HOW TO PRETEND YOU ARE AN MBA

Those of us used to writing technical and business
reports know how difficult it can be to use just the right
phrase to convey the true depth of your topic. Now,
professionals and students alike can seem like etymological geniuses, thanks to  the “Systematic Buzz Phrase Projector” created by Phillip Broughton, a U.S. Public Health Service official.
Using only  30 carefully chosen buzz words, you can woo your way
through any written or oral presentation: 

*Column 1*     *Column 2*        *Column 3* 
0. integrated 0. management 0. options 
1. total 1. organizational 1. flexibility 
2. systematized 2. monitored 2. capability 
3. parallel 3. reciprocal 3. mobility 
4. functional 4. digital 4. programming 
5. responsive 5. logistical 5. concept 
6. optional 6. transitional 6. time-phase 
7. synchronized 7. incremental 7. projection 
8. compatible 8. third-generation 8. hardware 
9. balanced 9. policy 9. contingency 

USAGE: Randomly pick any three-digit number. Now
select the corresponding buzzword from each column. For instance, “768” produces “synchronized transitional hardware”, or
“539” yields “responsive reciprocal contingency”, a phrase which
can be dropped into any report with the ring of authority.

“No one will have any idea what you’re talking about,” says
Broughton, “but they’re probably not about to admit it.” 

KERVAN KORUMASI

İstanbul’dan Bağdat’a mal götürecek kervana, olası eşkiya saldırısına karşı bir dudağı yerde, bir dudağı gökte, iri kıyım bir zenci koruma istihdam edilmiş. Boyu kadar kılıç taşıyan zenci, heybetli bir babayiğitmiş.

Yola düzülen kervan, az gitmiş, uz gitmiş, Küçük Asya’yı aşmış, Bağdat’a yaklaşırken bir gece ıssızda, 40 haramilerin saldırısına uğramış.

Haramiler, kervanı darmadağın etmişler, develeri kaçırmışlar, malları yağlamamışlar, heybetli korumayı da derdest edip teker teker üstüne çıkmışlar. Bir harami, iki harami derken, 39 haraminin ırzına geçmesine gıkı çıkmayan heyula zenci, sıra kırkıncı haramiye gelince birdenbire “Haayt!” diye nağralanarak doğrulmuş. Çekmiş boyu kadar kılıcını, 40 haraminin 40’ının da kafasını uçurmuş.

Kaçan develer toplanmış, dağılan mallar yüklenmiş, kervan yeniden yola düzülmüş. Bağdat’a varıp mallarını satan kervancılar, oradan aldıklarını İstanbul’a götürmek için yüklemişler.

Heyula zenci koruma da kılıcını kuşanıp kervana doğru seğirtmiş ki, kervancı başı, “Dur,” demiş. “Bu sefere sen gelmiyorsun, işine son verdik.”

Zenci şaşkın, “Neden ağam?” diye sormuş. “Ben sizi kırk haramiden kurtardım, malınızı korudum, görevimi layıkıyla yerine getirdim ya…”

Kervancı başı, dudağını bükmüş: “Getirdin getirmesine, amma velakin dönüşte seni düdükleyecek (sansür) 39 haramiyi nereden bulacağız?”*

ANKARAY’DA EŞCİNSELLER

Ankaray’da eşcinseller

Eşcinselin ikisi, mübadele-i hissiyat amacıyla uygun
bir yer ararlarken Ankaray istasyonuna inmişler.
Edepli olanı, “Yok artık o kadar da diil, burada
asla yapılabilinemez herkesin gözü önünde.. töbe
töbee..” deyince, terbiyesi kıt olanı,”Oğlum sen
bizim milleti bilmez misin ki..bizim millet  hiçbir işe karışmaz.. aha
isbatı deyip”, “KESİNLİKLE CIGARA İÇİLMEZ” yazısının
tam da altında cıgarasını tellendirip sonuna kadar
içmiş. Bir Allah’ın kulu da çıkıp, “İçme şu
cıgarayı hemşerim” demeyince, bizim
eşcinseller de “eh madem ki böyledir” diyerekten
mübadele-i hissiyatlarını öyle de bir icra etmişler
ki, lâkin Ankaray halkının kılı kıpramaya, çıtı çıkmaya.

Ertesi gün ise, Temel ve de arkadaşı Dursun aynı
Ankaray istasyonunda tren beklerken, Dursun’un aniden sigarası gelmiş.   Çakmağına çıkarıp “KESİNLİKLE CIGARA İÇİLMEZ” yazısının altında
cıgarasına yakmaya davranmasıyla, Temel atılmış ; “Uy yakmayasun
sakin ha cugarayı Tursunum daa..Ha  purada dün uşağın biri cıgara
bir içti ki, valâlhül-i azim, adamı herkeslerin içinde ossaat
sevdiler” diyerekten avazlanayazmış.

Antep fıstığı misali, sırıtaraktan,

Timur

ISON KUYRUKLU KOMET

Sevgili Arkadaşlar:

Ekim ayının başında doğu güneydoğu semalarında görülmeye başlayacak ISON kuyruklusu hakkında bilgi için aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız

ISON KUYRUKLU KOMET

Ayrıca ekimizde Messier-17 adli bulutsunun değişik filtrelele çekilmiş iki görüntüsünü bulacaksınız.

(AŞAĞIDAKİ FIKRA İNTERNETTEN ALINDI; YAZARI BİLİNMİYOR)

Üç arkadaş bir yaz günü gezmeye çıkmışlar.
Üç kişiden biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni. Ermeni olan aynı zamanda papaz…

Hava da çok sıcak… Bir süre sonra hararet basıyor, susuyorlar. Etrafta şu falan yok ama bağların olgun zamanı.
“İki salkım üzüm yiyelim” diyerek bir bağa giriyorlar.
Bağın sahibi orada uyuyor ama bizimkiler onu fark edemiyorlar.

“Daha sonra sahibini bulur kaç paraysa veririz” diyerek üzüm yemeye başlıyorlar.

Bu sırada bağın sahibi uyanıyor. Bakıyor ki üç kişi üzümünü yiyor. Fena bozuluyor ama üç kişiyle başa çıkamayacağını düşünerek, kıyafetinden Ermeni papaz olduğu anlaşılana dönüyor:

“Bak bu adam Türk, yesin malımı. Benim kanımdandır. Helalı hoş olsun.

Bu da Kürt’tur ama din kardeşimdir. Sen niye yiyorsun benim üzümümü?” diye soruyor.
Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt’ün hoşuna gidiyor.

Adam, papazı bir güzel dövüyor, kıpırdayacak hal bırakmayarak yere uzatıyor.
Bağ sahibi biraz sonra Kürt’e dönüyor.
“Müslümansın da niye sahipsiz bağa giriyorsun.
Bu adam benim kanımdan yediyse afiyet olsun, çünkü o Türk’tür.

Kardeşimdir” diyerek bir güzel onu da dövüp yere uzatıyor.
Türk ucuz kurtulduğuna seviniyorken adam bu sefer ona dönüyor:

“Tamam, anladık Türk’sün, aynı kandanız, aynı dindeniz ama sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi ulan?” diyerek Türk’e de vurmaya başlıyor.

Türk yumrukla yere yuvarlanınca Kürt’e dönüyor ve şöyle fısıldıyor:
“Biz papazı dövdürmeyecektik.”

Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Timur

M17HaonlyM17SiiHaOiiiM17HaS2O3

NUSREDDIN HOCA : KIVIIR !

Cumhuriyet bayramının gecesinde, Nusreddin hocadır uykusunun derununda “KIVIIIR !.., KIVIIIR !..” diyerekten bağırıp yatağında tekmelenip dönenirken, karısıdır, “aman Nusreddin’ciğim tez uyan, kötü rüyalar görmektesin” diyerekten hocayı dürtüklemesiyle, hocadır, uyanıp yatağının ortasına oturmuş ki ,”hayırdır inşallah çok kötü bir rüya gördüm karıcığım” diyerekten damağını kaldırıp, “manyağın biri bizi minarenin tepesine çıkarıp, parmağını, af buyur, kıçımıza sokmuş, şerefeden ötürü tepemiz üstü aşağıya sallandırmış idi ki, parmağını bir düzletse kayıp aşağıya düşeceğimizden, parmağını “KIVIIR..KIVIIR” diye ünnemekte idim” diyesi var.

En büyük bayram kutlu olsun.

Dr.Timur Sümer

UZAYLILAR

İki adet uzaylı Anadolumuz’un ıssız bir kasabasına
inmişler ki benzin doldurma pompasına yaklaşıp ,genç
olanı eyitmiş ” Ey dünyalı, barış üzre geldik, bizi
başkanınıza götürüverin sevaptır” demesiyle, haliyle
benzin pompasından hiç bir seda gelmemiş ise de genç
uzaylı celallenerek, ” bizi başkanınıza götürün dedik
lan töbe töbee..” diye avazlanınca, yoldaşıdır,
“amanın yoldaşım, bağırıp da dünyalıyı kızdırmayalım,
bu dünyalı pek tekin olmasa gerek, hemi de üzerinde ay
yıldızlı resim var” dediyse de genç uzaylı, cahildir,
“lan ben seni şeytmez miyim..?” diye ünniyerekten,
tapancasını çıkarıp, pompamızın böğründen ağrı ateş
etmesiyle, pompadır, “booom” diyerekten bir patlasın
ki ortalığı alevler sarması bir yana uzaylı yoldaşları
da bir güzelce yakındaki dut ağacı üzre savuragelmiş.
Korkularından donlarına büyük abdestlerini kaçıran
uzaylılardan genci, “yahu ne bildin bu herifin bu
denli ateşli olduğunu” diye sual ettiyse de, yaşlı
uzaylıdır, ” valla yoldaşım, eğer bir adam penisini
belinden ötürü güzelce dolandırıp ucunu da kulağına
sokabilmekteyse, o adamdan korkulur” diyesi var.
Hoş kalın ve gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Timur

TUT UCUNDAN

TUT UCUNDAN
Posted on September 30, 2013
Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki, kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış.Bu nedenle kar yağmaya başladığı andan itibaren köyde hayvanlar dahil hiçkimse sokağa çıkamazmış.
Kar biraz kalınlaşınca, ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş. Yanında da en yakın yardımcısı Haso.
Ağa sırtını köye doğru döner sonra sorarmış:
-”Ula Hasso, ahali bakiiy mi?”
Hasso cevap verirmiş:
-”Evet ağam, hepisi de bir olmuş, pencerelerden bakiir.”
Ağa çişiyle karın üzerine imzasını atarmış “Abdullah Cizrelioğlu”. Sonrada bir nokta koyarmış ve sorarmış:
-”Hala bakiirler mi?”
-”He ağam, hem bakiirler hem de çılgın gibim alkışliirler.”
Her sene aynı tören sürermiş.
Aradan 7 yıl geçmiş.
Ağa yine, kar tuttuktan sonra, çıkmış köy meydanına.
Sormuş Hasso’ya:
-”Ahali bakiir mi?”
-”He ağam, bakiirler, köpekler, kediler bile camdadır.”
Ağa “Abdullah” diye adını, arkasından “Cizrelioğlu”
diye soyadını yazmaya başlamış ki; kalakalmış, çünkü yaş gereği prostat.
Halka rezil olmak var. Alçak sesle Hasso’ya sormuş:
-”Bakiirler mi?”
-”He ağam, bakiirler de, sen ne diye durdin öyle?”
Ağa çaresiz:
-”Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu.”
diye emretmiş.
Hasso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanın kulağına eğilip :
-”Ağam” demiş, “Kırk yıldır kafama vurdin, ‘salak’ dedin, sırtıma vurdin ‘aptal’ dedin.
Ha bu kulun okumayi yazmayi sökemedi ki..ucuni tut da yazının devamını sen yaz.”

BİRLİKTE ÇALIŞTIKLARINIZI EĞİTMEZSENİZ …….
UCUNDAN TUTACAĞINIZ GÜN YAKINDIR.

EŞEKTEN NASIL İNİLİR

EYUP

Sevgili arkadaşlar be:
Vakti ile ortopedi ulemâsından adı lâzım değil, Eyüp nâm
bir zât merkep üzre bulunduğu halde, her nasıl ise ” İnsan diline
hindi lâdes kemiği takma işini bitirmedikça şu merkepten inmiyeceğime şart olsun” demiş bulunuyor.
Hâl bu ki, iş gecikmeyle, merkepten inmiş olsa karıdan boş düşecek, bu sebepten inmenin çaresini arar da heyhât ki bulamaz, ve gece
gündüz merkep üzre gezmekten de usanır. 
Nihayet bes-i pâyeden (pespayeden) Timur nâm bir pediatrik
hematolog bir âdem Eyüp’ü görünce, merkepten inmemesinin sebebini sual eder.
Kemik âlimi dahi “git be herif işine, derdime derman mı
olacaksın”deyû tekdir etse de , pes-i paye pediatrist
dahî “Hoca hayıflanma, ummadık taş baş yarmaz mı,
söyle derdini de belki derman bulunur” demesiyle, Eyüp hoca
dahi sorunu anlatınca, o beğenmediği âdem, “O da
dert midir, sen merkepten inmemeye şart etmedin mi?
Yine merkepten inme. Bir ağaca yanaş, oradan in”
deyince, hocanın aklı erer ve bir ağaca çıkıp oradan
aşağı iner de “bu alemde bin bilirsen, bir bilene
danış” der.
Haydi bu geceki görkemli gösteriyi kaçırdınız diyelim;
yine de yarın gece yarısından sonra ay dedemizi gök
yüzünde bulup yanıbaşında ışıldayaraktan gösteri yapan
Zuhal’imizi tamaşa etmezseniz size ne derim bilemem.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.

Antep fıstığı gibi sırıtaraktan ,                                   FPT Dr. Timur Sümer

KUYU

 kuyu
Kuyu
Evimizin ardında bir kör kuyu var idi. Sinimiz (yaşımız) henüz  buluğa ermemiş, ne yaptığımızı bilmekte miyiz ?
Mahallenin kızlarına hava atmak muradı ile kuyunun kenar taşlarına tutunup, bacaklarımızı yüzseksen derece açaraktan ve de kuyunun iç duvarındaki çıkıntılara basaraktan dikkatlice aşağıya inmeye başlamış idik ki,  heyvah ola, indikçe kuyu kutrunun (çapının) genişlediğini, bacaklarımızın ise pergel bacağı misali giderek ayrıldığını dehşet içinde fark etmiş idik. Ne yukarı ne aşağı inemez durumda bacaklarımız ayrık ellerimiz sıyrik, “Lan aman arkadaşlar  elden gitmekteyiz.. bir ip mip bulup sallandırın lan !” diyerekten avaz etmekteysek de, önce tepeden sırıtarak bakmakta olan arkadaşlar dahi durumu fark edip hem an bir ip tedarik etmelerine rağmen, nereden çıktılar ise iki adet koca kelp (köpek) kuyunun dibinde zuhur edip, devasa şekilde tüm avaz ile gürleyip havlamaya başlamış, bir yandan da ard ayakları üzre kalkıp biri kıçımızı diğeri ise af buyurun edep yerimizi hartlamaya gayret etmekte iken, fakirin korkudan böbreğimiz ağzımıza gelmiş, “atın lan ipi alçaklar..ben de yukarı çıkınca sizin töbe töbe şeytmem mi ..?! ” diyerekten ünnememize rağmen, yukardan tanıdık bir adem sesi, “SIIÇ !..SIÇ OĞLUM BU İTLERİN BAŞINA !..BAŞKA KURTULUŞUN YOKTUR..BU İTLER ANCAK BÖYLE SUSAR..SIÇ OĞLUM KAFALARINA..! YOKSAM YERLER SENİ..! SIIÇ!!” 
Bu arada itler zıpladıkça dişlerini kıçımıza iki parmak yaklaştırıp, “hav” diyerekten tekrar zıplamaktalar.. 
Kan ter içinde çırpınaraktan bir uyanmış idik ki..amanıın ne çarşaf ne yorgan kalmış koku ise ayyuka çıkmış idi. 
Hakir-i pur taksir
Timur

DİRENMİYECEKSİN

Doğu Anadolu’da aşiretlerden birinin denetimindeki bir bölgeye yeni bir kaymakam atanmış. Aşiret reisi hemen korucuları görevlendirmiş:
– Gidip alışeniz kaymohami. Gürda güsa yem olmiye.
Korucular yola çıkmışlar. Saatler geçmiş ancak ne korucular ne de kaymakam ortalıkta görünmemiş. Akşam geç saatlerde kafile yorgun argın, perperişan bir halde dönmüş.
Aşiret reisi oldukça kızgın ve endişeli bir vaziyette korucu basına çıkışmış:
– Ula itogli it! Nerden kalmışsenizdir?
– Eşkıya yolumuzu kesmiştir, Ağam!
– Heyven ogli heyven! Bu her zaman oliy !
– Bizi soymişlerdir, Ağam!
– Zaten alışkensinizdir, itogli!
– Aman Ağam, hepimizi yatırıp düzmüşlerdir!
– Hep düziyler zaten.
– Kaymohem yabancıdır, edep erkan bilmezdir, çok direnmiştir. O yüzden geciktik, Ağam.

İNEK VE RÜZGARLI BÖREK

İNEK VE RÜZGARLI BÖREK
Güzel bir bahar günüdür, boğa ineği ağaç dibinde sıkıştırıp üzerine
çıkmış ki, biz de pek küçüğüz henüz, konuyu anlamayıp sormuştuk
ağamıza. “Arkalarından öyle bir rüzgar esmiştir ki be oğlum, böylece
üst üste çıkmışlardır zahir”. “Peki ama ağabey, neden hoflayıp da
puflarlar” diye sordukta, “Elinin körü olmuş;hamur açıyorlar, börek
yapacaklar” demişti.
Aradan az bir yıl geçip, komşu kızı  kızıl saçlı Asuman ilk kez evcilik oyununa çağrıldığımızda, “ne yaparız evcilik oyununda ?” diye sormuştuk da, Asuman fettanca “hamur açıp börek yaparız” demez mi..?

Biz ise saflıkla yanıtlamış idik, “Valla bilmem ki, öyle pek bir rüzgar da yok ama..”
Midye dolması gibi sırıtaraktan,
TS

inek1

inek2

inek3