
İLHAN YÜCEL TÜLAY NİLÜFER 2




“Ey sözlerin aslın bilen, söyle bu söz kimden gelir Söz aslını anlamayan sanır bu söz benden gelir” (Yunus emre)
Nusreddin hoca yine bir gün Akşehir gölüne yoğurt çalarken, akıllı komşuları her zamanki gibi yetişip, “Aman hoca yine göle yoğurt mu çalmaktasın, bilmezmisin ki göl maya tutmaz ?” diye her zamanki gibi efkâr (fikirler) yürütüp avâz etmişler. Hoca “Lâhavle” deyip yanıtlamış :
“Bre benim aymaz köylüm… her Temmuz ayında, yurdumuzda geleneksel olan ‘Karadeniz’de gaz bulma töreni’ gazına (!) geliyorsunuz da bizim gölün yoğurt tutacağına inanmıyorsunuz ; hayret bir şeysiniz billa.
Swift-Tuttle adlı kuyruklu gök taşı, (“kuyruklu yıldız !?”)güneş sistemimize her 130 yılda bir girip eteğinden bol miktarda taş toprak döker ve bu taşlar ise kuyruklunun geçtiği yolda uzayda asılı kalır. Sevgili dünyamız ise bu mezbelelik içinden, her Ağustos ayında zorunlu olarak geçerken, gök yüzümüzde nice “yıldız kaymaları” olur, ahalimiz ise bu kaymalara bakıp nice niyetler tutmaktadırlar.
Öte yandan, Swift-Tuttle kuyruklusu en son 1992 yılında yakınımızdan geçmiş olup, bir sonraki geçişi 2122 yılında olacağından bizlerin bu geçişi göreceğimiz gayetle şüphelidir. Bu nedenle, kuyruklunun 1992 ziyaretinde gürüntülenmiş güzel bir pozunu sevabımıza yazımıza eklemiş bulunmaktayız.
“Şu kanlı zâlimin ettiği işler
Garip bülbül gibi zâreler beni
Yağmur gibi yağar başıma taşlar
Dostun bir fiskesi pâreler beni”
Yeri gelmişken, ibret alalım diye olmuş bir olayı anlatsam gerek :
Kaza sonucu kolunun birini kaybeden garip bir âdem, ziyâde depresyona duçâr olmuş, hayatına son verip azâbından kurtulmak murâdıyla minarenin şerefesine çıkıp, tam atlamak üzere eğilmesiyle, aşağıda her iki kolu da kopuk bir başka âdemin hoplayıp zıpladığını görmekle yaman utanmış. “Ben tek bir kol için ölmeyi düşünürken, iki kolu da olmayan şu âdemin sevinçten hoplayıp zıplamasında nice ibretler yok mudur ?” deyû efkâr (fikirler) yürütüp, umut ile aşağıya inmesiyle, hoplayıp zıplayan kolsuz âdeme, neden bu kadar sevinçli olup havalara zıpladığını sual etmiş. Zıplayan âdem ise, bir lâhza soluklanmanın ardından cevaba ayâz etmiş :“Ne sevinci birader..kıçımız öyle bir kaşınmakta ki o kadar olur”
“Yıldız kaymalarının” (!) başlangıcı, 11 Ağustos gece yarısına doğru başlayıp, 12 Ağustos sabahı şâhikasına erişecektir. Yer yüzünde bulunduğumuz nokta, dünyamızın güneş yörüngesinde GİDİŞ YÖNÜNE sabaha karşı döndüğünden, güneşin doğuşuna yaklaştıgımız alaca karanlıkta mateor yağmuru giderek hızlanır. Bu nedenle en görkemli meteor yağmuru gün ağarmadan hemen önce görünür. Arkası yatmalı bir sandalyeye kurulup, gül cemâlinizi kuzey-kuzeydoğu yönüne çevirip “yıldız kaymaları” cümbüşünü izleyebilirsiniz.
Sakın ola korkmayasınız, kafanıza taş maş düşecek değildir. Gök taşlarının hemen hepsi, kum tanesi ile leblebi büyüklüğü arasında olup, yer yüzüne düşmeden yanıp kül olur.
“Dar günümde dost düşmanım bell’oldu
On derdim var ise simdi ell’oldu
Ecel fermanı boynum takıldı
Gerek asa gerek vuralar beni”
11 Ağustos gecesi saat 11: 30’dan sonra, fakat ille de sabaha karşı, arkası yatmalı ayak uzatmalı sandalyenize uzanıp, kuzey-kuzeydoğu yönüne doğru bakarsanız, Perseides yıldız kümesi yönünden fışkıran gök taşlarının nasıl göz yaşlarına dönüştüğünü izler de şaşar kalırsınız. Saatler ilerledikçe, özellikle gece yarısından sonra, havada uçan ışıklar bir senfoni kreşendosu gibi giderek artacak, izleyenlerde ısırılmadık parmak bırakmıyacaktır.
“Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz
Hak’tan emrolmazsa irahmet yağmaz
Şu ellerin taşı hiç bana değmez İlle dostun gülü yâreler beni” (Pir Sultan Abdal)
Hz. İsa’nın doğumu sonrası sevgili dünyamız güneş çevresinde 258 kez pervane olup, 10 Ağustos tarihine gelince, Roma’lı alçaklar, Lawrence adlı azizi, yetimlerin ve de yoksulların parasını Romalı’lara yedirmediği için ızgara ocağında kızartarak öldürmüşlerdi.
“Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz
Hak’tan emrolmazsa irahmet yağmaz
Şu ellerin taşı hiç bana değmez İlle dostun gülü yâreler beni” (Pir Sultan Abdal
Aziz Lawrence ızgarada kızararaktan yana dursun, aradan henüz 1750 yıl bile geçmeden aynı kilisenin en başı, Papa John Paul rezili, erkek çocukların ırzına geçen papazların ayıbını örtbas için, yoksullar için toplanan 400 milyon doları utanmadan sus payı olarak dağıtacaktır ki, lâhavlenin böylesi de ancak AB’ye yakışır?
Aziz Lawrence’in kızartıldığı 10 Ağustos 258 gecesi, gök yüzümüzün Perseides yıldız kümesi yönünden fışkırarak atmosferimize giren gök taşları ise öyle bir gösteri sunmuşlar idi ki, bakan oğlunun düğünündeki havâi fişekler kaç para.O zamandan beridir bu gök taşı gösterisine “Saint Lawrece’in göz yaşları” denir ve de, doğrusu pek de yakışmaktadır.
Bu yıl, sevgili dünyamız, 130 yılda bir güneş sistemize giren Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının döktüğü taşların içine her ne kadar 24 Temmuz’da girmeye başlamışsa da, gök taşlarının en yoğun görkemi 12 Ağustos gecesi-13 Ağustos sabahı olacaktır ki, biz insanlığımızı yapıp duyuralım da gerisi size kalmış.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun,
Fakir-i pür taksîr
Dr. Timur Sumer
AŞAĞIDA ;
1. AZİZ LAWRENCE’İN KIZARTİLDİĞİ IZGARA OCAĞI (ROMA’DA SERGİLENİYOR.)
2. SWİFT-TUTTLE KUYRUKLUSUNUN 1992’DE ÇEKİLMİŞ GÖRÜNTÜSÜ 3. PERSEID GÖK TAŞLARININ SEMATİK GÖRÜNÜŞÜ



Sevgili Yaran:
Güfte, Dertli’den, bestecisi bilinmiyor: Bizim gibi “yabanda” yaşayanlara ithaf olunur.
“Ok gibi hûblar beni yaydan yabana attılar Bilmediler kadrimi ucuz bahâya sattılar”
23 Eylül’de sevgili dünyamızın ekvator halkasının
düzlemi güneş yürünge halkasının düzlemiyle
çakışacaktır, hepimize kutlu olsun. Gün ortasında göğümüzün tam tepesinde olmayı hesaplayan sevgili güneşimiz,
yaz saati nedeniyle bu çıkışını saat 13:00’e ertelemiştir.
“Neydi vaktinde güzeller bûseler vaat ettiler
Bir söz ile haşılı su gönlümü aldattılar”
Halkaların çakıştığı bu gün “Sonbahar ilimi” (Fall equinox) tesmiye olunup, bu tarihte, gece ve gündüz süreleri,
güya, eşit olacaktır. Amanın çok dikkatli olasız.
“Hani ya sadık deyû medhettiğin ol nevcivan
Dün gece ol dilberi bir bâdeye oynattılar”
Güneş tamı tamına doğudan doğup kılı kılına batıdan batacaktır ki, pusulası şaşmış olanlar için ; pusulanızı ayarlamanız için kaçırılmaz fırsattır, bizden söylemesi.
“Gördüm ol hûri sıfat agyâr ile ülfet eder
Hasetinden Dertli’yi toplar gibi patlattılar”
(Dertli)
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Hakir-i pür taksir
Timur

Havva’nın sorunu:
Havva anamızdır cennetin bir köşesinde oturmuş hüzünlenmekte iken, yüce Tanrımız, Havva anamızın gözüne âyan olup, “Derdin nedir ya Havva” diye sordukta, Havva anamızdır, “Ya Rabbim..fakiri çamurdan yaratıp bu cennete salıverdin. Bu güzel bahçeyi ve dahi hayvanları, hatta şu kendini bilmez mülevves soytarı yılanı dahi yoktan yarattın..lâkin ziyadesiyle hüzünlüyüm..zira yalnızlıktan içim bir sıkılmakta ki fırttırmak üzereyim .. üstelik elma yemekten de ziyadesiyle ‘illâllah’ ettim.. kusacam billa..” demesiyle, yüce Hüdâ’mız, “Gam etme bre Havva’cım, sana hemen bir er kişi yaratıveririm” deyince, Havva anamız, “Er kişi de necidir ?” diye sual etmiş, yüce Rabbimiz ise izah etmiş idi:
“Er kişi gayetle kötü huylu olmasına rağmen, son derece eğlendirici, tuhaf bir yaratık olup, sana ziyadesiyle faidesi dokunacaktır bilesin. Senden daha kuvvetli olacak, daha hızlı koşacak, öldürmekten çok hoşlanacak, avlanacak, hep kavga ve savaş çıkaracak, mağaranı koruyacak, seni ısıtacak ve dahi birçok başkaca gereksinmeni karşılayacaktır. Lâkin, bu er kişi pek akıllı olmayağından, hep senin yol göstermen, onu idare etmen gerekecektir haberin ola.
Havva’dır, “Harika be Allahım, sana öyle medyûn-u şükrânım ki yani o kadar olur.. lakin bu işin püf noktası ne ola ki ?” diye sordukta, ulu Tanrı yanıtlamış idi: “Bu âdem ayni zamanda çok kibirli ve dahi küstah olacağından, kendisini senden önce yarattığıma inanacaktır. Havvacığım..sakın bozma..bu da KADIN KADINA ikimizin arasında sır olarak kalıversin.”
Ekimizde, ay dede üzerindeki, kendi ellerimizle görüntülediğimiz “Mare Crisium” bölgesini ve Arapça öğrenen bir er kişinin suretini hizmetinize sunmaktayız; hayrını görün.
Sırıtaraktan,
FPT Dr. Timur Sumer

MARE CRISIUM



SEVGİLİ ARKADAŞLAR BRE :

DİYEREKTEN BEDENLERİNİ, YUKARIDAKİ RESİMDE GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ KEDİ PENÇESİNE TESLİM ETMEKLE, TOXOPLASMA REZİLİ İSE BU FARELERİ TAZAKKUM EDEN (ZIKKIMLANAN) KEDİLERİN BARSAKLARINDA İZZET VE İTİBAR GÖRÜP ZEVK-Û SEFA İÇİNDE YAŞAYIP, BURADAN DA KEDİ BOKU SAYESİNDE YEDİ DÜVELE SAÇILIR OLMUŞLAR İDİ. (REFERANS İÇİN BÎR ZAHMET TIKLAYIN) http://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=9560048
‘’Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır
Söz haykıranın mantık ise şarlatanındır,
Geçmez ele bir paye kavuk sallamayınca
Liyakat görmesi, pezevenk, puşt olanındır.’’
(Neyzen Tevfik)
TEMEL’DİR TORUNUNU YAMACINA OTURTMUŞ NÛS (ÖĞÜT) EDER İMİŞ. “OĞLUM TURSUN, BAZU İŞLER VARDUR Kİ GERİYE DÖNÜŞÜ YOKTUR..TİKKAT EDESUN..HA PAK ŞU SOLUCANA.. TOPRAKTAKİ TELUKTAN ÇIKMIŞTUR DA KATİYYEN DELUĞA GERİ SOKAMAZSUN DAA” DEMESİYLE DURSUN TORUN, “SOLUCANI DELUĞA GERİ TIKARSAM 50 LİRA VERİR MİSUN ?” DEYÜP, “OLUR”U ALDIKTAN SONRA, BİR KOŞU EVE GİTMİŞ, ANASININ SAÇ SERTLEŞTİREN PÜSKÜRTÜCÜSÜNÜ KAPMASIYLA, SOLUCANA PÜSKÜRTMÜŞ, SOLUCAN İSE HÂLİYLE KURŞUN KALEM MİSALİ SERTLEŞİNCE, TUTTUĞU GİBİ DELİKTEN İÇERİ TIKIVERMİŞ, ELLİ LİRAYI DA CEBİNE ATMIŞ İDİ. O GECE TÜM AİLE EFRADI TURSUN TORUNUN DEHÂSINA BİN METHİYE VE “AFERİN” EDİP UYKUYA YATMIŞLAR İDİ. FERDASI GÜN, DURSUN UYANINCA BABAANNESİ YANINA GELİP, “AFERİN LAN TURSUN, AKLINLA BİN YAŞA, HA PU DA BENDEN SANA HEDİYE” DİYEREKTEN, TORUNUNA BİR 50 LİRA DAHİ O VERMİŞ İDİ.
EKİMİZDE, ASTROFOTOGRAFI HOCAM TONY LİCATA’NIN GEÇTİĞİMİZ AKŞAM GÖRÜNTÜLEDİĞİ 23 MİLYON IŞIK YILI UZAKLIKTAKİ “WHİRPOOL” GÖK ADASININ (M51), VE 37 MİLYON IŞIK YILI UZAKLIKTAKİ “SUNFLOWER” (GÜNEBAKAN ÇİÇEĞİ) GÖK ADASININ (M 63) SURETLERİNİ GÖNDERMEKTEYİZ Kİ, HA PU İYİLİĞİMİZ DE UNUTULMAYA.
GÖZLERİNİZ HEP YÜKSEKLERDE OLSUN,
SIRITARAKTAN,
FAKÎR-İ PÛR TAKSÎR
DR. TİMUR SÜMER


Sevgili arkadaşlar be..
Şehzade Mehmet’in günlüğünün bir sayfası elimize geçmiş olup, sizlerle paylaşalım istedik. Maazallah Sultan Mehmet Hıristiyan olmasın sakın ?
“İSTANBUL’U NASIL ALDIM”
“Yeğenlerle çelik çomak oynamaktayız, Molla Gürâni hoca yine yetişti. Elinde bubamız Murat Han’ın verdiği kızılcık sopası ,ha bire kıçımıza vurmakta ki kıç yâremiz hepten cılk olup oturabilmek ne mümkün. Molla Gürânı, Molla Hüsrev ve Ak Şemsettin birlik olmuşlar canımıza okumaktalar. İlle de İstanbul’u alacakmışız. .biz kiiim İstanbul’u almak kim.. lâhavlee..bunalttılar billâ..
Yine bir şiir yazdım şu kâfir güzele:
“Akl u fehmin, din-u imânın nice zabt eylesûn
Kâfir olur hey Müselmanlar o tersâyı gören” (Mehmet)
(Açıklaması) :
(Akıl, mantık, din ,iman mümkünü yok zapt edilebilemez.
O Hıristiyan güzelini gören tüm müslümanlar dinden çıkıp kâfir olurlar)
Bugün Çandarlı Halil gelüp “İstanbulu alacağına söz ver, bak ahacık şuraya yazmaktayım.. bubanı indirip seni tahta çıkarmazsam ne olayım” diyerekten bizimle eğlendi.
Şemsettin hoca da “oğlum bu senin alın yazın, istanbul’u ille de alacan” demekte ki…OHA oldum billa..! Alacaaz da n’olcek..sanki bok var..
Bugün Arapça ve Farsça’yı söküp aferinimizi aldık.
Şiirimizin devamı ise aynen şöyle..
“Kevser’i anmaz ol içduğı mey-i nâbi içen
Mescide varmaz o varduğu kilisâyı gören” (Mehmet)
(Açıklaması) :
(Onun içdiği temiz şarabı içenler cennetteki Kevser’in adını bile anmazlar.
Onun gittiği kiliseyi bir gören töbe mescite ayağını basmaz)
Gürâni hoca yine uzun eşek oyunumuzu bozup kızılcık sopasıyla kafamıza vurdu. “Vurup durma be hocam abdal olacaz billa” dememize bakmayıp, “İstanbul’u alma da bak neler oluyor.. oğlum bu senin alın yazın, şimdiden hazırlan” demesiylen, töbe töbee, lâkin biz parmak kadar çocuğuz yaav.. nasıl alcez Istanbul’u ? Bir bunaldım ki o kadar olur. Kafayı yiycem billâ…
Şiiri bitirelim bari..
Şairlik adımı “Avnî” yaptım..
“Bir firengi kâfir olduğun bilurdi Avniyâ
Bilun u boyunda zunnar u çelîpâyı gören” (Avnî)
(Açıklaması) :
(Ey Avnî, o firenk güzeli belindeki hristiyan hacını ve papaz ipini bir görse senin de kafir olduğunu hemencecik bilirdi)
Gürâni hoca sabahın köründe uyandırıp el aynasını yüzümüze tutaraktan, “oku bakalım alnında ne yazmakta” demesiylen,.. yutar mıyız ?.. bunlar biz uyurken alnımıza kara mürekkeplen bir yazı yazmışlar ki katiyyen bozmadık ve dahî..aynadaki yazıyı yüksek sedâ ile okuduk ;
“LA TEMHEM LA !!!”
(Molla sonradan anlattı : Aynada yazı ters dururmuş. Meğerse alnımızdakı yazının aslı “Al Mehmet al” imiş) . Lâhavlee..
Heyvah ki ne heyvaah..Alın yazımız bu imiş, çaresiz alacağız gayri . Bi rahat oyun oynatmadılar yâv..
“Yâr içün ağyâr ile merdane ceng etsem gerek İt gibi murdâr rakîb ölmezse yâr elden gider.” (Avnî)
(Açıklaması) :
(Yâr için düşmanla cesurca doğuşsem gerek Pis düşman it gibi ölmezse yâr elden gider)
“Avniyâ, gerçi ölüm dünyede müşkil işdür Gamze-i dilber ile biz ânı âsân iderüz” (Avnî)
(Ey Avni, bu dünyada ölüm zor bir iştir
Biz onu dilberin gamzesi ile kolaylaştırırız)
Fatih semtinin çarşaflıları Fatih Sultan Mehmet’in şiirlerini okusalar ne ederlerdi acep? Bileniniz söylesin.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Hakir-i pûr taksir
Dr Timur Sümer





You must be logged in to post a comment.