TERRY’S PILLARS OF CREATION (PLEASE CLICK)

TERRY’S PILLARS OF CREATION (PLEASE CLICK)


1 Nisan 2007 (VENUS VE AY) ( 1. YAZI)

Sevgili arkadaşlar:
Tanımlayacağım raslantının olasılığı 1/426,320,000
olarak hesaplanmaktadır. (Zirvede gözlem X bayrak
şekli X 19 Mayıs=1/426, 320,000))
Bir daha göreceğimizi hiç sanmıyorum.
Çulpan(Venüs) gezegenimiz şu sıralar o kadar
parıldaktır (-4.1) ki güneş batar batmaz batı yönüne
bakarsanız tek taşlı pırlanta yüzük misali göğümüzün
en şavklı gezegenini görüp de şaşar kalırsınız.
Her sekiz yılda bir Çulpanımız’ın yörüngesi dünyamıza
kıyas en dik açısını gerçekleştirdiğinden sekizinci
yıl olan bu yıl her gece biraz daha yukardan
başlıyarak batı yönünde batacaktır. Çulpan’ımız bu
geleneğini bu yıl o kadar aşırıya götürecektir ki Hz.
Atatürk’ün Samsun’a çıktığı gün, göğümüzün en tepesine
çıkıp, GÜNDÜZ 15:00den sonra bile göğün hemen tam
tepesinde görülecektir.
19 Mayıs’taki bu görünümde, ay dedemiz hilalinin açık yanını Venüs’müze doğru
yönelteceğinden, tüm Türkiyemiz’de, hele hele Antalya,
Mersin gibi güney illerimizde, akıllara durgunluk
verecek şekilde TÜRK BAYRAĞI şekline getirecek,
saatler ilerledikçe, önce güneşimiz 19:20 civarında
batacak, ay dede -Venüs ise şanlı gösterisini karanlık
semada üç saat daha sürdürüp 22:20 sırasında yavaş ve
gururla batı semalarında ufkun altına inecektir.
Gözleriniz yükseklerde olsun,
Dr.Timur Sümer
8 NISAN 2007 (VENUS VE AY: 2. yazi)
Sevgili arkadaşlar be..:
Kaftan sana çul pana
Gül yüzüni aç pana
Mayus ayu gelünce
Pakacağuz Çulpan’a
TS
Napolyon’dur, 10 Mayıs 1796 yılında İtalya’nın Lodi
kentinde Avusturya ordusunu yendiği halde atı üzre
süvar olup orduyu selamlar iken cümle asakirin
(askerlerin) gök yüzüne bakaraktan “halleluya”
çekişlerine bozulup, kafasını semaya kaldırmasıyla bir
de görmüş idi ki, gündüz gözüyle ay dedemizin
hilalinin az bir arka üstünde Çulpan (Venüs) gezegeni
güpe gündüz şavkımaktadır ki akıllara ziyan.
O sırada Çulpan’ımız yörüngesi ekvatormuza nazaran 47 derece
dikliğe ulaştığından, görüntü gök kubbesinin tepesinde
oluşmuş, temaşa eden cümle asakirin (askerlerin) serpuşları bu
yüzden tıngır mıngır yerlere yuvarlanmış, tükrükleri
ise dillerine dolaşmış idi. (Resim 1)

Aradan 69 yıl geçmeye kalmadan, 4 Mart 1865’de
Amerikan cim başkanı Abraham Lincoln ikinci defa
seçilme yeminini irad edup, atlı arabası ile
Pennsylvania caddesine kıvrılıverdiğinde ise, saat
öğleni yeni geçtiği halde güney semalarında ağaçların
üzerinde Venüs gezegeninin güpe gündüz şavkıdığını
görmüş, o dahi heyecan ile “halleluya”sını çekivermiş
idi. Lakin, Venüsün bu tarihteki gündüz zuhuru
tepelerde olmadığı gibi, ay dedemiz de katiyyen
yakınlarda değil idi. (Resim 2)

Atatürk’ümüzün Samsun’a çıkmasını kutladığımız 19 Mayıs
2007’de ise Çulpan’ımız gündüz gözüyle görülmekle
kalmayıp, öğleden hemen sonra göğümüzün en tepesinde
zuhur edecek , üstelik ay dedemizin hilali karşısına
da yerleşeceğinden, bu görüntünün Türkiye’mizde nice
dudaklar uçuklatacağını, cim başkanı adaylarımızla
birlikte, göreceğiz inşallah. (Resim 3)
Fakir bu resmi bilgisayardan çıkardıysa da aslının bundan daha
görkemli olacağını kıyas etmekteyiz.

Okyanusun öte yanında ise, Çulpan önce ay dedemiz
arkasında kalacak, akşama doğru ise hilalin az bir
altından çıkarak pırıldayacağından, Amerika’dan
bakanlar bayrak görütüsünü, heyhat, kaçıracaklardır ki
bunda da fakirin asla vebali yoktur, biline.
Temel’in karısı Fadime doktordan eve dönmesiyle, “Uy
Temel, doktor dedu ki, ‘kız Fadime’ dedu, maşallah
sende 18 yasında kız göğüsleri var billa’ dedu” diye
eyitmesiyle, Temel’dur “Haçan 60 yaşındaki götün
hakkünda ne dedu” demesiyle, Fadime’dur, “Valla senün
adun heç geçmedi be Temel’cuğum” diyesi var.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Fakir-i pür taksir
Timur
27 Nisan 2007 ; (VENUS VE AY; 3. YAZI)
Sevgili arkadaşlar be…:
Mayıs’in ondokuzu
Çayırda yaydım kuzu
Çulpan göğe çıkanda
Görürüz ay yıldızı
TS
Bu güzel olay ender bir durum olduğu halde, bayram
namazı misali, tarifinde fayda vardır diye efkar
(fikirler) yürüttük.
Gündüz vakti Çulpan’ı (Venüs) görmek muradiyle
nazarınızı (bakışlarınızı) semaya
(göğe) çevirdiğinizde, görme odağınızı sonsuza
ayarlamaz iseniz, af buyurun, “nah görürsünüz”
Çulpan’ı; söylemedi demeyin.”Sonsuz” uzaklığı göz
dibinin “sarı odağı” çevresindeki “koni” hücreleri
gördüğünden, Venüs’ü aramadan önce, 180 metreden daha
uzak bir cisme birkaç saniye bakıp bu hücreleri
uyarmanız (gözünüzü alıştırmanız), gerekmektedir ki bu
cisim elbette bir bulut parçası, ya da ay dedemiz
olabilir.

Lakin, “yok arkadaş ben gündüz vakti Venüs’e
neyim bakmıyacam, spor yapan türbanlı kızlarımızı
temaşa edeceğim” demekteyseniz, tam sular kararırken,
hatta vakt-i leyla (gece vakti) baksanız dahi,
anlayana ne ibretler vardır.
Sevabımıza, ekte Çulpan ve Ay dedenin geçtiğimiz haftaki sular kararırken ve de vakt-i leylada görünen suretini göndermekteyiz ki,
19 Mayıs’ta görüntü almak isteyenler, resim
çekicilerini bir sehpaya (se=3; pay=ayak) ulayıp, İSO
800’de objektiflerini 0.3 saniye açık tuttuklarında
benzeri görüntüler çekip fakire de gönderirler
ise, hayır duamızı alırlar.


Rufai dervişleridir, yassı tarafı kıpkırmızı bir
demiri sapından tutarak ön dişleriyle ısırıp, Esma-yı
Hüsna’dan (Allahın 99 isminden) biri olan “HAYY”
ismini ard ardına zikredip, salya ve dahi
sümük salgılıyaraktan kızgın demiri soğuturlar idi ki,
demirin kırmızılığından kinaye, bu eylem “GÜL
söndürme” ya da “GÜL yalama” tesmiye edilmiş
(isimlendirilms) idi.
Fakir de İzzet Molla’nın yalancısı değilsem gözüm
çıksın billahi:
Şeyh efendimiz, güzel bir dilberin kırmızı dudağını,
güya kırmızı demir sanaraktan yalamış idi ki, suç üstü
yakalandığında ise halkımıza “ahacık, tanrıya böyle
inanılır” diyerekten takiyye yapmış idi.
“Bahane ile GÜL-i la’l-i dilberi yalayıp
Cenab-ı şeyh karıştırdı halkı tevhide”
Madem ki GÜL’den bahis açılmıştır ve de mecburen
dikenine de katlanacağımızdan birkaç GÜL’lü beyit
ekleyelim istedik;
“O GÜL endam bir al şale bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardında sürünsün yürüsün”
Enderunlu Vasıf
“GÜLÜM öyle GÜLÜM böyle demektir yâre mutadım
Seni ey GÜL sever canım ki, canana hitabımsın”
Nedim
“Mehtap, iri GÜLLER ve senin en güzel aksin,
Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde.”
Yahya Kemal
“GÜLERİZ ağlanacak halimize”
Tevfik Fikret
Gözleriniz yükseklerde olsun,
Fakir-i pür taksir
Dr. Timur Sümer
Azizim Yücel: 3 MAYIS 2007 (VENUS VE AY ; 4. YAZI)
(Bu yazıyı tüm yaran’a da göndermek istedim ki 19 Mayıs’i unutup ney etmesinler)
Sen fakirin “yırtık’ misali izlenim verdiğimize bakma; aslında tez hicaplanan bir yapıya sahibiz. Sanki matah bir iş yapmışız izleminden fena korkarım. Venüs ve ay semalarda kendi istediklerini yapmaktalar, biz sadece aval X 2 tamasa ederiz.
Fakir aylardır Venüs’ü i izlemekteyiz ki nefes alışını kaçırmamacasına.
Çulpan’ın bu yıl güneşimiz çevresindeki yürüngesinde batıya doğru seyirttikçe (bizim açımızdan güneşten “uzaklaştıkça”) yörünge halkasını bizim ekvatora kıyas giderek yükselttiğini fark ettiğimizde “amanın tepelere çıkacak bu rezil” diyerekten telaşlanmış idik.
Meğerse Venüs bu işi milyonlarca yıldır her sekiz senede bir yaparmış da bizim haberimiz olmazmış. Ölçüp biçtik ki Mayıs ayında Venüs’ün yörüngesi bizim ekvatora kıyas 47 derece yükselmiyor mu..şaşıp da kalıverdik.
Ay dedemizin tüm hareketlerini de zaten Allah’ımıza şükür sular seller gibi yutup ezberimize almış olduğumuzdan, “sakın ha” dedik “bunlar bir araya gelip bir numara çevirmesinler…”
Bilgisayara bir de baktık ki bu reziller bir araya gelip fiskos olmuşlar,”19 Mayıs’ta şu Türk milletine bir kıyak çekelim, “bayrak” şekline girelim de şaşırıversin garipler” diyerekten planlar kurmuşlar. Fakir bu planı bilgisayarda görüverince dudağımızın uçuğu fossadanak kabarıp dalağımız ağzımıza gelmiş, yüreğimizde de palpitasyonlar oluşmuş idi.
İşte böyleyken böyle. Sen gene de fakirden pek söz etme, yaman hicaplanırım gibime gidiyor.
EKDE BU GÖRÜNTÜLERİN SAMSUN’UMUZDAN GÖRÜLÜŞÜNÜN SURETLERİNİ GÖNDERİYORUM. GÖSTERİ SAMSUN’DA DAHA DA BİR GÜZEL GÖRÜNÜYOR SANIYORUM.
Hoş kalasın.
Fakir-pür taksir,
Dr. Timur SümerTimur
SAAT 15:00

SAAT 17:00

SAAT 19:00

SAAT 21:00

SAAT 23:00

Sevgili arkadaşlar be..:
Fuzuli’nin şair olmakla param parça olmuş gönlünün her bir parçası güya sevgilisinin kirpiklerinin ucuna takılı olduğundan, ne zaman ki kadıncağız naz uykusu ile gözlerini kapatıp kirpiklerini bir araya getirir, kalbinin her bir parçası da böylecene toparlanıp bir araya gelerek parça param olmaktan çıkar imiş.
“Mest-i hab-ı naz ol cem et dil-i sad pareni
Ki anın her paresi bir nevk-i müjganındadır”
(Hab-ı naz= naz uykusu;
cem et=topla
dil=gönül
sad=yüz ,100
pare=parça
nevk=üç
müjgan=kirpik)
Sular menekşelenip de akşamın nilgünü (laciverdi) semayı sardıkta cemalinizi güneye çevirip namaz bitiren mümin misali önce sağınızdaki batı-güneybatıya dönüp, 4.57 ışıltı gücüyle pırlanta misali pırıldayan Venüs (Çolpan) gezegenine, sonra da sola çevirip doğu yönündeki 1.82 ışıltı gücündeki Mars (Merih) gezegenine bir baksanız; anlayana ne ibretler vardır.
Korkutmak için söylüyorsam namerdim, “Saman yolu” adlı sevgili galaksimiz, 2.5 milyon ışık yılı uzaklığındaki Andromeda galaksisine saniyede 100 kilometre hızla yaklaşmaktadır ki, heyhat ki ne heyhat, eninde olmasa da sonunda çarpışacağımız mukadder olmuştur bilesiniz. Böyle bir çarpışmayı görüntüleyen Hubble teleskopunun gerçek resimlerini de sevabımıza yazımıza eklemiş bulunmaktayız ki gözleriniz falcı taşı misali açıla.
NASA’DAN SAMANYOLU-ANDROMEDA CARPISMASI (TIKLAYINIZ)
“Git de bul” komutunu alan” gök bakıcısı Andromeda galaksisini bulma amacıyla ayinesini (aynasını) öyle yükseklere kaldırır ki kafanızdaki takkeler teker meker yerlere düşüp, nazik başınız eksi 15 derece soğukta cas çavlak açık kalır.
Hayır duanızı almak muradıyla, Andromeda’nın dün geceki görüntüsünü de ekimizde göndermekteyiz ki bu iyiliğimiz de unutulmaya.
Kaplumbağa kardeştir, bin güçlükle ağaca tırmanıp en tepe dala vardıkta ön ayaklarını önce semaya açıp sonra da kuş kanadına kıyas çırpındıraraktan kendunu aşağıya bırakıvermasiyle çattadanak yere çarpıp kan revan içinde kalır, sonra da mahçuplanaraktan doğrulup ağaçtan ötürü yeniden tırmanmaya soyunur imiş. Sayısı malum değil binbir atlayış ardından kaplumbağadır, “Azad edeyim mürg-i dili ten kafesinden” diye eyitip ruhunu teslim eder iken ağacın dallarına tünemiş kuşlar ise “tüh bre yahu, tam bize benzeyip de AB’ye alacaktık ki “mürg” (kuş) olacağına “mort” (ölü) oldu diye avazlanırlar imiş.
Şairini bilemediğimiz şu beyitteki “cinas-ı mefruk”a da dikkat isterim:
“Ruhsarını cananın ayineye benzettim
Vah vah ne hata ettim ay’ı neye benzettim”
(Rusar=yüz; ayine=ayna)
Aralık sonunda saatler bir saniye geri alınacaktır haberiniz ola ki tedbirini alasız.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Timur

ANDROMEDA (M31) : ARKADASIM JEFF THRUSH’DAN

Occultation on March 1, 2007
LAST NIGHT OUR DEAR MOON AND SATURN DEMONSTRATED AN EYE POPPING SHOW. UNFORTUNATELY, AS USUAL, OUR SKY WAS COVERED BY DISGUSTING CLOUDS THEREFORE WE COULD NOT OBSEVE THE EVENT. HOWEVER, SOME OF OUR FRİENDS PHOTOGRAPHED THIS AMAZING EVENT. ATTACHED YOU WİLL SEE SOME OF THEIR THEIR MASTERPIECES
ALWAYS KEEP YOUR EYES AT THE SKY
TIMUR
Fri, Mar 2, 2007 at 3:14 PM
Sevgili arkadaşlar:
Bu olay astronomi dilinde “OCCULTATİON” tesmiye olunur. Dün gece ay dedemiz gayri ihtiyari, Zuhal (SATÜRN) gezegeninin önünden geçerekten öyle bir gösteri yaptı ki, görenlerin gözleri falcı taşı misali açılıverdi. Heyhat,bizim göğümüzün yüzü ise iğrenç bulutlarla kaplı olduğundan hiç bir şey görmedik. Lakin bazı arkadaşlarımız bu olayı o kadar güzel görüntülediler ki ben de sevabıma size göndereyim dedim; güle güle kullanın.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun
Timur



Sevgili arkadaşlar be..:
Kış göğümüz yüzünün mücevheri Orion avcısının yıldız kümesi her gece emrinize amade, güney semalarında arzı endam etmekteyse de
temaşanız kolay olsun için çizgilenmiş durumunu ekimizde hizmetinize sunmuş bulunmaktayız: Hüda hepimizden razı olsun.
“..dünya kamuoyunu aldatmayı başarmalarına ve bir de Müslüman halkın Ermenileri topluca öldüren barbarlar olduğu iftirasının bir gerçekmiş gibi kabulüne bağlı olduğu düşüncesi ağır basıyor.” MKA (Nutuk)
Şöyle vasfederler ki, kelp ile kedi aynı oda içre istirahatte iken, zifiri karanlıkta tavandan bir pamuk zerresi düştükte, kelptır sak (uyanık) ve de kulağı atik olmakla, “Bre bu gürültü de ne ola” diye harlayıp, kedidir, gözleri karanlıkta gayet kavi olduğundan, “harlamayı kesesiz, tavandan pamuk düşmüştür, töbe töbee” diyesi var.
Kıssadan hisse: Kulağımız kelp gibi sak (uyanık), gözlerimiz kedi misali cevval olmadıkça tepemize daha nice Orhan Pamuk’lar düşer .
Sevgili dünyamızın güney yarımküresinde helaya gidip de işiniz bittikte sifonu çekmenizle, yerin çekim yönü değişik olduğundan, suyun saatin aksi yönünde firdolanaraktan deluk içre gidişini öyle bir hayretle seyredersiniz ki, sakın ola elinizi bir iyice yuğmadan (yıkamadan) parmağınızı ısırmayasız, fena halde haramdır.
Rivayet oldur ki, Yavuz Sultan Selim’in Alevi katliamından önce kendilerine “IŞIK” deyip saz çalıp şiir okuyaraktan Anadolu köylerini dolanan saz ve söz erbabı, korkularından adlarını “AŞIK” olarak değiştirivermişlerdir derler. Işık’ların piri Yunus Emre ise, maazallah, aşağıdaki deyişinde büyük patlamayı,(“big bang”), “nebula”lardan yıldız ve dünyamızın oluşumunu mu anlatıvermiştir sakın.
“Yer gök yaratılmadan
Hak bir gevher eyledi
Nazar kıldı gevhere
Sığmadı devreyledi
Gevherden buğu çıkar
Ol buğdan gök yarattı
Gök yüzünün bezeğin
Çok yıldızlar eyledi
Göğe eyitti “dön” dedi
Ay gün yürüsün dedi
Suyu muallak tutup
Üstünü yer eyledi
Yer çalkandı durmadı
Bir dem karar kılmadı
Yüce yüce dağları
Hak çok sular eyledi”
Yunus Emre
Sevgili dünyamızın ekseni çevre bir dönüşü 1.4 saniye/gün/asır gibi bir hızla yavaşladığından, heyhat ki ne heyhat, bir günümüzün uzunluğu 1820 yılından bu yana 86,400 saniyeden, şimdilerdeki 86,400.002 saniyeye çıkmış olmakla, bu yavaşlama da halen sürmekte olduğundan, İERS (International earth rotation service) çalışanlarının yapacak başkaca işleri de olmadığından yıl sonunda saatlerimizi bir saniye geriye alma kararı almışlardır; haberiniz ola ve de tedbirinizi alasız.
“Şeb-i yeldayı muvakkıtla müneccim ne bilir
Müptela-i gama sorun kim geceler kaç saat”
(Şeb-i yelda= en uzun gece, 21 Aralık
Muvakkit = zaman ölçen)
Einstein’ın genel görecelik kuramına saygılarından, ard arda dizilmiş iki gök adasından, arkadakinin ışıklarının öndekini sarmalayıp mavimsi halkalar oluşturduğunun suretini hayır duanız almak muradıyla ilişikte göndermekteyiz. Bu sekiz adet görüntü pek taze edinilmiş olup, daha önceki 4 adete eklendikte 12 adet daha “Einstein halkaları”mız bulunmaktadır ki, inanmayan neuzibillah kafirdir.
Cümlenizin Kurban bayramı kansız ve ışıklar içinde olsun.
Hakir-i pür taksir
Timur

“Hak bizi yoktan var etti
Şükür yoktan vara geldim
Yedi kat arşa asılı
Kandildeki nura geldim”
(Kandil=güneş, yıldız)
Pir Sultan Abdal
AB’ye bir kapağı atsak da tuzumuzu güzelcene kurutsak muradıyla halkımız bir elde ‘tuz’ diğer elde ‘kapak yıllardır dönenmekteyken, AB’den birileri, telli vizyonun Si En En (CNN) habercisine “bu Türk milleti sakın ola ki birliğimize
katılmaya” diyerekten valide yasayı ‘non’ diyerekten oyladık” demeleriyle, AB lafını ilk duyan saf Amerikan halkı ise “vay bee bu Türk denen ne menem bir millet ola ki sevgili Evropamız’ı bilem böylecene kızdırmakta ?” diyerekten dudak büzüp göz belertmiş, bizim AKEPE takımı ise “Amanın şükürler olsun, yüzümüze yine rahmet yağdı” diyerekten ak mendil ile yüzlerini sıvazlamışlardır ki, bahane olup da abdestleri bir güzelce tazelene.
“Mâdem öyle biz de o zaman BRİCS (Brezilya, Rusya , Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti) gurubuna girmez miyiz ?” dememizle ,AB ülkelerinin aniden asapları bozulmuş, bizim külâhı kendi külahları ile değiştirmek istemişlerdir.
Sevgili dünyamızın, neresi doğru ki, 23.5 derece eğik eksenini en kuzey tepesinden 434 ışık yılı uzaklığa (ışık hızının 434 yılda ulaştığı mesafe) kadar sündürseniz, Kutup yıldızının (Polaris) GERÇEK KUZEY yönünden 0.736 derece sapmış olarak görürsünüz. Polaris, güneşimizden 46 kat daha büyük olup, bilinen en parlak 45. yıldızdır.

Bu kuzey yıldızı neden kuzeyi göstermektedir bakalım?
Amanın yoksa Evropa’lı gemiciler yollarını bulsunlar da okyanusları geçip
Amerika’yı, Afrika’yı, Asya’yı keşifler edip buraların halkına bir güzelce “uygarlık” (!) götürsünler, karşı çıkanı kesip kalanını da haraca bağlasunlar için midir bu düzen?

Yeri gelmişken Temelimiz’in başına gelen ilginç bir olayı anlatsak gerek.
Temelimiz gece yarısı bir tıkırtı sesine uyanmasıyla bakar ki eve hırsız girmiş eşyaları karıştırmakta. Işığı yakınca bir de görür ki bu hırsız kişi meğerse edâsı hoş, endâmı zarif , sedâsı güzel, gözleri ahû, seyrânı lâtif, cilvesi yaman bir genç hûri değil mi..? Korku ve kızgınlıkla, “Kıpraşma gıız..aha şimcik polis çağırayrum da!..” diye naralanaraktan telli-fona hamle etmiş ise de, hırsız dilber dile gelip başlamış yalvarmaya; “Uy Temelum kıyma pana..sakın çağurma şu polisi, ..dile penden ne dilersen..her isteğini yaparum da..” diyerekten bir hamlede giysilerini fora edip üryan olmasıyla, Temelimiz’in ossaat aklı başından hoplayıvermiş. Telli-fonu bırakıp, başlamış bir gayret ile hırsız dilberi öpmelere, mıncıklamalara, el peşrevleri ile okşamalara, ve daha neler de nelere. Lakin Temelimiz’in yaşı sekseni aşmış, her bir yanını ter basmış, lakin ne ettiyse muradına erememiş, nefesi fena daralmış bir halde telli-fona yürümüş ; “Olmayii be güzelim..olmayi..kusura kalma..mecbur çağuracağum polisi..”

Büyük piramidin firavunu Keops, İsa öncesi 2560 yılında ölmüş olup, piramitin içinde yattığı yerden hava deliğinden taşra (dışarı) bakınca göğümüzün yüzünde kutup
yıldızı niyetine Thuban isimli yıldızı görmekteyken, bu durum 3500 yıl içinde değişmiş, Keops’un deliğinden şimdiki kutup yıldızımız görülmeye başlamıştır.
Madem ki, ay dedemiz dünya çevresinde
28 günde, dünyamız eğik ekseninde 25800 yılda, güneş çevresinde 365 günde, güneşimiz saman yolu içinde 250
milyon yılda fırıl fırıl döner de dervişimiz neden dönmesin?
“Bu sırra münkirler ermez (inkar edenler)
Dost yüzün körler görmez
Çark-ı felek döner dönmez
Ya ben nice dönmeyeyim”
Hz.İsa doğduğunda ise şimdiki kuzey yıldızımız gerçek kuzeyden 12 derece sapık durduğundan, yıldızımız o devirde kimseye on paralık bilem yol yordam gösterebilememiştir.
Mevlevi semâzeninin göğe açık elinin çepeçevre dönmesi misali, sevgili dünyamızın
eğik ekseni de, 360 derecelik turunu 25,800 yılda tamamlamaktadır ki, kuzey kutbumuzun yıldızı da her birkaç bin yılda bir, ya yenilenmekte ya da yitip
gitmektedir.
Aşk odu yürekte yanar
Beni gören Mecnûn sanar
Gökyüzünde AY GÜN DÖNER
Ya ben nice dönmeyeyim”
Nizamoğlu (16. yüz yıl)

28 HAZİRAN 1389 GECESİ KOSOVA GÖKYÜZÜ BÖYLEYDİ
(BU RESİMİ ELDE ETMEK İÇİN, “STARRY NIGHT PRO 6” ASTRONOMİ PROGRAMINI KULLANARAK KOSOVA SAVAŞININ GERÇEKLEŞTİĞİ 28 HAZİRAN 1389 GECESİNE KADAR ZAMANDA GERİ GİTTİM VE GÖKYÜZÜNÜN O TARİHTEKİ GÖRÜNTÜSÜNÜ KOPYALADIM. TÜRK BAYRAĞINA İLHAM VEREN O GÖRÜNTÜNÜN BİR EFSANE DEĞİL, GERÇEKTEN DE O TARİHTEKİ GÖK YÜZÜNDEKİ HİLÂLİN İÇİNDE JÜPİTER GEZEGENİNİN OLDUĞUNU HAYRETLE GÖRDÜM.) (TS)
Bilgisayarımızı 28 Haziran 1389 gecesine çevirince yarım yüzlü ay dedemiz ve hilâlin içinde Jüpiter gezegenimizle birlikte gece ilerledikçe güneybatı yönünde yavaşça batmakta, I.Murat’ımızın savaş otağında tam üç adet ceset yatmaktadır.
Murat hanın Kosova’da savaş alanını gezme sonrası, “hak dinini kabul ettim” yalanı ile gelen Sırp Despotu Lazar’ın damadı Miloş tarafından bıçakla öldürülmüş, Miloş dahi oracıkta parça param adilip cesedi bir köşeye çekilmiş, acele otağa koşturan şehzade Ebâ Yezîd’e biat edilip ismi “Beyazid”‘e cevrilmiş, kardeşi şehzade
Yakup ise behemehal otağa çağrılıp oracıkta yay kirişi ile boğulmuştur ki, Shakespeare (‘Eşşekispir‘ okunur) trajedilerine kıyas çadırın içinde üç adet ceset, çadır halısı üzerinde yatmaktadır ; Sultan I.Murat, katil Miloş ve şehzade Korkut.
Gecemizin görkemli ışıldağı Jüpiterimizi görmek isteyenler Temmuz ve Ağustos gecelerinde güney-güneybatı yönünde 25 derece yukarı bir bakıversinler.
Gökbakıcınız (teleskop) olmasa da, göz bakıcınız ağzınızı açık kılacak.
Gözleriniz hep yükseklerde olsun. Fakîr-i pür taksir
Dr. Timur Sümer


Sevgili arkadaşlar bre…
“Dil nedür nesne mi var aşk oduna yakmadığun
Aşk zencirine gerden mi kodun takmadığun
Beni gördükçe yüzün döndürüben bakmadığun
Neyi ki, şive mi ki, cevr mi ki, naz mı ki ?”
(Yavuz Sultan Selim)
Meali: (Açıklaması)
Aşk ateşine yakmadığın bir şey mi kaldı ki gönlümü
yakmamış olasınAşk zincirini takmadığın bir gerdan mı bıraktın
Beni her görüşünde, yüzünü başka tarafa çevirip
bakmayışın,
Acaba nedir? İşve midir, eziyet midir, naz mıdır ?
Güneş battıktan sonra batı yönünde Orion’un sağ
cenahina bakarsanız 36 derece yükseklikte, küçük
parmak tırnağınızın altında kaybolacak küçüklükte,
“büyük ayı” yıldız kümesinin minnacık benzerini
göreceksiniz ki sakın şaşmayın.
Pleiades (yedi kız kardeş) tesmiye bu yıldız kümesini bir iyice
belleyin. Dürbünle bakıldıkta, siyah kadife üzerine
serpilmiş pırlanta taşlarına kıyas görünümü olan yedi
kız kardeş (“seven sisters”) 1 Nisan’da önce incecik
hilal durumundaki ay dedemizin karanlık yüzü
tarafından örtülecek, az sonra da, (saat 20:00’den
sonra) hilalın parlak kıyısından (alt kenarından)
pıtır pıtır bir dökülecektir ki seyrine doyum olmaz.
Geç kaldınız mı yandınız gitti; pırlantaların
dökülüşünü kaçırırsınız ki bizden günah gitmeyle
kalmaz, üstelik o gece ay dedemiz ise, semanın
kalanını ışıksız izleyesiniz fikriyle, size iyilik
yapıp 22:45’de kuzey-kuzeybatı yönünde ufkun altına
batacaktır. Sevabımıza, yedi kız kardeşin küçük gök
bakıcısıyla çekilmiş iki suretini göndermekteyiz ki,
bu iyiliğimiz de unutulmaya.
Kulağımızda müzik bestecisi Şehzade Korkut’un
Sûzidilâra peşrevi..
1512 yılının 24 Nisanıdır, Sultan I.Selim, babası II
Bayazıt’i tahttan indirip kendüsü tahta tırmandığında
gecenin yarısında gök yüzüne baksa idi güney doğu
ufkundan Mars (Merih) gezegeninin pırıldayarak yükseldiğini,
güney batıda yükseklerdeki üçte iki ay dedemizi, ve
onun da hemen solundaki Satürn (Zuhal) gezegenini görür, lakin
ufkun altında olduğundan, istese de yedi kız kardeşi
görebilemez idi.
Tahttan inmesiyle, II Bayezit, Edirne’ye doğru yola
düşmüş,
“Benim ekmeğimi yahvif idenler (korkutanlar)
Beni koyup Selim Şah’a gidenler
Hakikat râhına (yoluna) varanlar
Görün beyler bana nitti Selim Şah”
dedikten kısa bir süre sonra 26 Mayıs 1512 yılında
büyük olasılıkla oğlu Yavuz Sultan Selim tarafından
aşına ağu katılarak (yemeğine zehir katılarak) öldürülmüştür.
Karındaşı, bestekar şehzade Korkud ise, “Bizum
vicdanımızda mülk ve devlete cidden rağbet yoktur;
muradımız huzur edup, devam-ı devletimizin duasından
ibarettir” dediyse de Yavuz bu söze asla inanmayıp,
Korkud’dur,sakalını beyaza boyayıp kafasına külah
takmayla, Piyale adlı sadık kölesi ile firar edup,
Antalya yakınında bir mağarada saklanmaktayken
köylülerin ihbarı ile yakalanmış olup, Kapıcıbaşı
Sinan ağa tarafından ise boynuna kemend atularak
boğulmuştur.
(SEHZADE KORKUT KIMDIR) : TIKLAYINIZ
Şehzade Korkud, 13 Mart 1513 günü
Bursa’da Orhan Gazi türbesine gömülmüş, kölesi Piyale
bey ise mezarına türbedar edilmiştir. Piyale bey, o
gece saat 20:00’den sonra başını güney yönüne
döndürse idi, -4 parlaklıkta ışıldayan Çulpan (Venüs)
gezegenimizi, Çulpan’ın az üstünde ise yedi kız
kardeşin kendisine doğru şavkıdığını hayret ile görecek
idi.
“Bu Selimi kuluna cevri revân eylediğün
Bunca sıdkun reh-i aşkında yalan eyledigün
Yüzünü gösterûben yine nihân eyledigün
Neyi ki, şîve mi ki, cevr mi ki, nâz mı ki ?”
(Yavuz Sultan Selim)
Meali: (Açıklaması)
Bu Selim kölene eziyeti su gibi akıtışın
Aşkının yolundaki bunca doğruluğunu yalan edişin
Yüzünü gösterip sonra gizleyişin
Acaba nedir ? İşve midir, Eziyet midir, Nâz mıdır ?
Gözleriniz hep yükseklerde olsun,
Fakir-i pür taksir
Dr. Timur Sümer

TYCHO BREHE
ANTALYA’DA CIVA ZEHİRLENMESİ
29 Ekim 2007
Ya da “Tycho Brahe”
“Mecnunum Leyla’mı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordum ne söyledi
Kaşlarını yıktı geçti”
Saman içinde kalbur bulunan evvel bir zamanda,
harikalar diyarına varan Alis adlı küçük kız , (bakınız “Alis Harikalar Diyarında” kitabı) rast geldiği bir kediye , “burada ne gibi
kişilerle görüşürsünüz) ?” diye sorunca , kedidir, “valla şu yanda
Mart tavşanı bu yanda ise DELİ
ŞAPKACI vardır. İstediğinle eyleysebilirsin,
lâkin ikisi de tecennün etmiş (cinnet getirmiş)
delidir” deyince, Alis , “ben delirmişlerle hiç ilişkim olsun istemem”
deyince, kedidir, “ Öyle dersin de bunun mümkünü yoktur, çünkü
burada deli olmayan kimse yoktur; bendeniz deliyim, şapkacı delidir,
hatta bilhassa zât-ı aliniz bile deli sayılırsınız”,
deyip Alis’imizi bozum etmiş, Alis ise,”biz ne için
deli sayılmaktaymışız bakalım?” diye
sorunca, kedidir, “deli değil isen burada ne işin var ?” diye Alis’in sorusuna
sual yetiştirip, Alis’imizi şaşkınlığa uğratmış idi.
***
“Soramadım bir çift sözü
AY mıydı GÜN müydü yüzü
Sandım ki ZÜHRE yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti”
19 uncu yüzyılda ülkemizdeki fes kalıpçılarının
deli sanılması, ve de Avrupa’daki şapkacılara da
“deli şapkacı” (“mad hatter”) denmesinin nedenin şapka
kalıplamakta kullanılan cıva nitrat içeren buharın yol
açtığı cıva zehirlenmesi olduğu neden sonra
anlaşılmış, heyhât, bu cehâlet ise kimbilir kaç fes
kalıpçısının canını almıştır bilinmez.
***
“Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
YILDIZ gibi aktı geçti
Dört yıl önce, Antalya sancağımızın tıp
fakültesinden, Dr.Koyun adlı arastırmacı , üç adet
çocuğun, bu devirde olur mu demeyin, cıva
zehirlenmesinden helâk olduğunu “Eurepean Journal of Pediatrics”
adlı dergıde yayınlamasındaki “lâhavle” kat sayısını da varın siz
hesaplayın.
***
“Bilmem hangi BURÇ YILDIZI
Bu dertler yareler bizi
Gamze okun bazı bazı
Yâr sineme çaktı geçti”
Cıva zehirlenmesinin klinik belirtileri olan, kas
titremeleri, istemsiz el kol hareketleri, görme ve
konuşma bozukluklarıyla müterafik bir hâle dûçar olan ünlü
gök bilimci Tycho Brahe öğrenciliği sırasında bir
düello sırasında burnunu yitirmiş, yerine bakırdan bir
burun taktırmış idi.
***
“Yine yaprakların rüzgarların peşi sıra gittiği” şu
Ekim ayının göğünde hava kararır kararmaz
güney-güneybatı yönüne bakarsanız, dünyamızdan giderek
uzaklaşan Jüpiter gezegenimizi görür de şaşar
kalırsınız.
Gece 11:00’den sonra ise muhteşem Merih (Mars),
yirmi-iki âyar altın renginde doğu yönünden yükselmeye
başlar, gece boyunca önce taa tepelere kadar çıkıp biz
ölümlüleri yukarlardan şöyle bir kolaçan eder, sabaha karşı da
yorulmuş olarak batı yönünde ufkun altına bir saklanır
ki, insanda ısırılmadık parmak kalmaz. Kendi
elcağızımızla görüntüledigimiz , heyhât, Merih (Mars) gezegeninden çok lâhmacuna benzeyen resimi ilişikte hizmetinize sunmuşuzdur ki bu iyiliğimiz de
unutulmaya.
***
Aynı Tycho Brahe, 11 Kasım 1572 yılında Cassiopeia
burcunda bir yıldızın büyük bir görkemle patladığını
gözlemiş, bu patlamayı ve çıkan toz dumanı tam bir yıl
izlemiştir ki bu olay gözlenen ilk süpernova (1572)
oluşumudur. Bu toz duman, yalanım varsa nimet çarpsın,
bakmasını bilene hâlâ görünmektedir ki, fakir bu süpernova (SN1572)
görüntüsünü de sevabımıza göndermekteyiz.

SN 1572
(ASTRONOMI ATLASINDA SN 1572)
Hz. İsa’ni doğumundan1601 yıl geçtiğinde bir gece Tycho
Brahe’nin fena halde idrar hâceti gelmiş olup,
katıldığı keyif cemaatini terk etmekten utandığından,
helaya gitmemiş, idrarını
tutmakla, güya mesanesini çatlatup mevt-i abyaz ( ani ölüm)
olduğu yazılmaktaysa da, olunursa da seneler sonrası yapılan
otopside, Tycho’nu tüm organlarında çok yüksek düzeyde
cıva bulunduğu gösterilmiştir.
***
“İzzeti der ne hikmet iş
Uyur iken gördüm bir düşü
Zülüflerin kemend etmiş
Yar boynuma taktı geçti” (Şair İzzetî)
EN BÜYÜK BAYRAMIMIZ KUTLU, gözleriniz ise hep yükseklerde
olsun.
Hakîr-i pûr taksir
Dr.Timur Sumer

Sevgili Arkadaşlar:
Ekim ayının başında doğu güneydoğu semalarında görülmeye başlayacak ISON kuyruklusu hakkında bilgi için aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız
Ayrıca ekimizde Messier-17 adli bulutsunun değişik filtrelele çekilmiş iki görüntüsünü bulacaksınız.
(AŞAĞIDAKİ FIKRA İNTERNETTEN ALINDI; YAZARI BİLİNMİYOR)
Üç arkadaş bir yaz günü gezmeye çıkmışlar.
Üç kişiden biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni. Ermeni olan aynı zamanda papaz…
Hava da çok sıcak… Bir süre sonra hararet basıyor, susuyorlar. Etrafta şu falan yok ama bağların olgun zamanı.
“İki salkım üzüm yiyelim” diyerek bir bağa giriyorlar.
Bağın sahibi orada uyuyor ama bizimkiler onu fark edemiyorlar.
“Daha sonra sahibini bulur kaç paraysa veririz” diyerek üzüm yemeye başlıyorlar.
Bu sırada bağın sahibi uyanıyor. Bakıyor ki üç kişi üzümünü yiyor. Fena bozuluyor ama üç kişiyle başa çıkamayacağını düşünerek, kıyafetinden Ermeni papaz olduğu anlaşılana dönüyor:
“Bak bu adam Türk, yesin malımı. Benim kanımdandır. Helalı hoş olsun.
Bu da Kürt’tur ama din kardeşimdir. Sen niye yiyorsun benim üzümümü?” diye soruyor.
Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt’ün hoşuna gidiyor.
Adam, papazı bir güzel dövüyor, kıpırdayacak hal bırakmayarak yere uzatıyor.
Bağ sahibi biraz sonra Kürt’e dönüyor.
“Müslümansın da niye sahipsiz bağa giriyorsun.
Bu adam benim kanımdan yediyse afiyet olsun, çünkü o Türk’tür.
Kardeşimdir” diyerek bir güzel onu da dövüp yere uzatıyor.
Türk ucuz kurtulduğuna seviniyorken adam bu sefer ona dönüyor:
“Tamam, anladık Türk’sün, aynı kandanız, aynı dindeniz ama sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi ulan?” diyerek Türk’e de vurmaya başlıyor.
Türk yumrukla yere yuvarlanınca Kürt’e dönüyor ve şöyle fısıldıyor:
“Biz papazı dövdürmeyecektik.”
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Timur



Sevgili arkadaşlar :
Türkiyemiz’de yakın gelecekte seçim yapılacak olup, sevgili halkımızın demokrasi bilinci bir kez daha sınanacaktır. Bildiğimiz kadarıyla halkımız, kendi işine yarayacak adaya töbe oy vermez. Görünen odur ki, ahâlimiz kime oy vereceğine çoktaan karar vermiş olup, şimdiden havalara zıplamakta imiş.
Bu cümleden olmak üzere bir gülmece ve dahi Michigan semâlarında tepeden bizlere bakan M81 ve M33 gök adalarının sûretlerini göndermekteyiz ki kimse üzerine alınmaya.
“Gâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi
Gâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni”
(Kul Nesimi)
Kaza sonucu kolunun birini kaybeden garip bir âdem, ziyâde depresyona duçâr olmuş, hayatına son verip azâbından kurtulmak murâdıyla yüksek bir binanın tepesine çıkıp, tam atlamak üzere eğilmesiyle, aşağıda her iki kolu dahî kopuk bir başka âdemin hoplayıp zıpladığını görmekle yaman hicâb etmiş. “Ben tek bir kol için ölmeyi düşünürken, iki kolu dahî olmayan şu âdemin sevinçten hoplayıp zıplamasında nice ibretler yok mudur ?” deyû efkâr yürütüp, umut ile aşağıya inmesiyle, hoplayıp zıplayan kolsuz âdeme, neden bu kadar sevinçli olup havalara zıpladığını sual etmiş. Zıplayan âdem ise, bir lâhza soluklanmanın ardından cevaba ayâz etmiş idi: “Ne sevinci birader..kıçımız bir kaşınmakta ki o kadar olur”
Hakîr-i pür taksîr
Timur

M33

M81

( Yukarda arkadaşım DAVID’in kuyruksuz HOLMES görüntüsü)
KUYRUKSUZ YILDIZ HOLMES
31 Ekim 2007
Fikir uçuşmaları ve kuyruksuz yıldız.
“Gurûb etti güneş dünya karardı
Gül-i bağ-ı emel soldu sarardı”
(Deli Hikmet bey) (Hacı Arif bey; Kürdili
hicazkar beste) EMEL SAYIN ( MÜZIK IÇIN TIKLAYIN)
Temel’dir, vaazdan sonra hocaya, ” Hoca efendi, hak
emri vâcib olduğunda öte dünyada dört adet Hûri’nin
zevkimize âmade olacağı doğru mu ola da.. ?” diye
sormasıyla, hocadır, “elbette doğrudur, beş vakit
namazını kıl, öldüğünde Hüdâ sana dört adet Hûri
bağışlayacaktır” demesiyle, Temel’dir, “Uy be
hocafendi, ya bizim karı.., ya ona n’olcek zıbarınca “
diye sual edince, hoca, “Doğrudur, namazını kılıp
duasını ederse, Hüdâ’mz Fadime’ye de dört adet
‘Nûri’ bağışlayacaktır” diye eyitince,
Temel’dir hemen eve koşmasıyla Fadime’nin seccâde üzerinde olup,
namazını edâ ettiğini görünce, tepesi ataraktan, ” UY
KARIII !…BU NE NAMAZI GIIZ ?…ORUSPU MU OLCEN
BAŞIMIZA GIIZ !!?..”diye hiddetle ünnemişti.
Elçiye katiyyen zevâl olabilemez; bu fakir dahî Bâki’nin
lâfını aktarmaktayız :
Gûya yarasanın gözleri
olmadığından, güneşin dünyaya ışık verdiğini inkâr
etse de, güneşimizin gücü bu inkâr ile zerre kadar
eksilmez imiş.
“Güneşin zerre kadar kadrine noksan gelmez
Eylese nur-i cihan-tâbını huffâş inkâr”
(huffâş =yarasa)
(Bâki)
Dr. Mustafa Kahramanyol kardeşimizin dehşet hafızasıyla
hatırlattığı bir okul anımızı şuracıkta hizmetinize
sunalım istedik.
Tarih yapraklarının “fi”‘yi gösterdiği bir zamanda,
Hacettepe’sinde rahmetli hocamız Prof. Dr. Muharrem Köksal’ın
patoloji dersini izlemekteyiz; haliyle, anfi zindan
misâli karanlık, hoca kaygan (“slide”) resimleri
gösterip ders anlatmakta ise de, karanlığın zindanında
kimi mahlûkat ülfet (ahbaplık), kimileri ünsiyet (dostluk) etmekte,
kimileri ise uyku derûnunda rûyalar görmekte iken,
âniden ışıkların yanıvermesiyle, uyuyanlar hırppadanak
uyanmış, cümle dideler (tüm gözler) kamaştığında ise
hocamız Ziya Paşa’nın ünlü beyitini okumuştu.
“Erbab-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar
Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan”
(Huffâş)= Yarasa
Açıklaması : Olgun insanı olumsuz kimseler çekemez, çünkü
yarasanın gözleri ışıktan rahatsız olur)
Ziya paşamız burada kendi adını ve de “ziyâ”
sözcüğünün “ışık” anlamını birlikte kullanıp yaman bir
cinas yapmıştır, ki anlayana ne mutlu.
Güneşimiz “gurûb” edip (batıp) dünya karardıktan sonra gül
cemâlinizi kuzey doğuya çevirip, 35 derece yükseklikte
“Perse” takımadasının en parlak yıldızı Mirfak’ın
hemen altına bakarsanız, bir haftadır gökyüzümüzde
görünmekte olan “P/17 Holmes” adlı kuyruksuz
yıldızı çıplak gözle bile görürsünüz de hayretinizden
lâhavleniz şaşırır. Bu koca göktaşı (çapı 10 km)
sevgili dünyamızdan 1.6 AU (AU=”astronomical ünit=
150 milyon km) (Dünyamızın güneşimizden uzaklığı = 1 AU) , güneşimizden ise 2.5 AU uzaklığında olduğundan, heyhât ki ne heyhât buhar çıkarıp,
“kuyruk” oluşturamamaktadır. Bu nedenle kendisine “KUYRUKSUZ YILDIZ” demekteyiz.
Sırf hayır duanız almak muradıyla, nereye
bakacağınızın şemasını, arkadaşımız David’in
teleskoplu görüntüsünü, ve de yakınlaştırıcı
mercekle sehpa üzerinde (se+pa =3 ayaklı)
bu fakirin görüntülediği suretini yazımıza eklemiş
bulunmaktayız.
Vallâ ben de Fuzûli’nin yalancısıyım: Eğer düşman sana
karşı durmadıysa bunun sabebi vardır ; çünkü sen yerinde duran
bir güneşsin, düşman ise kör bir yarasadır.
“Ger sana düşman mukabil durmadıysa vechi var
Ol durur huffaş, sensin âfitâb-i bi-zevâl” (Ger = eğer, (vech=sebep) (âfitâb-i bi-zevâl=yerinde duran güneş)
(Fuzûli)
Gözleriniz hep yükseklerde olsun.
Fakir-i pûr taksir
Dr. Timur Sümer

(Fakirin kuyruksuz HOLMES görüntüsü)

HOLMES’in gökteki konumu
You must be logged in to post a comment.