CO2 DOES NOT CAUSE WARMING

Top Meteorologist Claims: The Debate About Global Warming is Over – But Not How Alarmists Say It Is

BY  (21 HOURS AGO) | EDITOR’S CHOICESCIENCE

climate-change-space-213699 (1)

Getty –

John Coleman, meteorologist and co-founder of the Weather Channel, wrote a letter to the Hammer Forum – which held a climate change symposium Thursday night in Los Angeles – outlining his position on the topic of man-made climate change. The main points from the letter, which was picked up by the British publication The Express:

  • There has not been man-made global warming in the past, is none in the present, and there’s no reason to fear that there might be any in the future.
  • Efforts to prove the CO2 emissions cause climate change have failed.
  • There has been no warming over the last 18 years.
  • There is no climate crisis, the oceans aren’t rising, polar ice is increasing, polar bears are increasing, and heat waves and storms are not increasing.
  • Climate change is a political and environmental agenda item without basis in science.

Princeton University climate expert William Happer added the following:

“The incredible list of supposed horrors that increasing carbon dioxide will bring the world is pure belief disguised as science.”

In 2010 a high-level inquiry by the InterAcademy Council found there was “little evidence” to support the IPCC’s claims about global warming.

It also said the panel had purposely emphasised the negative impacts of climate change and made “substantive findings” based on little proof.

Another related and interesting fact that came to light this week on this topic: the President’s assertion last month that the U.S. has cut greenhouse gases was proven to be wrong by data that show that greenhouse gas emissions actually increased last year.

Here’s the problem: CO2 emissions have increased dramatically over the last two-hundred plus years yet temperatures have varied. Or, in the case of the last 18 years, haven’t moved at all. Regardless of arguments about “climate sensitivity,” CO2 simply cannot be the driver of global temperatures with such fluctuations.

A 2013 NOAA article “Why did Earth’s surface temperature stop rising in the past decade?” hosted at Climate.gov poses:

“The most likely explanation for the lack of significant warming at the Earth’s surface in the past decade or so is that natural climate cycles—a series of La Niña events and a negative phase of the lesser-known Pacific Decadal Oscillation—caused shifts in ocean circulation patterns that moved some excess heat into the deep ocean.”

Yet here is NASA nearly one year later blowing that theory out of the water:

The cold waters of Earth’s deep ocean have not warmed measurably since 2005, according to a new NASA study, leaving unsolved the mystery of why global warming appears to have slowed in recent years.

This is the important point: the IPCC predicted that as CO2 level increases, temperatures will consistently increase as well, but they have not.

 

17yr_santer_graph-1024x769

 

One thing seems to be certain among the many re-evaluations going on and that is that CO2 (and furthermore, manmade CO2) seems to not have the dramatic impact on global temperatures some scientists assert. Considering this, perhaps John Coleman has a point.

SÜMBÜLZADE VEHBİ EFENDİ

 

Söylenti oldur ki padişah hazretleri SÜMBÜLZADE VEHBİ EFENDİ’ye “Öyle bir şiir yaz ki” demiş, “birinci mısrada celladı çağırırken ikinci mısrada seni affedeyim”.
Aldı Sümbülzâde:

Azm-û hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-û can.
* * *
Lal-û şarap içürem ve ıslatıp geçirem,
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer dırahşan.
* * *
Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
Lâle ile sümbülü kâkülüne nevcivan.
* * *
Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine âb-ı revân.
* * *
Salınarak giderken arkandan ben sokayım,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.
* * *
Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revân.
* * *
Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
Düşmanının bağrına, hançerimi nâgehan.
* * *
Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.
* * *
Herkese vermektesin, bir de bana versene,
Avuç avuç altını, olsun kulun sâduman.
* * *
Sen her zaman gelesin, ben Vehbi’ye veresin,
Esselâmün aleyküm ve aleykümesselâm.

Sümbülzâde Vehbi

CIRCIR BÖCEĞİ VE KARINCA

 

isant_closeupCIRCIR BÖCEĞİ VE KARINCA

ÇİN uyarlaması :
Karınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder. Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın yazı geçirir.  Ve kış gelir… 

Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, ağustos böceği açlık ve soğuktan iki gün sonra ölür. 

CIRCIR2

FRANSIZ uyarlamasi:

Karınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder. 
Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın yazı geçirir.. 
Ve kış gelir…
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde sıcacık kışı geçirmeye hazırlanırken kapı çalar. 
Bakar elinde bavulu ağustos böceği; 
– N’aber aptal komşum?, Ben kışı geçirmek için Karaib Adaları’na gidiyorum da, bir isteğin var mı sorayım dedim. Hadi bana eyvallah.
 

CIRCIR1

TÜRK uyarlamsi :
Karınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder. 

Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın, çal oynasın yazı geçirir. 
Ve kış gelir… 
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, ağustos böceği bir basın toplantısı düzenleyerek, “Etrafta onca aç ve üşüyen varken, karıncalar nasıl bir vurdum duymazlıkla sıcacık yuvalarında yaşayabiliyorlar” diye olayı kamuoyunun vicdanına sunar. 
ATV, KANAL D, STAR, HABERTÜRK, SHOW ve bir çok gazete zavallı aç ve açıktaki ağustos böceği ile karnı tok sırtı pek karıncanın resimlerini yan yana yayınlayarak tarafları tartışmaya davet eder. 
Türkiye olayın şokunu yaşamaktadır. 
Nerededir bu devlet? 
YBKD (Yeşil Böcekleri Koruma Derneği)’nden bir temsilci VAKİT, AKİT, ZAMAN, YENİŞAFAK, SAMANYOLU, 24, ÜLKE TV’ye giderek 30 yıldır çektikleri sefaletin tek nedeninin sırf yeşil renkli olmalarından kaynaklandığını anlatır. 
  
Dünyanın en tanınmış Nobel adayı, yazarımız Orhan PAMUK ve tanınmış aydınlarımız olayı Avrupa düzeyinde protesto ederek Türkiye’yi kınarlar. 
Konu Bakanlar Kurulu’nda tartışmaya açılır ve Başbakan TGRT ve SAMANYOLU TV’ye verdiği özel demecinde “Daha önceki hükümetler tarafından bunca yıldır sorunları göz ardı edilen değerli ağustos böceği kardeşlerimizin bundan böyle huzur ve refah içerisinde yaşamaları için gerekenler yapılacaktır” der. 
 

Diğer yandan Reha MUHTAR karıncayı canlı yayına çıkararak, “Ey karınca!, kendi reklamını yapmak için zavallı bir ağustos böceğinin içler acısı durumundan yararlanmaya utanmıyor musun?” diye bir güzel haşlar. 
 

Ertesi akşam TEKE TEK’te ise “Ağustos böceğinden yürüttüğün para ve yiyecekleri nerede akladın, öt çabuk” diye Fatih ALTAYLI’ dan bir güzel dayak yer. 

TARAF talimat üzerine bundan bir haber yapar :

“Bunun tek suçlusu TSK…”, “… belgeli Böcek Harekâtı / Senaryosu / Sendromu / Fiyaskosu / Cuntası / İhtilali / Planı /…” diye , balon uçurur.  

Karınca en sonunda çareyi yurtdışına kaçmakta bulur.. Ve Ağustos Böceği onun evine yerleşir, yiyeceklerine konar, eşyalarının üzerine yatar ve refah içerisinde GÜL… gibi yaşar gider.

 

TEMEL : TEMEL HUZUR EVİNDE

TEMEL HUZUR EVİNDE

Temel 90 yaşına geldikte mahdumları Temel’imizi, Trabzon’un en güzide huzurevine bırakırlar ise de, akşam oldukta Temel’dir, telli-vizyona karşı iskemle üzerine süvâr olup (binip), temâşâya başlamasından az bir zaman sonra, Pizza kulesi misali sağ yanına doğru öyle bir kaykılmaya başlar ki, telâş eden müstahdem, “amanın Temel dedemiz düşmekte, tiz yetişin !” deyip avazlanaraktan yanına üşüşüp Temel’imizi heman doğrulturlar.
Az bir zaman geçtikte,Temel’dir bu sıra da sol yanından ötürü öyle ziyade kaykılır ki, ha düştüm ha düşeceğim durumuna geldiği anda görevliler, “amanın eyvah yine düşmekte” diyerekten ünneyip koşuşturup Temel’imizi yeniden doğrulturlarsa da, gece boyunca Temel’imiz biz diyelim on, siz deyin yirmi kez kaykılıp düşme durumlarına gelip, her defasında da yiğit bir müstahdem tarafından kurtarılır.
Devrisi sabah olduktakta, mahdumlar babalarını ziyaret edip huzur evindeki ilk gecesini sual ettiklerinde Temel’dir , “Her pir şey pek eyidur evlâtlarım, lâkin ve emmee.. ha pu herifler insanı rahat bir osurtmayır da.”
Timur

TAVŞAN KARDEŞ

Ormana bir kerhâne açılmış ki  tavşan kardeş
abazalıktan kurtulmak amacıyla içeri girdikte parası
yetmediğinden “sen ancak boa yılanıyla yatarsın”
lâfına, “naapalım, kısmetsiz deveyi çölde kutup ayısı
öpermiş” hesabınca…, kaldırdırmasıyla yılanı
güzelce becermeye başlamış. Lâkin yılandır, efkârı bambaşka olup, “ah ulan şu tavşanı bir yutsam ne lâzım gelir” diyerekten nefsini bir
tutmuuş.. iki tutmuuş.., derken dayanayıp tavşan kardeşi
happadanak yutmuuş.. Lakin içine ossaat bir nedâmet çökmüş ki,
“heyvaaah !.. ben ne ettim de tavşanı yuttuuum .. billahi şimdi beni işten atmazlar mııı..?! Yandım ben vışş aneeey !!” diyerekten dövünüp, tavşan kardeşi “öööğh..hak-tuu” diyerekten
midesinden çıkarmasıyla, tavşanın korkudan götü morara, gözleri
belere, nefesi kesile ,  “damına konduumun yılanııı !.. o ne biçim ağıza almak kız öyle orospuu !!..” diye avâz edermiş.
TS
 
 

DR. NEDİM ÇAKAN’DAN “KARINCALARI DELİRTEN PARAZİT”

NEDIM CAKAN

08.10.2014 20:25

KARINCALARI DELİRTEN PARAZİT

Önce sübjektif bir düşüncemi yazayım. Bir endokrinolog olarak birçok “psikiyatrik” hastalığın ileride biyokimyasal bozukluklar olarak açıklanacağını  ve tedavilerinin bazı imün veya endokrin sistem kontrol edici ilaçlarla mümkün olacağını düşünüyorum.

Bu yazı dizisinde hayvanlarda ya da insanlarda delilik olarak adlandırılabilecek davranışların nedenlerinin  parazit ya da enfeksiyon olabileceğini göreceğiz. Bu örnekler bilim kurgu gibi gelse de doğada gerçekten gözlenmiş  olaylar. İsteyenler için kaynaklar aşağıda, yazının sonlarında. Dizinin ilk yarısında karıncalar var.

—–o—–

Dicrocoelium dendriticum.

D. Dendriticum  parazitik bir yassı solucan. 


Parazitlerin kendileri de başka parazitler tarafından  enfekte edilebilir. (Örneğin bakteriler içlerine giren virüslerin genetik yapısına göre nitelik değiştirebilirler.)

Parazitler sıtma oluşturan plasmodium falciparum gibi tek hücreli protozoalardan veya yuvarlak, yassı, ya da şerit şeklinde sınıflandırılan helmintlerden (solucanlar) oluşmakta.

D. Dendriticum bu parazitlerin yassı olanlarından ve evrim sonucu inek gibi geviş getiren hayvanların karaciğerinde yaşamlarını sürdürüyorlar.  Parazitlerin neden olduğunu bilmediğimiz nedenden dolayı çoğalmaları için bazen birçok aşamadan ve konaktan geçmeleri gerekiyor. Aşağıda DD’nin D harfi şeklindeki yumurtasının mikroskoptaki görünüşü var.

Solucanın ineğin karaciğerinden safra sistemi ile barsaklara geçen  yumurtaları  hayvanın dışkısıyla etrafa saçılıyor. (Doğada niye diye sormayacaksın) İnek, öküz dışkısıyla beslenen salyangozlar  bu yumurtaları da alıyorlar. Salyangozlar ağır ağır yollarına devam ederken yumurtalar değişim geçiriyor. İki oosit evresini geçip, serkarya (cercaria)  haline geliyorlar.  Serkarya halindeki parazitler, salyangozun solunum sistemine geçip  salyangozun hareketini kolaylaştıran sümük yumaklarının içine giriyorlar. Salyangoz hareket ederken sümüklerini ayaklarının altına yayıyor ve böylece serkaryalar tekrar toprağa dönüyor.

Salyangoz

Yine nedendir diye sormayın (bana göre karıncaları çeken bir kimyasal madde var olmalı) karıncalar bu sümükleri yiyor ve solucanın serkaryaları tarafından enfekte oluyorlar. Genelde gerek salyangoz gerekse karıncalar çimlerin diplerinde inekler tarafından ezilmeden ve yenmeden dolaşıyorlar.

Karınca

İşte burada olağan dışı birsey oluyor: Salyangozun sümüğünü yiyen karıncalara geçen serkaryaların çoğunluğu karıncaların karınlarının altında kist halinde duruyor.  Birkaç serkarya ise metaserkarya haline geçip ezofaguz (yutma borusu) altındaki karıncaların nöronal ganglionlarına geçip karıncanın davranışını kontrol altına alıyor. Normalde ineklerden kaçan karıncalara bir şeyler oluyor. Normalde sağlıklı karıncalar güneş batıp  hava soğumaya başlayınca   yuvalarına dönmeye başlıyor. Metaserkaryanın kontrolündeki karıncalar ise  gidip çimlerin en taze ve yeşillerinin üstünde çimleri ısırıp sabaha dek bekliyorlar. Eğer inekler gelip çimleri ve onları da yemezse sabah havanın ısınmasıyla normal yaşamlarına dönüyorlar.  Taa ki akşama dek.

Solucanın metaserkarya halinde iken karıncayı birtakım biyokimyasal maddelerle etkileyip karıncanın davranışını özellikle de ineklerin çimleri en çok yedikleri akşam güneş battıktan ve sabah güneş doğmadan önce  bu davranışlara sürüklemesi olağanüstü.  Yeşil çimenlerle birlikte karıncaların da yenmesiyle solucan ineklerin sindirim sistemine ve oradan karaciğerine geçerek yaşam evresini tamamlıyor ve erişkin yaşamına devam ediyor.

İLGİLİ YAZI :”KARINCANIN İNTİHARI” FİKİR UÇUŞMALARI BÖLÜMÜNDE https://timursumer.com/?p=1306  

HACETTEPE 70 : 50. YIL TOPLANTISI (Dr. Salih Yurtbaşı)

salih

                   oradaki çocuksu güneş

                  herkes hep herkes gibiydi
                  ben nasıl ben gibiysem

                  bilirsin işte iki arada bir derede
                  nasıl azar azar yaşıyorsak 
                  ayrılıklar ve aynılıklar içinde
                  kime sorsam; düşsel sabahın sessizliğini
                  ya da bitkin bir kelebeğin çırpınışını anlatıyordu
                  yol yorgunuydular…

                                        bakınca gözlerimize

                                                 ağlar gibiydik hepimiz…

                  her şey hızla değişti sonra

                  birliktelik indi sığındı kollarımıza
                  sarılıp öptü bizi ateşten dudaklar
                  düğün eviydi her yer
                  gençliğim oradaydı, senin gençliğin de
                  orada dirilik vardı güç vardı
                  sevgi indi sığındı kollarımıza
                  zümrüt oldu yakut oldu 
                  her şey hızla değişti orada…

                                           yılları çoğalmış

                                                  çağlar gibiydik hepimiz…

                  niçin boğardı insan kendini bazen bir kaşık suda
                  niçin yazılırdı  bunca dize, neden ağlaşırdı derin karanlığında
                  şaşı duygularının gizemine ulaşmak için
                  bıkmaz mıydı dolaşmaktan içinde
                  oysa kimse korkmuyordu tükenişden artık
                  hemen hesaplaştık acıyla
                  hemen yolladık onu sonsuzluğa

                  çünkü görüyorduk 

                  avucumuzdaki çocuksu güneşi
                  çocuksuydu her şey
                  çocuklaşmıştık biz

                  her şey değişmişti orada

                                           gecesi olmayacak

                                                    dağlar gibiydik hepimiz…

 

 
                   Salih R. Yurtbaşı

                   (15.10.2014  Ankara)

salih 

HACETTEPE 70 : 50. YIL TOPLANTISI (Dr. Selahattin Selim)

1

UNUTULMAZ HAFTA SONU; 10-12 EKİM2014

 

  •          50 yıl önceyi anma toplantısı yer ve tarih tespit edildikten hayli sonra,bu işlerin ustasını canından bezdiren ihmaller,zamanında yatmayan para,e-postalara cevap için gereken ilginin olmayışı,geliyorum diye ilk ortaya atılanların suskunluğu organizasyonda sıkıntılara açsa da büyük organizatör yılmadı.Her ne kadar fikir babasıyım diye övünen ama fikire mama bile vermeye erinen yakışıklı  kardeşimiz de nasıl olsa İlhan hamallık yapar diye gönül huzuru ile yan gelip yatsa da bildiği bir şey vardı.Er ya da geç plan gerçekleşecekti.
  •          Titreyen Göl’ü titreten bir coşku ile yapılan şaşırtıcı karşılama elbette Aslan yeğenimin azmi,Muzo kardeşimizin desteği , yakın çalışma gurubunun hevesle katkısı ile gerçekleşti. Günün ilk şeref vereni ben olduğum için aslan yeğenim elimi öptü,ben de  onun alnını öptüm.Arkadan değişik frekanslarda sevinç ve farklı duygu tezahürleri birbirini izledi. Çarpıcı hediyeler,gülücükler elbette bir yatırım içindi ve kendini zorla genel sekreter atayan İlhan daha fazla beklemedi,”paraları uçlanın lan”diye yılıştı.Tahsildar olarak da Muzo görev alınca itiraza cesaret eden de çıkmadı tabii.
  •          Ben herkes gibi İlhan’ın edep dışına taşan azgın tavırlarını bu kadar  ileri götüreceğini bilmediğim için afallamadım değil.Sonra dozun gittikçe artması kimseyi şaşırtmadı.Hatta bu azmalar ,kahkahaların göz yaşları ile sürmesine yol açtı.Yol yorgunu falan demeden akşam yemeği öncesi sunumlara geçildi.Sanki bilimsel toplantı vardı.Bizi gören bir alman bilimsel bir taplantı mı olduğunu sormadan edemedi.Gerçekten,İlhan’ın yönetiminde Yücel’in ciddi ve emek dolu sunumunu,İskender’in başka bir bakış açısını dile getirmesi,ciddi bir ilgi gördü.
  •         Akşam yemeğinde,turbun büyüğünün heybede olduğu anlaşıldı.Önce İlhan’ın Huysuz Virjin-Cem Yılmaz  karışımı her lafa bir cevabı,cevap yetmezse ağzına yakışan ve yakası açılmadık küfürleri ile başlayan eğlence,Ahmet Kurtaran’ın sıcak şarkılarını,tarzı dışında kanun eşliğinde söylemesi sonrası sevgili Nazım Şuvağ herkesi coşturdu.50 yıldır hekimlikle müziği beraber götüren ve her ikisinde de başarı gösteren kardeşimiz,arkasında eşi Zehra Şuvağ’ın varlığını ve desteğini gururla söyleyebilen kişilikte biri.Ne yazık ki Nazım’ın övdüğü o çok güzel şarkı söylemesini izahı güç çekingenlik yüzünden dinleyemedik.Söylenen her şarkıya katılmayan yoktu.Artık tarzı olan bir usta sanatkar olarak bize cesaret vererek işi doyulmaz müzik ziyafetine döndürdü.Espiriler,şakalar,sataşmalar,müzik hepimizi sarhoş etti.
  •          Ertesi gün rahmetli bir arkadaşımız için kırmızılar giyildi,toplu fotoğraf çekildi.Kısa bildiriler(!) ve münferit performanslarla , akşam sefasını beklemeye başladık.Tadını bir aldık ki vaz geçilir gibi değil.Bu toplantının her şeyi ,planlayıcısı ve uygulamalardaki yönetmeni yine bir yenilik getirdi.Bu akşam önde  oturuşlarını bile planladığı bayan korist, arkalarında istediği gibi duracak erkek korist düzeni kurdu,kimseye oturma izni vermediği sol baştaki sandalyeye kuruldu.M.Ali de bir yığın ahlaksız tekliflerden sonra bir kadeh rakı sunup yanına çöktü.Sonunda bisi en rezil şekillerde yapıp çekildiler,şef A.Kurtaran da o an kurtuldu.  
  •        İnanılmaz bir şey oldu ve kahramanımız tamam bu kadar deyip masasına çökünce Nazım sanatçı kaprisini tersine işletti ve şarkı söylemede ısrar etti.Huysuz-Cem karması patron da lanet olsun gibilerden tamam lan dedi.Demek ki gereken buymuş.Nazım coştu,bizler coştuk. Bu eğlence bitmesin diye   herkes hançerelerini yırtarcasına şarkılara katılıyordu.Sağolsun nazım da müzik terbiyesi veren hoca gibi sabırlı ve şendi.
  •        Bu toplantıya katılanlar gamsız,tasasız insanlar değildi.Her birinin içinde ne fırtınalar koptuğu bilinmez.Ama bu hafta sonunu korsan gemisi turu,gemide azan türküler ve oyun havaları eşliğinde yüzme ve balık keyfi de unutulmaz  anlar yaşadık.
  •         Bu hafta sonunu katılanların hepsi mutlu oldu.Unutacaklarını sanmam.Bir dahaki toplantı için çalışmalara başlandı.Acaba o  toplantıya yaşayıp katılanlar,katılamayanları nasıl anarlar diye düşünmeden edemedim.Malum yaş 70 !
  •         Sevgili İlhan Erkan ve yardımcılarına yürekten teşekkürler.Minnetlerimi ve şükranlarımı sunuyorum.
Dr.Selahattin Selim
785
EYUP4322
2
neco ilhan salih nuri

JIM HANSON’S PREDICTIONS

JIM HANSEN

Extreme weather means more terrifying hurricanes and tornadoes and fires than we usually see. But what can we expect such conditions to do to our daily life?

While doing research 12 or 13 years ago, I met Jim Hansen, the scientist who in 1988 predicted the greenhouse effect before Congress. I went over to the window with him and looked out on Broadway in New York City and said, “If what you’re saying about the greenhouse effect is true, is anything going to look different down there in 20 years?” He looked for a while and was quiet and didn’t say anything for a couple seconds. Then he said, “Well, there will be more traffic.” I, of course, didn’t think he heard the question right. Then he explained, “The West Side Highway [which runs along the Hudson River] will be under water. And there will be tape across the windows across the street because of high winds. And the same birds won’t be there. The trees in the median strip will change.” Then he said, “There will be more police cars.” Why? “Well, you know what happens to crime when the heat goes up.”

And so far, over the last 10 years, we’ve had 10 of the hottest years on record.

That conversation would have taken place in 1988 or 1989, which means Hansen was making predictions about what would happen by 2009.

The Times should move global warm-mongering out of the Science section and into a new Science Fiction section.

GLOBAL WARMING MELTDOWN

The Global Warming Statistical Meltdown

Mounting evidence suggests that basic assumptions about climate change are mistaken: The numbers don’t add up.

By

JUDITH CURRY

Oct. 9, 2014 8:31 p.m. ET

At the recent United Nations Climate Summit, Secretary-General Ban Ki-moon warned that “Without significant cuts in emissions by all countries, and in key sectors, the window of opportunity to stay within less than 2 degrees [of warming] will soon close forever.” Actually, this window of opportunity may remain open for quite some time. A growing body of evidence suggests that the climate is less sensitive to increases in carbon-dioxide emissions than policy makers generally assume—and that the need for reductions in such emissions is less urgent.

According to the U.N. Framework Convention on Climate Change, preventing “dangerous human interference” with the climate is defined, rather arbitrarily, as limiting warming to no more than 2 degrees Celsius (3.6 degrees Fahrenheit) above preindustrial temperatures. The Earth’s surface temperatures have already warmed about 0.8 degrees Celsius since 1850-1900. This leaves 1.2 degrees Celsius (about 2.2 degrees Fahrenheit) to go.

In its most optimistic projections, which assume a substantial decline in emissions, the Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) projects that the “dangerous” level might never be reached. In its most extreme, pessimistic projections, which assume heavy use of coal and rapid population growth, the threshold could be exceeded as early as 2040. But these projections reflect the effects of rising emissions on temperatures simulated by climate models, which are being challenged by recent observations.

Human-caused warming depends not only on increases in greenhouse gases but also on how “sensitive” the climate is to these increases. Climate sensitivity is defined as the global surface warming that occurs when the concentration of carbon dioxide in the atmosphere doubles. If climate sensitivity is high, then we can expect substantial warming in the coming century as emissions continue to increase. If climate sensitivity is low, then future warming will be substantially lower, and it may be several generations before we reach what the U.N. considers a dangerous level, even with high emissions.

The IPCC’s latest report (published in 2013) concluded that the actual change in 70 years if carbon-dioxide concentrations double, called the transient climate response, is likely in the range of 1 to 2.5 degrees Celsius. Most climate models have transient climate response values exceeding 1.8 degrees Celsius. But the IPCC report notes the substantial discrepancy between recent observation-based estimates of climate sensitivity and estimates from climate models.

Nicholas Lewis and I have just published a study in Climate Dynamics that shows the best estimate for transient climate response is 1.33 degrees Celsius with a likely range of 1.05-1.80 degrees Celsius. Using an observation-based energy-balance approach, our calculations used the same data for the effects on the Earth’s energy balance of changes in greenhouse gases, aerosols and other drivers of climate change given by the IPCC’s latest report.

We also estimated what the long-term warming from a doubling of carbon-dioxide concentrations would be, once the deep ocean had warmed up. Our estimates of sensitivity, both over a 70-year time-frame and long term, are far lower than the average values of sensitivity determined from global climate models that are used for warming projections. Also our ranges are narrower, with far lower upper limits than reported by the IPCC’s latest report. Even our upper limits lie below the average values of climate models.

Our paper is not an outlier. More than a dozen other observation-based studies have found climate sensitivity values lower than those determined using global climate models, including recent papers published in Environmentrics(2012),Nature Geoscience (2013) and Earth Systems Dynamics (2014). These new climate sensitivity estimates add to the growing evidence that climate models are running “too hot.” Moreover, the estimates in these empirical studies are being borne out by the much-discussed “pause” or “hiatus” in global warming—the period since 1998 during which global average surface temperatures have not significantly increased.

This pause in warming is at odds with the 2007 IPCC report, which expected warming to increase at a rate of 0.2 degrees Celsius per decade in the early 21st century. The warming hiatus, combined with assessments that the climate-model sensitivities are too high, raises serious questions as to whether the climate-model projections of 21st-century temperatures are fit for making public-policy decisions.

The sensitivity of the climate to increasing concentrations of carbon dioxide is a central question in the debate on the appropriate policy response to increasing carbon dioxide in the atmosphere. Climate sensitivity and estimates of its uncertainty are key inputs into the economic models that drive cost-benefit analyses and estimates of the social cost of carbon.

Continuing to rely on climate-model warming projections based on high, model-derived values of climate sensitivity skews the cost-benefit analyses and estimates of the social cost of carbon. This can bias policy decisions. The implications of the lower values of climate sensitivity in our paper, as well as similar other recent studies, is that human-caused warming near the end of the 21st century should be less than the 2-degrees-Celsius “danger” level for all but the IPCC’s most extreme emission scenario.

This slower rate of warming—relative to climate model projections—means there is less urgency to phase out greenhouse gas emissions now, and more time to find ways to decarbonize the economy affordably. It also allows us the flexibility to revise our policies as further information becomes available.

Ms. Curry, a professor and former chairwoman of the School of Earth and Atmospheric Sciences at the Georgia Institute of Technology, is the president of Climate Forecast Applications Network.

MAYMUN VE KERTENKELE

FL TIMSAH
1Monkey-Monday-1Kertenkele ve maymun
Dertli maymun kardeş ağacın tepesinde rakı şişesini açmış, sofrasını fındık fıstık ile donatıp başlamış demlenmeye. Bitişik daldan geçmekte olan bir kertenkele ise maymuna pek imrenip, “Maymun kardeş derdin nedir ki içmektesin ?” demesiyle, maymundur, “Ahh kertiş kardeş, ben dertlenmeyeyim de kimler dertlensin. KAPADOKYA ormanından yeni geldim. Lakin tüm yâran şimdi uzak bir ormanda toplaşıp yıldönümlerini kutlayacaklar da ben, heyhat, gidemiyorum” deyip kertenkeleyi  sofrasına davet etmiş. 
Kertiş kardeş pek acımış maymuna. Oturup başlamışlar birlikte demlenip önce maymunun derdini, sonra da “Tüh lan.. bak seçim de böyle oldu.. lan n’olacak bizim ormanın halleri ?” konusunu tartışmaya. 
Bir büyük rakı devrilince, kertiş kardeş, “Ben varıp bir su içip de gelivereyim be maymun kardeş” deyip aşağı inmiş ve yakındaki nehire su içmeye gitmiş. Lâkin, sarhoşlukla nehire biraz fazla sarkınca da ‘cuup !’ diye suya düşüvermez mi ?… Allahtan, oradan geçen bir timsah hemen yetişip kertenkeleyi boğulmaktan kurtarıp kıyıya çıkarıvermiş. 
“Böyleyken böyle” demiş kertiş kardeş. “Maymunla kafayı çekiyorduk, hem susadım hem çişim geldi, şimdi beni merak eder”. 
“Ben gider ona haber veririm” demiş timsah kardeş. 
Ağacın altına yaklaşan timsah yukarı doğru bağırmış; “Heey..! maymun kardeş bakıver bir yol hele..! ” 
Daha lâfını bitirmeden, maymundur aşağıdaki timsahı görmesiyle hayretten uvulasını gurppadanak yutup “Vışş aneey !..o ne biçim su içmek lan kertiş kardeşim ?!  Maşallah partimize başkan olacak kadar büyümüşsün, dur hele gelip seni bir öpeyim” deyip aşağıya inmesiyle hain timsah, maymun kardeşi harppadanak ve dahi çiğnemeden yutuvermiş.
Kıssadan hisse : Saftirik maymun timsaha yem olur. 
Timur