If he finds his way home, don’t sleep
TUT ŞU EŞEĞİN BAŞINI
Bakındı, bu olayı herkese anlatmakta değilim; ağzınızdan
sır çıkmazdır bilirim.
Adı lazım değil, kendisi yakınım olur..eşeğiyle
köyüne dönerken karşısına müsellah (silahlı) bir soyguncu aniden çıkıp silahını doğrultaraktan, “tut lan şu eşeğin başını”
demesiyle, adamcağız eşeğin başını tutarken de hayvanın
arkasına dolanıp uçkurunu çözer çözmez başlamış eşeği bir
güzel sevmeye. İşi bittikten sonra da dönmüş
bizim hısıma, silahı başına dayayıp,”İndir lan donunu”
demesiyle, bizimki de can korkusuyla donununu
indirivereyazmış ki, eşkıya kısmı zalim olur, adamcağızın
arkasına dolanıp bizim hısımı da bir güzelce sevivermiş.
Vakta ki işi bitmiş, bizim hısımın çeşmi (gözü) ise ağlamaklı, “Bre ağam, hem eşeği hem beni sevecektin de, neden önce eşekten
başladın ?” diye sordukta, eşkiyadır, “Bre salak
herif, önce senden başlasaydım, eşek kaçmaz mıydı ?” diyesiymiş.
Kucaklandınız.
TS
HZ. DAVUD, TAVUK VE SEÇİMLER
Yarın ülkemizde seçim olacak. Sağ olsun sevgili milletimiz kendine yararı olacak kimseyi seçmemekte tövbelidir.
Öte yandan her seçimden sonra da seçtiğimizi beğenmeyip bas bas bağırmaz mıyız ?
Bu nedenle aşağıdaki gülmece aklımıza takıldı; kusur ettikse affola.
Umarim yine kıçımız acımasın.
“Ruhsarını cananın ayineye benzettim
Vah vah ne hata ettim ay’ı neye benzettim”
(Ruhsar=yüz; ayine=ayna)

Kalburun saman içre olduğu bir zamanda, Hz. Davud
tüm hayvanatı toplamış dertlerini dinler imiş.
Davedir, “Davud hazretleri, boynumun eğriliğinden pek
müştekiyim. Ne olur şunu düzeltiver” derken,
Zürafa ise “Sayın peygamberim, şu boynumuzu az bir
kısaltıver” diye yalvarır, cümle hayvanat ise bir başka
uzvundan dert yanar imiş.
Sonunda tavuk da huzura gelip, “Oh benim güzel peygamberim..her yumurtlayışımda kıçımız fena acımakta..bas bas bağırıp mahalleyi ayağa kaldırmaktayız. Kerem et, ya şu yumurtayı az biraz küçült ya da kıçımızın deliğini bir iyicene büyüt” diye yalvarması var.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Dr. Timur Sumer

FİRAVUN’UN BAŞAKLARI

Firavundur bir gün çok sinirli:
-“Çağırın lan katipleri” demiş , ferman yazdıracam !”
Hemen iki katip bulup getirmişler.
Piyasada kağıt yok, yazılar hiyeroglif öncesi olaraktan taş üzre yazılmakta.
Firavun, bağırmış katiplere:
-“Yazın lan!”
Katipler bir ellerinde çivi, bir ellerinde çekiç , önlerinde de bir
koca kalıp taş, başlamışlar satır başı yaparaktan.
-“Ben” demiş firavun; katipler hemen tık tık tık bir firavun resmi
yontmuşlar taşın üstüne.
-“Mısır’ın” demiş firavun , tık tık tık bir piramid resmi yontmuşlar.
-“Anasını” demiş firavun , tık tık tık bir kadın resmi yontmuşlar.
-“Avradını” demiş firavun, tık tık tık bir kadın resmi daha yontmuşlar.
-” ..kerim!” demiş firavun son olarak.
Tam koyulmuş katipler yontmaya , birden katiplerden biri duraksamış.
Yeniden yazacak gibi olmuş, yazamamış. Derken sıkıla sıkıla dönmüş öteki katibe:
-Ya üstadım kusura bakma ama , “..kerim” tek “başak”la mı yazılıyor, çift “başakla” mı?”
Yontturmayın adamı şimdi.
Dr. Timur Sümer

Ekonomik krizde yapılacaklara dair bir güzelleme:
Temel’imiz bir ağacın dibine çömelmiş def-i hacet eyler iken, hain bir yılandır, Temel’imizin, af buyurun, tenasül uzvunu kendi tasvirine benzetmesiyle, uzanıp tam orasından, harttadanak sokuvermiş idi.
Temelin feryadına yetişen can dostu Dursun ise derhal telaş gösterip, tellifon ile doktoru aramayla, “uy doktorcuğum.. ne yapmak gerekür daa !?… Temel’in maslahati nah bu kadar şişti” deyu sual ettikte, doktordur, “telaşlanmayasun be uşak..ısırılan yeri emip emip tükürüveresun” demesiyle..Temel’dir, “ula Tursun..dohtur ne dedu da?” deyu sual ettikte, Dursun eydur, “ha pu şerefsiz dohtur dedu ki, ‘yapacak heçbir şey kalmamıştur da’ dedi.. ‘pırakun oni cebersin”
TS
Sevgili seçkin arkadaş gurubu:
Bakındı, bu olayı herkese anlatmakta değilim; ağzınızdan
sır çıkmazdır bilirim.
Adı lazım değil, kendisi yakınım olur..eşeğiyle
köyüne dönerken karşısına müsellah bir soyguncu ani çıkıp
silahını doğrultaraktan, “tut lan şu eşeğin başını”
demesiyle, adamcağız eşeğin başını tutarken de hayvanın
arkasına dolanıp uçkurunu çözer çözmez başlamış eşeği bir
güzel sevmeye.
İşi bittikten sonra da dönmüş
bizim hısıma, silahı başına dayayıp,”İndir lan dönünü”
demesiyle, bizimki de can korkusuyla dönününü
indirivereyazmış ki, eşkıya zalim olur, adamcağızın
arkasına dolanıp bizim hısımı da bir güzelce sevivermiş.
Vakta ki işi bitmiş, bizim hısımın çeşmi ise ağlamaklı, “Bre ağam,
hem eşeği hem beni sevecektin de, neden önce eşekten
başladın ?” diye sordukta, eşkiyadır, “Bre salak
herif, önce senden başlasaydım, eşek kaçmaz mıydı ?” diyesiymiş.
Kucaklandınız.
TS

Ülkenin akçe durumları sıkışınca padişahtır
buyurmuş,”Ülkemin baş köprüsünün en başına tiz bir
bekçi dikile, her geçenden bir akçe alına”.
Aradan ay geçmiş ki şahtır sormuş, “Kullarım içre durumdan
yakınan var mı ola”? “Yoktur hünkarımız” demişler
“olabilemez”. “Öyle ise köprünün öte başına da bir
bekçi dikile, bir akçe de öte uçta alına”.
Aradan ay geçmiş ki şahtır yine sormuş, “Kullarım içre durumdan
yakınan var mı ola”? “Yoktur hünkarımız” demişler,
“olabilemez”.
Hünkardır, “Bre benim kullarımda hiç mi akıl yoktur ki
yakınmayı bilmezler? Madem öyledir ise, her uca bir de
palabıyıklı dikile, akçesi alınan bir güzel de öpüle.
Aradan ay geçmiş ki şahtır ya, bir kez daha sormuş, “Kullarım
içre durumdan yakınan var mı ola”?
“Vardır hünkarım” demişler, yaka paça bir ademi sürüklemişler huzûra.
“Aha da bu garip heriftir” demişler “yakınması vardır”.
Hünkârdır,”Yakınman ne ola ki ey garip herif?” diye sordukta,
“Haşmetlû hünkârım” demiş garip herif, “akçemizi
ödeyip sıra öpülmeya geldikte, öyle upuzun bir sıra
oluşmaktadır ki; emir buyurun, birkaç palabıyıklı daha
dikiversinler de, sıralarda öpülmek için uzunca zaman beklemiyelim”

Korkuyorum, bu çocuğun başına dağlarda bir şey gelecek.
Genel istek üzerine, Kedi’mizin iki adet süretini
mecburen yazımıza eklemişizdir.
Ben de kedinin yalancısıyım:

Doğa hayranı olmakla, dağın başında, ağacın birine
sarılaraktan muhabbetini teşhir eden bir adem
görmesiyle, gözleri yaşarıp pek etkilenmiş, bizim
kulakçı da o günden sonra dağda gördüğü her ağaca
sevgi ile sarılır olmuş derler. Lakin günlerden bir
gündür, yine gözlerini kapataraktan kollarını ağaca
dolamasıyla bir adem zuhur edip, bunun bileklerine
önce kelepçe geçirüp, ardından da her ne kadar para
kesesi var ise alıp yürüyüveresi imiş. Kulakçımızdır,
garip, akşama değin ağaca bağlu kalüp açlık ve
susuzluktan bitap, dualar etmekteyken, bir başka,
lakin irice kıyım bıyıklı bir adem seğirtip ahvalini
sordukta, kulakçıdır, “Seni Hüda gönderdi, böyleyken
böyle oldu.., amanı bilir misin.. medet ellerimi
çözüver pek sevaptır..” demesiyle, bıyıklı ademdir,
bıyıklarını sıvazlayaraktan, “vah garibim vaah..,
zatının da bugün talihin katiyyen yaver gitmemekte..
değil mi ya caanımın içi” diyerekten yanaktan makasını
alıvermiş derler.
Hakir-i pür taksir,
Timur

“Sara Pipalini”
Three Italian nuns die and go to heaven.
At the Pearly Gates, they are met by St. Peter.
He says, “Sisters, you all led such exemplary lives
that the Lord is granting you six months to go back
to earth and be anyone you wish to be.
The first nun says, “I want to be Sophia Loren.
And *poof* she’s gone.
The second says, “I want to be Madonna and
*poof* she’s gone.
The third says, “I want to be Sara Pipalini..”
graphic
St. Peter looks perplexed. “Who?” he ask
“Sara Pipalini,” replies the nun.
St. Peter shakes his head and says, “I’m sorry, but
that name just doesn’t ring a bell.”
The nun then takes a newspaper out of her habit
and hands it to St. Peter ..
St. Peter reads the paper and starts laughing. He
hands it back to her and says.
“No sister, the paper says it was the ‘Sahara pipeline’ that was laid by 1,400 men in 6 months!”.
You must be logged in to post a comment.