NUH PEYGAMBER

Noahs-Ark-

Kalburun saman içre olduğu bir zamanda, Hz. Nuh tüm
hayvanatı toplamış dertlerini dinler imiş. Davedir,
“Nuh hazretleri, boynumun eğriliğinden pek
müştekiyim. Ne olur şunu düzeltiver” derken, Zürafa
ise “Sayın peygamberim, şu boynumuzu az bir
kısaltıver” diye yalvarır, cümle hayvanatise başka bir
uzvundan dert yanar imiş. Sonunda tavuk da huzura
gelip, “Oh benim güzel peygamberim..her
yumurtlayışımda kıçımız fena acımakta..bas bas bağırıp
mahalleyi ayağa kaldırmaktayız. Kerem et, ya şu
yumurtayı az biraz küçült ya da kıçımızın deliğini bir
iyicene büyüt” diye yalvarması var.

 

KIZILDERİLİ EĞERİ (RIDING INDIAN)

Kızılderili eğeri
Güzelce bir sarışın kadın, Teksas’ın çölünde giderken aracı bozulmuş. Şans eseri geçen bir kızılderili yakındaki kasabaya götürmek için yardım teklif edip kadını atın terkisine oturtmuş ve başlamış atı koşturmaya . At yolculuğu olaysız ve güzelce gidiyormuş. Lâkin kızılderili her 5-10 dakikada bir avazı çıktığınca “YİPPEEE !” diye bağırmakta, gür sesi uzaklardaki tepelerden yankılanmakta imiş.
Yiğit kızılderili, güzel kadını kasabanın araba tamircisinin dükkanına kadar getirip attan indirmiş ve de son bir “YİPPEEE..!” narası atmış.
“Kızıl deriliyi bu kadar heyecanlandıracak ne yaptın ?” diye sormuş tamirci.
“Hiçbir şey yapmadım” demiş kadın, “arkasına oturdum, kollarımı baline doladım ve düşmemek için eğerin ön boynuzunu sıkı sıkı tuttum”
“Sayın bayan” demiş tamirci, “Bilmez misin ki..? Kızılderililer ata eğersiz binerler “. TS

“Riding Indian”

An attractive woman from New York was driving through a
remote part of Texas when her car broke down. An Indian
on horseback came along and offered her a ride to a
nearby town. She climbed up behind him on the horse 
and they rode off. The ride was uneventful except that
every few minutes the Indian would let out a “WHOOOPPEE !..” so
loud that it would echo from the surrounding hills.

When they arrived in town, he let her off at the local
service station, yelled one final, “YAHOOO !..” and rode
off.

“What did you do to get that Indian so excited?” asked
the service station attendant.
“Nothing,” shrugged the woman, ” I merely sat behind
him on the horse, put my arms around his waist, and
held onto his saddle horn so I wouldn’t fall off.”

“Lady,” the attendant said, “Indians ride horse bareback”

TS

TEMEL VE HIRSIZ

hirsiz

Temel gece yarısı bir tıkırtı sesine uyanmasıyla bakar ki eve hırsız girmiş eşyaları karıştırmakta.  Işığı yakınca bir de görür ki bu hırsız kişi meğerse edâsı hoşendâmı zarif , sedâsı güzel, gözleri ahû, seyrânı lâtif, cilvesi yaman bir genç hûri değil mi..?
Korku ve kızgınlıkla, “Kıpraşma gıız..aha şimcik polis çağırayrum da!..” diye naralanaraktan telli-fona hamle etmiş ise de, hırsız dilber dile gelip başlamış yalvarmaya; “Uy Temelum kıyma pana..sakın çağurma şu polisi, ..dile penden ne dilersen..her isteğini yaparum da..” diyerekten bir hamlede giysilerini fora edip üryan olmasıyla, Temelimiz’in ossaat aklı başından hoplayıvermiş.
Telli-fonu bırakıp, başlamış bir gayret ile hırsız dilberi öpmelere, mıncıklamalara, el peşrevleri ile okşamalara, ve daha neler de nelere.
Lakin Temelimiz’in yaşı sekseni aşmış, her bir yanını ter basmış, lakin ne ettiyse muradına erememiş, nefesi fena daralmış bir halde telli-fona yürümüş ; 
“Olmayii be güzelim..olmayi..kusura kalma..mecbur çağuracağum polisi..”   TS

burglar-woman-mask-nice-eys-39188188

FINAL TEST: CHASTITY

“The Final Test:  Chastity”

Twelve priests were about to be ordained.  The final
test was for them to line up in a straight row, totally
bare, in a garden while a sexy and beautiful, big
breasted, nude model danced before them.

Each priest had a small bell attached to his penis
and they were told that anyone whose bell rang when
she danced in front of them would not be ordained
because he had not reached a state of spiritual purity.

The beautiful model danced before the first candidate,
with no reaction.

She proceeded down the line with the same response
from all the priests until she got to the final priest.

As she danced, his bell began to ring so loudly that it
flew off and fell clattering to the ground.

Embarrassed, the last priest took a few steps forward,
and bent over to pick it up.

Then, all the other bells started to ring……..

HASSO’NUN DERDİ

 

â î û

HASSO’NUN DERDİ

Doğu köylerinden birinde ırgat Hasso bulûğa ermiş, haliyle de da kamışına su yürümüş. Mel’un aleti olur olmaz şişmekte ve de fena ağrımakta..

Hastalandığını sanmış Hasso ve doğru köyün ağasina koşmuş. Kapıyı açan ağaya aletini göstererek ağlamaklı bir sesle,

– Ağam aha bu şişti inmiir.

Durumu anlayan ağa dolaptan biraz buz alıp ve Hasso’nun
aletine basmasıyla az sonra alette ne ağrı ne de şişlik kalmış.
Rahatlayan Hasso mutlu bir şekilde evine dönmüş. Lakin ertesi gün
aynı dert. Yine şişlik ve ağrılar. Tekrar ağaya koşmuş. Yine
buz yine rahatlamış.
Üçüncü gün yine ağrı ve şişten şikayetle ağaya koşmuş.
Kapıyı çalmış. Bu kez ağanın karısı açmış kapıyı.
-Abla ağam evde yok mudur?
– Yoktur.. Ula ne yapacağsın ağayı?
Hasso bu kez ağanın karısına aleti işaret ederek ,
sızlanmış;
– Abla aha bu şişti. İnmiir.
Abla Hasso’yu içeri alip Hasso’nun aletini bir güzel indirmiş ve evine göndermiş.
Hasso bu tedavi yönteminden pek memnun kalmış dogrusu.
Ertesi gün yine dayanmış ağanın kapısına. Kapıyı bu
kez ağa açmış.
– Yine ne var ula
demiş ağa.
– Ağam, abla yoğdur ?
-Ablayı ne yapacaksın ula pok yiyen ?
Hasso aletini işaret ederek;
– Vallah ağam, ablam senden daha eyidir. O hem şişini
indiriir, hemi de iltihabını aliir.

SÜMBÜLZADE VEHBİ EFENDİ

 

Söylenti oldur ki padişah hazretleri SÜMBÜLZADE VEHBİ EFENDİ’ye “Öyle bir şiir yaz ki” demiş, “birinci mısrada celladı çağırırken ikinci mısrada seni affedeyim”.
Aldı Sümbülzâde:

Azm-û hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-û can.
* * *
Lal-û şarap içürem ve ıslatıp geçirem,
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer dırahşan.
* * *
Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
Lâle ile sümbülü kâkülüne nevcivan.
* * *
Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine âb-ı revân.
* * *
Salınarak giderken arkandan ben sokayım,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.
* * *
Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revân.
* * *
Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
Düşmanının bağrına, hançerimi nâgehan.
* * *
Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.
* * *
Herkese vermektesin, bir de bana versene,
Avuç avuç altını, olsun kulun sâduman.
* * *
Sen her zaman gelesin, ben Vehbi’ye veresin,
Esselâmün aleyküm ve aleykümesselâm.

Sümbülzâde Vehbi

CIRCIR BÖCEĞİ VE KARINCA

 

isant_closeupCIRCIR BÖCEĞİ VE KARINCA

ÇİN uyarlaması :
Karınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder. Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın yazı geçirir.  Ve kış gelir… 

Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, ağustos böceği açlık ve soğuktan iki gün sonra ölür. 

CIRCIR2

FRANSIZ uyarlamasi:

Karınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder. 
Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın yazı geçirir.. 
Ve kış gelir…
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde sıcacık kışı geçirmeye hazırlanırken kapı çalar. 
Bakar elinde bavulu ağustos böceği; 
– N’aber aptal komşum?, Ben kışı geçirmek için Karaib Adaları’na gidiyorum da, bir isteğin var mı sorayım dedim. Hadi bana eyvallah.
 

CIRCIR1

TÜRK uyarlamsi :
Karınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder. 

Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın, çal oynasın yazı geçirir. 
Ve kış gelir… 
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, ağustos böceği bir basın toplantısı düzenleyerek, “Etrafta onca aç ve üşüyen varken, karıncalar nasıl bir vurdum duymazlıkla sıcacık yuvalarında yaşayabiliyorlar” diye olayı kamuoyunun vicdanına sunar. 
ATV, KANAL D, STAR, HABERTÜRK, SHOW ve bir çok gazete zavallı aç ve açıktaki ağustos böceği ile karnı tok sırtı pek karıncanın resimlerini yan yana yayınlayarak tarafları tartışmaya davet eder. 
Türkiye olayın şokunu yaşamaktadır. 
Nerededir bu devlet? 
YBKD (Yeşil Böcekleri Koruma Derneği)’nden bir temsilci VAKİT, AKİT, ZAMAN, YENİŞAFAK, SAMANYOLU, 24, ÜLKE TV’ye giderek 30 yıldır çektikleri sefaletin tek nedeninin sırf yeşil renkli olmalarından kaynaklandığını anlatır. 
  
Dünyanın en tanınmış Nobel adayı, yazarımız Orhan PAMUK ve tanınmış aydınlarımız olayı Avrupa düzeyinde protesto ederek Türkiye’yi kınarlar. 
Konu Bakanlar Kurulu’nda tartışmaya açılır ve Başbakan TGRT ve SAMANYOLU TV’ye verdiği özel demecinde “Daha önceki hükümetler tarafından bunca yıldır sorunları göz ardı edilen değerli ağustos böceği kardeşlerimizin bundan böyle huzur ve refah içerisinde yaşamaları için gerekenler yapılacaktır” der. 
 

Diğer yandan Reha MUHTAR karıncayı canlı yayına çıkararak, “Ey karınca!, kendi reklamını yapmak için zavallı bir ağustos böceğinin içler acısı durumundan yararlanmaya utanmıyor musun?” diye bir güzel haşlar. 
 

Ertesi akşam TEKE TEK’te ise “Ağustos böceğinden yürüttüğün para ve yiyecekleri nerede akladın, öt çabuk” diye Fatih ALTAYLI’ dan bir güzel dayak yer. 

TARAF talimat üzerine bundan bir haber yapar :

“Bunun tek suçlusu TSK…”, “… belgeli Böcek Harekâtı / Senaryosu / Sendromu / Fiyaskosu / Cuntası / İhtilali / Planı /…” diye , balon uçurur.  

Karınca en sonunda çareyi yurtdışına kaçmakta bulur.. Ve Ağustos Böceği onun evine yerleşir, yiyeceklerine konar, eşyalarının üzerine yatar ve refah içerisinde GÜL… gibi yaşar gider.

 

TEMEL : TEMEL HUZUR EVİNDE

TEMEL HUZUR EVİNDE

Temel 90 yaşına geldikte mahdumları Temel’imizi, Trabzon’un en güzide huzurevine bırakırlar ise de, akşam oldukta Temel’dir, telli-vizyona karşı iskemle üzerine süvâr olup (binip), temâşâya başlamasından az bir zaman sonra, Pizza kulesi misali sağ yanına doğru öyle bir kaykılmaya başlar ki, telâş eden müstahdem, “amanın Temel dedemiz düşmekte, tiz yetişin !” deyip avazlanaraktan yanına üşüşüp Temel’imizi heman doğrulturlar.
Az bir zaman geçtikte,Temel’dir bu sıra da sol yanından ötürü öyle ziyade kaykılır ki, ha düştüm ha düşeceğim durumuna geldiği anda görevliler, “amanın eyvah yine düşmekte” diyerekten ünneyip koşuşturup Temel’imizi yeniden doğrulturlarsa da, gece boyunca Temel’imiz biz diyelim on, siz deyin yirmi kez kaykılıp düşme durumlarına gelip, her defasında da yiğit bir müstahdem tarafından kurtarılır.
Devrisi sabah olduktakta, mahdumlar babalarını ziyaret edip huzur evindeki ilk gecesini sual ettiklerinde Temel’dir , “Her pir şey pek eyidur evlâtlarım, lâkin ve emmee.. ha pu herifler insanı rahat bir osurtmayır da.”
Timur

TAVŞAN KARDEŞ

Ormana bir kerhâne açılmış ki  tavşan kardeş
abazalıktan kurtulmak amacıyla içeri girdikte parası
yetmediğinden “sen ancak boa yılanıyla yatarsın”
lâfına, “naapalım, kısmetsiz deveyi çölde kutup ayısı
öpermiş” hesabınca…, kaldırdırmasıyla yılanı
güzelce becermeye başlamış. Lâkin yılandır, efkârı bambaşka olup, “ah ulan şu tavşanı bir yutsam ne lâzım gelir” diyerekten nefsini bir
tutmuuş.. iki tutmuuş.., derken dayanayıp tavşan kardeşi
happadanak yutmuuş.. Lakin içine ossaat bir nedâmet çökmüş ki,
“heyvaaah !.. ben ne ettim de tavşanı yuttuuum .. billahi şimdi beni işten atmazlar mııı..?! Yandım ben vışş aneeey !!” diyerekten dövünüp, tavşan kardeşi “öööğh..hak-tuu” diyerekten
midesinden çıkarmasıyla, tavşanın korkudan götü morara, gözleri
belere, nefesi kesile ,  “damına konduumun yılanııı !.. o ne biçim ağıza almak kız öyle orospuu !!..” diye avâz edermiş.
TS
 
 

MAYMUN VE KERTENKELE

FL TIMSAH
1Monkey-Monday-1Kertenkele ve maymun
Dertli maymun kardeş ağacın tepesinde rakı şişesini açmış, sofrasını fındık fıstık ile donatıp başlamış demlenmeye. Bitişik daldan geçmekte olan bir kertenkele ise maymuna pek imrenip, “Maymun kardeş derdin nedir ki içmektesin ?” demesiyle, maymundur, “Ahh kertiş kardeş, ben dertlenmeyeyim de kimler dertlensin. KAPADOKYA ormanından yeni geldim. Lakin tüm yâran şimdi uzak bir ormanda toplaşıp yıldönümlerini kutlayacaklar da ben, heyhat, gidemiyorum” deyip kertenkeleyi  sofrasına davet etmiş. 
Kertiş kardeş pek acımış maymuna. Oturup başlamışlar birlikte demlenip önce maymunun derdini, sonra da “Tüh lan.. bak seçim de böyle oldu.. lan n’olacak bizim ormanın halleri ?” konusunu tartışmaya. 
Bir büyük rakı devrilince, kertiş kardeş, “Ben varıp bir su içip de gelivereyim be maymun kardeş” deyip aşağı inmiş ve yakındaki nehire su içmeye gitmiş. Lâkin, sarhoşlukla nehire biraz fazla sarkınca da ‘cuup !’ diye suya düşüvermez mi ?… Allahtan, oradan geçen bir timsah hemen yetişip kertenkeleyi boğulmaktan kurtarıp kıyıya çıkarıvermiş. 
“Böyleyken böyle” demiş kertiş kardeş. “Maymunla kafayı çekiyorduk, hem susadım hem çişim geldi, şimdi beni merak eder”. 
“Ben gider ona haber veririm” demiş timsah kardeş. 
Ağacın altına yaklaşan timsah yukarı doğru bağırmış; “Heey..! maymun kardeş bakıver bir yol hele..! ” 
Daha lâfını bitirmeden, maymundur aşağıdaki timsahı görmesiyle hayretten uvulasını gurppadanak yutup “Vışş aneey !..o ne biçim su içmek lan kertiş kardeşim ?!  Maşallah partimize başkan olacak kadar büyümüşsün, dur hele gelip seni bir öpeyim” deyip aşağıya inmesiyle hain timsah, maymun kardeşi harppadanak ve dahi çiğnemeden yutuvermiş.
Kıssadan hisse : Saftirik maymun timsaha yem olur. 
Timur
 

EŞEK VE İNEK

 

essek-bagiriyor

Temel eşeği yularından çekerek yatak odasına sokmuş. Karısı yatağında doğrulup hayretle bakarken, Temel’dir, “Ahacuk eyice pir pakasun da..’uy başum ağrii’ diye naz yaptığun her gece ha pu inekle yatayrum..”
Karısı sinirle gülmüş , “Ula sende kafa olsa punun inek değül eşek olduğunu pilurdun ..” deyince Temel’dir , “Saa  söylemeyrum da?     ..  ha pu eşekle konuşayrum “.

TS

komik-inek-resimleri

EMEKLİ TAVŞAN VE HAŞATTEPE POSASI

 

 “Timur ikinci ve SON emekliliğinde küfeyi devirmiş pineklemekteyken, “tüh ulan..keşke daha önce emekleseydik, dünya varmış be demekteymiş.”
 tilki ve tavsan
Sevgili arkadaşlar be…
Karga kardeş ağacın çook bir yüksek dalına tüneyip uyuklamaktaymış ki tavşan kardeş merak ile zuhur edip, “karga kardeş oralarda tek başına nidersin ?” diye sual ettikte, kargadır eyitmiş (söylemiş), “n’olsun bre tavşan kardeş, hiç de birşey etmiyorum billa” demesiyle, tavşan eydür, “öyle ise ben de şuracıkta da yatıp hiç bir şey etmesem ne lazım gelir ?” dedikte, kargadır cevaba ayaz edip “valla kendin bilirsin” demesiyle, tavşandır ağacın dibinde küfeyi devirip, o dahi  hiç bir şey etmemeye soyunmuşsa da,  az bir zaman geçtikte kurnaz tilki kardeş toz koparıp yetişmiş, sakin yatıp hiç bir şey etmemekle meşgul tavşan kardeşimizin boğazını harttadanak dişleyip kopartmasının ardından bir güzel de çıtır çıtır tazakkum eylemiş (zıkkımlanmış).
 tilki ve tavsan2
Kıssadan hisse: Emekli olup, hiç bir şey etmeden yatmak mümkün ve hatta caiz ise de bu amel için çook yükseklerde bulunmak gerekir.
Sırıtaraktan,
Haşattepe posası
Timur