

Babalar


HÜSEYİN’LE NELER KONUŞTUK
Seyretti havâ üzre denir taht-i Süleyman,
Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde.
Ziya Paşa
Nusreddin hoca komşusundan ödünç aldığı kazanı geri verirken bir de tencere armağan edince komşusu, “aman hoca bu tencere benim değildir” demesiyle, hocadır, “müjdeler olsun be komşu.. senin kazan bendeyken nur topu gibi bir tencere doğuruverdi, güle güle kullanasın” demiş idi.
Devrisi gün hoca yine komşusundan kazanını ödünç istedikte, komşudur, “acep bir tencere daha alır mıyız ?” diye efkar yürütüp kazanını sevinçle ödünç vermiş idi.
Lakin aradan günler haftalar geçip de hoca kazanı geri getirmeyince komşudur işgillenip hocanın kapusunu çalmış, lakin hocadır, “vah ki komşucuğum hemi de ne eyvah..maalesef sizin kazan sizlere ömür..“ demesiyle komşunun anında lehçesi bozulup cemali kızarmış, “sen ne dersin bre hoca, kazan hiç ölür mü !!?” demesiyle de hocadır, “ bre komşu..’sıfırlamalar montaj, ayakkabı kutuları komplo, villalar, vakıflar, gemicikler uydurma’ dediler hepiniz inandınız da kazanın öldüğüne mi inanmıyorsunuz…taaccüp ettim billahi..” diyesi varmış.
Adam yine adamdır, olmaz ise bir pulu,
Eşek yine eşektir, atlastan olsa çulu.
Lâedrî
EŞEK

GÖRÜŞME :
“Başkan Hüseyin, ‘İlle de görüşelim’ diye ısrar edince, eşek değiliz ya, birkaç dakikamızı verelim bari dedik. Bir acı kahvesini içelim derken, zaman kuş misali, 1 saat 25 dakika 18 saniye görüşmüşüz.”
Eylesen tutiyi talimi edayi kelimat,
Sözü insan olur ama özü insan olmaz.
Fuzuli
” İŞİD meselesini sorup “Allah aşkına yardım edin..” diye yalvarınca cevabı yapıştırdım: “Bu İŞİD yabancımız mı yahu ?..Biz insanlığımızı yapıp onlara kamyonlar dolusu ‘insanı yardım’ gönderdik. Yaralı mücahitlerine de bakıyoruz daha ne yardımı yapalım ?’ deyince apışıp kaldı.”
Nadan ile sohbet etmek güçtür bilene,
Çünkü nadan ne gelirse söyler diline.
Lâedrî
“Bu Hüseyin aslında çok saftır; ‘Onlara yardım ettiniz madem, bize de edin’ demez mi ?.., ‘Onlara ederiz tabii..haliyle onlar da bizim başkonsolosumuzu, ailesini ve de tüm başkonsolosluk çalışanlarını ve de korumalarını fedakarca misafir ediyorlar. Para bile almıyorlar bu hizmetleri için. Sizden böyle bir iyilik mi gördük şimdiye kadar ?’ deyince mosmor oldu.”
Güden çoban sürüyü döndürünce ters yöne,
Geçmez mi sürüdeki topal koyun en öne.
Lâedrî
“Hüseyin tuhaf adam; bu sefer de Gaza konusunu açtı. Biz neden güya ‘Hamas’a tezahürat yapıyormuşuz ?’.. Fe’subhanallaaah !..Fena sinirlenmeye başladım. Hatta kızgınlığımdan asabım bozuldu. ‘Bu İsrail denen ülkede, milyonlarca, af buyurun, Yahudi yaşıyor. Bunların yaptıklarını neden görmüyorsunuz ? Bu, çok affedersiniz Yahudiler, Amerika’yı ellerine geçirmişler. Asıl sizin Hamas’ı tutmanız gerekir” deyince ‘yok yaa..töbe bilmiyordum billa’ya yattı.
Bed asla necabet mi verir hiç üniforma
Zerdüz palan ursan da eşek yine eşektir.
Ziya Paşa
“Bilahare, Ukrayna konusunda da yardım dilenince sinirden billahi bir tarafım seyirdi. ‘Ukrayna kolay’ dedim, ‘siz de şu paralel yapıcı hocayı derdest edip bize verin, gerisine karışmayın’ dedim.’Yok yapamayız’ dedi..bak yediği naneye. ‘Bu hukuki bir sorun..hoca hakkında resmen bir suç duyurusu da yok’ diye gevelemye başlayınca..’Ne hukuku yaav..sen ne biçim seçimle gelmiş başkansın..’At içeri hakimleri de savcıları da..’ dememle.., bu aklına hiç gelmemiş olacak ki mahsunlaşıverdi ; pek acıdım haline. Allah vermiye..bu ne biçim başkanlık yaav..?”
Arif isen bir gül yeter kokmağa,
Cahil isen gir bahçeye, yıkmağa.
Lâedrî
Lafı döndürüp döndürüp İŞİD’a getiriyor..töbe töbee. Bari alttan alıp dostluk yaklaşımında bulunayım dedim. Cim başkanı olduk ya..artık pek öyle bağırmıyorum olana olmayana. Eskiden, hep sinirliydim. Kendi osuruğuma tekme atar dururdum.. Şimdi ‘ustalık devri bitti ya..abooovv hastalık devri mi başladı ne ? ”
Kabiliyet dâd-i Hak’tır her kula olmaz nasip,
Şad hezâr terbiye etsen bî-edep olmaz edîp.
Lâedrî
“Bak Hüseyinciğim” dedim, “senin şimdiki beyaz sarayda iki yıllık kiracılığın kaldı ? Sonra bir tekme dehleyecekler. Gel sana benimki gibi ak bir saray yaptıralım. Adını da “Vayt Palas” koyarız. Sen masrafa hiç karışma” deyince gülmeye başladı. “Gülersin dii miii ?.. tabii gülersin haspaam..bak Huseyinciğim, sen şu Pensilvanya’daki hocayı derdest edip bana ver, sana uçak bilem alırım” deyince gevşeyiverdi.
Milyonla çalan mesned-i izzette şerefaz,
Birkaç kuruşu mürtekibin cây’i kürektir.
Ziya Paşa
“Aklından ‘yahu yaptırmazlar yıkmaya neyim kalkarlar..’ diye geçirdiğini ‘şıp’ diye anladım. ‘Sen astığı astık kestiği kestik başkan değil misin yahu ?.. ne dimek şimdicik bu ?..’ sıkıyorsa gelin yıkın !! ’ dersin olur biter deyince epey rahatladı.
“Ah be Hüseyinciğim, gel sen şu hocayı bi yol bana gönderiver, dile benden ne dilersen. Bak sana sevabıma daha ne akıllar veririm de sayemde başkanlık öğrenirsin.”
Âdem odur ki adını alemde andıra,
Alemde ad kalır âdem gelir gider.
Ziya Paşa

Her şahs-ı harimi Hakk’a merhem mi sanırsın,
Her taç giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın.
Ziya Paşa
Sekiz Ekim’de ay tutulacaktır. Heyhat, Türkiyemiz’den görülemiyecek olan bu tutulmayı en iyi izleme saati Sabah 04:00-05:30 arasındadır.
Fakirden söylemesi.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun,
FPT Timur Sümer
Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) sözcüsü Caitlin Hayden tarafından 5 Eylül 2014’te açıklanan resmî basın bildirisi :
“Başkan [Obama] ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün, iki liderin NATO Zirvesi münasebetiyle bulundukları Newport, Galler’de buluşmuşlardır. İki lider; İŞİD’e ve Irak ile Suriye’deki şiddetli aşırılıklara karşı en iyi nasıl işbirliği yapılacağı, ve savaş alanına giriş-çıkış yapan yabancı savaşçılara karşı güçlendirilmiş tedbirler uygulama konularını görüşmüşlerdir. İki lider; Ukrayna ve Libya’daki çatışmaları bitirmeye yönelik etkili baskı ve diplomasiye duyulan acil ihtiyacı konuşmuşlardır. Başkan [Obama] ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca, hoşgörülü ve kapsayıcı toplumlar kurma ve antisemitizm afetiyle mücadele etmenin önemini görüşmüşlerdir.”

BABAM ENVER SÜMER
“Eğlen hocam, eğlen, bir sualim var,
Edep nedir, erkân nedir, yol nedir?
Benim Karac’oğlan olduğum belli,
Dede nedir, baba nedir, kul nedir?”
Rahmetli babam sıklıkla çocuklarının arasına oturur en sık tekrarladığı masalını yavaş yavaş, ballandırarak anlatırdı.
Babamda masal çoktu; fakat en sevdiğimiz ve keyifle anlattığı bu masalı ondan hâlâ dinlerim.
Defalarca dinlemiş olduğumuz bu masal benim ve tüm kardeşlerimin hâlâ belleğinde yaşar.
“Bir yiğit sıladan gitmeli olsa,
Acısı yürekten gitmez sılanın.
Eğlenip gurbette mekân bağlasa,
Hayâli gözünden gitmez sılanın
Karac’oğlan der ki: Gelenler gider,
Vâdesi yetenler borcunu öder.
Kuşlar yılda bir kez sılaya gider,
Onlar da terkini komaz sılanın”

DEDEDEN TORUNLARA (ZEYNEP & BARAN) MASAL
Bir varmış bir yokmuuuşş.. kalburların saman içinde saklandığı, devenin tellâl olduğu, saç kestirmek için pireye gittiğimiz evveli bir zamanda, bir köpek kardeş varmııış. Bu köpeğin pırıl pırıl tüyleri, bembeyaz dişleri, güçlü bacakları, uzun kıvrık bir kuyruğu varmış. Sahibinin bahçesinde zincirle bir ağaca bağlı, gelene geçene bütün gün “hav hüv” eder dururmuş.
21 Haziran’da Greenwich’teki saat 10:51’i gösterirken, dünyamızın kuzey kutbu güneşe en yakın eğiminde olacaktır.
Bu an, “Gün dönümü” ya da “Summer Solstice” diye anılır.
Günlerden bir gün yiyecek bulmak için dağlardan yorgun bir kurt inmiş. Bu garip kurt, açlıktan bir deri bir kemik, yorgunluktan gözünün feri geçmiş bir halde köpek kardeşe yaklaşıp sormuş, “Senin tüylerin parlak, kasların güçlü, kuyruğun uzun, karnın tok nedendir acep ?”
Köpek kardeş bir çalımla, “elbette be kurt kardeş… benim sahibim beni günde üç oğün besler, postumu tarar parlatır, birlikte yürüyüşe çıkarız sahibimle. Yiyecek peşinde hiç koşmam.. sadece bazen kedi kovalarım..o da sırf zevkim için” demiş.
“Alâ gözlerini sevdiğim dilber
Dikerler ağacı dal benim için
Aşam dedim, aşamadım başından,
Yağıyor yollara kar benim için.
Karac’oğlan der ki: Yerim, içerim,
Ağır saltanatla konar göçerim.
Ahdim olsun, seni alır kaçarım,
Ferman çıkarsınlar bir benim için”

“Solstice” Latince’de “”sol”=güneş ve “sistere” = ‘duraklamak, olduğu yerde durmak’ sözcüklerinden türetilmiştir ki güya güneşimiz gün dönümü sırasında bir an için duraklasıymış. Töbe estağfurullâh ki çarpılacaklar..bence tümüyle montaj. Güneşimiz hâşâ ve asla duraklıyabilemez.

“Aman da ne güzelmiş senin bu hâllerin” demiş kurt kardeş köpeğe, “ben de onun bir sevgili kurdu olsam, bana da böyle bakar mı acep sahibin?” “Bence bakar” demiş köpek kardeş..”neden bakmasın..benim sahibim pek iyidir pek yiğittir..hem sen de az çok köpek sayılırsın” “Tamam öyleyse” demiş kurt kardeş, “sahibinin gelmesini bekliyelim de tanışalım bari”
“Atım, kalk gidelim dağdan yukarı,
Böyle dağlar koç yiğide dağ olmaz.
Yedi yerden yaralarım sızılar,
Bu yarayı çeken yiğit sağ olmaz.
Karac’oğlan der ki: Korktum haramdan,
Ayrı düştüm yurttan, harap hânemden.
Bir yiğidi ayırsalar yurdundan,
Yurdundan ayrı düşen sağ olmaz”
Sevgili güneşimiz, 21 Haziran’da (“solstice”) tüm kuzey yarımkürede gökyüzünde en yüksek konumunda olacaktır.
Güneşimiz kuzey kutbunda dahi , kendince en yüksek konumda olacak ve daha uzunca bir süre asla batmıyacaktır ki “sahûr” nedir “iftar” nedir asla bilinmez. Heyhât, güneşimizin bu yüksekliği giderek azalmaktadır, çünkü dünyamızın ekseninin eğiklik açısı giderek küçülmektedir.

Sahibinin gelmesini beklerlerken, eyvahlar olsun ki, kurt kardeş bir anda köpeğin boynundaki tasmayı görüvermiş. “Nedir o senin boynundaki köpek kardeş ?” diye merakla sual edince, köpektir, “buna tasma derler “ demiş, “sahibim beni bu tasmayla ağaca bağlar.. bazen de zinciriyle de tasmamdan çekip istediği yere götürür beni” demesiyle, kurt kardeş bir anda hayret ve kızgınlıkla dikilmiş; “Bana bak , bana bak köpek kardeş !!” diye bağırmış, ben hür doğdum hür yaşarım !.. Açlıktan kimseye esir olmam !!..” diye havlayıp, hızla arkasını dönmüş ve tozu dumana katarak dağlara doğru koşarak gözden kaybolmuş.
Gün dönümünde, “Yengeç dönencesi” boyunca güneş tam tepede olacak, kısmetse cümlemiz en uzun günü ve en kısa geceyi peşpeşe idrâk edeceğiz. “Yengeç dönencesi de nedir ?” diye soranlara ; dünyamız ekseninin eğilme derecesine hürmeten, 23 1/2’inci kuzey paralel üzeri “Yengeç dönencesi” (Tropic of cancer”) tesmiye olunup, şeklini ise sevâbımıza aşağıda göstermekteyiz.

Babalar günü anneler günü kadar rağbet görmese de, tüm yurtta, dış temsilciliklerde ve yavru vatan Kıbrıs’ta törensiz mörensiz ilelebet kutlanacaktır. Bu cümleden olmak üzere, bu fakirin aklının ucu ahacık şöyledir:

ZİHNİYE & ENVER SÜMER
Amerika’nın geleceğinin en karanlık yönü, babasını bilmeyen çocukların yüzdesinin giderek artmasıdır kanımızca. Özellikle Afrika kökenli Amerikalılar’da babasızlık oranı pek çok bölgede yüzde seksenbeşi aşmıştır ve bu oran giderek de artmaktadır ki, Hüda koruya.
Yoksulluğun, cehaletin ve suç işlemenin “babasızlıkla” doğru orantısı bilimsel olarak defalarca gösterilmesine rağmen, bu gerçek başta Obama olmak üzere hiç bir politikacının ya umurunda değildir, ya da oy sevgisinden, hepsi politik korkaklık içindedirler.
Bu konuya el atan yürekliler ise anında ırkçılıkla suçlanır Amerikanın liberal çevrelerinde.
“Bir yiğit düşmesin elin diline,
Söyleyi söyleyi destan ederler.
Nice yavuz olsa yiğidin adı,
Ânı gurbet ile mihmân ederler.
Karac’oğlan der ki: Nâmı alemde,
Kudredden çekilmiş kaşlar kalemde.
Vâdem yetip gurbet elde ölende,
Duyar düşmanlarım bayrâm ederler”
Eski Yunan’da gün dönümünde (21 Haziran) güneşimiz Yengeç burcundayken, Hz. İsa’nın doğduğu zaman İkizler burcuna girmiş, 1989’da ise Boğa burcuna yerleşmiştir ki, daha 2000 yıl kadar bu burcun içinde kalacaktır; burç falı meraklılarına duyurulur.
Yüzlerce milyon dolar zengini, yoksulsever Hillary Clinton, “It takes a Village” adlı kitabında Afrika’daki ilkel bir kabileyi örnek gösterip, doğan bir çocuğun yetiştirilmesinin tüm kabilenin görevi olduğunu anlatır ve üstü kapalı olarak babasız çocuk yetiştirmenin “erdemlerini (!)” savunur. Öte yandan Obama, her iki seçimde de, çocuğu olan yalnız yaşayan kadınların oylarının yüzde yetmişbeşini almış idi.
Gün dönümünde güneş, Ekvator’dakiler için en alçak durumunda olacaktır.
Sînimiz (yaşımız) bulûğa ermeden, bir gün rahmetli sevgili babamız bizi 5 Ocak’ta Çukurova’nın kurtuluş bayramına götürür iken, “oğlum, bayram yerinde havâi fişek atacaklar” demesiyle, fakir sen bu lâfı “oğlum bayram yerinde havaya eşek atacaklar” diye anladığımızdan, hâliyle, bayram yerinde epeyce aranmış idik.
Gün dönümünde güneş, doğuşundan batışına kadar, gökteki en uzun yayını çizecektir
“Alâ gözlerini sevdiğim dilber,
Göster cemalini, görmeye geldim.
Şeftalin derdime derman dediler,
Gerçek mi sevdiğim? Sormaya geldim.
Gündüz hayâllerim, gece düşlerim,
Uyandıkça ağlamaya başlarım.
Sevdiğim üstünde uçan kuşların,
Tutup kanatların kırmaya geldim.
Senin âşıkların gülmez dediler,
Ağlayıp yaşını silmez dediler.
Seni bir kez saran ölmez dediler,
Gerçek mi efendim? Sarmaya geldim.
Senin işin yiyip içmek dediler,
Yâran ile konup göçmek dediler,
Göğsün cennet, koynun uçmak dediler,
Hak nasip ederse görmeye geldim.
Mâyıl oldum senin ince beline,
Canım kurban olsun tatlı diline.
Âşık olup senin hüsnün bağına,
Kırmızı güllerin dermeye geldim.
Karac’oğlan der ki: İsim doğrusu,
Gökte melek, yerde hümâ yavrusu.
Söyleyim ben sana sözün doğrusu,
Soyunup koynuna girmeye geldim”
Babamdan baba olmayı öğrendim. Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Dr. Timur Sümer


TABAKHANEYE BOK YETİŞTİRİRKEN




Bu Cenap bize tanrının bir lütfudur bilesiz.
İntik Cenap ve güzel eşi Lucy Ayvalık yaşamına öyle
bir alışmışlar ki parmaklarımız ısırılmaktan mos mor
kesildi. Lucy’nin araba kullanışındaki zarafet ve
şiddeti anlatmak yetmez, görmek gerekir.
Lucy’nin Türkçe’si ise hayli ilerlemiş olup araba
kullanırken rahatlıkla küfür etmekte, Cenap’a
sorsanız, bu yüzden güya benzinden hayli tasarruf
etmekte imişler. Hatta araba kullanırken gerekli mâlûm el işmarlarını da tam yerinde kullanmaktadır.
Billa ben de bu Cenap’ın yalancısıyım; kasaba koyun butu
almaya giden Lucy “koyun butu” nun Türkçesi’ni
bilmediğinden kasaba kendi kalçasını işaretlemesiyle,
kasaptır derhal merâmını anlayıp hemencecik koyun butunu vermiş.
Devrisi gün ise tavuk göğsü almak iktizâ ettiğinde, af
buyurun, vücudunun üst kısmına işmâr etmesiyle
kasaptır, eşek değil ya, hemencecik Lucy’i anlamakla, tavuk
göğsünü paketleyivermiş. Lâkin, ferdâsı gün kasaptan
salam-sucuk almak iktizâ ettiğinde, bizim Lucy cin
misâli bir akıllı olup, İntik Cenap’ı da kasapa birlikte
götürmesiyle; İntik’imizdir bilin bakalım neresini
göstermiştir ?
Hoştun lan, insaf, kalbiniz de amma bozukmuş; hiç bir şey
göstermemiştir elbet. Bizim İntik’in o kadarlık da mı
Türkçe’si olmasın..?
Nice buluşmalara.
Sırıtaraktan,
Timur

Sevgili Tarsuszede’ler:
İntik Cenap’tır, uçak meendizi olduğu halde sıklıkla
uçaklara binip dünyamızın her bir yanını dolanmakta
iken, geçmişte bir gün yanındaki koltukta oturmakta
olduğu halde yavrusunu emziren genç ve alımlı bir
anneye şefkat ve iştahla bakmasıyla, güzel annedir
eydür, “Beyfendi eliniz cebinizde mememizi temaşadan
hiç mi hicab etmezsiniz ? Çocuk doktorumuz uçaktayken
emzirirsem bebeğin kulağının basınçtan
etkilenmiyeceğini söylediğinden emzirmekteyiz, töbe
töbee” demesiyle, İntik rezilidir, “Tüh be yahu şu işe
bak, biz de yıllardır boşu boşuna sakız çiğnermişiz”
diyesi var.

Güneş battıkta batı yönüne bakarsanız, tek taş elmas
yüzük misli Venüs (Çulpan) gezegenini pırıldarken
görüp hayretinizden küçük dilinizi gürppadanak
yutarsınız.
Sevabımıza 23 Şubat 2007’de görüntülediğimiz Satürn
(Zuhal) seyyaresi ve sevgili ay dedemizi
göndermekteyiz ki anlayana nâmütenahi ibretler vardır.
Fakîr-i pûr taksir,
Dr. Timur Sümer


Sevgili Tarsus’zedeler :
iki hafta mukaddem, sevgili Cenap’ımız, Michigan
eyaletinin Fenton sancağındaki fakirhaneyi teşrif
ettiler. Sevgili eşi Lucy ve kerîmesi Defne Meksika’da
olduklarından, Cenap’ımız bu sefer bizi yalnız ziyaret
etti.

Geçmişteki ziyaretlerinden ders çıkardığımızdan, bu
sefer de aynı rezillikleri eder kuşkuyla tedbirler
aldıysak da, sonunda ziyadesiyle taaccüb edip
davranışımızdan hicab ettik.
Tellifonda, “Gelirken size ne getireyim” diye sual
edince, Küba cıgarı getirmesini istedik ki, Küba cıgarı Amerika’da hepten
yasak olduğundan gümrükte
yakalanıp bir güzel derdest edilsin istedik.
Lâkin, Cenap’ımız allem ederekten cıgarları getirmekle
kalmayıp, birer kutu içre hamsi balığı ve de lahmacun
dahi getirerek tüm gümrükçüleri atlatmakla kalmayıp
bizleri de ihyâ etti. Hamsilerden ikisini evimizin
ağuşundaki göle salıverdik ki niyetimiz, garipler çoğalsın , ve
de gelecek yıl kendi hamsimizi kendimiz tutuverelim.


Cumhuriyet bayramı kutlama balosu davetimizi ise
gravat takmak istemediğinden kibarca geri çevirdi.
Cenap’ın bize getirdiği en büyük mutluluk ise SİGARA
İLLETİNİ BIRAKMIŞ OLMASIDIR. Kendisini bu son derece
zorlu uğraşında şuracıkta kutlar hepinizi de kutlamaya
davet ederim.
Kulak çınlamalarınızın nedeni bizim mavralarımız
olduğundan, sakin ola kulak doktoruna gidip paracıklarınızı
heder etmeyesiz.
Bu ziyaretin görüntülerini ise ekte göndermekteyiz.
Sırıtaraktan kullanın.
Timur
Sevgili Tarsuszede’ler:
Adı hiç lazım değil, hepinizin bildiği, bu rezil İntik Cenap, Türkiyemiz’e uçarken, mutad üzere, yanına güzel bir hatun oturmakla, bizimki “hapşuu !” diyerekten aniden bir hapşırsın.., hatundur “çok yaşayasın” demesine kalmadan , bizim rezil cebinden koca bir mendil çıkarıp pantalonunun fermuarını indirmesiyle, başlamış, ayıptır söylemesi, çükünü silip kurulamaya.. ki, aradan az bir zaman geçip, bizim rezil ikinci hatta üçüncü defa hapşırıp af buyurun her seferinde maslahatını kurulamasıyla, güzel hanım efendidir, haliyle eğitim görmüş ve de aile terbiyesi almış olduğundan, ağdalı İngilizcesiyle, “affınızı istirham ederim bey efendi hazretleri, tecessus saikiyle sual eylemekteyim. ., zat-ı aliniz hapşırmanız ertesi nedendir acaba behemahal tenasül uzvunuzu kurulamak ihtiyacını hissetmektesiniz ?” anlamına, İngilizce olaraktan, “what the hell you are doing.. you fuckin’ son of a bitch ? I will call the security” diye sual ettikte, bizim rezildir, “Amanın hanımcığım, sen amanı bilir misin. Bendeniz, fevkalade nadir bir sayrılıktan muzdarip olup.., Hüda düşman başına versin, vakta ki hapşırayım, behemahal orgasm haline geçip her bir yanı batırmaktayız” demesiyle, güzel hatundur, yüreği parçalanıp merhamete gelmiş, “vah zavallım, içim parçalandı, ne ilaç kullanmaktasınız bari bu durumda?” diye sual etmesiyle, bizim bi-haya ve rezil İntik eydur; “KARABİBER”.
Hoş kalasınız,
Timur
Sevgili Tarsuszede’ler
İntik Cenap’imiz geçtiğimiz hafta fakirhaneyi bir
teşrif ettiler ki birlikte geçirdiğimiz üç günün
tadına doyamayıp, çınlatmadık kulak bırakmadık.
Sevgili Cenap’ın elinden düşürmediği iğrenç cıgaraları
yüzünden bir eli tümden battal olsa dahi, tek eliyle
evimizde ne kadar bozuk kırık eksik varsa ırgat gibi
çalışıp tümünü de onardı. Üstelik getirdiği pişmaniye,
sucuk, pastırma gibi buralarda az bulunan nemalarıda
sayarsak, bu ziyaret bizce de pek ganimetli olmuştur.
Tez vakitte yeniden gelmesi muradıyla, selametle gitti
gider.
Anlattığı mavralardan birisi ise aynen şöyle olup,
güyasıdır, İntik Toronto otelinin barında bir yosmaya
rastlamış iken, laf lafı açmasına açar da,
kadıncağızın halbuki en önemli uğraşı erkek cinsel
organı değil miymiş? Cenap’imiza tafsilatıyla nasıl
her milletten erkeğin erkekliğini avucuna alıp, enini,
boyunu, başını, sonunu inceleyip, ölçüp fakat asla
biçmeyip bilimsel araştırmalar yaptığını anlatıp
durasıymış. En kalın tarrağın İran’lı, en uzun
tarrağın ise İtalyan erkeklerinde olduğunu eyittikten
sonra, haliyle de, oda numarasını verip ayrılırken,
Cenap’imiza, “adını bağışla yiğidim” diye sual
ettikte, günahı boynuna, İntik de bir güzelcene
eyitmesin de ne etsin ?
“Antonioni Rafsancani”
Kalın sağlıcakla
Timur

Sevgili Tarsus’zedeler ve öteki arkadaşlar:
Yarın olunca, İntik Cenap fakiri ziyarete
geleceğinden, haliyle epeyce tedirgin isek de, nidelim
“eski arkadaştır” deyüp katlanacağız. Yine de İntik’in
son mavrasını sizlerle üleseyim istedim.
Güyadır, İntik olup Kanada’nın Toronto ilindeki bir
içki barına gitmesiyle, az ilerde oturan bir yoşmayı
gözcağızına kestirip, tiz elden otel odasına atmak
muradıyla, garson ile barın en pahalı “Merlot” teşmiye
şarabını hatuna gönderesiymiş. Sırıtaraktan hatunun
tepkisini bekleye dursun, yoşmadır bir kağıt üzre “ha
ben bu şarabi içerimse de ancak, kapu taşrasında bir
Mercedes araban, bankada bir milyon gavur doların ve
de bacak aranda 20 santimlik bir uzantın olmak gerek”
yazıp İntik’imiza yollamasıyla, İntik’tır, günahı
boynuna, o dahi aynı kağıt üzre söylecene yazıp
kadıncağıza gep gerisin yolladığını eyitti.
“Haliyle, kapumuz taşrasında bir adet Ferrarı
Testarosa’miz, hattası bir adet de Mercedes’imiz,
bankada ise Hüda’ya hamd olsun, on milyonumuz
bulunmaktadur. Lakin, bacak aramızdaki uzantıyı
asgarisinden 10 santimetre kestirmeye ise gönlümüz
katiyyenrazı olmadığından, Merlot şarabımız derhal
geri gönderile”
İmza: İntik Cenap.
Dahi mavralarımızı bekleyesuz.
Midye dolması misali sırıtaraktan,
Timur














Polis : Arabanı oradan çek, başbakan gelecek.İzmirli : Merak etmeyin kapısını kilitledim. :))sonuçta neredeyse herkes evine döndü.(BIR INTERNET KAHRAMANINDAN ALINTIDIR)

ŞEHZADELER : MUSTAFA, UDAY VE BİLAL OĞLAN (3)
Nusreddin hocanın evine bir kez daha hırsız girmiş, Yatağını, yorganını, üç kuruş paracıklarını, seccadesini, kavuğunu, kredi kartlarını alıp gitmişler. Hocadır, “ahh..vah !.” diye” döğünürken komşular yetişmiş. “Aman hocam” demiş birisi, “insan kapıya bir köpek bağlamaz mı ? Ya da alarm sistemi kurdurmaz mı ?” Bir diğeri, “Hocam bakan oğlu misali evinde, altı yedi tanecik de olsa, kasa bulundursaydın ya ? Hadi olmadı sağlam birkaç ayakkabı kutusu da mı bulamadın ?” “Bari polise haber verelim..” demiş ötekisi. “Hadiyin ordan lan bre komşular” demiş hoca. “Anladık.. yine, hâliyle, hırsızın hiçbir kabahati yok…lâkin yakalansalar ne fayda ?.. Hırsızı salıvermelerinden geçtim, bizi içeri alırlar diye telâş etmekteyim.”
Bu yazı elbet gecikti. Haberlere yetişmenin mümkünü yok. Sâniyen artık gök kubbede söylenmedik lâf kalmadı mı acep ?? Continue reading “ŞEHZADELER : MUSTAFA, UDAY VE BİLÂL OĞLAN (3)”
ŞEHZADELER : MUSTAFA, UDAY VE BİLAL OĞLAN (2)
Nusreddin hoca kiremit aktarmak için çıktığı damdan yine düşmüş. Komşular başına toplanmışlar; “Amanın hoca yine damdan düşen birini mi getirelim ?” diye sorduklarında, hocadır, “Boşverin” demiş, “Damdan düşmek nedir ki ?.. yakında iktidardan düşecekleri getirin. Onlara benim iki çift öğüdüm olacak”.

Alpha Centauri üç yıldızdan oluşan bir yıldız kümesidir ki güneşimizden sonra dünyamıza en yakın yıldız kümesidir. Bu kümenin ışıkları birbirlerine yakın olduğundan tek yıldızmış gibi göz aldatmaktadırlar. Hüda gostermesin, ses hızıyla giden bir uçağa binseniz, Alpha Centauri’nin en yakın yıldızına 4 yıl, ikibuçuk ay içinde şıppadanak varırsınız.

(Saddam’ın yakalanışı)
Şehzade Uday malvarlığındaki yüzlerce çok bahalı arabadan birine süvar olup, Bağdat sokaklarında dehşet estirir, gözünün beğendiği kadınları kızları yoldan kaldırıp sarayındaki özel tecavüz odalarına götürür idi. Bazılarına işkence edip öldürdüğü bilinirdi lakin şehzade olduğundan hiç kimseden karşı bir ses çıkabilemez idi.

UDAY

QUSAY
Görkemli uzayın küçücük bir bölümünü size şöyle ballandırayım: Hacı bekir lokumundaki şeker tozunun bir zerresini alın. Bu zerrenin çıplak gözle katiyyen görülmediğini görüp, anında görgünüzün arttığını göreceksinizdir. Sevgili güneşimiz bu lokum tozu büyüklüğündeki dünyamızdan ikibuçuk santim uzaktadır. Bu ikibuçuk santimin her milimetresine 400 adet dünya sığar. Tam bu sırada ise, “Alpha centauri”, altıbuçuk kilometre uzakta ikamet etmektedir ki inanmayan neuzibillah ossaat kafir olur. Aşağıda, “Alpha Centauri”nin, çılgın bir gök taşının yaptığı çizginin hemen altındaki güzel bir pozunu göreceksiniz. Heyhat biz görüntülüyemiyoruz , çünkü Alpha Centauri ancak güney yarımküredeki insanlara kendini görüntületiyor.

Uday’ın bilinen başarıları (!) içinde, gol atamayan Irak’lı futbolcuları falakaya yatırması, Olimpiyad takımında başarısız olan sporculara işkence yapması, babasının bakanlarından birinin 12 yaşındaki kızını kaçırıp kızın direnen babasını öldürmesi, Saddam’ın korumacılarından Kamal Hana Jajo’yu evindeki bir içki-seks partisinde döverek herkesin içinde öldürmesi vardır ki bunların filmi bile yapılmıştır ; “The Devil’s double”.
NAWAF AL-ZEİDAN, Saddam’ın uzaktan akrabası olup, Saddam’ın sayesinde Irak’ın en zenginlerinden biri olmuştur. Nawaf, Musul’daki malikhanesine sığınan Uday ve Qusay’ı Amerikalı’lara ihbar etmiş, Amerikalı askerlere kapıyı açmış, Uday, Qusay ve Qusay’ın oğlu 14 yaşındaki, adı benzemesin, küçük şehzade Mustafa’nın öldürülmesini sağlamıştır..
Nawaf Al-Zeidan Amerika tarafından anında 30 milyon dolar ile ödüllendirilmiş, bu parayı hemen “sıfırlayan” Nawaf, Amerika’nın yardımı ile Irak’tan kaçırmış, şimdilerde ise, Avrupa ya da Amerika’da sefahat içinde yaşamaktadır.

(Saddam’ın sonu)
Saddam’ın iki şehzadesi Uday ve Qusay’in, dünyanın en pahalı arabalarından oluşan özel arabaları, mücevherleri, sarayları, onları hoş tutan yüzlerce cariyeleri nerededir şimdi acep ?
“Pir Sultan’ım der ki üçler yediler
Kırklar da bu demde hazır idiler
Bağdad’ı Basra’yı verdi dediler
Aslı nedir neye verdin Bağdad’ı ?”
(Pir Sultan Abdal)
Gözleriniz hep yükseklerde ve iyilik içinde olsun.
(ARKASI GELECEK)
“GÜL GÜLSE DAİM AĞLASA BÜLBÜL ACEP DEĞİL
ZİRA KİMİNE AĞLA DEMİŞLER KİMİNE GÜL”
(BAKİ)

BÜLBÜL’ÜN ÖTÜŞÜ İÇİN TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AKP’nin ‘internette sansür’yasasını dün onayladı. Tüm Türkiye’nin yakından takip ettiği sansür yasasının onaylanmasının ardından Gül’e tepki çığ gibi büyüdü.
Gül’e ilk tepki, yasayı imzaladığını açıkladığı Twitter’dan geldi. Twitter’da binlerce kişi “#unflolowabdullahgul” kampanyası altında tepkilerini dile getirdi. Abdullah Gül, yasayı onaylamasının ardından geçen sürede binlerce takipçi kaybetti.
İLK SANSÜR: YASA GEÇTİ, O SİTE SANSÜRLENDİ!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ise yaptığı açıklamada, Abdullah Gül’ün sansür yasasında ‘kusurların’olduğunu ifade ettiğini hatırlatarak yasayı bu şekliyle onaylamasının anayasaya aykırı olduğunu dile getirdi.
İNCE: ALO ÇANKAYA!
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce de Twitter hesabından yaptığı açıklamada, ‘Alo Fatih’ olayına gönderme yaparak ‘Alo Çankaya’ benzetmesini yaptı. İnce, Alo Fatih hattını internet için kuracak yasayı onayladığını, internet üzerinden duyuran Cumhurbaşkanı! Onayla biz yeni yasayla düzelteceğiz ki o bir özgürlük düzenlemesi değil diyecekler, onaylayacaksın! Bu nasıl devlet adamlığı” ifadelerini kullandı.
WSJ: GÜL SİYASİ HESAPLAR YAPIYOR
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün internette sansür yasasını onaylaması yurt dışında da ses getirdi. Gül’ün kararı beklenmekle birlikte “bir eleştiri fırtınası” tetiklediğine dikkat çeken Wall Street Journal, Gül’ün “taktik siyasi bir hesap yaptığını, bunun da muhtemelen kendi siyasi geleceğini belirleyeceği” görüşlerini yansıttı. Onay, yaygın biçimde beklenmiş olsa da Cumhurbaşkanı’nın kararının internette “eleştiri fırtınası” tetiklediğini belirten gazete,“Türkler, Cumhurbaşkanının Twitter’dan ayrılma kampanyasını lanse ederek birbirine “sansürcüyü sansürle’ çağrısında bulundular” dedikten sonra şöyle devam ediyor:
“KENDİ SİYASİ GELECEĞİNİ BELİRLEDİ”
“Analistler, görev süresi bu yıl sona erdirdiğinde görevini sürdürmek veya belki Sayın Erdoğan ile görev değiştirme arzusunu pek saklamayan Sayın Gül’ün yasayı değiştirip iktidar partisinin desteğini korumak amacıyla taktik siyasi bir hesap yaptığını, bunun da muhtemelen kendi siyasi geleceğini belirleyeceğini söylüyorlar.”
ŞEHZADELER : MUSTAFA, UDAY VE BİLAL OĞLAN (1)

Mahmut paşanın türbesi
“Bir kişi özünde ikilik olsa
Hak’kın dîdarını görmez billâhi
Hor bakarsa evliyânın yoluna
Eli bir gerçeğe ermez billâhi” (Pir Sultan Abdal)
Nusreddin hocadır gece yarısı dışarıdan kavga sesleriyle uyanıp yorganına sarılıp dışarı çıkmasıyla bir de görür ki kavgacılardan biri, “Ulan siz rüşvet parasıyla Umre’ye gittiniz, oğullarınız evindeki dolarları para sayma makinesiyle sayıyor, ayakkabı kutusunda milyarları saklıyorsunuz..Allah evinize ateşler salsın, şimdi de gözünüz bizim okullarda mı ?! ” diye bağırıyor, öteki ise, “Allahtan korkun..ne istediniz de vermedik, komutanları hapise attık, adamlarınızı hâkim, savcı, polis yaptık, Gezi’de insanları gazladık, yakında inşallah Şeriat’ı da getireceğiz, .. bize şu kadarcık parayı mı, gemicikleri mi çok görüyorsunuz ?!” diye feryatlanıyor imiş.
Hocadır, yorganını kaptığı gibi içeri kaçıp karısına, aman hanımcığım, tez kapıyı kilitle, nasıl olsa anlaşacaklar bunlar, gerçek niyetleri yine bizim yorganı araklamak” diyesi var.

“Cihânı seyahat edip gezerse
Doksan bin kelâmı okur yazarsa
Bir mü’min yezîde kuşak çözerse
Derdine dermânı bulmaz billâhi” (Pir Sultan Abdal)
Ayağımızda İstanbul’umuzun Mahmut Paşa çarşısından aldığımız ucuz terlikler, yüzümüz fırtınalı denize dönük, Fatih Sultan Mehmet’in sadrâzamı Mahmut Paşa’yı ve de Şehzâde Mustafayı düşünmekteyiz.
Fatih Sultan Mehmet’in en gözde şehzâdesi Mustafa, ziyadesiyle yakışıklı ve de çapkın olup, Edirne ve İstanbul sokaklarında at sırtında dolaşıp gözüne kestirdiği hatun kişileri bir geceliğine haremine alır imiş.
Tevâtür oldur ki, korkularından cihan padişahının oğluna hiç kimesne, “lan sen ne yapıyon.. ilerki yıllarda başka şehzâdeler de senden öğrenip gemicikler edinip milyarder olmazlar mı..ayıp ayıp ?” diyemez imiş.
Tarihçi İsmail Hakkı Danişmend’in “İzahlı Osmanlı Tarihi Kronoloji’sinde” (c.1 s.330) yazdığına göre, “Yakışıklı ve çapkın bir genç olan Şehzâde Mustafa, Mahmud Paşa savaştayken karısını baştan çıkarmış, Mahmud paşa bu yüzden, şehzâdeyi zehirleterek intikam almıştır” demektedir ki, birçok kaynaktan okumasaydık töbeler olsun ki inanmazdık.
Şehzâde Mustafa’nın ölümünden sonra devlet ileri gelenleri siyah elbiseler giyerek Fâtih’e baş sağlığı dileklerini sunarlarken, Mahmud Paşa’nın tâziyeye katılmaması ve “beyaz elbise giyip satranç oynaması” padişaha gammazlanmış. Fatih ise, sadrazam Çandarlı Halil’e yaptığı gibi, Mahmud paşa’yı da önce elli gün Yedikule’de hapiste tutmuş, bu elli günlük hapisliği sırasında, paşayı “pek çok seven” (!) ahâlimizde hiçbir hoşnutsuzluk belirtisi görülmediğinden,(Danişmend ve Uzunçarşılı) sevgili padişahımız “fermân edüp” Mahmut paşayı zindanda boğduruvermiş idi.

“Eli ile komadığın alırsa
Yalan söyler Hakk’a âsi olursa
Tövbe etmez günâh gümrah olursa
Cehennem oduna yanar billâhi”
Pîr Sultan Abdal (1480–1550)
Güneş batınca doğu semâlarına bakarsanız, muhteşem MERİH (MARS) gezegenini ışıldarken görürsünüz de şaşar kalırsınız.
Fakir Timur’un gök-resim çekicisinden bir MERİH (MARS) yorumu. Her ne kadar bu Mars lahmacunu andırıyor ise de, hoş görün artık.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
FPT Timur
(ARKASI GELECEK)
MERİH (MARS)
ESNEME PATOFİZYOLOJİSİ ÜZERİNE BİR TEZ

Sevgili Hacettepezede’ler:
Sükutumuzdan ibret çıkaramayıp da, geceleri “aya”
bakıp “lak lak” ettiği yüzünden, “aylak” unvanına
müstehak Timur’a cevabımızdır:
“Kemalin fidda ise sükutun zahep
Kemal ehli kemalını sükutla buldu hep”
Biz aylak olmadığımızdan, “esnemenin bulaşıcılığı”
üzre yapmakta olduğumuz bilimsel araştırmalar
nedeniyle,heyhat, gurubumuzdan bir süredir ayrı
kalmış bulunmakatayız. Hüda’miza şükürler olsun ki
nihayet araştırmalarımızı bitirmiş ve haddimiz
olmadan insanlığın hizmetine sunmuş bulunmaktayız.
Malumunuz, geçmiş zaman olur ki, anatomi, biyokimya,
KBB gibi derslerde, kırmızı anfi içre ders dinleyen
öğrencilerden bir tanesi hele bir esnemeye görsün;
bu durumda, Emin Kansu hariç, tüm anfi ahalisinin
sırayla esnediklerini hepiniz defalarca gözlemlemişsinizdir.
Naçizane yaptığımız araştırmalar, bu vetirenin
patofizyolojisini şöyle açıklamaktadır efendim.
Esneme olayı, anlatılan dersin ağırlığı ile anfinin hava
yoğunluğunun artması, ve nevazul gibi bir nedenle
Östaki borusu tıkanmış herhangi bir öğrencinin orta
kulak ile dış kulak yolu arasındaki atmosferik
tazyikin değişmesine sebep olmasıyla başlamaktadır.
Mazlum öğrenci, ki bu çoğu kez Selahattin Selim
olup, kulak zarının iki yanındaki basıncı eşitlemek
muradıyla bir güzelce esneyip Östaki borusunu açtığı
takdirde, işbu bahane ile anfideki havanın
Selahattin’in Östaki borusundan orta kulağı cihetine
girmesiyle,haliyle, anfi içindeki hava tazyiki de
düşeceğinden, haydi bakalım, tüm öğrencilerin orta
ve dış kulak basınçları değiştiği halde, külliyesi
birden esnemeye ayaz etmektedirler.
Bu bilimsel araştırmamızı okuyanların esnemelerinin
nedeni ise ayrı bir araştımamız konusudur ki, hak-i
payinize pek yakında Nobel ödülü verilirse sakın ola
şaşmayasız. Timur ise gönderdiğimiz lokumları
tazakkum eder iken hasedinden çatlasın gerektir.
Yarı insan yarı hayret bu şi,
Yücel

Gereği için abime, bilgi için yarana hitab ediyorum :
Abiciğim, sen bize bir şey ima etmişsin ki, anlamazlıktan gelmenin lüzumu yok. Bakın ben bile örtündüm bre zindıklar siz hala hicap duymadan saçı başı dağıtıp ortalıkta dolanıyorsunuz diyesisin gibime geliyor. Allah ne muradın varsa versin. Resmini görünce önce hık deyip Asiye halamızın burnundan, ve dahi Naziver halamızın da kulağından düştüğünü farkettim. Sülalemizin ünlü Türk büyükleri arasında yer alan halalarımız, senin böyle örtündüğünü ahiretten gördüler ise, hık deyip burunlarından düşmekle kalmayıp, bir de gözlerinden düşmüşsündür gibime geliyor haberin olsun. Zira bu Naziver-Asiye-Fahriye vs. kardeşler, o devirde türban modası olmadığından, başörtüsü ile idare etmişler, yarım müslümanlık ederekten saçlarının bir miktarını gösterip tahrik suçunu kısmen işlemişlerdir. Bu vesileyle de burnuma ahiretten yanık kokuları geliyor. Bunlar kafalarını yarım yamalak örtme durumundan, cehennem ateşinde tam olarak yanmamışlar ise de dibine tutmuşlardır. Engin din bilgilerime göre kafayı yarım kapatanlar benim ocaktaki kıymalı musakka misali pek öyle cayır cayır yanmaz, hafifçe dibine tutarlarmış.
Hadi bu seferde ahiret gündeminin tepesine geçip oturdun. Bizim dibine tutuk aile büyükleri şu sıralarda kendi aralarında seni konuşuyorlarmış;
(Ahiretteki Kişiler: Asiye, Fahriye, Naziver, Leyla, Munis = halalar
Enver = Babamız
Ziniye=Annemiz
Şevket = amcamız
Cengiz: Munis halanin oğlu
Dünyadaki kişiler:
Dr.Cevat= Şevket amcanın oğlu
Alpaslan= Cevat ağabeyin oğlu
Baran= Timur ağabeyimin oğlu
Hidayet= Munis halanin gelini
Nilüfer= Timur’un karısı)
Fahriye: Naziver abla bizim oğlanı gördün mü örtünmüş pek iyi etmiş.
Naziver: Maşallah tıpkı ben. Severim keratayı
Leyla : Get! Nerden senmiş. Aynen bana benzer. Şahane çocuktur.
Fahriye(Çerkezce bir şeyler mırıldanır): Yahu Enver bu lüzumsuz Leyla burada da rahat huzur vermiyor. Bu senin oğlun. Sen karar ver kime benzemiş?
Enver: Susun be kafam şişti. Ben çocuklarımı kız halaya oğlan dayıya çeker prensibinden hareketle dünyaya getirdim. Bunun dayısı yok, yanlışlıkla halalarından birine benzemeye çalışıyor. Oğlum şoğluşek bir baltaya sap olamayıp doktor oldun. Yine de genetik şifrelerden haberin yok. Mendel kanunlarından da mı haberin yok. Dayı bulamadın bari amcana benzemeye çalış. Bak kardeşlerine, halalarına benzeyip iyi halt ettiler. Her biri ayrı havada çalıyor. Ziniye öteye git yahu sene. Anladık yoldan geldin yorgunsun kalkta oğluna bak. Başından ayrıldın geldin ne hallere girdi. Bunu başıboş bırakmaya gelmez. Bir keresinde meydanı boş bulmuştu da ok atıp duvarları deldiydi. Eteğinen para döküp yaptırdığımız badanayı mahvettiydi.
Ziniye: Canı sağ olsun. Bıktım sizin aile kavgalarınızdan. Çocuğum ne yaptığını biliyor mu. Siz hepiniz burada kevser ağacının gölgesinde otururken ben o sıcaklarda seçimlerde oradaydım. Kapanmak zorunda bırakıldı zahir. İnşallah küçükte abisini örnek alır da hayatı kurtulur.
Şevket: Oğlum destur. Çıkart kafandakini bak kızların hiçbiri henüz örtünmedi. Örtünürse küçük kardeşin örtünsün. İnadı yüzünden oraya buraya sürülüp duruyor. Mendel kanunlarına göre senin bana benzemen lazım. Bak benim oğlum Cevat’a örtünüyor mu hiç ?
Munis: Şurda munis munis oturuyoruz sesimizi çıkartmıyoruz. Oğlan hidayete ermiş işte ses etmeyin. Hidayet dedim de aklıma geldi. Oğlum Cengiz, senin karının adı da Hidayet’ti değil mi? Dünya ahiret gelinim olmasın mel’un.
Leyla: Get! Nesi varmış Hidayet’in. Kurban ol Hidayet’e gül gibi kız.
Fahriye: Hidayet’i boşverin. Ben Nilüfer’i pek severim.
Leyla: Ben daha tevatür severim.
Asiye: Teymur’un kaşları tıpkı ben. Taradıkça gürleşmiş maşallah.
Enver: Ben öğrettim kaş taramayı. Dilini çıkartarak, itina ile tarayacaksın ki bir şeye benzesin.
Munis: Pek itinalı taramıyor galiba. Bununkiler biraz dağınık. Çocuğa gelmeden önce bir kaş tarağı verseydik. Ben titiz kadınımdır dağınıklığı sevmem.
Fahriye: Güleyim bari. Titizsin diye yatağına üç litre işediydi.
Leyla: Benim gibi tevatür titiz olamazsınız.
Şevket: Kızlar boş boş geyik muhabbeti yapacağınıza bi şipsi yapın da yiyelim. (Şıpsi=bir çeşit Çerkes yemeği)
Zihniye: Evet. Esasen ben bu ahiretin yemekhanesinin yemeklerini hiç beğenmedim.
Leyla: Aykuuut! Dünyada da ahirette de en tevatur şıpsiyi ben yapmaz mıyım. Abiii oğlun aklının ortasını gösterip ne diye örtünmüş.
Aykut: Hımm, olabilir. Unuttum ben yıllardır şıpsi mıpsi yiyemedim.
Enver: Okumadın mı mailini zinarının (arkadaşının) aklına uymuş işte.
Naziver: İnşallah hacca da gider evladım. Yarın makama çıkıp ricacı olacağım. Bir hacılık nasip etsin çocuğumuza.
Fahriye: Get! Nerden gidecek. İki rekat namaz eda etmeyi bile bilmez it sıpası. Bitlerin kıçına abdest suyu verip yıkanıyorum zanneder.
Asiye: İslamın beş şartını öğrettiniz de öğrenmedi mi çocuk.
Nazıver: Bizde kabahat. Sıpaların hepsi yarım müslüman oldu işte. Leyla kafayı da örtmedi zaten.
Leyla: Leyla kadar taş düşsün kafanıza. Ben istesem en tevatür örterdim. Örtmedim oh pek iyi ettim.
Şevket: Yahu kızların hepsi zındık. Bari Cevat ile Şakir de örtünse de hepsine örnek olsalar. Baran ile Alpaslan daha pek küçükler ama ağaç yaşken eğilir. Şimdiden örtünmeleri lazım. Caizdir galiba.
Ahiret görevlisi: Yahu bu sülale de ortada yerde kaldı. Bir yere yerleştiremedik. Tartışmalarından cennettekiler de cehennemdekiler de bizar oldu. Ne idükleri de belli değil. Allah muhafaza laik midirler nedirler ?. Baksana kız Huriye bunlarda bir tuhaflık var. Hangi dine mensuplar acaba, erkekler çarşafa girmiş. Patrona söyleyeyim de bir toplantı yapıp bu sülalenin durumunu karara bağlayalım.
Huriye: Ay ne bileyim ayol. Ben şimdi cehennemin ateşine odun atmaya gidiyorum. Tayyip beyin kayınvalidesinin romatizmaları azmış. Zebanisi ile haber yolladı. Bu nasıl cehennem ısınamıyoruz diyormuş.
Dünyadakilere de ahirettekilere de selam ederim.
Birnur
Aldı Timur:
Betül’cüğüm,
Yazdıklarının çoğunu anladım, aferin bana. Gurbette
uzun kalınca Türkçe’miz ziyadesiyle dumura uğradı diye
kıyas ettik.
Bu konuda Hacettepe’li arkadaşlarla da bir süredir
yazışmaktayız. Çok eğlenceli ve öğretici. Konunun çoğu
ilginizi çekmese de son yazdığımı size de gönderiyorum
ki son resmimizi de görüp handân olasınız.
Abin
Sevgili Hacettepezede’ler :
Bu Nurhan mülevvesi hakkında sizleri gûya uyarmış
idik; dinleyen kim ..? Gönderdiği risalenin birinci
cildini okumamız bütün günümüzü aldı; ikinci cildi
yarın kıraat edeceğiz.
Dün gece yatsı ezanından sonra Nüyork’un muhtarı Pınar Atakent,
telli-fon ile Nilüfer’i ve fakiri aradı; Pinar’da bir çene bir
çene.. Bu günkü tinnitusunuzun esbab-ı mucibesi ahacık
bundandır.
Pınar’da laf çok; günahı boynuna, ille de, “neden
yalnız kadınlar türban takasıymış ?..erkek kısmının
dahi türban takması caizdir !” diyerekten zaten yarım
olan aklımızı büsbütün talan eyledi. “Kerem et ya
Pınar’ciğim, yiğit kısmı hiç türban taka mı bilir ?
Saniyen, türban örtüsü nisa taifesi için yazılmış
değil midir ? Salisen, nisa taifesi saçlarını ayan
edip, yiğit kısmını, haliyle, tahrik etmekte değil
midir ?” dedikse de, bu Pınar haylazı, “Kendim dahi
yiğit kısmının saçından ziyade tahrik olmaktayım.
İnanmayan zevcim Yücel’e sorsun. Taksın bu rezil herif
kısmı da türbanı..” diyerekten avaz etmesiyle, fakir
şaşkınlık ve korkudan uvulamızı, (küçuk dilimizi) marul içindeki sineğe
kıyas, gurppadanak yutup, “Medet Pınar’cığım..kusur
küçükten af büyükten..” diyerekten, serimize (başımıza) türbanı
geçirmemizle, ossaat bir suretimizi resm edip, ibret
olsun muradıyla yazımıza eklemiş bulunmaktayız.
Pınar’da hicap ne arar, “Timur’çuğum, madem siz Mart
sonu-Nisan başı Türkiye’mize gitmektesiniz, eğer
sınıfı bir araya getiren bir vicdan sahibi çıkarsa,
nah şuraya yazıyorum, billaha ben dahi sizle gelirim.
Türbanım, hatta burkam bilem hazır” diyerekten fakiri
kem emellerine alet eyledi. “Kestane cevap acele
kebap” yazmayı da unutmamamızı bir güzel tenbihledi ki
elçiye katiyyen zeval olabilemez.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun,
Fakir-i pür taksir
Timur
You must be logged in to post a comment.